P
Pusarık
Guest
Geldim ve bir iz bırakmadan gitmek olmaz
Gökhan Özcan abimizin yazıları bir başka güzellikte.. İşte o güzellerden bir tanesi..
Virane
Bir viraneye ne kadar derinden bakarsak bakalım; gözümüze çarpan herşeyle aramıza, eskimenin küf kokulu örtüsünden türeyen mesafeler giriyor mutlaka.
Kurşuni bir sis bulutunun ortasında, yakınlaştıkça uzaklaşan bir virane var. Duvarlarının yıkık yerlerinden, kim bilir hangi kırık yaz sonundan kalma çerçöple karılan harç tozları dökülmüş.
Sıva çatlaklarında geçmişin gelgitinden sag kurtulan avazeler, kahkahalar çınlıyor.
Hava soguk...
Yerlerde topraga bulanarak mevsimini yitiren çürümüş ayva yapraklarına rastlanıyor.
Boyası epeyce aşınmış merdiven trabzanlarına küçük tarihlerin parmak izleriyle silik notlar düşülmüş.
Çatının açılmış yerlerinden aşa ılara sarkan gümüş rengi soguk ışık huzmeleri bu notları aydınlatıyor.
Tavandan sarkan teli kopmuş bir ampul, ara sıra ugrayan ayaz yeline kapılarak sallanmasını sürdürüyor.
Tahta kalaslarda çivi delikleri bitmek tükenmek bilmeyen paslı kanamalar geçiriyor.
Baktı ımız her yönde, duvarda izini bırakıp hayattan çekilen birkaç tahta çerçeve iziyle karşılaşıyoruz.
Elimizi hayatın tozlu hafızasına uzatmaya cesaretimiz varsa, sararmış birkaç resim parçasına da rastlayabiliyoruz kıyıda köşede.
Çünkü böylesi viraneler, her şeyin bir parçasını gizliyor mutlaka kuytularında.
Ne tam hatırlanabilsinler, ne tam unutulabilsinler diye...
Ne kadar dikkat etsek de, hafif bir burkulma hissinden başka bir tad kalmıyor dama ımızda bu eski köhne hesaplardan.
Bir viraneye ne kadar derinden bakarsak bakalım; gözümüze çarpan her şeyle aramıza, eskimenin küf kokulu örtüsünden türeyen mesafeler giriyor mutlaka.
Ya da virane, rutubetin zorba dokunuşlarıyla çözülen çaput parçalarından, dayama yastıkları ve ot minderlerin etrafa yaydı ı saman sarısından, bütünlü ünü kaybetmiş, anlamsızlaşmış cam parçacıklarından, dua kitaplarından, gazete kırpıntılarından, eski okul defterlerinden, bükülüp atılmış tel yumaklarından, yamulmuş alüminyum tavalardan, kızılı çıkmış bakır sahanlardan, şişe tıpalarından, mum eriyiklerinden, ya lekelerinden dokunmuş bir şala bürünerek gizleniyor ve koruyabildi ince koruyor meraklı varlı ımızdan kendini.
Virane ne kadar bize ait bir sızıysa, bir o kadar bizden uzak bir sızıdır sonuçta.
Kurşuni bir sis bulutunun arasından hayatımıza dokunan bütün bu görüntüler; görmekten kaçınamadı ımız ve aynı zamanda görmekte zorlandı ımız ayrıntılarıdır bir köşede çılgınca birikmekte olan hayatlarımızın.
Kurşuni bir sis bulutunun arasından, içimize açılan derin pencerelerden ve nabız atışlarımızdaki beklenmeyen ritim de işikliklerinden ayrı ayrı sızarak avuçlarımızı dolduran bu esrarlı hayal, bu inkar edilmez gerçek, gerçekle hayalin bu sarsıcı hatıra foto rafı, dişlerimizin arasına sıkıştırılmış metal bir künye gibi so utur günlerimizi.
Ona bakar dururuz, o bize bakar durur, zaman akar durur ve biz zamanın kıvamı kaçmış bulamacına akar dururuz.
Hepimiz içimizde sızlayan viranelerle yaşayıp gidiyoruz.
Hepimiz üstümüzdeki bu betonarme gelecegin altında eziliyoruz.
/ Gökhan Özcan /
Gökhan Özcan abimizin yazıları bir başka güzellikte.. İşte o güzellerden bir tanesi..
Virane
Bir viraneye ne kadar derinden bakarsak bakalım; gözümüze çarpan herşeyle aramıza, eskimenin küf kokulu örtüsünden türeyen mesafeler giriyor mutlaka.
Kurşuni bir sis bulutunun ortasında, yakınlaştıkça uzaklaşan bir virane var. Duvarlarının yıkık yerlerinden, kim bilir hangi kırık yaz sonundan kalma çerçöple karılan harç tozları dökülmüş.
Sıva çatlaklarında geçmişin gelgitinden sag kurtulan avazeler, kahkahalar çınlıyor.
Hava soguk...
Yerlerde topraga bulanarak mevsimini yitiren çürümüş ayva yapraklarına rastlanıyor.
Boyası epeyce aşınmış merdiven trabzanlarına küçük tarihlerin parmak izleriyle silik notlar düşülmüş.
Çatının açılmış yerlerinden aşa ılara sarkan gümüş rengi soguk ışık huzmeleri bu notları aydınlatıyor.
Tavandan sarkan teli kopmuş bir ampul, ara sıra ugrayan ayaz yeline kapılarak sallanmasını sürdürüyor.
Tahta kalaslarda çivi delikleri bitmek tükenmek bilmeyen paslı kanamalar geçiriyor.
Baktı ımız her yönde, duvarda izini bırakıp hayattan çekilen birkaç tahta çerçeve iziyle karşılaşıyoruz.
Elimizi hayatın tozlu hafızasına uzatmaya cesaretimiz varsa, sararmış birkaç resim parçasına da rastlayabiliyoruz kıyıda köşede.
Çünkü böylesi viraneler, her şeyin bir parçasını gizliyor mutlaka kuytularında.
Ne tam hatırlanabilsinler, ne tam unutulabilsinler diye...
Ne kadar dikkat etsek de, hafif bir burkulma hissinden başka bir tad kalmıyor dama ımızda bu eski köhne hesaplardan.
Bir viraneye ne kadar derinden bakarsak bakalım; gözümüze çarpan her şeyle aramıza, eskimenin küf kokulu örtüsünden türeyen mesafeler giriyor mutlaka.
Ya da virane, rutubetin zorba dokunuşlarıyla çözülen çaput parçalarından, dayama yastıkları ve ot minderlerin etrafa yaydı ı saman sarısından, bütünlü ünü kaybetmiş, anlamsızlaşmış cam parçacıklarından, dua kitaplarından, gazete kırpıntılarından, eski okul defterlerinden, bükülüp atılmış tel yumaklarından, yamulmuş alüminyum tavalardan, kızılı çıkmış bakır sahanlardan, şişe tıpalarından, mum eriyiklerinden, ya lekelerinden dokunmuş bir şala bürünerek gizleniyor ve koruyabildi ince koruyor meraklı varlı ımızdan kendini.
Virane ne kadar bize ait bir sızıysa, bir o kadar bizden uzak bir sızıdır sonuçta.
Kurşuni bir sis bulutunun arasından hayatımıza dokunan bütün bu görüntüler; görmekten kaçınamadı ımız ve aynı zamanda görmekte zorlandı ımız ayrıntılarıdır bir köşede çılgınca birikmekte olan hayatlarımızın.
Kurşuni bir sis bulutunun arasından, içimize açılan derin pencerelerden ve nabız atışlarımızdaki beklenmeyen ritim de işikliklerinden ayrı ayrı sızarak avuçlarımızı dolduran bu esrarlı hayal, bu inkar edilmez gerçek, gerçekle hayalin bu sarsıcı hatıra foto rafı, dişlerimizin arasına sıkıştırılmış metal bir künye gibi so utur günlerimizi.
Ona bakar dururuz, o bize bakar durur, zaman akar durur ve biz zamanın kıvamı kaçmış bulamacına akar dururuz.
Hepimiz içimizde sızlayan viranelerle yaşayıp gidiyoruz.
Hepimiz üstümüzdeki bu betonarme gelecegin altında eziliyoruz.
/ Gökhan Özcan /