- Üyelik Tarihi
- 30 Nis 2018
- Mesajlar
- 480
- Aldığı Beğeniler
- 2,157

Yanıbaşında en kötü gerçeklerle de yaşayabiliyor insan. En katlanılmaz görüntülere, seslere, kokulara, hatta insanlara da alışabiliyor. Kendi hayatını doğrudan etkilemeyen gerçekleri kabullenmesi, umursamadan yanından geçip gitmesi neyse de, insanın kendi canına ya da ruh dünyasına kasteden bir şeyi vazgeçilmez görerek sahiplenmesini nasıl izah edebiliriz?
Bu, tedavi edilmesi gereken, tek başına üstesinden gelemeyeceği maddi ya da manevi yönleri olan bir hastalık olabilir mi? İnsanın kendisini bir reçeteye muhtaç hissetmesi gerekmez mi?
Aldanışlarımıza, aldatışlarımıza öyle güzel elbiseler giydiriyor, onları öylesine süslüyoruz ki âdeta aklımız başımızdan gidiyor. Uyur gibiyiz, ya da sarhoş gibi... Zihnimizde öyle bir tablo boyuyoruz ki, her renginde solup gidiyor gerçek yaşantımızın gerçek renkleri...
"Nereye kadar sürdürebiliriz bu hâlimizi?" sorusunun cevabı da bir kamyon arkası yazısı pervasızlığında oluyor genelde; "Gittiği yere kadar!"
Gideceğimiz yerin, işin nereye varacağının bilgisinden marum da değiliz üstelik. Ama işte insan bu, aldanır!
Ve aldatır!
En çok da kendini!
Halil İbrahim