- Üyelik Tarihi
- 13 May 2010
- Mesajlar
- 724
- Aldığı Beğeniler
- 12
Mü’minlerin Allâh’a sevgi ve muhabbetleri pek şiddetlidir. (el-Bakara, 165)
Meltemlerin ve rüzgârların yüzüme değer, serinletir beni. Sarar, ferahlatır.
Öylesine özlüyorum ki Cemâlini, bu ferahlık bile, beni ağlatır.
Rabbim gerçek manada beni sen sevdin. Niceleri ise sever gibi göründü. Ama
daima, kendilerini sevdiler. Çünkü âcizdiler, fâniydiler. Kendilerine bile
yetemediler ki, bana yetseler.
Hepsi Sana borçluydu varlığını. Hepsinin bir canı vardı. Ve onlar, kendi canları
yanmadıkça, anlayamadılar acıyı. Anlayanlar da zaten, kendilerince bir mânâ
çıkardı.
Sen varsın hakkıyla bilen beni. Her şeyimle bilen, her şeyimle seven, bir tek
Sen. Sevdiğini biliyorum, zira sevmemiş olsaydın, o kadar kendinle meşgul
etmezdin beni. Sevmemiş olsaydın, aratmazdın böylesi. Sen sevmemiş
olsaydın, sevebilir miydim ki Seni?
Sen canımın Cânânı. Sen’in sevginde vefâyı idrak ettim ben. O eşsiz vefâna,
karşılık vermekten âciz oldum her zaman. Seni, Senin beni sevdiğin gibi
sevmekten âcizim. Zira Sen yaratansın, ya ben? Ben, kul olmayı bile
beceremeyen.
Yalnızca Sendeydi tatmin. Sadece Sende. Bir Sen yettin bana. Kimselerle
yetinemedim.
Acı çekmeyi sever oldum Senin izninle. Dertlerin içinde gizlenmiş nice derman
buldum.
Sevdirdiğince sevdim Seni. Buldurduğunca buldum. Bir Sen varsın Bâkî olan.
Geride ne varsa fâni. Bütün varlıkların hepsi fâni. Kimi güzel, kimi çirkin, kimi
vasat, ama işte her biri fâni. Dallardaki çiçekler, göklerdeki bulutlar, çöller,
pınarlar hep fâni. Seraplar ve gölgeler fâni.
Çöllerde kalmayı sevdim Seninle. Yalnızdım, kalabalıklar içinde. Her şeyde Senin
sanatını görmeyi sevdim ben. Herkeste Senden bir tecelli bulmayı sevdim.
Yıldızlarda nûrunu, güneşte nârını, ateşte hârını bulmayı sevdim.
Hiçbir şeye muhtaç olmayışını sevdim ben. Azîz oluşunu, Kâdir-i mutlak oluşunu
sevdim. Settâr oluşunu sevdim. Öylesine güzel bir sırdaştın ki Sen, kimselere
bir sırrımı vermedin. Günahıma rağmen yücelttin beni.
Şeref ikram ettin. Ekrem-ül ekremînsin.
Kulunu sevmeni sevdim. Ey Rabbim! Ben unuttum, unutmadın. Ben, adını
anmadım, yine de bırakmadın. Yüceler yücesi aşkına karşılık vermek varken,
Seni bırakıp başkalarına yandım. Yine de vazgeçmedin benden.
Sevdin beni, oysa, ben Sana kul bile olamadım. Nankörlük ettim. Yine de
nimetlerini esirgemedin.
Şikayet eden, sızlanan, dert yanan hep ben oldum. Sen, sabrettin. Sen sevdin
beni. Bense vefâsız bir sevgiliydim. Kıymetini bilemedim.
Şimdi, cemâlinin hasretiyle yanıyorum. Ve Senin muhabbetin fâni hazları
benden yok etti. O kadar ki, güneşin kavurucu sıcağında da, serinleten
rüzgarda da, Senin hasretin içindeyim.
Senin sadece sanatını seyretmek yetmiyor artık! Şahdamarımdan daha yakın
olmanı sevdim. Ama bu bile yetmedi bana. Korkuyorum perdeler arkasında
kalmaktan. Korkuyorum, başkalarına görünüp de beni mahrum koymandan.
Cemâlin. Tüm derdim bu ey Rabbim!
Cemâlin tüm derdim bu ey Rabbim.
Dayanamam Mevlâm! Ne olur Sensiz bırakma beni! Biliyorum ki, ne yaparsam
yapayım, cemâlini hak edecek bir sermaye biriktiremem.
Seni hak edecek gücüm yok benim. Seni hak edecek amelim yok. Hiçbir şeyim
yok ey en Güzel! Ellerim bomboş. Üstelik günah kirleriyle lekeliyim. Bembeyaz
gelemiyorum Sana. Yarattığın gibi tertemiz değilim. Dünya kirletti beni, nefsim
aldattı. Şeytana kandım. Müflisim. Vi hiçbir şeyim yok!
Duyduğum iştiyakın sebebi, yine Sensin. Sensin her yanımda. Sensin varlığım.
Zenginliğim Sensin. Tüm sefilliğime rağmen yine de Seni isteyişim, sırlarındandır.
Bilmiyorum, bilen Sensin. Ve eğer, murâdıma, maksûduma, matlûbuma, yani
Sana, yani Senin Cemaline kavuşursam bir gün, bu da sadece Senin
merhametin.
Sermayem yok Sevgili! Tüm sermayem, rahmetin. Lokmanın bile derman
olamayacağı derdimin, dermanısın Sen!
Yârsın!
Cansın!
Şifâsın!
Lokmanda değil ey Yâr, Sendedir benim devâm!
Sana kavuşmadıkça, huzur da bana haram!
Sermayem rahmetin, ilâcım Cemâlindir,
vesselâm!
Neslihan Nur Türk
Meltemlerin ve rüzgârların yüzüme değer, serinletir beni. Sarar, ferahlatır.
Öylesine özlüyorum ki Cemâlini, bu ferahlık bile, beni ağlatır.
Rabbim gerçek manada beni sen sevdin. Niceleri ise sever gibi göründü. Ama
daima, kendilerini sevdiler. Çünkü âcizdiler, fâniydiler. Kendilerine bile
yetemediler ki, bana yetseler.
Hepsi Sana borçluydu varlığını. Hepsinin bir canı vardı. Ve onlar, kendi canları
yanmadıkça, anlayamadılar acıyı. Anlayanlar da zaten, kendilerince bir mânâ
çıkardı.
Sen varsın hakkıyla bilen beni. Her şeyimle bilen, her şeyimle seven, bir tek
Sen. Sevdiğini biliyorum, zira sevmemiş olsaydın, o kadar kendinle meşgul
etmezdin beni. Sevmemiş olsaydın, aratmazdın böylesi. Sen sevmemiş
olsaydın, sevebilir miydim ki Seni?
Sen canımın Cânânı. Sen’in sevginde vefâyı idrak ettim ben. O eşsiz vefâna,
karşılık vermekten âciz oldum her zaman. Seni, Senin beni sevdiğin gibi
sevmekten âcizim. Zira Sen yaratansın, ya ben? Ben, kul olmayı bile
beceremeyen.
Yalnızca Sendeydi tatmin. Sadece Sende. Bir Sen yettin bana. Kimselerle
yetinemedim.
Acı çekmeyi sever oldum Senin izninle. Dertlerin içinde gizlenmiş nice derman
buldum.
Sevdirdiğince sevdim Seni. Buldurduğunca buldum. Bir Sen varsın Bâkî olan.
Geride ne varsa fâni. Bütün varlıkların hepsi fâni. Kimi güzel, kimi çirkin, kimi
vasat, ama işte her biri fâni. Dallardaki çiçekler, göklerdeki bulutlar, çöller,
pınarlar hep fâni. Seraplar ve gölgeler fâni.
Çöllerde kalmayı sevdim Seninle. Yalnızdım, kalabalıklar içinde. Her şeyde Senin
sanatını görmeyi sevdim ben. Herkeste Senden bir tecelli bulmayı sevdim.
Yıldızlarda nûrunu, güneşte nârını, ateşte hârını bulmayı sevdim.
Hiçbir şeye muhtaç olmayışını sevdim ben. Azîz oluşunu, Kâdir-i mutlak oluşunu
sevdim. Settâr oluşunu sevdim. Öylesine güzel bir sırdaştın ki Sen, kimselere
bir sırrımı vermedin. Günahıma rağmen yücelttin beni.
Şeref ikram ettin. Ekrem-ül ekremînsin.
Kulunu sevmeni sevdim. Ey Rabbim! Ben unuttum, unutmadın. Ben, adını
anmadım, yine de bırakmadın. Yüceler yücesi aşkına karşılık vermek varken,
Seni bırakıp başkalarına yandım. Yine de vazgeçmedin benden.
Sevdin beni, oysa, ben Sana kul bile olamadım. Nankörlük ettim. Yine de
nimetlerini esirgemedin.
Şikayet eden, sızlanan, dert yanan hep ben oldum. Sen, sabrettin. Sen sevdin
beni. Bense vefâsız bir sevgiliydim. Kıymetini bilemedim.
Şimdi, cemâlinin hasretiyle yanıyorum. Ve Senin muhabbetin fâni hazları
benden yok etti. O kadar ki, güneşin kavurucu sıcağında da, serinleten
rüzgarda da, Senin hasretin içindeyim.
Senin sadece sanatını seyretmek yetmiyor artık! Şahdamarımdan daha yakın
olmanı sevdim. Ama bu bile yetmedi bana. Korkuyorum perdeler arkasında
kalmaktan. Korkuyorum, başkalarına görünüp de beni mahrum koymandan.
Cemâlin. Tüm derdim bu ey Rabbim!
Cemâlin tüm derdim bu ey Rabbim.
Dayanamam Mevlâm! Ne olur Sensiz bırakma beni! Biliyorum ki, ne yaparsam
yapayım, cemâlini hak edecek bir sermaye biriktiremem.
Seni hak edecek gücüm yok benim. Seni hak edecek amelim yok. Hiçbir şeyim
yok ey en Güzel! Ellerim bomboş. Üstelik günah kirleriyle lekeliyim. Bembeyaz
gelemiyorum Sana. Yarattığın gibi tertemiz değilim. Dünya kirletti beni, nefsim
aldattı. Şeytana kandım. Müflisim. Vi hiçbir şeyim yok!
Duyduğum iştiyakın sebebi, yine Sensin. Sensin her yanımda. Sensin varlığım.
Zenginliğim Sensin. Tüm sefilliğime rağmen yine de Seni isteyişim, sırlarındandır.
Bilmiyorum, bilen Sensin. Ve eğer, murâdıma, maksûduma, matlûbuma, yani
Sana, yani Senin Cemaline kavuşursam bir gün, bu da sadece Senin
merhametin.
Sermayem yok Sevgili! Tüm sermayem, rahmetin. Lokmanın bile derman
olamayacağı derdimin, dermanısın Sen!
Yârsın!
Cansın!
Şifâsın!
Lokmanda değil ey Yâr, Sendedir benim devâm!
Sana kavuşmadıkça, huzur da bana haram!
Sermayem rahmetin, ilâcım Cemâlindir,
vesselâm!
Neslihan Nur Türk