Aşağıdaki şiir Yavuz'un Allah Rasûlü (s.a.)'ne karşı olan hürmet ve muhabbetini ne güzel ifade eder:
Ey kerem kanı Rasul-i KibriyaKemlerindir bu Selîm-i pür-hataDergehinden ilticâ eyler atâEl-meded vey ma'den-i nur-i Huda"
Zekî ve güçlü kumandan Yavuz, 10 Eylül 1517'de Kahire'den İstanbul'a dönerken:
"Gönül ister ki, Afrika'nın kuzeyinden Endülüs'e çıkayım ve sonra Balkanlar üzerindentekrar İstanbul'a döneyim!" diyerek doyumsuz fetih arzusunu dile getirirken, gerçek bir müslümanın ufkunu ortaya koymuş oluyordu.Cihangir Padişâh, bir gün Yeryüzü'nün genişliğini merak etmişti. O'na bir Dünya Haritası getirdiler. Hayret ve istihfafla baktı ve:
"Bir hükümdar için eh, neyse!.. Ama iki hükümdar için az!" diyerek, haritayı atının ayaklarının altına attı. Ve atını şaha kaldırdı.
Bu manzara, Yavuz'un mağrûrluğunu değil, rûhunda taşıdığı cihad aşkının haşmetli şahlanışını ifade eder... Büyük şair Yahya Kemâl, O'nun bu doyumsuz cihad meylini:Sultan Selîm-i Evvel'i ram etmeyip ecel;Fethetmeliydi alemi şan-ı Muhammedi!mısrâları ile ebedîleştirmiştir.
Büyük cengaver Hünkar, Osmanlı toprağını, bugünkü Türkiye'nin tam beş katı artırarak, 4.182.000 km2 genişletti. Mısır ve Arabistan yarımadası Osmanlı hakimiyetine geçti. Hind Okyanusu'na kadar inildi. Kuzey Afrika hakimiyeti ile Osmanlı hududu Atlas Okyanusu'na dayandırıldı. Hicaz ve Ortadoğu ülkeleri Osmanlı hizmetine açıldı. Mübarek ve mukaddes emanetler, İstanbul'a getirilerek İstanbul, şeref ve izzet kazandı. Bunlar, Topkapı Sarayı'nda mahsus bir hücreye konularak burada yirmi dört saat kesintisiz Kur'an-ı Kerîm okunması için kırk hafız tayin edildi, ilk Kur'an-ı Kerîm'i okuyan da Yavuz'un kendisi oldu.
Şunu unutmamak gerekir ki, maddî ve zahirî azamet ve ihtişamın temel saiki, maneviyat alemindeki sır ve hikmetlere riayettir. Osmanlı İmparatorluğu'nun, hiç bir İslam devletine nasîb olmayan altı yüz küsür senelik ihtişamı, asıl maneviyata verdiği ehemmiyetten kaynaklanmıştır. Osman Gazî'nin meşhur bir rivayete göre, misafir kaldığı bir evde, odada Kur'an-ı Kerîm bulunması sebebiyle geceleyin ayağını uzatıp yatmaması; Yavuz Sultan Selîm Han'ın mukaddes emanetleri böyle büyük bir tazim ile İstanbul'a getirip, kırk hafız tayin ederek onların basında asırlarca sürecek bir surette inkıtasız (kesintisiz) olarak Kur'an-ı Kerîm okutması, Osmanlı Devleti'nin dillere destan büyüklüğünün temel saiklerindendir.
Ey kerem kanı Rasul-i KibriyaKemlerindir bu Selîm-i pür-hataDergehinden ilticâ eyler atâEl-meded vey ma'den-i nur-i Huda"
Zekî ve güçlü kumandan Yavuz, 10 Eylül 1517'de Kahire'den İstanbul'a dönerken:
"Gönül ister ki, Afrika'nın kuzeyinden Endülüs'e çıkayım ve sonra Balkanlar üzerindentekrar İstanbul'a döneyim!" diyerek doyumsuz fetih arzusunu dile getirirken, gerçek bir müslümanın ufkunu ortaya koymuş oluyordu.Cihangir Padişâh, bir gün Yeryüzü'nün genişliğini merak etmişti. O'na bir Dünya Haritası getirdiler. Hayret ve istihfafla baktı ve:
"Bir hükümdar için eh, neyse!.. Ama iki hükümdar için az!" diyerek, haritayı atının ayaklarının altına attı. Ve atını şaha kaldırdı.
Bu manzara, Yavuz'un mağrûrluğunu değil, rûhunda taşıdığı cihad aşkının haşmetli şahlanışını ifade eder... Büyük şair Yahya Kemâl, O'nun bu doyumsuz cihad meylini:Sultan Selîm-i Evvel'i ram etmeyip ecel;Fethetmeliydi alemi şan-ı Muhammedi!mısrâları ile ebedîleştirmiştir.
Büyük cengaver Hünkar, Osmanlı toprağını, bugünkü Türkiye'nin tam beş katı artırarak, 4.182.000 km2 genişletti. Mısır ve Arabistan yarımadası Osmanlı hakimiyetine geçti. Hind Okyanusu'na kadar inildi. Kuzey Afrika hakimiyeti ile Osmanlı hududu Atlas Okyanusu'na dayandırıldı. Hicaz ve Ortadoğu ülkeleri Osmanlı hizmetine açıldı. Mübarek ve mukaddes emanetler, İstanbul'a getirilerek İstanbul, şeref ve izzet kazandı. Bunlar, Topkapı Sarayı'nda mahsus bir hücreye konularak burada yirmi dört saat kesintisiz Kur'an-ı Kerîm okunması için kırk hafız tayin edildi, ilk Kur'an-ı Kerîm'i okuyan da Yavuz'un kendisi oldu.
Şunu unutmamak gerekir ki, maddî ve zahirî azamet ve ihtişamın temel saiki, maneviyat alemindeki sır ve hikmetlere riayettir. Osmanlı İmparatorluğu'nun, hiç bir İslam devletine nasîb olmayan altı yüz küsür senelik ihtişamı, asıl maneviyata verdiği ehemmiyetten kaynaklanmıştır. Osman Gazî'nin meşhur bir rivayete göre, misafir kaldığı bir evde, odada Kur'an-ı Kerîm bulunması sebebiyle geceleyin ayağını uzatıp yatmaması; Yavuz Sultan Selîm Han'ın mukaddes emanetleri böyle büyük bir tazim ile İstanbul'a getirip, kırk hafız tayin ederek onların basında asırlarca sürecek bir surette inkıtasız (kesintisiz) olarak Kur'an-ı Kerîm okutması, Osmanlı Devleti'nin dillere destan büyüklüğünün temel saiklerindendir.