Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧
Tarih

SiyahSancaktaR

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 May 2021
Mesajlar
4,476
Aldığı Beğeniler
6,294
Konum
Istanbul
"Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş;
Bir veliye bende olmak cümleden a'lâ imiş!.."

Yavuz Sultân Selim


Altı yüz yirmi senelik muhteşem Osmanlı İmparatorluğu'nun Yavuz Sultân Selîm Han'a ait olan kısmı, sadece sekiz seneciktir. O'nun bu kadar kısa bir zaman içinde elde ettiği muazzam muvaffakiyetleri havsalaya sığdırmak -adeta- imkansızdır. Gerçekten tarihî hadiselerin sır ve hikmetlerini araştıran "tarih felsefesi" ile uğraşanlar, Yavuz Sultân Selîm Han'ın millî tarihimize bahşettiği maddî ve manevî başarıları îzahtan bugüne kadar aciz kalmışlardır.2500 kilometrelik bir mesafeyi; dağ, bayır, çöl ve ormanlar aşarak kat etmiş ve zamanının en kuvvetli devletlerinden biri olan Safeviler'in muazzam ordusunu perîşan etmiştir. Mısır seferinde ise, o güne kadar geçilemez sanılan korkunç "Sîna Çölü"nü aşmasının maddî imkanlarla bir îzahı yoktur.

Hilafet Müessesesi, O'nunla yeniden izzet kazanmış ve müessir bir hale gelmiş, mukaddes emanetler layık oldukları kudsiyete O'nunla ulaşmıştır. Cihangir dedesi Sultân Fâtih, bu cengaver torununun madde ve manadaki üstünlüğünü çok evvelden keşfetmiş ve O'na "Yavuz" adını vermiştirTarih, emsalsiz bir cengaver hakan portresini altın sahifelerine O'nunla resmetmiştir.


O, -bütün hayatı boyunca- çaresizlik ve aczi kabullenmeyi? her çarenin Allah (c.c)'a dayanmak suretiyle bulunabileceğine inanarak çaresizlikleri çarelendirmiştir.
Yavuz Sultân Selîm Han, dokuzuncu Osmanlı padişahıdır. II. Bayezîd Han'ın oğludur. Daha şehzadeliğinde, kendisine devrin en seçkin alimleri tarafından dîn ve fen ilimleri ikmal ettirilmiştir. İdareciliğe Trabzon valiliği ile başlamış, devlet hayatının bu ilk safhasında bile müslümanlara hayranlık ve rahatlık, düşmanlara ise, müheykel endamı ve müthiş iradesi ile korku ve dehşet vermiştir. Daha o esnada Gürcüler üzerine üç sefer yapmış, fethettiği yerlerdeki bütün Gürcüler'inhidayetine vesile olmuştur.Trabzon'un İran'a yakınlığı sebebiyle Şah İsmail'in ümmet hakkındaki menfur emellerini çok iyi biliyordu. Ona karşı köklü ve müessir tedbirler almanın mecburiyetini daha şehzadeliğinde kavramıştı. Fakat Şah İsmail'le mücadelenin -kendisi için- şehzadelik sıfat ve salahiyetleri ile mümkün olmayacağını düşünerek bir an önce Osmanlı tahtına geçmek ihtiyacını hissetmişti. Bu sebeple kardeşleri Şehzade Ahmed ve Şehzade Korkut'u bertaraf ederek 1512'de Osmanlı Sultânı oldu.


Yavuz, malum ve meşhur celadetine rağmen, aynı zamanda çok hassas ve ince ruhlu bir insandı. Devletin bekası için bertaraf etmeye mecbur kaldığı kardeşi Korkut'un tabutunun altına girmiş ve:"Ey kardeşim!Ne sen böyle yapsa idin, ne de ben böyle yapmak mecburiyetinde kalsaydım!.." diyerek ağlamıştır.

Şehzade Korkut'un Piyale adındaki sadık adamına:"Seni, büyük bir fazilet olan sadakatin sebebiyle, afvediyorum! Bu sadakatinin mükafatı olarak da seni istediğin makama tayin edeyim. İstersen vezirim ol!" teklifinde bulundu..O da teşekkür etti ve sadakatini katmerleyerek;"Sultânım, bundan sonra benim vazîfem Şehzade Korkut'un türbedarı olmaktır!.." dedi.Bu tablo, halktan Sultâna kadar bütün bir milletin ahlakî seviyesini göstermeye kafidir!

Yavuz, babasını, yılda iki milyon akçe tahsisatla Gümülcine'ye büyük bir hürmet göstererek yolcu etti. O'nu paytona bindirdi. Kendisi de yanında yürüyerek II Bayezîd Han'ı uğurladı. Vefat edince de, naşını İstanbul'a getirtip, Bayezîd Camî'nin önüne bir türbe yaptırarak oraya defnettirdi.Yavuz Sultân Selîm Han, tahta geçer geçmez, sur'atle icraata başladı. O sıralarda Azerbaycan, Irak ve İran'ı eline geçirmiş olan Şah İsmail, Anadolu'yu tehdit eder bir duruma gelmişti. Şiiliği vesile ittihaz ederek devamlı fitne çıkartıyor, müslümanların ittihadını sarsıyordu!..Yavuz Sultân Selîm, topladığı olağanüstü dîvanda, Şah İsmail'in tehlikeli faaliyetlerini uzun uzun îzah etti.
 

SiyahSancaktaR

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 May 2021
Mesajlar
4,476
Aldığı Beğeniler
6,294
Konum
Istanbul
"Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş;
Bir veliye bende olmak cümleden a'lâ imiş!.."

Yavuz Sultân Selim


Altı yüz yirmi senelik muhteşem Osmanlı İmparatorluğu'nun Yavuz Sultân Selîm Han'a ait olan kısmı, sadece sekiz seneciktir. O'nun bu kadar kısa bir zaman içinde elde ettiği muazzam muvaffakiyetleri havsalaya sığdırmak -adeta- imkansızdır. Gerçekten tarihî hadiselerin sır ve hikmetlerini araştıran "tarih felsefesi" ile uğraşanlar, Yavuz Sultân Selîm Han'ın millî tarihimize bahşettiği maddî ve manevî başarıları îzahtan bugüne kadar aciz kalmışlardır.2500 kilometrelik bir mesafeyi; dağ, bayır, çöl ve ormanlar aşarak kat etmiş ve zamanının en kuvvetli devletlerinden biri olan Safeviler'in muazzam ordusunu perîşan etmiştir. Mısır seferinde ise, o güne kadar geçilemez sanılan korkunç "Sîna Çölü"nü aşmasının maddî imkanlarla bir îzahı yoktur.

Hilafet Müessesesi, O'nunla yeniden izzet kazanmış ve müessir bir hale gelmiş, mukaddes emanetler layık oldukları kudsiyete O'nunla ulaşmıştır. Cihangir dedesi Sultân Fâtih, bu cengaver torununun madde ve manadaki üstünlüğünü çok evvelden keşfetmiş ve O'na "Yavuz" adını vermiştirTarih, emsalsiz bir cengaver hakan portresini altın sahifelerine O'nunla resmetmiştir.


O, -bütün hayatı boyunca- çaresizlik ve aczi kabullenmeyi? her çarenin Allah (c.c)'a dayanmak suretiyle bulunabileceğine inanarak çaresizlikleri çarelendirmiştir.
Yavuz Sultân Selîm Han, dokuzuncu Osmanlı padişahıdır. II. Bayezîd Han'ın oğludur. Daha şehzadeliğinde, kendisine devrin en seçkin alimleri tarafından dîn ve fen ilimleri ikmal ettirilmiştir. İdareciliğe Trabzon valiliği ile başlamış, devlet hayatının bu ilk safhasında bile müslümanlara hayranlık ve rahatlık, düşmanlara ise, müheykel endamı ve müthiş iradesi ile korku ve dehşet vermiştir. Daha o esnada Gürcüler üzerine üç sefer yapmış, fethettiği yerlerdeki bütün Gürcüler'inhidayetine vesile olmuştur.Trabzon'un İran'a yakınlığı sebebiyle Şah İsmail'in ümmet hakkındaki menfur emellerini çok iyi biliyordu. Ona karşı köklü ve müessir tedbirler almanın mecburiyetini daha şehzadeliğinde kavramıştı. Fakat Şah İsmail'le mücadelenin -kendisi için- şehzadelik sıfat ve salahiyetleri ile mümkün olmayacağını düşünerek bir an önce Osmanlı tahtına geçmek ihtiyacını hissetmişti. Bu sebeple kardeşleri Şehzade Ahmed ve Şehzade Korkut'u bertaraf ederek 1512'de Osmanlı Sultânı oldu.


Yavuz, malum ve meşhur celadetine rağmen, aynı zamanda çok hassas ve ince ruhlu bir insandı. Devletin bekası için bertaraf etmeye mecbur kaldığı kardeşi Korkut'un tabutunun altına girmiş ve:"Ey kardeşim!Ne sen böyle yapsa idin, ne de ben böyle yapmak mecburiyetinde kalsaydım!.." diyerek ağlamıştır.

Şehzade Korkut'un Piyale adındaki sadık adamına:"Seni, büyük bir fazilet olan sadakatin sebebiyle, afvediyorum! Bu sadakatinin mükafatı olarak da seni istediğin makama tayin edeyim. İstersen vezirim ol!" teklifinde bulundu..O da teşekkür etti ve sadakatini katmerleyerek;"Sultânım, bundan sonra benim vazîfem Şehzade Korkut'un türbedarı olmaktır!.." dedi.Bu tablo, halktan Sultâna kadar bütün bir milletin ahlakî seviyesini göstermeye kafidir!

Yavuz, babasını, yılda iki milyon akçe tahsisatla Gümülcine'ye büyük bir hürmet göstererek yolcu etti. O'nu paytona bindirdi. Kendisi de yanında yürüyerek II Bayezîd Han'ı uğurladı. Vefat edince de, naşını İstanbul'a getirtip, Bayezîd Camî'nin önüne bir türbe yaptırarak oraya defnettirdi.Yavuz Sultân Selîm Han, tahta geçer geçmez, sur'atle icraata başladı. O sıralarda Azerbaycan, Irak ve İran'ı eline geçirmiş olan Şah İsmail, Anadolu'yu tehdit eder bir duruma gelmişti. Şiiliği vesile ittihaz ederek devamlı fitne çıkartıyor, müslümanların ittihadını sarsıyordu!..Yavuz Sultân Selîm, topladığı olağanüstü dîvanda, Şah İsmail'in tehlikeli faaliyetlerini uzun uzun îzah etti.
 

SiyahSancaktaR

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 May 2021
Mesajlar
4,476
Aldığı Beğeniler
6,294
Konum
Istanbul
dedi ve aniden hep birlikte gaib oldular."Hasan Can, Hasan Ağanın rüyasını Sultâna aynen nakletti. Padişahın mübarek yüzü kızardı ve gözlerinden sevinç yaşları boşanarak;"Ey Hasan Can! Sana demez miyiz ki, biz, bir tarafa me'mûr olunmadıkça hareket etmeyiz. Ecdadımızdan her biri evliyalıktan nasîbini almışlardır. Her birinin nice kerametleri vardır..." dedi.Meğer ki Sultân da o gece aynı rü'yayı görmüş.1516'da Mısır seferine çıktı.


Yavuz, Mısır Memlükleri'nden, daha önce İran'a yardım etmeyeceklerine dair ahid almıştı. Onlar, bu ahdi nakzettiklerinden üzerlerine yürüdü. Memlük ordusu ile Mercidabık Ovası'nda karşılaştı. Onları, kesin bir şekilde mağlup etti.Ancak, bu zaferin ikmali için Mısır'a ulaşması stratejik bir zaruretti. Bunun içinse korkunç SînaÇölü'nü geçmek gerekiyordu. O, bu güç işi, hiçbir zayiat vermeden, herhangi bir ikmal güçlüğü çekmeden on üç günde başardı. Büyük bir askerî deha sayılan Napolyon bile, Yavuz'dan üç yüz yıl sonra bu işi başaramamış ve Fransız askerleri susuzluktan çıldırarak birbirlerini vurmuşlardır. Birinci Cihan Harbi'nde, yeni tekniğin verdiği imkanlarla bile bu çölün, ancak on bir günde geçilebilmiş olması düşünülürse, Yavuz'un yaptığı işin azameti daha iyi anlaşılır.Paşalar ve askerde bu çölün nasıl geçilebileceğine dair büyük tereddütler vardı. Bu amansız çöl, sanki gündüz cehennem, gece ise, bir buz diyarı idi. Artı 50 ile, eksi 20 arasında değişen bir iklîme sahipti. O sanki kumdan bir denizdi.Lakin Yavuz'un azmi ve kat'î kararı ile çöle girildi. Bir müddet sonra Yavuz, atından indi, yürümeye başladı. Askerî erkan, hayret ve dehşet içinde idi: «Atların bile kanının kaynadığı, zor yürüdüğü bu çölde Sultân, niye atından indi, yürümeye başladı?» diye fısıltılar başladı. Bu dehşet içinde askerî erkan da, atlarından inip, onlar da yürümeye başladılar. Paşalar, Yavuz'un can-ciğer arkadaşı Hasan Can'a:


"Ne olur Hünkara sor. Bu acep ne iştir?" dediler.

Hasan Can, Yavuz'a merakla, bu halin neyin nesi olduğunu sorunca, Yavuz:"Hasan görmüyor musun; önümüzde Allah Rasulü Fahr-i Kainat (s.a.v.) Efendimiz yürüyor?!." dedi.On üç günde bu korkunç çöl, bir bulutun altında, Allah Rasûlü (s.a.v. )'ın ruhaniyetleri ile geçildi.Mısır fethedildi.Yavuz, 22 Ocak 1517'de Memlükleri, Ridaniye'de tekrar mağlup etti ve bu suretle Mısır kat'î olarak fethedilmiş oldu.


Koca Sultân, Memlük Sultânının cenazesini bizzat omuzlarında taşımak faziletini gösterdi.Mısır'a girmekle iş bitmedi. Memlük askerleri, dehşet saçan sokak muharebeleri ile mukavemet ediyorlardı. Memlük fedaileri, kendilerine Yavuz'u hedef seçmiş bulunuyorlardı. «Yavuz'u öldürür isek, harbi kazanırız » inancı içinde idiler. Bunu duyan Sinan Paşa, durumu Yavuz'a arz etti.Yavuz'un elbiselerini giydi. Fedaileri kendi üzerine çekti. Yavuz, arkadan yetişip, fedaileri bertaraf edinceye kadar Sinan Paşa şehîd oldu.Yavuz, Mısır'a girerken, çok mahzun idi:"Mısır'ı aldık, lakin Sinan Paşa'yı kaybettik!.." diyordu. Bu sözleri ile, alim bir mücahidin kaybını, bir Mısır fethine denk görüyordu. Yahya Kemal, bu hicranı şu şekilde ifade eder:"On Mısr'a bir Sinan bedel olmazdı ey kazaKudretlu padişahı bu hal etti telh-kam"

(Ey kaza!Sinan Paşa gibi alim bir devlet adamına on tane Mısır ülkesi bile bedel olamazdı,işte bu durum -Sinan Paşa'nın feda edilmesi-, kudretli padişahı çok üzmüştür)Tarihin her devrinde, dev şahsiyetler, böyle seçkin kadrolarla devleşmişlerdir.

Yavuz Sultân Selîm Han, 15 Şubat 1517'de parlak bir merasimle Memlüklular'ın sarayına girdi. Devrin vak'anüvisi, halkın, Yavuz'u Kahire'de karşılayışını şu şekilde anlatır."Halk, Yavuz'un ihtişamını seyretmek için sokakları ve pencereleri doldurmuş idi. Yavuz'u çok değişik zannediyorlar, giyiminin ve kavuğunun etrafındakilerden farklı olacağını düşünüyorlardı. Yavuz ise, önde değil, cengaverlerinin ortasında idi. Elbiseleri ve kavuğu, yanındakilerden farklı değildi. Ve önüne bakarak mütevazı bir şekilde yürüyordu. "20 Şubat Cum'a günü, Melik Müeyyed Camiinde okunan hutbede hatibin kendisinden"Hakimü'l-Harameyni'ş-Şerîfeyn.." diye bahsetmesi üzerine yaşlı gözlerle itiraz etti. Hatîbin ifadesini:"Hadimu'l-Harameyni'ş-Şerîfeyn.." olarak düzeltmesini istedi. Bunun üzerine halıyı kaldırıp toprağa secde ile Rabbine şükretti. Hadimu'l-Harameyni'ş-Şerîfeyn'liğini ifade etmek için de, sarığının üzerine süpürge biçiminde bir sorguç taktı.

Osman Nûri Topbaş
 
Üst Alt