Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Cümlem Yok

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
22 May 2011
Mesajlar
53
Aldığı Beğeniler
1


YENİ SAYFALAR AÇMAYAN, ESKİ SAYFALARI KARIŞTIRIR









Limonu tarif etmek kolay.








“Sarıdır, suludur, ekşidir” dersiniz, olur biter...
Bir de insanı tarife kalkışın bakalım.
O kadar kolay mı?
Bir ömür bile yetmez kendinizi tanımaya. Her gün yeni bir şey öğrenir, yeniden başlarız hayata hayret dolu gözlerle bakmaya. Aklımız, kalbimiz, nice hatıralar, nice duygularla taşar kabarır. Gönül evimiz, düğün evinden daha kalabalıktır.
Bazen bir söz, bir hatıra işitir insan. Hayatın akışı, olaylara bakışı birden değişir. Her şey her şeyle alâkadardır. O şey her ne ise, sizi de bulur, sizi de kanatlandırıp uçurur. Ne demiş eskiler, eskimeyen sözlerin sahipleri atalar, dedeler?
“Edirne’de ırmak akar.
Bursa’nın dağları amber kokar.
İstanbul’da irfan çıkar.”
İşte böyle bir iç içe girmişlik, böyle bir birliktelik, böyle bir yek ahenk vardır kâinatta. Göz görür, dil söyler.
Günler hızla değişiyor. Eskiden belki on yılda, bir yılda olan işler, şimdi bir günde oluyor. Değişim hızlı. Ahir zamanın böyle kritik bir döneminde yaşıyoruz. Olaylar, şeklini ve rengini imanımızdan almadığı zaman, içimizi bir sıkıntı kaplıyor bazen. Oysa iman öyle kuvvetli bir nurdur ki, o güneşe nispetle, her şey mum kalır. Güçlü bir iman, olayların etkisinde kalmaktan çok, onlardaki kaderî tecellileri seyreder, yeni imkânlar, yeni fırsatlar arar.
Denizin dalgaları kabarıp yükselse de, üzerindeki ördeğin boyunu aşmaz. Bilâkis o, dalgalarla beraber iner, çıkar. Belki de keyif alır.
Hadisatın dağlarvarî dalgalarının içinde yüzen insanın yeri, konumu da budur. Gerçek iman sahiplerinin üzerinde etkisi kısa sürelidir. Onlar perişaniyetinden müteessir oldukları ve ıslâh edemedikleri şu dünyayı, Allah’ın mülkü olarak görürler ve mülkü sahibine teslim edip pencerelerden seyrederler. “Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler.” derler.
Ahmet bin Hanbel (ra), kâmil bir iman ve takva sahibi imamdır. Birisi kendisini bir gün metheder. İmam ona:
“Sen sonuna bak, sonuna!” der. Sonra da ellerini kaldırıp şu duâyı eder:
“Allah’ım, Sen sonumu hayreyle.
Son nefesimde imanımı yar eyle.”
Amin...
Son zamanlarda yaşanan olaylar bize şu dersi veriyor:
Geç kalmayın. Ne yapmak isterseniz hemen şimdi yapın, hemen şimdi başlayın. Artık dar vakitlerin içindeyiz. Anlayamıyoruz günün, haftanın, ayın, hatta nasıl geçtiğini bile bir yılın. Son hızla gidiyor. Şişenin dibi hızlı boşalır. Allah-u âlem, bu dem de böyle geçer oldu.
***
Evet, bazen bir yerde olmak istersiniz, ama bir türlü olamazsınız. Bu yer, şehrin en uzak tepesinde size bakan, sizi kendine doğru çağıran bir ağacın altı olabilir, ama gidemezsiniz, varamazsınız. Yaşadığınız şehrin sokaklarında oradan oraya dolaşıp durursunuz. Daha caddesine bile çıkamadan, sokaklarında kaybolursunuz. Ve bir gün böyle biter ve onu takip eden diğer günler...
Ve bir dostunuz hastadır, bir diğeri yalnızdır bir köşede. Aslında çok uzak da değildir size. Ziyaretlerine gitmek istersiniz, ama gidemezsiniz. Nasıl olur da, o can dostları ziyaret edemezsiniz? Şaşarsınız hâlinize. Yanar yakınırsınız. Yüreğinizde bir ağırlık... Döver dövünürsünüz, ama gidemezsiniz ziyaretlerine. Size o günden geriye ağır bir bedel kalır: Üzüntüsü...
Bir yerden başlasak belki olacak, ama eklenir her şey birbirine. Ekli kuyruk ise tez kopar.
Yine yakın, ama çok yakın bir dostunuz vardır. Bekler evine, dükkânına bir çay içmeye. “Olur, gelirim bir gün inşallah” dersiniz, ama onu da bir türlü ziyarete gidemezsiniz. O da girer bu ertelenen vakitlerin içine. Ondan da size kocaman bir üzüntü kalır geriye...
Bunun gibi bir sıralayın bakalım yapılacak işleri, gidilecek mekânları, görülüp gezilecek, ziyaret edilecek yerleri, insanları... Hepsini alt alta toplandığınızda bir yekûn teşkil eder. Alışkanlık ya da yeknesaklık hayatınızı kıskıvrak yakalar ve sizi bir yerinden sıkar, bağlar.
Vicdan içerden sesini yükseltmeye başlayınca, her ses susar ve siz o sessiz sesi dinlersiniz. Vicdanın sesine lâkayt kalmak, her halde hayatın akışına “dur” demek gibi bir şey. Boşunadır. Kalamazsınız. Olamazsınız.
Peşinden bir hüzün... Gözyaşı döker, ağlarsınız. Gidenlerin arkasından ağladığınız gibi, yapamadıklarınıza da, varamadıklarınıza da, üst üste yığılmış bütün işlerinize de üzülür ağlarsınız.
Bu pişmanlık, bir toparlanma sürecini getiriyorsa beraberinde eğer, o zaman darmadağınık da olsa hayatınız, bir mânâ ifade eder. Anlarsınız ki, ortalık ısınmaya başlamıştır. Bundan size ve içinize de inşallah bir nasip vardır. Onu da anlarsınız.
Yine okumak istediğiniz nice kitap vardır, seyretmek istediğiniz nice filmler, sözünü, sohbetini dinlemek istediğiniz nice insanlar vardır. Hele hele o kırmızı kaplı kitaplar, lâyıkıyla bir türlü okuyamadığınız. Kur’ân'ınız vardır. Allah’ın (cc) o en son hitabı ve her kitabın üstünde olan kitabı... Kâinat denilen kitabı açıklayan kitap. Hayatın sırlarını size sunacak olan kitap... Tam lâyıkıyla ona da kendinizi verememiş, onu da okuyamamışsınızdır. Ona da yanarsınız.
Yan gönlüm, yan.
Yanmada derman.
İçinizde kötü bir niyet yoktur aslında. Hep okuyacak, hep bakacak, hep yapacak, hep gideceksinizdir güya. Oysa hayatınız, sizi ayartan ve bu güzel niyetinizi öteleyen nice fuzulî işlerle doludur. Hiçbirini yapamazsınız, kalakalırsınız öylece. Gönüllenirsiniz işte. Geriye elde bir hüzün kalır. Hayatın üzerine yürüyecek olan yanınız, bir yerde üşür kalır. Ararsınız, beklersiniz sizi sarıp kuşatacak bir iklimi.
Bir âyet olur bu, imdadınıza yetişir. Belki de gökyüzünden geçen bir bulut olur. Tekvinî bir âyet ya da tenzilî bir âyet olur. Bazen de tevhidî bir âyet olur. Fark etmez. Size bir işaret sunar her şey. Bir güneş gibi doğar kış gününün ortasında içinize bir merhamet. Bir sevgi çiçek açar. Birdenbire bir tövbe hâli belirir. Yeniden hayata tutunursunuz. Bu, denizin serin esintisiyle gelen bir meltem gibi olur bazen. Karanlık bir gecede kayan bir yıldız gibi olur bazen. Yüzünüz, gönlünüz aydınlanır. Hasretle beklediğine bir anda kavuşan bir insanın mutluluğu gibi bir mutluluk kaplar yüreğinizi.
Hani, askerden dönen oğlunu muhabbetle kucaklayan annenin hâli gibi bir hâl işte. Hani, yıllardır görmediği gurbetteki oğluna “Gel yavrucuğum, ne olur bu bayramı beraber geçirelim.” diyen, hasretle yanan bir annenin yüreği gibi bir hâl işte. Dağlar bile dayanmaz bu yüreğe. Ve evlât dâveti alır, iki eli kanda olsa koşar gider, anacığının yanına. “Hadi bu bayram beraber olalım anamla” der. Ve iki gönül bir arada, bayramı bayram eder.
İşte böyle bir hâl... Orada da yeni bir sayfa açılır.
Evet, hayatta açılacak yeni sayfalar hep önümüzde durur. Yeni sayfalar açmak için hareketlenmek, bereketlenmek... Bizi bekleyen bu.
Demek ki yüreğimizde yanan pişmanlıklar, eksik bıraktığımız, yapamadığımız işler bile birer fırsat deposudur, birer manevî oksijen deposudur. Hayatı yeniden solumak, yeniden yaşamak için, Allah’ın sunduğu bir imkân, bir fırsat deposudur.
İnsan kusurlarıyla güzel. Ah, kusursuz olsa keşke...
Eksikleriyle güzel. Ah, eksiksiz olsa keşke...
Noksanlarıyla güzel. Ah, noksansız olsa keşke...
Olsun...
Yarım yarım, tam olur.
Azlar toplanır, çok olur.
Hayat sanma bir ömürdür.
Hayat belki bir gündür.
O gün de bugündür.
Haydi nefsim, yeni bir sayfa açmaya...
Yeniden hayatla, Üstad’la, Nurlarla, Kur’ân’la ve dahi Hz. Peygamber (asm) ile tanışmaya... Ve, ve, ve Allah (cc) ile olmaya...
Anacığına kavuşan evlât gibi, pişmanlık hasret karışımı duygularla rahmete dalmaya... O rahmetin, o şefkatin kucağına atılmaya var mısınız? Dalıp da boğulduğumuz bir deniz, yeter ki bu deniz olsun.
Ko, şeytanın kahrolsun. Kendi daldığı çukura seni de sürüklemeye çalışandan fayda yok. Allah var, bizim için bundan öte gam yok, keder yok.
Haydi, eyvallah... İş başına... Hizmet başına...
Eğri ağaçsız orman olmaz. Hatasız, günahsız kul olmaz.
Hacdaki kardeşlerimizin makbul duâlarına sarılıp onlarla hem dem olarak, haydi şu Zilhicce günlerinin mübarek vakitleri adına, Allah’tan af dileyelim. Yeni hizmetler ve hayatta yeni sayfalar açmasını Rahman-ı Rahim’den niyaz edelim.
Selim Gunduzalp
 

Beste

Dert etme Duâ et..
 
Üyelik Tarihi
13 Eki 2009
Mesajlar
11,177
Aldığı Beğeniler
18,751
Konum
Sessiz
Takım
Galatasaray
“Allah’ım, Sen sonumu hayreyle.
Son nefesimde imanımı yar eyle.”
Amin...
Son zamanlarda yaşanan olaylar bize şu dersi veriyor:
Geç kalmayın. Ne yapmak isterseniz hemen şimdi yapın, hemen şimdi başlayın. Artık dar vakitlerin içindeyiz. Anlayamıyoruz günün, haftanın, ayın, hatta nasıl geçtiğini bile bir yılın. Son hızla gidiyor. Şişenin dibi hızlı boşalır. Allah-u âlem, bu dem de böyle geçer oldu.

Anlamli yazi di Allah razi olsun.. Yazarin de emegine saglik insAllah
 
Üst Alt