Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Davam

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
5 Şub 2009
Mesajlar
751
Aldığı Beğeniler
5
Konum
Dün-ya
Takım
Galatasaray
Bir mezarlığın başında, ailenin büyüğü olan merhumun toprağa verilişinin üçüncü günü için dualar okunuyor. Rahman suresini yerel sesleri de içine katarak alışılmadık bir tilavetle okuyor, büyük kabristanın yaşı belirsiz hafızı. Nevruz buğdayı bir kâsede, mezarlığın üstüne yerleştiriliyor. Ayrıca, Urumiye şehrinde adet olduğu üzere gülsuyu dolu gümüş güldanlık, beyaz zambaklardan oluşan bir buket, bir fener, büyük kâselerde helva ve hurma, merhumun çerçeveletilmiş bir fotoğrafı, Kur’an da yer alıyor mezarın üzerine açılmış değerli el dokuması örtünün üzerinde... Bu ziyaret süsleri, ziyaret sona erdiğinde orada bırakılmayacak, yeni ziyaretlerde de kullanılmak üzere götürülecek; hurma ve helva dışında.

Merhumun küçük kızı ağlıyor en çok, kalabalık ailenin en sevilen çocuğu, baba ile daha uzun süre bir hayat paylaşmış olanı... O henüz toprak halinde bulunan mezarlığa dokunarak ağlıyor, kimileri de onu izlerken göz yaşlarını tutamıyor. Bir kez daha teselli ediliyor merhumun yakınları: İşte, umreye gidip dönmüştü, bu dönüşün şerefine verilen davete bütün evlatları katıldığı için, hepsiyle tek tek görüşebilmişti. Davette neşesiyle, canlılığıyla ve bir de nurani yüzüyle yakınlarını hayran bırakmıştı kendine. Davetin ardından sadece bir gün geçmişken sabah namaza gitmiş, fırından ekmek almış, geri dönmüş, ekmeği mutfaktaki ekmek sepetinin içine yerleştirmiş, Yasin suresini okumuş ve yatağa girmişti. Karısı ancak ikinci kez kahvaltıya çağırmaya geldiğinde, öldüğünü farketmişti. Allah herkese böyle ölüm nasip etsin! Güzel ölüm, yerli yerinde ölüm.

- Sokak gözümden düştü, diyor komşu kadın, yine de. Pencereden bakmak gelmiyor içimden.

-Ekmek ve yoğurt alır, kapıdan girerdi, diyor eşi. Aynı vakitte. Dakika şaşmazdı. Bir süre daha uyumak isterdi kahvaltıdan önce. Yanına gittim, dokundum, derin bir uykuda... Yorgun diye düşündüm, bıraktım ki uyusun...

-Hep aynı saatlerde geçerdi kapımdan, diyor komşu kadın.

-Bir hastalığı yoktu, beklemiyorduk, nasıl da neşeliydi davet günü, misafirleri tek tek kapıya kadar uğurladı; bu yüzden insanın gücüne gidiyor, diyor büyük kızı.

-Ben sensiz nasıl yaşayacağım, nasıl yaşayacağım, diye, bir çığlıkla gözyaşına boğuluyor küçük kızı, bir kez daha.

Birden başka çığlıklar yükseliyor. Bu çığlıklar, üstü çardak biçiminde örtülü olan komşu mezarlık alanından geliyor. İki işçi hızla bir mezarı kazıyor. Çığlıklardan, gözyaşlarından, dualardan kopmuş, hızlı hızlı sürdürüyorlar kazma sallamayı. Herkes her şeyi kısa süre içinde öğreniyor: Bir değil iki cenaze geldi o mezara, tatil için Meşhed’e giden yeni evli bir çift, aynı mezara gömülecek. Meşhed’te otelde değil, bir parka ait çimlik alanda kurdukları çadırda kalmışlar. Yağmur yağınca da çadırlarının üzerini muşambayla kaplamışlar. O yüzden gaz ocağıyla gelmiş ecelleri. Park işçisi çimleri sularken, çadırdakilere birkaç kez seslenmiş. Sonra öfkeyle aralamış çadır kapısını ve cesetlerle karşılaşmış.

Gençlerin acıklı ölümü, yaşlı aile büyüğünün ölümünü bir kez daha yerli yerine yerleştiriyor:

-Güzel yaşadı, güzel öldü. Mübarek adamdı! Sen Mekke’yi ziyaret et, gel burada ziyafet ver, bütün yakınlarını gör, onlarla vedalaş!

-Bir de güzelleşmişti ki, adeta nur saçılıyordu yüzünden...

-Bir kez daha Kerbela’ya gitmeyi arzuluyordu, nasibi değilmiş.

Rahman Suresi’ni farklı bir tilevatle okuyan mezarlık hafızı, elinde taburesi ve Kur’an’ıyla görünüyor. Şöyle bir dolandıktan sonra selam vererek çekip gidiyor.

-Burada Kur’an okuduğunu unuttu mu?

-Para istiyor gibiydi.

-Niye para istesin, almıştı parasını... Selam vermek için gelmiş olamaz mı...

-İnsanlar fırsatçı oldular. Üç kuruş için kırk takla atıyorlar.

-Yapmayın canım, nereden bileceksiniz adamın niyetini...

Nasıl bir tartışma bu? Merhumun mezarı başında konuşulmaması gereken cümleler sarfediliyor ve bu da küçük kızının yeniden gözyaşına boğulmasına sebep oluyor. Ağlama ama, bak, orada genç ölüler var. Ağlama, merhum bulunduğu yüce makamdan görüyordur seni ve üzülüyordur. Ağlasın, bırakın ağlasın, diyor merhumun geride kalan arkadaşları arasında en yaşlı olanı. Kendisi için mezarlığa getirilmiş küçük sandalyeye oturmuş, ağlıyor: Ben sensiz ne yapacağım! Kızı da aynı cümleyi başka bir ifadeyle tekrarlıyor: Bundan sonra nasıl yaşarım ben!

Hayat yeniden mezar kazıcıların kürekleriyle savurduğu toprağın rengine bulanıyor. Kabrin üstündeki taziye gereçleri toparlandı, dualar edildi yeniden, başsağlığı dilekleri iletildi bir kez daha, mezarın etrafında sıralanmış olan ziyaretçilere safranla kavrulmuş helvadan bir kez daha ikrâm edildi... Yine de kimse ilk adımını atamıyor, kabirden ayrılmak üzere. Hiç beklenmiyordu, değil mi... Umre dönüşü ziyafetinde nasıl da nurlanmış görünüyordu yüzü... Ailemizin büyüğüydü, aileyi etrafına toplayan kişiydi. Küçük kızıydım onun, sen benim hiç büyümeyecek küçük kızımsın, derdi. Bundan böyle nasıl yaşanır hayat, eskiden olduğu gibi? Nasıl başlanır güne? O sokaktan nasıl geçilir, o pencereden nasıl bakılır yola...

Bir serçe görünüyor, süslerinden arındırılan taze mezarın ayak ucunda. Sakınımlı adımlarla ilerliyor, yoldan geçerken Fatiha okumak üzere duraklayan yabancı ziyaretçilerin bıraktığı helva kırıntılarına doğru ve bir telaşla kırıntıları yemeye başlıyor. Kırıntılar arasındaki mesafe açıldıkça, hızlanıyor hareketleri. Tek bir kırıntı olsun kalmadığı halde, sekerek dolaşıyor mezarın etrafında, şakıyarak araştırıyor gizli saklı kırıntıları ve toprak örtüyü dağıtıyor. Toprak karışıyor, daha da karışacak, mezarın üzerine beton dökülünceye kadar. Onun evi orası, o artık bu büyük kabristanın yüzlerce asırlık yaşlıları da olan kalabalık nüfusuna karıştı.

Serçe bir işaret sunmuş gibi, silkiniyor kalabalık. Öyle değil mi, yerli yerinde bir ölüm, güzel bir ölüm bu. Yaşını başını almıştı, güzel bir hayat yaşadı, mutmain bir yürekle göçtü ahiret yurduna. Kırkı çıkıncaya kadar her Perşembe akşamı otuz hafızın evinde Kur’an okumasını isterdi, ölümünden söz açtığı sohbetlerde. Bugün Perşembe, değil mi? Gözleri ağlamaktan şişmiş olan küçük kız, akşama kadar bu otuz hafızı nasıl bulacağını soruyor yanındakine. Soruyu hızla kapıyor kalabalık, dağılmak üzereyken. Otuz hafız bulmak gerek akşama kadar, ama bakalım, otuz hafız birden bulunur mu öyle birkaç saat içinde... Kaygılanma sen, diyor küçük kıza, halası. Kalabalık bir aileyiz biz. Eksik gelirse hafız sayısı, içimizden birileriyle tamamlarız.
 

ilminur

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
30 Ara 2007
Mesajlar
8,908
Aldığı Beğeniler
128
Takım
Fenerbahçe
Rabbim razı olsun inş Rabbim cümlemize güzel ve hayırlı ölüm nasip etsin inş.....
 

Geceler

Sükut_u Sonbahar
 
Üyelik Tarihi
11 Nis 2007
Mesajlar
24,205
Aldığı Beğeniler
22,175
Takım
Fenerbahçe
Cenab-i Hak razi ve memmun olsun davam kardesim
Selam ve Dualarimla.......
 

Davam

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
5 Şub 2009
Mesajlar
751
Aldığı Beğeniler
5
Konum
Dün-ya
Takım
Galatasaray
cümlemizden Allah razı olsun
 

S&S 15

EHLİ HİZMET
 
Üyelik Tarihi
23 Nis 2009
Mesajlar
803
Aldığı Beğeniler
4
Konum
İstanbul-Başakşehir
Takım
Fenerbahçe
zipitvu6.gif
 
Üst Alt