Yeniden Doğuş

  • Konbuyu başlatan hayrunisa
  • Başlangıç tarihi
  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧
H

hayrunisa

Guest
Yâ Fâtıma koş! Kâbe'de babana yine işkence ve eziyet ediyorlar!.."

İslâm târihi sayısız kahramanlıklarla doludur. Bilhassa asr-ı seâdette nice erkek ve hanım sahâbîler vardır ki, maddî ve mânevî her sahâda Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'e hizmette fedâkârlık ve kahramanlı ın birer süreyya yıldızı olmuşlardır. Bunların sergiledikleri gönülleri ve gözleri coşturucu misâller sayısızdır. Fakat bir tanesi vardır ki, onu işiten mü'min gönüller, titrer; gözler, ırmak kesilir. Ne zaman okusam aklımı da, kalemimi de durdurur bu hâdise... Yazamam...
Evet, hakkıyle yazamam onu, ama duygularımı sizlerle paylaşmak için yazmaya gayret edece im:
Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in gözünün nûru, biricik kızı Hazret-i Fâtıma -radıyallâhu anhâ-, annesi Hazret-i Hatice -radıyallâhu anhâ- öldükten sonra babasına destek olma şuurunu küçücük yaşına ra men daha derinden hissetmeye başlamıştı. Artık hâne-i seâdette babasının en yakın arkadaşı o olmuştu...
Birgün hâne-i seâdetin önünde babasını her zamanki gibi beklerken bir çı lık işitti:
"-Yâ Fâtıma koş! Kâbe'de babana yine işkence ve eziyet ediyorlar!.."
Küçük yavru, yerinden şimşek gibi fırladı. Hiçbir şeyi görmez halde Kâbe'ye do ru koşmaya başladı. Beyni zonkluyor, yüre i gö süne sı mıyordu. Kan beynine sıçramıştı. Alev topu gibiydi. Kâbe'ye yaklaşınca, secde hâlinde iken üzerine deve işkembesi konulmuş bulunan babasını, Âlemlerin Efendisi'ni gördü. Bu işkembeyi koyan müşrikler ise Hicr tarafında oturmuş kahkaha ile gülüşüyorlardı.
Küçük Fâtıma, kısa bir müddet müşriklere kızgınlık ve nefret dolu gözleriyle sert sert baktı. Sonra hemen babasını yanına koştu...
Kâbe'deki bu hazîn hâdisenin başlangıç seyrini Abdullâh ibn-i Mes'ûd -radıyallâhu anh-'dan dinleyelim:
"-Namaz kılarken Kâbe'de Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- ile birlikteydik. Ebû Cehil ve adamları bir yerde oturuyorlardı. O sırada biri gelip, ölmüş bir devenin işkembesini yakın bir yere bıraktı. Bunu gören Ebû Cehl dedi ki:
"-Bu kan ile bulanmış işkembeyi kim götürüp de Muhammed secdeye inince üzerine atar?"
O müşrik grubunun içinde Ukbe bin Muayt adında bir bedbaht, bu çirkin işe talip oldu ve onu Hazret-i Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- secdede iken başına attı. Bunun üzerine Rasûlullâh Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- secdeden kalkamadı. O bedbahtlar da kahkahalar atmaya başladılar. O kadar ki, gülmekten birbirinin üzerlerine düştüler. Biz o işkembeyi korkumuzdan Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in üzerinden almaya cesâret edemedik. Ben kendi kendime şöyle dedim:
"-Ah benim gücüm kuvvetim olsaydı, o işkembeyi şu azgın müşriklere ra men Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-'ın sırtından alıp atabilseydim..."
İşte İbn-i Mes'ûd -radıyallâhu anh- böyle bir hâlet içindeyken oraya gelmiş bulunan küçük yavru, Hazret-i Fâtıma, büyük bir hırsla, bir hayli a ır olan deve işkembesini aldı ı gibi bir kenara attı. Secdesine devam eden mübârek babasının yüzünü gözünü sildi. Sonra sert bir hareketle aya a kalktı. Müşriklere döndü. Kızgın ve acı acı baktı. Bu bakışlar, bir ok gibi delici ve sivriydi. Öyle ki, o anda müşriklerin kalblerine garip bir korku ve ürperti dalgası yayıldı. Kahkahaları âniden kesildi. Şaşkınlaştılar. Hiç kimse kendinde cevap verebilecek bir takat bulamadı. Küçük Fâtıma, bakışlarındaki sertli i ve haşmeti, diline de yükledi. Müşriklere gazapla haykırdı. Gaddarlıklarına, zulümlerine, yaptıklarına, hayatlarına lânetler okudu. Sonra muzdarip küçük gönlü yoruldu ve küçük ellerini semâya kaldırıp:
"-Rabbim! Babama bu eziyetleri yapanları kahret. Dünyada ve âhirette onları rezil et!" diye bedduâda bulundu.
Oysa di er zamanlarda bu müşrikler, de il böyle lânet okuyan küçük bir kızı, pazusu kuvvetli biri dahî kendilerine yan bakacak olsa hep birlikte o adamın üzerine çullanır parça parça ederlerdi. Ama şimdi küçücük bir kız olan Hazret-i Fâtıma -radıyallâhu anhâ-'nın îmân celâdeti karşısında korku ve endişeden sanki küçük dillerini yutmuşlar, en ufak bir karşılık veremiyorlardı.
Bu sırada Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem- namazını bitirdi. Derhâl küçük Fâtıma, mübârek kolundan tutarak babasını kaldırdı. Mahzûn gözlerle yüzüne baktı. Âlemlerin o en şefkatli babası, küçük kızına bambaşka bir tebessüm buyurduktan sonra kendisi de ellerini semâya kaldırdı.
O an, semâda bu hâdiseyi görüp a laşan melekler, dikkat kesildi. Zîrâ biliyorlardı ki, bu eller, semâya kalkarsa aslâ reddedilmezdi. Hayır duâsına mazhar olanlar, ebedî hayra nâil olmuş, bedduâsına dûçâr olanlar da ebediyyen perîşân olmuş demekti...
Gözü yaşlı mahzun Nebî'nin, hiç bedduâ etmemiş olan mübârek dilleri, titrek bir sesle ilk defa:
"-Yâ Rabbi! Kureyş'ten şu toplulu u Sana havâle ediyorum." dedi.
Bu nebevî beddeâ, ânında makâmına ulaşırken, onu duyan Kureyşlilerin de bir anda betleri benizleri attı. Çünkü onlar da biliyorlardı ki, Muhammed -sallallâhu aleyhi ve sellem- aslâ yalan söylemezdi. Biliyorlardı ki, Muhammed -sallallâhu aleyhi ve sellem- bir şey söylerse, ya da bir şey dilerse, o, er geç mutlakâ gerçekleşirdi...
Daha sonra mahzûn ve gözü yaşlı nebî, küçük kızının elinden tutarak evine do ru yöneldi. Sahâbîler hemen etrafını sardılar. Evine kadar beraberinde gidip bıraktılar. Küçük Fâtıma -radıyallâhu anhâ-, evde babasının üst başını kendi elleriyle ve gözyaşı içinde temizledi...
Bu hâdise sebebiyle Hazret-i Fâtıma'ya mecâzen "ümm-i ebîha: babasının annesi" denilmiştir.
İbn-i Mes'ûd -radıyallâhu anh- anlatır:
"-Allâh hakkı için ifade ediyorum ki, onları (o gün Peygamber bedduâsına dûçâr olan müşrikleri) Bedir savaşında gördüm. Hepsini katledip, ayaklarından sürüyerek Bedir kuyusuna attılar. Hepsi fecî bir âkıbete u rayıp cehenneme gönderildiler..."
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
Hz. Fatıma (a.s) ve İlim Ö retmenin De eri
İmam Hasan Askeri (a.s)dan şöyle nakledilmiştir:

Bir gün bir kadın, Hz. Fatıma'nın (a.s) huzuruna varıp şöyle dedi: Güçsüz bir annem vardır, namazında zor bir meseleyle karşılaştı ve o meseleyi sana sormam için beni huzurunuza gönderdi. Hz. Fatıma (a.s) o meselenin cevabını verdi. O kadın, ikinci kez başka bir mesele sordu. Hz. Fatıma yine cevabını verdi. Daha sonra üçüncü bir mesele sordu, böylece sordu u soruların sayısı onu buldu. Hz. Fatıma de hepsine cevap verdi. Sonra o kadın sorunun çok olmasından dolayı utanıp "Sizi daha çok yormayayım" dedi.

Hz. Fatıma: Karşılaştı ın her soruyu utanmadan gel sor, ben senin sorularından yorulmam. E er bir kimse bir yükü dama çıkarmak için ecir olur ve karşılı ında yüz bin dinar alırsa, acaba o iş ona a ır gelir mi ?

Kadın: Hayır, a ır gelmez ve o işten yorulmaz dedi.

Hz. Fatıma sonra şöyle buyurdular:

Her meselenin cevabına karşılık bana verilen sevap, arası incilerle dolu olan yer ile göklerken daha fazladır. Öyleyse meselelere cevap vermekten hiç yorulur muyum ?

Babamın şöyle buyurdu unu duydum:

Takipçilerimizden alim olanlar, kıyamet günü haşr edildiklerinde onlara, çaba, ilim ve halkı hidayet ettikleri miktarınca sevap ve mükafat verilir; hatta onlardan birine nurdan bir milyon süslü elbiseler verilir. Sonra Rabbimizin münadisi şöyle nida eder: 'Ey İmamlarından ayrı kaldıkları vakit Âl-i Muhammed yetimlerini düşünenler, onların sorumlulu unu üstlenenler! İşte bunlar sizin ö rencileriniz ve ilminiz sayesinde dinlerini koruyan ve hidayeti bulan yetimlerdir. Dünyada ilminizden yararlandıkları miktarca onlara hediye verin.'

Bunun üzerine ümmetin alimleri, yetimlerine (takipçilerine) hediye verirler. Hatta onlardan bazılarına yüz bin hediye verecekler. Daha sonra o yetimler de kendi ö rencilerine hediye verecekler. Hediyeler taksim edildikten sonra Allah Teala şöyle buyuracak: 'Yetimleri düşünen alimlerin hediyelerini bir kat daha artırın' Sonra da: 'İki kat daha artırın, onların takipçilerine de aynı şekilde artırın' diye buyurur."

Daha sonra Hz. Fatıma (a.s) şöyle buyurdu: Ey Allahın cariyesi, bu hediyelerden bir iplik, güneşin kendisine do du u her şeyden bir milyon kez daha üstündür. Çünkü dünyada üstün sayılan şey, gam ve kederle karışmıştır. Ama ahiret nimetlerinin hiçbir noksanı ve lekesi yoktur. (2)






3- Hz. Fatıma'nın İlminin Üstünlü ü ve İlmin De eri
İmam Hasan Askeri (a.s)dan şöyle nakledilmiştir:

Biri inatçı düşman, di eri ise mümin olan iki kadın, bir dini meselede ihtilaf edince, ihtilafın çözümü için Hz. Fatıma'nın (a.s) huzuruna gelip meseleyi ona anlattılar. Hak mümin kadınla oldu u için Hz. Fatıma (a.s) delil ve burhan ile de onu teyit etti ve böylece inatçı düşman kadın yenilgiye u radı. Mümin kadın buna çok sevindi.

Hz. Fatıma (a.s) şöyle buyurdu:

"Allahın melekleri, bu galibiyetten dolayı senden daha çok sevindiler. Şeytan (ve takipçilerinin) üzüntüsü de düşman olan kadının üzüntüsünden daha çok oldu."

İmam Hasan Askeri (a.s) daha sonra şöyle buyurdu:

İşte bundan dolayı Allah-u Teala meleklerine şöyle buyurdu:

Fatımanın bu hizmeti karşılı ında ona verilen cennet nimetlerini, bir milyon kat artırın ve bu işi, ilmiyle mümin bir kimseyi düşmana galip kıldıran her alim (ve bilgin) hakkında da yapın; onun da sevabını bir milyon kat artırın. (3)






4- Şaşılacak Tebessüm!
Peygamber (s.a.a)in durumu çok a ırlaşmıştı, başını Hz. Alinin dizine koydu ve bayıldı. Fatıma (a.s) babasının nâzenin yüzüne bakıyor, göz yaşı döküyor ve şöyle diyordu: Âh, babamın bereketi ile rahmet ya muru (vahiy) iniyordu. Öksüzlerin ve dul kadınların sı ına ı idi.

Resulullah (s.a.a), Fatımanın a lama sesini işitince gözlerini açıp yavaş bir sesle:

Aziz kızım! Şu ayeti oku: Muhammed ancak bir resuldür. Ondan önce nice resuller gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz ? Ölümün çaresi yoktur,bütün peygamberler öldü ü gibi ben de ölece im. Fakat niçin millet, benim hedefimi sürdürmüyor ve geri dönmek istiyor ? buyurdu.

Bu sözler, Hz. Fatımayı daha da a lattı. Resul-i Ekrem (s.a.a) aziz kızının perişan halini ve a lar gözlerini görünce, ona teselli vermek istedi. Bundan dolayı Fatımaya: Yakına gel diye işaret etti. Başını babasına yaklaştırınca Peygamber (s.a.a) onun kula ına bir şeyler söyledi. Fatımanın tebessüm etti ini gördüler ve şaşırdılar. Sebebini sorduklarında; Babam hayatta oldu u müddetçe sırrını kimseye söylemem dedi.

Fatıma (a.s) babasının ölümünden sonra; Babam kula ıma: Fatıma'cı ım, senin de ölümün yakındır; bana kavuşacak olan ilk kişi sensin buyurdu. dedi inde Hz. Fatımanın tebessümünün sebebi anlaşılmış oldu. (4)

Burada vesile arayanların münacatıyla sözümüze son veriyoruz:

Allahım! Sana kavuşmam için Senin rahmet ve şefkatinden başka bir vesilem, alemlere rahmet olarak gönderilen ve ümmeti üzüntüden kurtaran Peygamber'inin şefaatinden başka bir aracım yoktur.

Allahım! Senin ba ışına kavuşmam ve rızana erişmemde, bunları benim için vesile kıl. Benim umutlarım Senin kerem dergahına yönelmiş ve cömertli inin kapısına arzularım serilmiştir. Öyleyse, Sana olan ümidimi kesme ve çabamı hayırla sonuçlandır. Beni cennetinde yerleştirdi in, keramet evinde yer verdi in, kıyamet gününde Sana (rahmetine) bakmakla gözlerini aydınlattı ın ve kendi indinde do ruluk menzillerinde menzil verdi in kimselerden eyle.

Ey kapısından daha keremli bir kapı bulunmayan; merhametinden daha üstün bir merhamet olmayan; ey yalnız kalanın arkadaşlık kurabilece i en hayırlı munis ve ey kovulanın sı ınabilece i en şefkatli sı ınak! Senin geniş affına ellerimi açmış ve kerem ete ine sarılmışım; eli boş olarak beni geri çevirme, hayal kırıklı ı ve hüsrana u ratma; ey duayı işiten Allah; ey merhametlilerin en merhametlisi.



(1) - Biharul-Envar, c.43,s.94.

(2) - Biharul-Envar, c.2,s.3.

(3) - Biharul-Envar,c. 2,s. 8.

(4) - Biharul-Envar,c. 22,s. 470, c43, s. 181.
 

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
Ey nesli pak kendisi pak Fatıma-tu Zehra(ra) senin neslinin yolcusuyuz bu yolda Ehli-Beyt'in hizmetçisiyiz kıyamete kadar inşaallah..... ;( ;( ;( ;(
 
Ş

ŞEVVAL

Guest
ALLAH RAZI OLSUN hayrunisa abla..ilk defa okuyorum bu hdiseyi çok duygulandım.. ;( ;( ;( ;(
 
Üst Alt