- Üyelik Tarihi
- 6 Tem 2011
- Mesajlar
- 154
- Aldığı Beğeniler
- 0
YİNE İNSAN!
İnsan yaratıldığından beri kendini keşfetmeye çalışmış, fakat başaramamıştır. Dolayısıyla insanın kendini keşfetmesi kıyamete kalmıştır. Bireysel boyutta geldiği noktaya toplumsal boyutta gelememiştir. Çünkü toplumsal boyut insanı kendine dönmekten uzak tutmuştur. Bir kısım insanlar ilmiyle amil olmuş, maddi ve manevi makamlara yükselmiştir. Onlar model insan olarak çoğunluğa örnek olmuş, ekseriyet, toplumda erimiştir.
İnsanın özünde deha istidadı olduğu halde bunu kullanamamaktadır. Mükemmel bir barajın su çıkış kapısına tıkanan bir taş gibi; nefsi deha kapısını tıkamıştır. Bu yüzden üreteceği çözümlerin çoğunu üretemez hale gelmiştir.
Örnekleri çok. Herkesin gözü önünde cereyan eden açık bir örneği arz edeyim: Mart 2012 yılının ilk haftasında, TBMM, MEK’ da ele alınan yeni eğitim kanunu görüşmelerinde yaşanan arbedeleri nasıl ve neyle anlatacağız? Orada bulunan insanların hepsi seçilmiş kişiler. Seçilenler böyle yaparsa ya seçenler ne yapmaz? Bunlar insan olan herkesi düşünmeye sevk etmelidir. Şuna herkes inanıyordur, orada birbirini itip kakan, yumruklayan insanların hepsi bireysel olarak iyi insanlardır. Gel gör ki toplum halinde o iyilikler unutuluyor, gösterilemiyor. Nefsi ve menfaatleri, onları getiriyor vecde, cennet olmasaydı, insanlar etmezlerdi secde. Dinin elinde nefsi kar gibi erimeyenler, nefsin elinde kar gibi erimekte, nefsi için insanlar birbirini yemekte.
Bugün yiyip içtiklerimiz üzerinde oynanan oyunlar yüzünden sağlığımız tehdit altındadır. Alabildiğine hormonlanmış, genleri değiştirilmiş gıdalarla besleniyoruz. Bunlar sağlımızı bozdu, hastalıklarımızı çeşitlendirdi. Devlet bütçesinin büyük bir bölümü sağlığımız için harcanıyor.
Peki, kaybettiğimiz milli ve manevi değerlerimiz, bizden bir şeyler alıp götürmedi mi? Çıkarlarımız, inançlarımızın önünde yürümüyor mu? Nefsimizle aklımız arasında açılan mesafeler korkunç boyutlara ulaştı! Aklın dediğinden ziyade nefsin dediği olmaktadır. Nefis, hormonlu gıdalar gibi akıl ve ruh sağlığımızı bozmuştur. Yapay ve suni sebeplerle millet, yıllarca çatışma halinde tutuldu, ileri gitmesi önlendi. Kürt-Türk, laik-antilaik, gerici-ilerici, Sünni-alevi gibi söylemlerle birbirlerine karşı bilendi. Geçmişte böyle ihtilaflar yoktu. Nefsine ve menfaatine düşkün insanlar, bunları kaşıya kaşıya yara haline getirdi. Şimdi onlar da yaralandı. Yaralayan ve yaralananlar o kadar çok ki, memleket açık hava hastanesine döndü!
Trafik, boşanma, terör, taciz ve tüketim çılgınlığı almış başını gitmiş. Cumhuriyet hükümetleri, bunlarla uğraşmaktan, milletin ve memleketin kalkınmasına mesai veremedi. Velhasıl böyle ağaç böyle meyve verdi. Bu ağaca yabancı toprakların yabancı ağaçlarından aşı vurulmak istendi! Tutmadı, tutmuyor. Hâlbuki büyüklerimiz “aşıyı kendinden yapın” diyor.
Yürüyüşümüzü dik ve dikkatli adımlarla yapmak, hikmetli tavırlarımızı, çıkarsız niyetlerimizi, çağı aşan ferasetimizi, basiretimizi, bitip tükenmeyen çalışma enerjimizi, sarsılmayan ümidimizi, olduracak, dolduracak, erdirecek, ona hayat aşılayacak Allah ile bağımızı dostluğumuzu kurmadıkça hiçbir şeyin üstesinden gelemeyeceğimizi bilmeliyiz.
Bu olgu ve duygularla aşılanan millet korkmaz ilerler. Her sözü Allah için olanların sesi dünyayı titretir. Çünkü Allah Resulü mağarada arkadaşı, Ebubekir Sıddık (ra)’a; “Korkma! Allah bizimle beraberdir” demişti. İstiklal Marşımızın yazarı da ilk sözüne “Korkma” ile başlamış ve millete güç vermiştir.
Toplumun söndürülen ruh dinamiği ateşlenmelidir. Yürekler manevi dinamiklerle dolmalı ve doymalıdır. Bireylerde başlamayan fütuhat, yeryüzü sathında müessir olamaz! Sözünü kendine geçiren, öfkesini yenen başarılı insanlara su gibi, hava gibi ihtiyacımız var. Bütün ithalatları durdurup aradığımız insanı ithal edecek halimiz yok. Bunları yine içimizde arayacağız.
12. 03. 2012
Durmuş Göktekin
İnsan yaratıldığından beri kendini keşfetmeye çalışmış, fakat başaramamıştır. Dolayısıyla insanın kendini keşfetmesi kıyamete kalmıştır. Bireysel boyutta geldiği noktaya toplumsal boyutta gelememiştir. Çünkü toplumsal boyut insanı kendine dönmekten uzak tutmuştur. Bir kısım insanlar ilmiyle amil olmuş, maddi ve manevi makamlara yükselmiştir. Onlar model insan olarak çoğunluğa örnek olmuş, ekseriyet, toplumda erimiştir.
İnsanın özünde deha istidadı olduğu halde bunu kullanamamaktadır. Mükemmel bir barajın su çıkış kapısına tıkanan bir taş gibi; nefsi deha kapısını tıkamıştır. Bu yüzden üreteceği çözümlerin çoğunu üretemez hale gelmiştir.
Örnekleri çok. Herkesin gözü önünde cereyan eden açık bir örneği arz edeyim: Mart 2012 yılının ilk haftasında, TBMM, MEK’ da ele alınan yeni eğitim kanunu görüşmelerinde yaşanan arbedeleri nasıl ve neyle anlatacağız? Orada bulunan insanların hepsi seçilmiş kişiler. Seçilenler böyle yaparsa ya seçenler ne yapmaz? Bunlar insan olan herkesi düşünmeye sevk etmelidir. Şuna herkes inanıyordur, orada birbirini itip kakan, yumruklayan insanların hepsi bireysel olarak iyi insanlardır. Gel gör ki toplum halinde o iyilikler unutuluyor, gösterilemiyor. Nefsi ve menfaatleri, onları getiriyor vecde, cennet olmasaydı, insanlar etmezlerdi secde. Dinin elinde nefsi kar gibi erimeyenler, nefsin elinde kar gibi erimekte, nefsi için insanlar birbirini yemekte.
Bugün yiyip içtiklerimiz üzerinde oynanan oyunlar yüzünden sağlığımız tehdit altındadır. Alabildiğine hormonlanmış, genleri değiştirilmiş gıdalarla besleniyoruz. Bunlar sağlımızı bozdu, hastalıklarımızı çeşitlendirdi. Devlet bütçesinin büyük bir bölümü sağlığımız için harcanıyor.
Peki, kaybettiğimiz milli ve manevi değerlerimiz, bizden bir şeyler alıp götürmedi mi? Çıkarlarımız, inançlarımızın önünde yürümüyor mu? Nefsimizle aklımız arasında açılan mesafeler korkunç boyutlara ulaştı! Aklın dediğinden ziyade nefsin dediği olmaktadır. Nefis, hormonlu gıdalar gibi akıl ve ruh sağlığımızı bozmuştur. Yapay ve suni sebeplerle millet, yıllarca çatışma halinde tutuldu, ileri gitmesi önlendi. Kürt-Türk, laik-antilaik, gerici-ilerici, Sünni-alevi gibi söylemlerle birbirlerine karşı bilendi. Geçmişte böyle ihtilaflar yoktu. Nefsine ve menfaatine düşkün insanlar, bunları kaşıya kaşıya yara haline getirdi. Şimdi onlar da yaralandı. Yaralayan ve yaralananlar o kadar çok ki, memleket açık hava hastanesine döndü!
Trafik, boşanma, terör, taciz ve tüketim çılgınlığı almış başını gitmiş. Cumhuriyet hükümetleri, bunlarla uğraşmaktan, milletin ve memleketin kalkınmasına mesai veremedi. Velhasıl böyle ağaç böyle meyve verdi. Bu ağaca yabancı toprakların yabancı ağaçlarından aşı vurulmak istendi! Tutmadı, tutmuyor. Hâlbuki büyüklerimiz “aşıyı kendinden yapın” diyor.
Yürüyüşümüzü dik ve dikkatli adımlarla yapmak, hikmetli tavırlarımızı, çıkarsız niyetlerimizi, çağı aşan ferasetimizi, basiretimizi, bitip tükenmeyen çalışma enerjimizi, sarsılmayan ümidimizi, olduracak, dolduracak, erdirecek, ona hayat aşılayacak Allah ile bağımızı dostluğumuzu kurmadıkça hiçbir şeyin üstesinden gelemeyeceğimizi bilmeliyiz.
Bu olgu ve duygularla aşılanan millet korkmaz ilerler. Her sözü Allah için olanların sesi dünyayı titretir. Çünkü Allah Resulü mağarada arkadaşı, Ebubekir Sıddık (ra)’a; “Korkma! Allah bizimle beraberdir” demişti. İstiklal Marşımızın yazarı da ilk sözüne “Korkma” ile başlamış ve millete güç vermiştir.
Toplumun söndürülen ruh dinamiği ateşlenmelidir. Yürekler manevi dinamiklerle dolmalı ve doymalıdır. Bireylerde başlamayan fütuhat, yeryüzü sathında müessir olamaz! Sözünü kendine geçiren, öfkesini yenen başarılı insanlara su gibi, hava gibi ihtiyacımız var. Bütün ithalatları durdurup aradığımız insanı ithal edecek halimiz yok. Bunları yine içimizde arayacağız.
12. 03. 2012
Durmuş Göktekin