- Üyelik Tarihi
- 7 Şub 2008
- Mesajlar
- 1,338
- Aldığı Beğeniler
- 11
- Takım
- Fenerbahçe
Yol dümdüz gitmez.
Dostlarımız hep dost ve düşmanlarımız hep düşman değildir.
Bir bakarız daha önce sevmediğimiz biriyle yakın oluvermişiz. Ya da yakın olduğumuz birine kırılmış, darılmışız.
Bir gün yüz yüze bakacağız.
O gün utanmamak için, bakabilmek için gözlerimizin ta içine, yan yana olabilmek için; kızdığımızda, darıldığımızda ne yapmalıyız?
Sonuçta biz inanmada birleşenleriz. Sevgide birleşenleriz.
Allah Rasulü inanan her insana dosttu. Yollar tıkandığında, yolu O’nun duruşuyla açmaya muhtacız. Ve O ne yaptı, bakmaya...
O yalnızca Allah için kızdı, Allah için düşman oldu. O’na kızanlar da bâtıl ilâhları ve saplantıları uğruna kızdılar.
Peki O, düşmanlarına nasıl davrandı?
O’ndan öğrenmeye, O’ndan duymaya ihtiyacımız var. O’nunla yürümeye bu çetin yolda…
Kalplerin kapıları açılır O’nunla
Zor günler... Müslümanlar muhasara altında.
Siz misiniz günah işleyen, atalarının ilâhlarına dil uzatanlar? Güya tanrı adına ceza veriyorlar.
Zor günler.
Bazen yiyecek bir şey bulamayıp yaprak yer müslümanlar, bazen kuru bir deri parçasını ateşte yumuşatarak yemeye çalışırlardı.
Ama geçti gitti.
Kuru yerde de olsa uykular bitiyor. Kuş tüyü yataklarda da olsa bitiyor.
Rüyaların ya hafifliği ya da ağırlığı kalıyor geriye.
Ve bir gün Kureyş susuz kalıyor. Peygamber s.a.v.’e geliyor:
“Ya Muhammed! Kavmin helak oluyor. Kavminin kurtulması için Allah’a yalvar.”
O kavim değil miydi Peygamber s.a.v. ve bağlılarını helake uğratmaya çalışan?
Onlar değil miydi bir lokma ekmeğe, bir yudum suya muhtaç eden?
Şimdi birden suyun sahibini mi hatırladılar?
Ne oldu, ne olacak?
Peygamber s.a.v. intikam peşinde değildir.
Kollarını kaldırarak dua eder. Allah Tealâ bu duasını kabul eder. Damlalar iner Mekke üstüne.
* * *
Uhud Savaşı sırasında düşmanlar Hz. Peygamber s.a.v.’in üzerine taş yağdırmış, dişini kırmış, alnından yaralamışlardı. Fakat Allah Rasulü s.a.v. ellerini kaldırır dua eder.
Dua eder ki Allah gazap etmesin. Dua eder ki O, rahmet peygamberidir. Dua eder ki O, “Rahmetim gazabımı geçti.” diyen Rabbin sözcüsü, halifesidir.
Ve “gönderilen gönderenin kadrincedir”
O’na merhamet yakışır:
“Ey Rabbim! Kavmimi hidayet et. Çünkü hakikati bilmiyorlar.”
* * *
Bir şehir bu kadar üzülür mü, bu kadar utanır sıkılır mı hiç?
Toprağında Allah’ın Rasulü s.a.v. taşlanmış.
Yaralanmış. Üzülmüş. Kovulmuş şehirden.
Taif üzgün.
Lakin toprağın sesinden, hayatın ve kendi gönlünün sesinden uzak insan nasıl duysun şehrinin sessiz gözyaşlarını? Semada yankılanır:
– İstersen şu dağı üzerlerine yıkayım!
– Hayır Rabbim, istemem. Belki onların soyundan sana ibadet edecek çocuklar doğar.
On iki sene geçmiştir bu hadisenin üzerinden ve Taifliler hâlâ aynı inattadır. İslâm ordusu üzerine mancınıkla ateşler atmıştır. Arkadaşları Peygamber s.a.v.’den Taiflilere lânet okumasını ister. Allah Rasulü s.a.v. ellerini kaldırır ve dua buyurur:
– Allahım, Taif’i doğru yola ilet ve bize kat.
Duaları ses verdi. Ve Taif heyeti Medine’ye gelerek İslâm üzre biat ettiler.
* * *
Dua gönülden gönle varan yolu açandır. İlk adımdır o bilinen ve görünenin ötesinde.
Allah Rasulü s.a.v. Mekke’nin, Taif’in kapılarını kılıçla değil duayla açtı. Zira o şehrin duvarları değil gönlü teslim oldu.
Kılıca teslim olmaz gönüller.
Sahibine teslim olur ancak yollar açılırsa.
Dostlarımız hep dost ve düşmanlarımız hep düşman değildir.
Bir bakarız daha önce sevmediğimiz biriyle yakın oluvermişiz. Ya da yakın olduğumuz birine kırılmış, darılmışız.
Bir gün yüz yüze bakacağız.
O gün utanmamak için, bakabilmek için gözlerimizin ta içine, yan yana olabilmek için; kızdığımızda, darıldığımızda ne yapmalıyız?
Sonuçta biz inanmada birleşenleriz. Sevgide birleşenleriz.
Allah Rasulü inanan her insana dosttu. Yollar tıkandığında, yolu O’nun duruşuyla açmaya muhtacız. Ve O ne yaptı, bakmaya...
O yalnızca Allah için kızdı, Allah için düşman oldu. O’na kızanlar da bâtıl ilâhları ve saplantıları uğruna kızdılar.
Peki O, düşmanlarına nasıl davrandı?
O’ndan öğrenmeye, O’ndan duymaya ihtiyacımız var. O’nunla yürümeye bu çetin yolda…
Kalplerin kapıları açılır O’nunla
Zor günler... Müslümanlar muhasara altında.
Siz misiniz günah işleyen, atalarının ilâhlarına dil uzatanlar? Güya tanrı adına ceza veriyorlar.
Zor günler.
Bazen yiyecek bir şey bulamayıp yaprak yer müslümanlar, bazen kuru bir deri parçasını ateşte yumuşatarak yemeye çalışırlardı.
Ama geçti gitti.
Kuru yerde de olsa uykular bitiyor. Kuş tüyü yataklarda da olsa bitiyor.
Rüyaların ya hafifliği ya da ağırlığı kalıyor geriye.
Ve bir gün Kureyş susuz kalıyor. Peygamber s.a.v.’e geliyor:
“Ya Muhammed! Kavmin helak oluyor. Kavminin kurtulması için Allah’a yalvar.”
O kavim değil miydi Peygamber s.a.v. ve bağlılarını helake uğratmaya çalışan?
Onlar değil miydi bir lokma ekmeğe, bir yudum suya muhtaç eden?
Şimdi birden suyun sahibini mi hatırladılar?
Ne oldu, ne olacak?
Peygamber s.a.v. intikam peşinde değildir.
Kollarını kaldırarak dua eder. Allah Tealâ bu duasını kabul eder. Damlalar iner Mekke üstüne.
* * *
Uhud Savaşı sırasında düşmanlar Hz. Peygamber s.a.v.’in üzerine taş yağdırmış, dişini kırmış, alnından yaralamışlardı. Fakat Allah Rasulü s.a.v. ellerini kaldırır dua eder.
Dua eder ki Allah gazap etmesin. Dua eder ki O, rahmet peygamberidir. Dua eder ki O, “Rahmetim gazabımı geçti.” diyen Rabbin sözcüsü, halifesidir.
Ve “gönderilen gönderenin kadrincedir”
O’na merhamet yakışır:
“Ey Rabbim! Kavmimi hidayet et. Çünkü hakikati bilmiyorlar.”
* * *
Bir şehir bu kadar üzülür mü, bu kadar utanır sıkılır mı hiç?
Toprağında Allah’ın Rasulü s.a.v. taşlanmış.
Yaralanmış. Üzülmüş. Kovulmuş şehirden.
Taif üzgün.
Lakin toprağın sesinden, hayatın ve kendi gönlünün sesinden uzak insan nasıl duysun şehrinin sessiz gözyaşlarını? Semada yankılanır:
– İstersen şu dağı üzerlerine yıkayım!
– Hayır Rabbim, istemem. Belki onların soyundan sana ibadet edecek çocuklar doğar.
On iki sene geçmiştir bu hadisenin üzerinden ve Taifliler hâlâ aynı inattadır. İslâm ordusu üzerine mancınıkla ateşler atmıştır. Arkadaşları Peygamber s.a.v.’den Taiflilere lânet okumasını ister. Allah Rasulü s.a.v. ellerini kaldırır ve dua buyurur:
– Allahım, Taif’i doğru yola ilet ve bize kat.
Duaları ses verdi. Ve Taif heyeti Medine’ye gelerek İslâm üzre biat ettiler.
* * *
Dua gönülden gönle varan yolu açandır. İlk adımdır o bilinen ve görünenin ötesinde.
Allah Rasulü s.a.v. Mekke’nin, Taif’in kapılarını kılıçla değil duayla açtı. Zira o şehrin duvarları değil gönlü teslim oldu.
Kılıca teslim olmaz gönüller.
Sahibine teslim olur ancak yollar açılırsa.