Tılsım kokusunda yalnızlıklarla geçti çocukluğum.
Ben bir kelebek olacaktım aslında; etrafıma örülen kozamı yırtabilseydim eğer.
Çocuktum ve çok erken öğretildi bana yaşamak denilen şeyin olanca ağırlığıyla bir kaya kütlesi olduğu.
Ömrüm bu devasa kütleyi yontmakla geçecekti. Bilmediğim bu ağır işçiliği hangi malzemeyle
yapacağım, niçin yapacağım ve ortaya çıkan yontunun neye benzemesi gerektiğiydi.
Yaşamanın incelikli bir sanat oluşu bunun içindi anlaşılan.
Babamı tanıdığımda, çatlamış bir çivinin alnına indirdiği çekiç darbeleriyle siyah bir kayaya beyaz bir
aile figürü işlemeye çalışıyordu.
Yontulan parçaları topluyordu annem.
Kendi yontum için bana ayrılansa bütün bir granitti, olanca alınganlığı ve kırılganlığıyla.
Kendi kendime, cesaretsiz bir ayrıksılıkla "ben bir kelebek olacağım" diyordum oysa.
Bütün yontulardan daha güzel ve daha renkli kanatlarım olacaktı; kozamı yırtabilseydim eğer.
Ağır çekiçlerle hafif vuruşlar yaparak bir graniti işlemek ne büyük bir işti, kendi kozasını yırtmaktan
aciz benim için.
Denedim yine de.
Çünkü babam işi ilerletmişti, çatlamış çiviye inat.
Çünkü, çekiciyle çiçekli bahçeler yontan bir adamdım ben babamın yontusunda.
Bir yontuyu haksız çıkarmamak için denedim.
Olmadı. Parçalandı bütün kayalar.
Katılaştı çekiç tutan ellerim.
Herkes benim de bir figürü olduğum yontuya bakıp sabırsızlanıyordu çekicimin ucundan fışkıracak
çiçekli bahçeyi görmek için.
Sonunda, gayretimle yumuşamayan granit, patlayan avuçlarımdan bulaşan kanla hamurlaştı.
Acıyla ve kavrularak ellerim bir kelebek işledim, alnına hayatın.
Eskittim ama yırtamadım kozamı.
İçimde yalnızlıklar büyüttüm.
www.hayatdolu.org (İnfantaya sevgilerle...)Ben bir kelebek olacaktım aslında; etrafıma örülen kozamı yırtabilseydim eğer.
Çocuktum ve çok erken öğretildi bana yaşamak denilen şeyin olanca ağırlığıyla bir kaya kütlesi olduğu.
Ömrüm bu devasa kütleyi yontmakla geçecekti. Bilmediğim bu ağır işçiliği hangi malzemeyle
yapacağım, niçin yapacağım ve ortaya çıkan yontunun neye benzemesi gerektiğiydi.
Yaşamanın incelikli bir sanat oluşu bunun içindi anlaşılan.
Babamı tanıdığımda, çatlamış bir çivinin alnına indirdiği çekiç darbeleriyle siyah bir kayaya beyaz bir
aile figürü işlemeye çalışıyordu.
Yontulan parçaları topluyordu annem.
Kendi yontum için bana ayrılansa bütün bir granitti, olanca alınganlığı ve kırılganlığıyla.
Kendi kendime, cesaretsiz bir ayrıksılıkla "ben bir kelebek olacağım" diyordum oysa.
Bütün yontulardan daha güzel ve daha renkli kanatlarım olacaktı; kozamı yırtabilseydim eğer.
Ağır çekiçlerle hafif vuruşlar yaparak bir graniti işlemek ne büyük bir işti, kendi kozasını yırtmaktan
aciz benim için.
Denedim yine de.
Çünkü babam işi ilerletmişti, çatlamış çiviye inat.
Çünkü, çekiciyle çiçekli bahçeler yontan bir adamdım ben babamın yontusunda.
Bir yontuyu haksız çıkarmamak için denedim.
Olmadı. Parçalandı bütün kayalar.
Katılaştı çekiç tutan ellerim.
Herkes benim de bir figürü olduğum yontuya bakıp sabırsızlanıyordu çekicimin ucundan fışkıracak
çiçekli bahçeyi görmek için.
Sonunda, gayretimle yumuşamayan granit, patlayan avuçlarımdan bulaşan kanla hamurlaştı.
Acıyla ve kavrularak ellerim bir kelebek işledim, alnına hayatın.
Eskittim ama yırtamadım kozamı.
İçimde yalnızlıklar büyüttüm.
M. Varol Öztürk
