- Üyelik Tarihi
- 14 Eki 2005
- Mesajlar
- 7,463
- Aldığı Beğeniler
- 64
Keklik kanı çayın içine birkaç damla gözyaşı düştü mü, Yunus gelir yanımıza.
"Bilmeyen ne bilsin bizi, bilenlere selam olsun" derdi ya hani, Yalan nedir bilmezdi. Selamını kendiciği getirirdi.
O gelince ortalığı rahmet bürür, zulmet kaçar giderdi...
Bayramlığına sevinen çocuktan daha da çocukça zıplar kalp. Bendini yıkarak coşar gönül. Göz pınarları sel olup taşar..
Kızılırmağın çağıldayarak sürüklediği yonga gibi ıralanıp çalkalanır bütün beden. Telaşlanıp ayağa fırlar oğul-Alperen..
Olanları ifade etmek zor zanaattır. Coşan gönüller, göz pınarlarından taşar oğul, der; sesimi keserim.
Çıt çıkmamalı, sadece Yunus söylemelidir gamlı gönlüme. Dertli kavalım eşlik eder kimi zaman dualarıma. Kavalın dua ettiğine, adım gibi inanırım. Kasavet, keder yok olup gitmeli; yeniden doğmuş gibi olmalıyımdır. Ağırlığım, kilolardan gramlara düşmelidir...
"Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm" ne demekti, anlatmalıdır.
Zaman yumağına bizi kimin sardığına birlikte akıl yormalı; Abdurrahim Karakoç da çağrılmalıdır.
Dikenli yavrusunu bağrına basan kirpiye merhameti bağışlayanı;
Küçücük böceklere ve tohumlara sorumluluğu yükleyeni;
Ademoğlanını ucalar ve çukurlar arasında yayanı;
Bütün Elifleri, önce ortaya getirip dikelten, sonra devirip toprağa karıştıran ve daha sonra tekrar diriltip dikeltecek olanı algılamalıdır.
Elifi görünce mertek sanan adam mı; yoksa mertek olabilecek elifi bilen adam mı daha uyanıktır, bilinmelidir...
Mertek olabilecek elif, önce dosdoğru olmalı; zamana, zorluklara ve şartlara göre dayanıklı olmalı; kolay çürümemelidir.
Bizim Yunus da, Adem-oğlanı içindeki çürümeyen eliflerden biridir:
"Aşık öldü diye sala verirler, ölen hayvan olur, aşıklar ölmez."
En uzun ömürlü elifler üç- dört bin yıl ayakta kalıyor; devrildiği zaman da bir o kadar yıl mertek olarak görev yapıyor, kahır çekiyordu.
Bizim yörüklerin en çok tercih ettikleri mertekler, devrilen ardıç eliflerinden seçiliyordu.
Tapduk'un kapısına, hiçbir zaman eğri elif getirmemişti Yunuscan...
Kimi zaman da, bir ırmakta dolap olur inilerdi bir elif:
Beni bir dağda buldular, kolum kanadım yoldular,
Dolap'a layık gördüler, derdim vardır inilerim.
Elif harfinin, ebced hesabına göre değeri bir (1) dir. Elif, birliği temsil eder. Bütün harfleri birleştirdiği için bu adı almıştır. Allah adının ilk harfidir. Elif, Allahın mutlak varlığına işaret eder. Bugünkü manasına, İslamdan sonra büründüğü belirtilen elifin, Arapça ya Hind taraflarından geldiği söyleniyor.
Elifin, kalem ucundaki bir noktadan aşağıya doğru doğup büyüme ve şekil alması, Allah'ın yarattığı bütün eliflerin bir noktacıktan hasıl oluşlarına işaret eder. Çekirdek(nüve)den bedenin, ağacın, çiçeğin meydana gelmesi gibi...
Her yan "Elif" doluydu;
Koca dağlar, ağaçlar, börtü böcek, çayır çimen, menekşe, ısırgan.
Selvi, kavak, meşe, ardıç, koca çınar, koca Osman,
Elif ana, Nene hatun, Bilge Kağan, Alparslan.
Musa, Firavun, İbrahim, Nemrut, Haman.
Peygamberler, yamyamlar, sadıklar ve zalim olan.
Her ne kadar birbirinin aynısı gibi görünse de, çayırdaki her bir çim, ayrı bir elifti.
"Miskin Adem-oğlanını, benzetmişler ekinciye; kimi biter, kimi yiter, yere tohum saçmış gibi."
Gelin hey yarenler gelin, bu menzil uzağa benzer.
Nazar kıldım şu dünyaya, kurulmuş tuzağa benzer.
Gelin bir nazar eylen, n'oldu cihan içinde;
Niceler toprak oldu, bu az zaman içinde.
Bütün çürümüş eller, o dudak ve o diller,
O sevgili oğullar, kalmış toprak içinde.
Yunus'u tuzağa düşmekten koruyacak biri gerekliydi:
Ben dost ile dost olayım, ölmezden evvel öleyim,
Canımı kurban vereyim, dünya baki kalmaz bana.
Yunus'un dostu, ezeli ve ebedi olan "Hayy" idi.
Ağaca dayanma, kurur; insana dayanma ölür, der atalar.
Ölümsüz olan Elife dayanılmalıdır. Yunus bunun pek güzel farkındadır ve dediği gibi yapar.
"Beni bende demen, bende değilem; bir ben vardır, bende benden içeri."
Herşeyin en doğrusunu Kadir mevlam bilir ya; benim çayıma gözyaşı döktüren de "İçeri" olan Yunus'tur.
ENVER TORLAK
"Bilmeyen ne bilsin bizi, bilenlere selam olsun" derdi ya hani, Yalan nedir bilmezdi. Selamını kendiciği getirirdi.
O gelince ortalığı rahmet bürür, zulmet kaçar giderdi...
Bayramlığına sevinen çocuktan daha da çocukça zıplar kalp. Bendini yıkarak coşar gönül. Göz pınarları sel olup taşar..
Kızılırmağın çağıldayarak sürüklediği yonga gibi ıralanıp çalkalanır bütün beden. Telaşlanıp ayağa fırlar oğul-Alperen..
Olanları ifade etmek zor zanaattır. Coşan gönüller, göz pınarlarından taşar oğul, der; sesimi keserim.
Çıt çıkmamalı, sadece Yunus söylemelidir gamlı gönlüme. Dertli kavalım eşlik eder kimi zaman dualarıma. Kavalın dua ettiğine, adım gibi inanırım. Kasavet, keder yok olup gitmeli; yeniden doğmuş gibi olmalıyımdır. Ağırlığım, kilolardan gramlara düşmelidir...
"Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm" ne demekti, anlatmalıdır.
Zaman yumağına bizi kimin sardığına birlikte akıl yormalı; Abdurrahim Karakoç da çağrılmalıdır.
Dikenli yavrusunu bağrına basan kirpiye merhameti bağışlayanı;
Küçücük böceklere ve tohumlara sorumluluğu yükleyeni;
Ademoğlanını ucalar ve çukurlar arasında yayanı;
Bütün Elifleri, önce ortaya getirip dikelten, sonra devirip toprağa karıştıran ve daha sonra tekrar diriltip dikeltecek olanı algılamalıdır.
Elifi görünce mertek sanan adam mı; yoksa mertek olabilecek elifi bilen adam mı daha uyanıktır, bilinmelidir...
Mertek olabilecek elif, önce dosdoğru olmalı; zamana, zorluklara ve şartlara göre dayanıklı olmalı; kolay çürümemelidir.
Bizim Yunus da, Adem-oğlanı içindeki çürümeyen eliflerden biridir:
"Aşık öldü diye sala verirler, ölen hayvan olur, aşıklar ölmez."
En uzun ömürlü elifler üç- dört bin yıl ayakta kalıyor; devrildiği zaman da bir o kadar yıl mertek olarak görev yapıyor, kahır çekiyordu.
Bizim yörüklerin en çok tercih ettikleri mertekler, devrilen ardıç eliflerinden seçiliyordu.
Tapduk'un kapısına, hiçbir zaman eğri elif getirmemişti Yunuscan...
Kimi zaman da, bir ırmakta dolap olur inilerdi bir elif:
Beni bir dağda buldular, kolum kanadım yoldular,
Dolap'a layık gördüler, derdim vardır inilerim.
Elif harfinin, ebced hesabına göre değeri bir (1) dir. Elif, birliği temsil eder. Bütün harfleri birleştirdiği için bu adı almıştır. Allah adının ilk harfidir. Elif, Allahın mutlak varlığına işaret eder. Bugünkü manasına, İslamdan sonra büründüğü belirtilen elifin, Arapça ya Hind taraflarından geldiği söyleniyor.
Elifin, kalem ucundaki bir noktadan aşağıya doğru doğup büyüme ve şekil alması, Allah'ın yarattığı bütün eliflerin bir noktacıktan hasıl oluşlarına işaret eder. Çekirdek(nüve)den bedenin, ağacın, çiçeğin meydana gelmesi gibi...
Her yan "Elif" doluydu;
Koca dağlar, ağaçlar, börtü böcek, çayır çimen, menekşe, ısırgan.
Selvi, kavak, meşe, ardıç, koca çınar, koca Osman,
Elif ana, Nene hatun, Bilge Kağan, Alparslan.
Musa, Firavun, İbrahim, Nemrut, Haman.
Peygamberler, yamyamlar, sadıklar ve zalim olan.
Her ne kadar birbirinin aynısı gibi görünse de, çayırdaki her bir çim, ayrı bir elifti.
"Miskin Adem-oğlanını, benzetmişler ekinciye; kimi biter, kimi yiter, yere tohum saçmış gibi."
Gelin hey yarenler gelin, bu menzil uzağa benzer.
Nazar kıldım şu dünyaya, kurulmuş tuzağa benzer.
Gelin bir nazar eylen, n'oldu cihan içinde;
Niceler toprak oldu, bu az zaman içinde.
Bütün çürümüş eller, o dudak ve o diller,
O sevgili oğullar, kalmış toprak içinde.
Yunus'u tuzağa düşmekten koruyacak biri gerekliydi:
Ben dost ile dost olayım, ölmezden evvel öleyim,
Canımı kurban vereyim, dünya baki kalmaz bana.
Yunus'un dostu, ezeli ve ebedi olan "Hayy" idi.
Ağaca dayanma, kurur; insana dayanma ölür, der atalar.
Ölümsüz olan Elife dayanılmalıdır. Yunus bunun pek güzel farkındadır ve dediği gibi yapar.
"Beni bende demen, bende değilem; bir ben vardır, bende benden içeri."
Herşeyin en doğrusunu Kadir mevlam bilir ya; benim çayıma gözyaşı döktüren de "İçeri" olan Yunus'tur.
ENVER TORLAK