Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Yüreğimi alda git,durma daha fazla buralarda,
Öyle çok yoruldumki,bir lahzada olsa her saniyede;kalayım Seninle yalnızlığımda.
Üç,beş kelamla kandırlmalısın beni,
Yada bırak alayım gideyim Yalnızlığıma seni.
Bir aşkı beslemenin tuhaflığını nasıl anlatmalı ki sana sevgili.
Hafızaya kazınan peri masallarına bürünmüş kimliğinin, asıl kimliğinden sıyrılıp beyaz atlarla tırısa kalkışını.
Şahlanışını hayalinin.
Halimin beyanına cür’eti olmayan sözlerimin susup bir çeşme başında..
Figana takatim yok sevgili.
Bir başka türlü susuyorum.
Konuştuğum, yazdığım her söz, aslını, cismini, ruhunu anlatamamanın sancısı.
Suretine teşbihler düşüremezken, siretini nasıl yazmalı senin.
Öylesine sabrediyorum ki seni, aşk ikliminin sahrasında ismini sayıklıyorum susuzluğumdan evvel.
Vahaya dönüşen serabına bile bile yürüyorum.
Vaslına ermeye sanma ki ricacıyım sevgili.
Ben seni, uzaktan sevdim.
Aşkın bir köprü kurmak demek olmadığının ilmine vararak.
Okuyarak elifbasını muhabbetin.
Aşk düşen gönülde bağ denen şeyin bulunmadığı,
çünkü bağlandığı yerin bilinemediğinin bilgisini nasıl anlatmalı sana.
Sevgili, vaslına ermeyi talep etmiyorsam da, firâkına kudretim yok.
Ben seni, uzaktan sevdim ya.
Irak da olsan yüzünü görmenin ferahlığıyla kurarım masal cümlelerimi.
Gamzenin çukuruna bilsen ne mısralar gömdüm.
Gecelerimde, simanın hafızamdan silinmesi kabuslarıyla uyandım rüyalarımdan...
Yani sana nasıl anlatmalı sevgili?: Ne takatim var feryadına aşkımın, ne firakına kudretim...!