- Üyelik Tarihi
- 23 Haz 2010
- Mesajlar
- 5,705
- Aldığı Beğeniler
- 14,607
- Takım
- Galatasaray
“yalnızlık: öylesine içimize işlemiştir, bize öyle içten dokunur ki, o anda orada olan, bizimle olan, olmak isteyen; bizim de istediğimiz birinden, bize birini –bir başkasını- bulmasını isteriz.”
“yaşamımızı yaşadığımız da sanki şüphe götürür gibi...”
“asıl olumlu olabilecek yanımızı da, yıllar yılı, olumsuz yanımızdır diye dizginleyip dururuz. oysa belki çıkış yolunu gösterebilecek yanımızdır. olabilirdi bu.”
“ne çok da dolambaç gereksiyoruz, ilişkilerimizle başedebilmek için. gerçeklerimiz bile dolambaçlıdır zaten.”
“acıları bile anılara dönüştürürüz biz.”
“çıkar mı dostluk mu bekleyeceğimize karar veremeyiz, bir türlü, birinden yeri gelir - hem de öyle olur ki, ondan çıkar ya da dostluk beklememiz farksız hale gelir.”
“bir eksiklik, bir yapamamışlık yatar bir yerlerimizde –genellikle en çok önem verdiğimiz yerimizde- ama çok önem vermeden yapabileceğimiz bir şeyi alıp, en çok önem verdiğimiz yerimize yerleştiriveririz.”
"kişi, yaşamı boyu, bir yerde takılıp kalıp, yolda olduğunu sanabiliyor; yada, ters taraftan, sürekli yürüdüğü halde bir yerde durduğunu..."
kuşkulu insandır uygar kişi: bir türlü emin olamaz – olsa ,duyduğu güvenden kuşkulanır; yine, huzursuzluğa gider...İlkesi, ”şüphelenmiyorum, demek ki yanılıyorum”dur.
"uygar kişi uyumsuz insandır, içine girdiği her toplumsal çerçeve, garip gelir ona – bunun alışamamakla pek bir ilgisi yoktur. çabuk alışır uygar kişi aslında bu anlamda “uyumlu”dur. ama her seferinde “uyum” sağladıktan sonra bile – en çok o zaman bu çerçeve – hatta o zaman daha da garip gelir ona."
“neredeler ki şimdi, bizim için bir zamanlar yaşamsal önemi olan o ötekiler –nerelere gittiler, nerelerde kaldılar: biz, arıyor, soruyor muyuz onları- neyiz ki biz zaten? anılar, ve anılar, ve anılar, ve unutmalar, ve unutulmuşluklar...”
“anılarımızı da unuturuz biz zaten- anımsamalarımız, zaten unutulmuşluklarımızdır: anımsadıklarımız, zaten, çoktan, unuttuklarımız... ancak unuttuklarımızı anımsarız biz zaten: anılarımızı da, zaten, unuturuz; çoktan unutmuşuzdur.”
"yaşadıklarımızı hep bağlantılı yaşarız zaten- de bağlantıları hep yaşadıktan sonra kurarız- kurduktan sonra da yaşamıyoruzdur onları artık.”
“salt arayan kişi, ne yönü, ne yolu, ne yeri bulabilir: ancak bir yerden ayrılabilendir, yolu bulabilen –ne aradığını bilen değil, nereden ayrılacağına karar verebilen...”
“dünyasını kendi çevresinde kendisi kurmuş, kendine varan her yolun sonuna yalnızca kendisinde bulunan bir yer koymuş bir kişi – kendi yerinden dışarıya çıkan bir yolu nasıl bulsun ki?”
“kişinin yakınındakiler hep uzağa iter onu, uzağındakiler de hep uzağa çeker.”
“kalabildiğimiz tek yer, ötekilerin bellekleridir.” / oruç aruoba-yürümek
“yaşamımızı yaşadığımız da sanki şüphe götürür gibi...”
“asıl olumlu olabilecek yanımızı da, yıllar yılı, olumsuz yanımızdır diye dizginleyip dururuz. oysa belki çıkış yolunu gösterebilecek yanımızdır. olabilirdi bu.”
“ne çok da dolambaç gereksiyoruz, ilişkilerimizle başedebilmek için. gerçeklerimiz bile dolambaçlıdır zaten.”
“acıları bile anılara dönüştürürüz biz.”
“çıkar mı dostluk mu bekleyeceğimize karar veremeyiz, bir türlü, birinden yeri gelir - hem de öyle olur ki, ondan çıkar ya da dostluk beklememiz farksız hale gelir.”
“bir eksiklik, bir yapamamışlık yatar bir yerlerimizde –genellikle en çok önem verdiğimiz yerimizde- ama çok önem vermeden yapabileceğimiz bir şeyi alıp, en çok önem verdiğimiz yerimize yerleştiriveririz.”
"kişi, yaşamı boyu, bir yerde takılıp kalıp, yolda olduğunu sanabiliyor; yada, ters taraftan, sürekli yürüdüğü halde bir yerde durduğunu..."
kuşkulu insandır uygar kişi: bir türlü emin olamaz – olsa ,duyduğu güvenden kuşkulanır; yine, huzursuzluğa gider...İlkesi, ”şüphelenmiyorum, demek ki yanılıyorum”dur.
"uygar kişi uyumsuz insandır, içine girdiği her toplumsal çerçeve, garip gelir ona – bunun alışamamakla pek bir ilgisi yoktur. çabuk alışır uygar kişi aslında bu anlamda “uyumlu”dur. ama her seferinde “uyum” sağladıktan sonra bile – en çok o zaman bu çerçeve – hatta o zaman daha da garip gelir ona."
“neredeler ki şimdi, bizim için bir zamanlar yaşamsal önemi olan o ötekiler –nerelere gittiler, nerelerde kaldılar: biz, arıyor, soruyor muyuz onları- neyiz ki biz zaten? anılar, ve anılar, ve anılar, ve unutmalar, ve unutulmuşluklar...”
“anılarımızı da unuturuz biz zaten- anımsamalarımız, zaten unutulmuşluklarımızdır: anımsadıklarımız, zaten, çoktan, unuttuklarımız... ancak unuttuklarımızı anımsarız biz zaten: anılarımızı da, zaten, unuturuz; çoktan unutmuşuzdur.”
"yaşadıklarımızı hep bağlantılı yaşarız zaten- de bağlantıları hep yaşadıktan sonra kurarız- kurduktan sonra da yaşamıyoruzdur onları artık.”
“salt arayan kişi, ne yönü, ne yolu, ne yeri bulabilir: ancak bir yerden ayrılabilendir, yolu bulabilen –ne aradığını bilen değil, nereden ayrılacağına karar verebilen...”
“dünyasını kendi çevresinde kendisi kurmuş, kendine varan her yolun sonuna yalnızca kendisinde bulunan bir yer koymuş bir kişi – kendi yerinden dışarıya çıkan bir yolu nasıl bulsun ki?”
“kişinin yakınındakiler hep uzağa iter onu, uzağındakiler de hep uzağa çeker.”
“kalabildiğimiz tek yer, ötekilerin bellekleridir.” / oruç aruoba-yürümek
.gif)