Bütün yüzler O’na dönük
Bütün varlıkların yüzleri, kendilerini yaratan ve kendilerini kemale erdiren Allah’a dönüktür. Bitkilerin yaprakları nasıl güneş ışınlarının geldiği tarafa dönükse, tarlalarımızdaki ayçiçeği, güneş gidince nasıl yüzünü hüzünle toprağa çeviriyorsa, insan da yüzünü aşağıdaki ayette belirtildiği üzere, Allah’a ve O’nun dinine çevirmelidir:
“Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise
ona çevir. Allah’ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rum, 30)
İnsan ya yüzünü Allah’a ve O’nun ayetlerine çevirir, ya da O’ndan ve O’nun ayetlerinden yüz çevirir. Dikkat edilirse arada kalan insan yoktur; ya Allah ile birlikte ya da Allah’tan uzakta! Ancak şükreden veya nankörlük eden herkes, hepimizi koruyan gök kubbenin altında yaşamaktayız:
“Biz, gökyüzünü korunmuş bir tavan gibi yaptık. Onlar ise, gökyüzünün ayetlerinden yüz çevirirler.” (Enbiya, 32)
Evrendeki yıldızlar, hatta toz bulutları bile Cenab-ı Hakk’ın takdir buyurdukları kendi yörüngelerinde dönerek, yaratılış gayelerine uygun görevlerini yaparak, kendilerine has zikirleri içerisinde yüzlerini Allah’a dönmüşlerdir.
Şimdi de şu soruyu soralım: Allah’ın yüzü var mıdır?! Belki bazılarımız yüz kelimesinden sadece maddi olarak bir anlam çıkarabilir ve “Hâşâ; O’na yüz isnad edilebilir mi?” diyebilirler ama Kur’an birkaç yerde Allah’ın yüzünden bahsetmektedir:
“Doğu da Allah’ındır Batı da... Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü (zatı) oradadır. Şüphesiz Allah’(ın rahmeti ve nimeti) geniştir. O her şeyi bilendir.” (Bakara, 115)
Bu ayet-i kerimede yüz, zatiyet anlamında yer bulmuştur. Dolayısıyla yüzümüzün, aynı zamanda varlığımızın da bir özeti olduğunu söylememiz mümkündür. Ayette dikkatimizi çeken önemli bir husus, Allah’a yüzümüzü çevirmemizin, O’na yönelmemizin belirli bir yönünün olmadığıdır. Çünkü O her yerdedir, her şeydedir! O’nu aramak için hem dış dünyanın ve görebildiğimiz kadarıyla evrenin güzelliklerine, hem de iç dünyamızın dehlizlerindeki işaretlere bakmalıyız...
“O, ilktir (kendisinden önce hiçbir varlık yoktur); sondur (kendisinden sonra hiçbir varlık yoktur. Her şey yok olurken O kalacaktır); zâhirdir (delilleriyle varlığı gün gibi açıktır); bâtındır (zatının hakikati gizlidir, akıllar O’nun özünü idrak edemez). O, her şeyi bilendir.” (Hadîd, 3)
Hanif olarak yüzü O’na çevirmek
Peki, biz insanlar yüzlerimizi nasıl Allah’a döndürebiliriz? Nasıl bütün alıcı organlarımızı O’na ayarlayabiliriz? Bir aynaya bakış misali, nasıl O’nunla bütünleşebiliriz? Bu soruların cevaplarını yine O’nun bizlere bir lütuf olarak gönderdiği Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bulabiliriz:
1) Akrabanın, yoksulun ve yolda kalmışın elinden tutarak, onların ihtiyaçlarını gidererek:
“O halde sen akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver. Allah’ın yüzünü (rızasını) isteyenler için bu en iyisidir. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Rum, 38)
2) Zekâtımızı hakkıyla ve isteyerek vererek, yani zekât verme ibadetimizden en ufak bir bıkkınlık duymaksızın ondan mutlu bir ruh haline kavuşarak:
“İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın yüzünü (rızasını) isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.” (Rum, 39)
Zikrettiğimiz her iki ayette Allah’ın rızasına erişme anlamında Allah’ın yüzünü talep etme, öncelikle maddi fedakârlıklar yapmayı gerektirmektedir. Çünkü para, insanın vermede zorlandığı ve eğer maddi imkanları da yeterli değilse gelecek adına endişe edip Allah’a karşı tevekkülde yıpranabildiği bir nesnedir! Olgunlaşma yolundaki imtihanlardan biri olan bu sınamayı geçebilenler, kalplerinde Allah sevgisini görmeye başlayabilirler.
Allah’ın sevgisini kalbinde ve bütün hücrelerinde hisseden insanların, beklenen düzeyin altında bile olsa, belirli bir olgunluğa ulaştıklarında Hz. İbrahim Aleyhisselam’ın dediği gibi, “Ben hanîf olarak, yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah’a çevirdim ve ben müşriklerden değilim.” (En’âm, 79) demeleri beklenir.
Uzayın sonsuzluğunda yüzen her bir varlığın yüzünü sadece O’na dönmesi gibi, insanoğlu da Yaratanına yüzünü döndüğünde sadece bu dünyada mı huzur bulacaktır? Veya Allah’tan yüz çevirenler, sadece bu dünyada mı korku ve sıkıntı içerisinde yaşayacaklardır? Tabii ki cevabımız hayır... Çünkü ölüm ötesinde bizleri bekleyen ve yaptığımız ibadetler, iyilikler veya kötülüklere göre şekillenmiş bir ortam var. İşte o günde, Kur’an’da da buyrulduğu gibi, kimimiz sevinçli, kimimiz üzüntülü bir ruh hali içerisinde olacağız.
“Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar. Yüzler de var ki o gün asıktır.” (Kıyamet, 22, 24)
“Yüzler var ki o gün parıl parıl. Yine o gün birtakım yüzleri de keder bürümüş.” (Abese, 38, 40)
“O gün birtakım yüzler zelildir. O gün birtakım yüzler de vardır ki mutludurlar.” (Gaşiye, 2, 8)
Sonsuzluğa aday isek, evrendeki bütün gezegen ve yıldızların yüzlerini kendisine yönelttiği Allah’a kavuşabilmek için gayret etmeliyiz. Kalbimizde O’nun sevgisini yeşertmeli ve yüzümüzü O’na çevirmeliyiz. Var olan O’dur; her zaman var olacak olan da O’nun yüzüdür:
“Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacak. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (zatı) bâki kalacak...” (Rahman, 26-27)