Kâinatın Halıkı olan Allah, zaman şeridi üzerine kurulu hayat sürecini her an elinde bulunduruyor. Bu süreç içerisindeki işleyişi de belli bir program ve kanunlar dizisi içerisinde yazıp çiziyor. Bu çerçeve içerisinde küllî irade cüz’î iradeye kapı açıyor ve insana kendi tercihlerini belirleme hakkı veriyor. Tercih hakkını verirken de insan için yol gösterici nitelikte kaideler manzumesi gönderiyor. Öyle bir manzume ki tâbi olan insanı kâmil, tâbi olmayan ise zelîl olup insaniyetten sukut ediyor.
Tabii bu imtihan dünyasında insanı insan yapan kaideleri ve düsturları uygulayıp hayata geçirme noktasında maniler çıkıyor karşımıza. Bunların başında da nefis ve şeytan geliyor. Bu bağlamda eğer nefis ve şeytanın telkin ve saptırmalarına karşı mukavemet ve salih amellerin yapılabilmesine dair de güç yetirebilmek Allah’tandır düşüncesiyle yola çıkarsak, şifreyi büyük oranda çözmüşüz demektir. Fakat yaşam sürecinde her an gerekli olacak bu hakikati anlamak yeterli gelmiyor. Çünkü uygulama aşamasında zorluklar ve sıkıntılar çıkıyor karşımıza.
İnsana verilmiş olan benlik, akıl, duygu ve hissiyatlar, nefis ve şeytan tarafından mecralarından saptırılıp güdülenmek isteniyor. Bu duruma mukabil de, nefis ve irademizin elinde bulunduğu Allah’a sığınmak ve ondan yardım talep etmek ve bu doğrultuda bildiklerimizi yaşantı boyutuna taşıyabilmek için istemenin sırrına vukufiyetle, üzerimize düşen fiilî ve kavlî duâyı en iyi şekilde yapmaya çalışmamız gerekiyor.
Bu hedeflere ulaşabilme noktasında, nefsi muhatap alarak imanın kuvvetlenmesine vesile olacak okumalar yapmak, günlük yaşantımızda her an faal olan akıl, his ve latifelerimizi yaratıcının istek ve talepleri doğrultusunda kullanabilmek için farkındalık yakalamaya çalışmak. Namazlardan sonraki tesbihatları yaparak şahsı maneviye ortak olup manevi destek almak, düzenli Kur’ân ve cevşen okumak, Allah’ı tefekkür şuuruyla yaşamaya çalışmak. Kötülüklerden sakınıp, hayırları işleme adına sırtımızı Allah’a dayamak ve her işimizde ‘Bismillah’ demeye çalışmak. İhlası kazandırmaya vesile olan ölümü düşünmek ve Allah’ın her yerde hazır ve nazır olduğu idrakini kazandırmaya vesile olan Risale-i Nurları okumak gerekiyor.
Bu ifade edilenleri hayata yansıtabildiğimiz oranda da inşaallah Allah’ın Kur’ânı Kerim ve sünnet yoluyla bize ulaştırdığı düsturları salt bilgiden öteye taşıyarak amele dökmek mümkün olacaktır.
Yine bu çerçevede Risale-i Nur hizmetiyle iştigal eden kardeşler arasındaki tesanüd ve uhuvvete dayalı hizmette beraber yürüyebilmek için ve Risâle-i Nur’daki düsturları hayata geçirebilme adına üzerimize düşen iç okumaları da çok sık yapmamız ve bu eksende her daim niyaz halinde olmamız gerekiyor.
Risalei Nur’ları okuyup istifade eden bir insan yaratıcının kendisinden talep ettiği Müslüman’a yakışır erdem ve davranışları kendi iç dünyasında çok rahatlıkla kodlayabilir. Fakat yaşarken, özellikle hizmet odaklı müşterek yürüyüşlerimizde manilere takılabiliyoruz. Benlik, gurur, kıskançlık, öfke vb. duygularımız bazen ağır basabiliyor. Fakat İhlas Risalesinde de ifade edildiği üzere iman hizmeti omzumuza ihsanı ilahî tarafından konulmuş. Ve sadece de ihlas ile yani Allah’ın rızası gözetilmek suretiyle gelecek inayet ve yardımla taşınabileceği gerçeğiyle, ihlası kıracak iç dinamiklerimizi kontrol altına almaya çalışarak bu bağlamda üzerimize düşenleri en iyi şekilde yapabilmemiz gerekiyor.
Zaaflarımız farklı olmakla birlikte bu paralelde imtihanlar da çeşitlilik arz ediyor. Mesela bazı insanlar yapı itibariyle biraz fazla sinirli veya kıskanç olabiliyor. Bazen bu zaafların hakimiyetiyle kardeşlerimizi rencide edebiliyoruz. Halbuki imani bir şuurla sürekli iç okumalar yapan bir insan, kardeşiyle diyalog halindeyken Allah’ın rızasına muhalif içinde bir kıskançlık veya öfke çıkışı hissettiğinde, bunun Hakkın rızasına muhalif bir çıkış olduğu farkındalığıyla kontrol altına almaya çalışmak ve terbiyesi noktasında da iradî gayret gösterip duâ etmek gerekiyor. Ve diğer benlik, gurur, şöhretperestlik vb. duygular noktasında da bu farkındalık iç okumalarıyla yaratıcının rızasına uygun bir yaşantı adına sürekli çaba sarf edip duâ etmek ve yaşantı düzeyinde sıratı müstakimi yakalamaya çalışmamız gerekiyor.
ilker kardaş
Tabii bu imtihan dünyasında insanı insan yapan kaideleri ve düsturları uygulayıp hayata geçirme noktasında maniler çıkıyor karşımıza. Bunların başında da nefis ve şeytan geliyor. Bu bağlamda eğer nefis ve şeytanın telkin ve saptırmalarına karşı mukavemet ve salih amellerin yapılabilmesine dair de güç yetirebilmek Allah’tandır düşüncesiyle yola çıkarsak, şifreyi büyük oranda çözmüşüz demektir. Fakat yaşam sürecinde her an gerekli olacak bu hakikati anlamak yeterli gelmiyor. Çünkü uygulama aşamasında zorluklar ve sıkıntılar çıkıyor karşımıza.
İnsana verilmiş olan benlik, akıl, duygu ve hissiyatlar, nefis ve şeytan tarafından mecralarından saptırılıp güdülenmek isteniyor. Bu duruma mukabil de, nefis ve irademizin elinde bulunduğu Allah’a sığınmak ve ondan yardım talep etmek ve bu doğrultuda bildiklerimizi yaşantı boyutuna taşıyabilmek için istemenin sırrına vukufiyetle, üzerimize düşen fiilî ve kavlî duâyı en iyi şekilde yapmaya çalışmamız gerekiyor.
Bu hedeflere ulaşabilme noktasında, nefsi muhatap alarak imanın kuvvetlenmesine vesile olacak okumalar yapmak, günlük yaşantımızda her an faal olan akıl, his ve latifelerimizi yaratıcının istek ve talepleri doğrultusunda kullanabilmek için farkındalık yakalamaya çalışmak. Namazlardan sonraki tesbihatları yaparak şahsı maneviye ortak olup manevi destek almak, düzenli Kur’ân ve cevşen okumak, Allah’ı tefekkür şuuruyla yaşamaya çalışmak. Kötülüklerden sakınıp, hayırları işleme adına sırtımızı Allah’a dayamak ve her işimizde ‘Bismillah’ demeye çalışmak. İhlası kazandırmaya vesile olan ölümü düşünmek ve Allah’ın her yerde hazır ve nazır olduğu idrakini kazandırmaya vesile olan Risale-i Nurları okumak gerekiyor.
Bu ifade edilenleri hayata yansıtabildiğimiz oranda da inşaallah Allah’ın Kur’ânı Kerim ve sünnet yoluyla bize ulaştırdığı düsturları salt bilgiden öteye taşıyarak amele dökmek mümkün olacaktır.
Yine bu çerçevede Risale-i Nur hizmetiyle iştigal eden kardeşler arasındaki tesanüd ve uhuvvete dayalı hizmette beraber yürüyebilmek için ve Risâle-i Nur’daki düsturları hayata geçirebilme adına üzerimize düşen iç okumaları da çok sık yapmamız ve bu eksende her daim niyaz halinde olmamız gerekiyor.
Risalei Nur’ları okuyup istifade eden bir insan yaratıcının kendisinden talep ettiği Müslüman’a yakışır erdem ve davranışları kendi iç dünyasında çok rahatlıkla kodlayabilir. Fakat yaşarken, özellikle hizmet odaklı müşterek yürüyüşlerimizde manilere takılabiliyoruz. Benlik, gurur, kıskançlık, öfke vb. duygularımız bazen ağır basabiliyor. Fakat İhlas Risalesinde de ifade edildiği üzere iman hizmeti omzumuza ihsanı ilahî tarafından konulmuş. Ve sadece de ihlas ile yani Allah’ın rızası gözetilmek suretiyle gelecek inayet ve yardımla taşınabileceği gerçeğiyle, ihlası kıracak iç dinamiklerimizi kontrol altına almaya çalışarak bu bağlamda üzerimize düşenleri en iyi şekilde yapabilmemiz gerekiyor.
Zaaflarımız farklı olmakla birlikte bu paralelde imtihanlar da çeşitlilik arz ediyor. Mesela bazı insanlar yapı itibariyle biraz fazla sinirli veya kıskanç olabiliyor. Bazen bu zaafların hakimiyetiyle kardeşlerimizi rencide edebiliyoruz. Halbuki imani bir şuurla sürekli iç okumalar yapan bir insan, kardeşiyle diyalog halindeyken Allah’ın rızasına muhalif içinde bir kıskançlık veya öfke çıkışı hissettiğinde, bunun Hakkın rızasına muhalif bir çıkış olduğu farkındalığıyla kontrol altına almaya çalışmak ve terbiyesi noktasında da iradî gayret gösterip duâ etmek gerekiyor. Ve diğer benlik, gurur, şöhretperestlik vb. duygular noktasında da bu farkındalık iç okumalarıyla yaratıcının rızasına uygun bir yaşantı adına sürekli çaba sarf edip duâ etmek ve yaşantı düzeyinde sıratı müstakimi yakalamaya çalışmamız gerekiyor.
ilker kardaş