...Ve Allah Âdemi yaratır. Bütün melekler emr-i ilâhîyle secdeye kapanır. İblis kibirlenir, secde etmez. Âdeme ve nesline düşman-ı hâin kesilir; huzûr-u ilâhîden kovulur, şeytan-ı lâin haline gelir. Derken büyük muharebe başlar. Yasak ağaçtan tadılan mevye, savaş sahasının değişmesine sebep olur. Gökler ötesi âlemlerde başlayan bu şeytan-insan mücadelesi nihayet yeryüzüne iner, orada devam eder. Karanlığın nûra açtığı kaderî savaştır bu. İnsanoğlundan aldananlar, şeytana kapılanlar olur. Peygamberler gelir hakkı tebliğ için, kitaplar iner semadan. Medeniyetleri deniyetler, idbârları ikbâller takip eder. Her nebinin dudağında bir ahirzaman fısıltısı kıpırdar.. fısıltısı mı kıpırdar, fırtınası mı kopar. Dehşetinden ümmetler korkar. Kum saatinde asırlar geçer, seneler biter ve nihayet başlar büyük fitneler, küfürler, şirkler, zinalar, binalar, savaşlar, fitneler, fesatlar. İkindi Peygamberinin (s.a.s) verdiği haberler gerçekleşir birer birer. Kendisini peygamber sanan Deccallar, Süfyanlar türer. Bir Kahtânî, bir Cahcah peyda olur. Asr-ı Saadet yılları kadar aşkın ve kısa süreli bir ışık tufanı yükselir ahirzaman diliminde. İsanın alnında, Mehdinin çehresinde. Peygamber Arkadaşlarına mukabil Peygamber Kardeşleri doğar gurbet mağaralarından ve hicret diyarlarına göç ederler. Nebi mesajı güneşin doğup battığı her yere ulaşır. Derken o ışıklar da söner gider birer birer. Harikuladelikler çağıdır. Cansızlar bile konuşmaya başlar. Zaman hızlanır, mekân daralır. İnsanlar camileri doldurur, içlerinde (hakiki) tek mümin yoktur. Ümmet yüzlerce büyük günahla perişandır. İslâm toplumunda küfür ve şirk virüsünü kapmayan tek hücre kalmamıştır. Azıcık dünya mukabilinde dinini satanlar zuhur eder. Lat ve Uzzaya yeniden tapılmaya başlanır. Sefiller sultan olur. Emanet zayi edilir. İş, ehli olmayana verilir. Elbise değiştirir gibi din değiştirilir. İlim, küçüklerin eline düşer. Fırat nehrinin altından dağ gibi bir hazine çıkar. Yecüc ve Mecüc hurûç eder. Sedd-i Zülkarneyn harâp olur. Büyük bir ateş yükselir Hicâzdan. Kızıl rüzgarlar, kanlı kasırgalar. Zelzeleler. Kıtâller (herc). Suret değiştirmeler (mesh). Yere batmalar (hasf). Gökten yağan taşlar (kazf). Dünya, cehenneme dönmüştür. Şefkat tokatlarını ikaz tokatları, onu da zecr tokatları takip etmiştir. Şok üstüne şoklar yaşanır. Ancak hiçbir sadme, mümini uyandıramaz. Bir kuşluk vaktidir, Dabbetül-Arz zuhûr eder ansızın. Bu sırada kum saatinde tek kum tanesi kalmıştır, zaman saatinin çalması ân meselesidir. Bir meltem eser önce Şamdan, Yemenden, ötelerden. Zerre kadar imanı olan herkesin ruhunu kabzeder gider. Geriye sadece kâfir, şerir kimseler kalır. Küre-i arz kafasının aklı mesabesinde olan Kurân bütünüyle çekip gitmiştir. Akılsız kalan yeryüzü, izn-i ilâhîyle başını bir seyyareye çarpar ve dünya, tersine dönmeye başlar. Tam o esnada kum saatindeki tek kum tanesi de düşer ve kıyamet saati çalmaya başlar. Bir cuma günüdür bu, dünya hayatının en son cuması. Ve güneş batıdan doğar. Herkes mümindir artık, ancak iş işten geçmiştir; tevbe kapısı kapanmış, kalbler mühürlenmiş ve yazıcı melekler kalemlerini kırmıştır. Yeryüzünde Allah Allah diyen tek kişinin kalmadığı işte o vakit meçhuller, malum olur.. ve kıyamet kopar!!!
İman hayattır, vücûdîdir; küfür ölümdür, ademîdir. Bütünüyle imanını kaybetmiş bir insanlık artık topyekün ölümü hak etmiştir. Kıyamet böyle küllî bir ölümün adıdır, hem ölümün, hem dirilişin. Kıyamet vaktine, saat de denilmiş, zaman saati. Dünyanın bitiş, ahiretin başlangıç vaktini bildirir. Bu büyük hâdiseler, Sultan-ı Mutlakın emirber memuru İsrafilin komutuyla başlar ve biter. Sûra (boynuzvâri bir boruya) üç defa üfler. Üflemeler arasında kırk & vardır. Kırk ne? Meçhul gizem. Bu üç ses, üç devredir; korku, ölüm ve diriliş devreleri. İlkine Nefha-i Fezâ (korkutan üfleme) denmiş: Gün gelecek Sûra üflenecek, Allahın diledikleri dışında herkes müthiş bir korkuya kapılacak&(Neml, 17/87). İkincisine Nefha-i Sak (öldüren üfleme) denilmiş: Sûra üflenir, göklerde ve yerde kim varsa çarpılıp cansız yere düşer, tâbi Allahın diledikleri hariç.(Zümer, 39/68). Üçüncüsüne ise Nefha-i Kıyâm (diriliş üflemesi) adı verilmiş: Sûra bir daha üflenir: bir de bakarsın bütün insanlar, kabirlerinden ayağa kalkmış, etrafa bakınıp duruyorlar.(Zümer, 39/68). Sûra üflendi, kalk borusu çaldı.. işte bak kabirlerinden kalkıp, Rablerinin huzurunda duruşmaya koşuyorlar. Eyvah bize! Kim kaldırdı bizi yatağımızdan? diyorlar. İşte Rahmânın vadi buydu! Resûller doğru söylerler. Bütün olay, bir çağrıdan ibaret! İşte hepsi büyük duruşma için toplanmışlardır. Artık bugün hiç kimseye zulmedilmez, size hakkınızdan başka bir karşılık da verilmez. (Yâsîn, 36/51-54).
1. SAHNE: ELVEDA DÜNYA
İsrafilin Sûra ilk iki üflemesi
Kıyamet vakti deyince hayalde beliren genel sahneler& Önce yürekleri yırtan bir sayha kopar! Mukarreb melekler dahil, sema, arz, rüzgar, dağ ve deniz her şey dehşete düşer. Ve ardından: Kurânın kuvve-i câzibiyyesinden mahrum kalan arz ü şems ve arş ü ferş birbirine girer. Derken imâmesi kopan uzay sistemi, tespih taneleri gibi saçılan Samanyolu, çil çil dağılan galaksiler, yörüngesinden fırlayan gezegenler, birbiriyle çarpışan seyyareler, parça parça aylar, külçe külçe dünyalar... Güneş dürülür, yıldızlar kararıp dökülür ve dağlar yürütülür. Okyanuslar bir kazan gibi kaynatılır. Kazıklarının sökülmesiyle bir çekirdek gibi çatlayan yeryüzü.. ve derken her şeyi yerle bir eden ıslık ıslık kasırgalar, dağları söküp fırlatan tufanlar, karaları yutan deniz dalgaları, dört bir yandan fışkıran lavlar, cehennem gibi kaynayan magmalar, her yeri saran alev alev yangınlar, yeryüzünü yeraltına katıp karıştıran depremler.. karalara çakılan vapurlar, uçaklar, havalarda uçuşan trenler, arabalar, denizlerde boğulan dağlar, Lut gölüne dönen Everestler-Ağrılar, ekvatorlaşan kutuplar, volkanlarla boğuşan dev buzullar, okyanuslara gömülen adalar, birbirine giren kıtalar, Asyalar, Avrupalar, Afrikalar, Amerikalar... Ve bütün bunlarla birlikte: gümbür gümbür yıkılan binalar, tuz buz olan apartmanlar, saraylar, abideler, çöken tapınaklar, kiliseler, havralar, camiler, devrilen minareler, dağılan kubbeler, ufalanan fabrikalar, yerleri delen gökdelenler, caddeleri kaplayan enkazlar, enkazlar altında kalan canlar, şak şak yarılan yollar, ekinler gibi yatan ormanlar, bir anda silinip giden tarihî umranlar; köyler, kentler ve devletler...
Evet evet insanlar, çığlık çığlık insanlar, feryat feryat hayvanlar ve avaz avaz bütün canlılar.. çocuğunu düşüren anneler, annesinin delirişini gören bebeler, bir anda saçları ağaran yavrular.. gözler fal taşı gibi açık, akıllar donmuş, ruhlarda korkunç bir telaş, zihinler karmakarışık.. bütün düşünceler, mazinin haber verdiği şu ânın çıkmazında ve hatırlamalar, feveranlar, hezeyanlar, heyecanlar, helecanlar, hafakanlar, şaşkına dönenler, çırpınanlar, çıldıranlar, dövünenler, debelenenler, elini-kolunu ısıranlar, gözlerini kapayanlar, kulaklarını tıkayanlar, bir köşede yırtınırcasına böğürenler, âh u figan edenler, bağıranlar, nutku tutulup bağıramayanlar, dilini yutanlar, karnını tutanlar, ödü kopanlar, yerinde bayılıp kalanlar, sağa sola kaçışanlar, bir yarıktan uçuruma yuvarlananlar, gökdelenlerle birlikte yere çakılanlar, azgın dalgalar altında boğulanlar, kızgın lavların arasında yananlar, arabasının yahut evinin içinde ezilenler ya da iş yerlerinde pestile dönenler, parçalanan cesetler, cesetsiz ruhlar, havalarda uçuşan eller, kollar, kafalar ve kanlı organlar.. kırılan hayaller, yıkılan ümitler, sararıp solan yüzler, bembeyaz kesilen benizler, akıl-cinnet arası gel-gitler.. ve hepsinden öte yalnız kendi derdine düşmüş insanlar ve cinler& Evet evet hepsi, nihayet hepsi bütünüyle ölüp giderler ve cansız birer yığın halinde yere serilirler.. yere mi, uzaya mı?
Nefha-i sak, öldürür her canlıyı, her cansızı. Ayaktakiler yıkılır, yıkılanlar toz-duman olur. Her bir şey, her şeyin içinde; her şey her bir şeyin. Ad, Semud, Sodom-Gomorenin helak olmuş halleri ne ki! Şimdi bütün insanlar, hayvanlar ve bitkiler.. tüm dağlar, çöller ve denizler.. ötesinde dünyalar, aylar ve yıldızlar.. yani her şey can vermiştir. Şaşırmak, korkmak, ürpermek, titremek, bayılmak ve ölmek. İşte saniyelere sığıştırılan upuzun bir süreç, ölüm süreci. Görünen-görünmeyen bütün âlemler ve o âlemlerdekiler hem şâhittirler, hem de meşhûd. Bütün varlık mezaristana dönmüştür, bütün varlık tabuta. Ölen de kendisidir, gömüldüğü yer de kendisi. Kim nedir, ne kimdir? Nasıllar, niçinler biter. Çünkü Azraili gören gözden perde kalkar; ve bir saniye önce şiddet-i zuhûrundan göremediği hakikatı, âyân-beyân müşahede eder. Dağılan bedeniyle, bedenindeki gözüyle değil; ruhuyla, yani kendisiyle. Muhteşem kâinat, muhteşem bir enkazdır artık&
Böyle bin dekorlu bir yok oluş sahnesi canlanıyor, bir bitiş, bir tükeniş tablosu beliriyor insanın tahayyül dairesinde önce. Sonra git gide belirginleşiyor tasavvur perdesinde. İşte bu, insanoğlunun bütün bir tarihten miras aldığı köklü inanç: Kıyamet Saati! Nebilerin sözlerinden, velilerin gözlerinden. Şimdi Göğün yerlilere verdiği haber gerçek olmuş, tevîl-i rüya vuku bulmuştur. Bütün beşeriyetin müşterek yâdına çarpan bir hak söz vardır. Topyekün mazinin olması yakındır dediği o cihanşümûl gerçek artık varlık sahnesine düşmüştür. Nihayet kıyamet saati donk!' etmiş ve olan olmuştur. Demek Gök, doğru söylemiş. Heyhat ki süre bitmiştir. İman kapısına kilit vurulmuş, teklif semaya çekilmiştir. Derken bir devran böylece kapanmış, ve dünya Hey gidi günler!"e karışmıştır.
İman hayattır, vücûdîdir; küfür ölümdür, ademîdir. Bütünüyle imanını kaybetmiş bir insanlık artık topyekün ölümü hak etmiştir. Kıyamet böyle küllî bir ölümün adıdır, hem ölümün, hem dirilişin. Kıyamet vaktine, saat de denilmiş, zaman saati. Dünyanın bitiş, ahiretin başlangıç vaktini bildirir. Bu büyük hâdiseler, Sultan-ı Mutlakın emirber memuru İsrafilin komutuyla başlar ve biter. Sûra (boynuzvâri bir boruya) üç defa üfler. Üflemeler arasında kırk & vardır. Kırk ne? Meçhul gizem. Bu üç ses, üç devredir; korku, ölüm ve diriliş devreleri. İlkine Nefha-i Fezâ (korkutan üfleme) denmiş: Gün gelecek Sûra üflenecek, Allahın diledikleri dışında herkes müthiş bir korkuya kapılacak&(Neml, 17/87). İkincisine Nefha-i Sak (öldüren üfleme) denilmiş: Sûra üflenir, göklerde ve yerde kim varsa çarpılıp cansız yere düşer, tâbi Allahın diledikleri hariç.(Zümer, 39/68). Üçüncüsüne ise Nefha-i Kıyâm (diriliş üflemesi) adı verilmiş: Sûra bir daha üflenir: bir de bakarsın bütün insanlar, kabirlerinden ayağa kalkmış, etrafa bakınıp duruyorlar.(Zümer, 39/68). Sûra üflendi, kalk borusu çaldı.. işte bak kabirlerinden kalkıp, Rablerinin huzurunda duruşmaya koşuyorlar. Eyvah bize! Kim kaldırdı bizi yatağımızdan? diyorlar. İşte Rahmânın vadi buydu! Resûller doğru söylerler. Bütün olay, bir çağrıdan ibaret! İşte hepsi büyük duruşma için toplanmışlardır. Artık bugün hiç kimseye zulmedilmez, size hakkınızdan başka bir karşılık da verilmez. (Yâsîn, 36/51-54).
1. SAHNE: ELVEDA DÜNYA
İsrafilin Sûra ilk iki üflemesi
Kıyamet vakti deyince hayalde beliren genel sahneler& Önce yürekleri yırtan bir sayha kopar! Mukarreb melekler dahil, sema, arz, rüzgar, dağ ve deniz her şey dehşete düşer. Ve ardından: Kurânın kuvve-i câzibiyyesinden mahrum kalan arz ü şems ve arş ü ferş birbirine girer. Derken imâmesi kopan uzay sistemi, tespih taneleri gibi saçılan Samanyolu, çil çil dağılan galaksiler, yörüngesinden fırlayan gezegenler, birbiriyle çarpışan seyyareler, parça parça aylar, külçe külçe dünyalar... Güneş dürülür, yıldızlar kararıp dökülür ve dağlar yürütülür. Okyanuslar bir kazan gibi kaynatılır. Kazıklarının sökülmesiyle bir çekirdek gibi çatlayan yeryüzü.. ve derken her şeyi yerle bir eden ıslık ıslık kasırgalar, dağları söküp fırlatan tufanlar, karaları yutan deniz dalgaları, dört bir yandan fışkıran lavlar, cehennem gibi kaynayan magmalar, her yeri saran alev alev yangınlar, yeryüzünü yeraltına katıp karıştıran depremler.. karalara çakılan vapurlar, uçaklar, havalarda uçuşan trenler, arabalar, denizlerde boğulan dağlar, Lut gölüne dönen Everestler-Ağrılar, ekvatorlaşan kutuplar, volkanlarla boğuşan dev buzullar, okyanuslara gömülen adalar, birbirine giren kıtalar, Asyalar, Avrupalar, Afrikalar, Amerikalar... Ve bütün bunlarla birlikte: gümbür gümbür yıkılan binalar, tuz buz olan apartmanlar, saraylar, abideler, çöken tapınaklar, kiliseler, havralar, camiler, devrilen minareler, dağılan kubbeler, ufalanan fabrikalar, yerleri delen gökdelenler, caddeleri kaplayan enkazlar, enkazlar altında kalan canlar, şak şak yarılan yollar, ekinler gibi yatan ormanlar, bir anda silinip giden tarihî umranlar; köyler, kentler ve devletler...
Evet evet insanlar, çığlık çığlık insanlar, feryat feryat hayvanlar ve avaz avaz bütün canlılar.. çocuğunu düşüren anneler, annesinin delirişini gören bebeler, bir anda saçları ağaran yavrular.. gözler fal taşı gibi açık, akıllar donmuş, ruhlarda korkunç bir telaş, zihinler karmakarışık.. bütün düşünceler, mazinin haber verdiği şu ânın çıkmazında ve hatırlamalar, feveranlar, hezeyanlar, heyecanlar, helecanlar, hafakanlar, şaşkına dönenler, çırpınanlar, çıldıranlar, dövünenler, debelenenler, elini-kolunu ısıranlar, gözlerini kapayanlar, kulaklarını tıkayanlar, bir köşede yırtınırcasına böğürenler, âh u figan edenler, bağıranlar, nutku tutulup bağıramayanlar, dilini yutanlar, karnını tutanlar, ödü kopanlar, yerinde bayılıp kalanlar, sağa sola kaçışanlar, bir yarıktan uçuruma yuvarlananlar, gökdelenlerle birlikte yere çakılanlar, azgın dalgalar altında boğulanlar, kızgın lavların arasında yananlar, arabasının yahut evinin içinde ezilenler ya da iş yerlerinde pestile dönenler, parçalanan cesetler, cesetsiz ruhlar, havalarda uçuşan eller, kollar, kafalar ve kanlı organlar.. kırılan hayaller, yıkılan ümitler, sararıp solan yüzler, bembeyaz kesilen benizler, akıl-cinnet arası gel-gitler.. ve hepsinden öte yalnız kendi derdine düşmüş insanlar ve cinler& Evet evet hepsi, nihayet hepsi bütünüyle ölüp giderler ve cansız birer yığın halinde yere serilirler.. yere mi, uzaya mı?
Nefha-i sak, öldürür her canlıyı, her cansızı. Ayaktakiler yıkılır, yıkılanlar toz-duman olur. Her bir şey, her şeyin içinde; her şey her bir şeyin. Ad, Semud, Sodom-Gomorenin helak olmuş halleri ne ki! Şimdi bütün insanlar, hayvanlar ve bitkiler.. tüm dağlar, çöller ve denizler.. ötesinde dünyalar, aylar ve yıldızlar.. yani her şey can vermiştir. Şaşırmak, korkmak, ürpermek, titremek, bayılmak ve ölmek. İşte saniyelere sığıştırılan upuzun bir süreç, ölüm süreci. Görünen-görünmeyen bütün âlemler ve o âlemlerdekiler hem şâhittirler, hem de meşhûd. Bütün varlık mezaristana dönmüştür, bütün varlık tabuta. Ölen de kendisidir, gömüldüğü yer de kendisi. Kim nedir, ne kimdir? Nasıllar, niçinler biter. Çünkü Azraili gören gözden perde kalkar; ve bir saniye önce şiddet-i zuhûrundan göremediği hakikatı, âyân-beyân müşahede eder. Dağılan bedeniyle, bedenindeki gözüyle değil; ruhuyla, yani kendisiyle. Muhteşem kâinat, muhteşem bir enkazdır artık&
Böyle bin dekorlu bir yok oluş sahnesi canlanıyor, bir bitiş, bir tükeniş tablosu beliriyor insanın tahayyül dairesinde önce. Sonra git gide belirginleşiyor tasavvur perdesinde. İşte bu, insanoğlunun bütün bir tarihten miras aldığı köklü inanç: Kıyamet Saati! Nebilerin sözlerinden, velilerin gözlerinden. Şimdi Göğün yerlilere verdiği haber gerçek olmuş, tevîl-i rüya vuku bulmuştur. Bütün beşeriyetin müşterek yâdına çarpan bir hak söz vardır. Topyekün mazinin olması yakındır dediği o cihanşümûl gerçek artık varlık sahnesine düşmüştür. Nihayet kıyamet saati donk!' etmiş ve olan olmuştur. Demek Gök, doğru söylemiş. Heyhat ki süre bitmiştir. İman kapısına kilit vurulmuş, teklif semaya çekilmiştir. Derken bir devran böylece kapanmış, ve dünya Hey gidi günler!"e karışmıştır.