- Üyelik Tarihi
- 2 Eyl 2005
- Mesajlar
- 2,975
- Aldığı Beğeniler
- 2
Nasıl da çabuk geçiyor zaman. Kalan ömrü, tesbih taneleri gibi çekiyor birer birer. Hem şikayetçiyiz ondan, hem de nasıl geçiriyoruz, farkında de iliz!
Sı dıramıyoruz hayalleri zamana. Çünkü zamanlar üstü hayaller kuruyoruz.saatler işlemiyor onda. Kısacık bir zaman yetiyor hayaller kurmaya.
Sonra ertelediklerimiz sıkışıyor bir araya. Onları yetiştiremiyoruz koşan zamana. Ve diyoruz ki o vakit; zaman, sadece birazcık zaman!
En çok, yalnızlı ımıza kızıyoruz. İlerledikçe zaman, en çok onu hatırlatıyor nedense. Kızgınlı ımız yalnızlıktan korkumuzdan. Karanlıktan ürktü ümüz gibi, bu korkuya, bu yalnızlı a ışıkları yakıyoruz. Çok çabuk geçiyor olmasına da kızıyoruz. Yapmak istediklerimizin henüz çok azını yapmış olmamıza da.
Zaman gibi intikam, hırs, öfke, acı ve sevgiler de geçiyor. Zaman içinde bulduklarımızı yine onda kaybediyoruz. Zaman bulamadıklarımız, son buldukları yerde bir tek anlık oluyorlar. Belki de birer alışkanlık, sıradan. Oysa hayattan intikam alacaktık. Eskitti zaman onları, unutturdu. Dindi öfkeler, azaldı acılar. Zaten bazılarının yerine oturması için zamana ihtiyaç vardı. Acıların hepsi azalmadı. Tarih kadar eski acılar kaldı yalnız! Nefes alıp vermek misali, hatırladık onları.
Zaman de irmeninde ö üttük onları, zamanı ö üttü ümüz gibi. Bu üretim de ildi yazık ki! Sonra da zamanı de erlendirmekle ilgili bir sürü projeler hazırladık. Çok mu boldu zaman, onu nasıl de erlendirece imize dair işler hazırlamak kadar. Zaten yapılacak çok iş yok muydu?
Bizim de erlendirdi imiz gibi zaman da de erlendiriyor bizi. Sundu u imkanlarla sınıyor. Her anımızı görüyor bizim, şahit! Belki de bundandır zamanın şahit gösterilmesi, ona and içilmesi. Biz onun her anına şahit de iliz! Ya uykudayız ya gaflette! Ama o bizim uykumuza da, gafletimize de şahit!
Ne verdiyse yanlış aldık. Zaman sizin denildi inde- bu vakitler, saatler- nasıl de erlendirirseniz, de erlendirin. Biz hepsi bizim- bugün, yarın, gelecek- sandık! Yanıldık! Geniş zamana, gelecek yarınlara bıraktık yapacaklarımızı. Bitince zaman içindeki yolculu umuz, anladık ki zamanın hepsi bizim de ilmiş!
Oysa bir tünele benzer zaman. Karanlıktır, görünmez ilerisi. O, bizim sonumuzu görür. Zamanın tanımını da, tarifini de yapmak zor. Görmedi imiz, sadece kavuşmayı bekledi imiz vakitlere zaman diyemeyiz. Elbet bu zamanlar gelecektir. Ama onlara kavuşabilece imizi bilmiyoruz. Tüketti imize, geride bıraktı ımıza, yaşadı ımız şu ana zaman diyebiliriz.
Zaman bizden sonra da devam edecek. Yaşadıklarımızla biz, kendimizi hazırlamış olaca ız sadece. Zamanın içinden geçerken, bir biz! Kendimizi götürece iz.
Geriye korkularımız kalacak ve bizi zaman içinde korkutan her şeyi onda bırakaca ız. Zaman mefhumunun olmadı ı alemlere göç edece iz.
Halise Ekemen
Sı dıramıyoruz hayalleri zamana. Çünkü zamanlar üstü hayaller kuruyoruz.saatler işlemiyor onda. Kısacık bir zaman yetiyor hayaller kurmaya.
Sonra ertelediklerimiz sıkışıyor bir araya. Onları yetiştiremiyoruz koşan zamana. Ve diyoruz ki o vakit; zaman, sadece birazcık zaman!
En çok, yalnızlı ımıza kızıyoruz. İlerledikçe zaman, en çok onu hatırlatıyor nedense. Kızgınlı ımız yalnızlıktan korkumuzdan. Karanlıktan ürktü ümüz gibi, bu korkuya, bu yalnızlı a ışıkları yakıyoruz. Çok çabuk geçiyor olmasına da kızıyoruz. Yapmak istediklerimizin henüz çok azını yapmış olmamıza da.
Zaman gibi intikam, hırs, öfke, acı ve sevgiler de geçiyor. Zaman içinde bulduklarımızı yine onda kaybediyoruz. Zaman bulamadıklarımız, son buldukları yerde bir tek anlık oluyorlar. Belki de birer alışkanlık, sıradan. Oysa hayattan intikam alacaktık. Eskitti zaman onları, unutturdu. Dindi öfkeler, azaldı acılar. Zaten bazılarının yerine oturması için zamana ihtiyaç vardı. Acıların hepsi azalmadı. Tarih kadar eski acılar kaldı yalnız! Nefes alıp vermek misali, hatırladık onları.
Zaman de irmeninde ö üttük onları, zamanı ö üttü ümüz gibi. Bu üretim de ildi yazık ki! Sonra da zamanı de erlendirmekle ilgili bir sürü projeler hazırladık. Çok mu boldu zaman, onu nasıl de erlendirece imize dair işler hazırlamak kadar. Zaten yapılacak çok iş yok muydu?
Bizim de erlendirdi imiz gibi zaman da de erlendiriyor bizi. Sundu u imkanlarla sınıyor. Her anımızı görüyor bizim, şahit! Belki de bundandır zamanın şahit gösterilmesi, ona and içilmesi. Biz onun her anına şahit de iliz! Ya uykudayız ya gaflette! Ama o bizim uykumuza da, gafletimize de şahit!
Ne verdiyse yanlış aldık. Zaman sizin denildi inde- bu vakitler, saatler- nasıl de erlendirirseniz, de erlendirin. Biz hepsi bizim- bugün, yarın, gelecek- sandık! Yanıldık! Geniş zamana, gelecek yarınlara bıraktık yapacaklarımızı. Bitince zaman içindeki yolculu umuz, anladık ki zamanın hepsi bizim de ilmiş!
Oysa bir tünele benzer zaman. Karanlıktır, görünmez ilerisi. O, bizim sonumuzu görür. Zamanın tanımını da, tarifini de yapmak zor. Görmedi imiz, sadece kavuşmayı bekledi imiz vakitlere zaman diyemeyiz. Elbet bu zamanlar gelecektir. Ama onlara kavuşabilece imizi bilmiyoruz. Tüketti imize, geride bıraktı ımıza, yaşadı ımız şu ana zaman diyebiliriz.
Zaman bizden sonra da devam edecek. Yaşadıklarımızla biz, kendimizi hazırlamış olaca ız sadece. Zamanın içinden geçerken, bir biz! Kendimizi götürece iz.
Geriye korkularımız kalacak ve bizi zaman içinde korkutan her şeyi onda bırakaca ız. Zaman mefhumunun olmadı ı alemlere göç edece iz.
Halise Ekemen