Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

zekaikc

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Şub 2011
Mesajlar
1,411
Aldığı Beğeniler
6
Takım
Beşiktaş
karikatur11-300x296.jpg


Muhammet Emin Oyar ders çalışmama psikolojisini kendi üzerinden anlatıyor. Ama hâlâ nasıl sınıf geçtiğini anlamadık.

***

Final haftasındayız. Yarın son iki önemli sınavım var ve ben birine bile çalışmadım. Hani sınavdan bir gün önce çalışılır ya genelde, bu sefer o da olmadı. Tüm planımı yaptım. Erkenden yatıp teheccüt namazına kalkıp bol bol dua edecek, sonra da sabah namazına kadar saat 15.00’te ki sınavıma, sabah namazından sonra da saat 11.00’deki sınavıma çalışacaktım.

Saatimi 03.30’a kurdum ve saat 23.00 gibi yattım. Uyandığımda saat 04.00 olmuştu. Planımda yarım saatlik bir gecikme oldu. Ama pek de önemli değildi. Teheccüt namazı kıldım. Şimdi de ders çalışmam gerekiyordu. Fakat uyku öyle bastırdı ki seccadenin üstünde uyuyakalmışım. Arkadaşım saat 06.30’da sabah namazına kaldırdı. Beraber namazı kıldık. Namazdan sonra artık ders çalışmalıydım ama aç karnına da ders çalışılmıyor tabiî. 07.00 gibi yemekhaneye indim. Kahvaltı, sohbet, çay derken saat 08.00 oldu. Artık odama çıkıp ders çalışmam gerekiyordu. Yemekhaneden çıktım. Tam merdivenin ilk basamağına adımımı atacağım sırada yan odadaki televizyonun sesi kulağıma ilişti. Arkadaşlar televizyon odasında haberleri seyrediyorlarmış. O an memlekete dair bir haber geçtiği için ben de merakla seyretmeye başladım. Ayakta televizyon seyretmek de olmaz tabiî ki. Koltuğa oturdum ki o oturuş. Spor haberleri vehava durumu da bittikten sonra ders çalışmam gerektiği tekrar aklıma geldi. Saat 09.00’u geçmişti.

Koşturarak odama çıktım. Masamın önüne oturdum. Teheccüt namazından sonra çalışmam gereken dersi erteledim. Ona ilk sınavdan sonra çalışacaktım. 11.00’deki sınava yöneldim. Aslında yönelecektim. O dersin notlarının bende olmayışı ders çalışmama engel oldu. O saatten sonra da yapacak bir şey yoktu. Sınava kalmış bir buçuk saat. Birkaç on dakika düşündükten sonra en iyisinin okula gitmek olduğuna karar verdim. Arkadaşlarımın notlarından önemli yerlere bakabilirdim.

Sınava tam bir saat vardı. Atladım minibüse, on beş dakikada okula vardım. Fakat bizim sınıftan kimse yoktu. Okulda dolanmadığım yer kalmadı. Kimse de mesajlarıma cevap yazmıyordu. Anlaşılan o ki bizim bu sınav, kıldığımız teheccüte kalmıştı. Sınıfın hepsi sanki daha önceden anlaşmış gibi sınava beş dakika kala geldi. Onlardan bir dakika sonra da hoca sınıfa giriş yaptı. Yani hoca bizi beş dakika da olsa ders çalışma zahmetinden kurtarmış oldu. Etmediğim dua, okumadığım sûre kalmadı. Asistan sınav kâğıtlarını dağıttı. Sınav testti. En azından her soruyu doğru yapma olasılığımız %0’dan %20’ye çıktı. Yirmi beş soruluk sınav için yarım saatimiz vardı. Nedense benimkisi on dakikada bitti. O zaman anladım; sınavlarda soruları okumaktan çok, soruların üzerine düşünürken zaman kaybediyormuşuz. Bu sınavda düşünecek bir şeyim olmadığı için sınavım erkenden bitti. Sınavın nasıl geçtiği hakkında hiçbir fikrim yoktu fakat en azından bir şekilde sınavı bitirmiştim.

Dönemin son sınavı için çalışabilirdik artık. Sınavdan ilk ben çıktığım için kendimi kantine attım. Tek başıma ders çalışmak zor olacağından arkadaşlarımı bekledim. Birkaç çay içtim. Yarım saat sonra arkadaşlarım geldi. Hemen ders çalışmaya başlamadık tabiî ki. Karnımız acıktığı için önce bir şeyler yedik. Sonra birer çay içtik. Saat de geçtikçe geçiyordu hatta 13.00 olmuştu. Bir arkadaşla beraber kampüs mescidine gittik. Namazlarımızı kıldık. Diğerleriyle kütüphanede buluşacaktık. Saat 14.00 gibi kütüphanedeydik. Arkadaşlarımızın ders çalışır vaziyette olmalarını bekliyorduk. Ama pek de beklediğimiz gibi olmadı. Biri bilgisayarını çıkarmış oyun oynuyor, diğerleri de onu seyrediyordu. Bir şekilde o bilgisayarı kapattık. Saate bakmak istemiyordum. Ama arkadaşın biri: “Yuh! Sınava yarım saat kalmış ne yapacağız?” diye kütüphanenin ortasında bağırınca yirmi iki yıllık geçmişim gözümün önünden bir film şeridi gibi akıp akmaya başladı. Hemen sınıfa gittik. Hoca gelene kadar birkaç konuya baktık. Birkaç konu dediğim en fazla yirmi sayfa. Sınav konuları ise toplam yüz yetmiş sayfaydı. Ama yirmi sayfa da olsa ders çalışmış gibi olmak bile bize yetti. Hoca sınıfa geldi. Artık “ne olursa olsun” modundaydık. Sınav test değildi. Ama çalışmış gibi yaptığımız o yirmi sayfadan birkaç soru çıktı. Az da olsa kâğıdımızın üstünde bir işçilik olacaktı.

Bu sınavdan en son ben çıktım. Birkaç soruyu yapmak fazla zamanımı almamıştı. Ama yinede sorular biter bitmez çıkmamıştım. Olağan üstü bir şeylerin olmasını, kalemin kendiliğinden sorulara cevap yazmasını bile bekledim. Olmadı. Zaten yaklaşık on dakika bekledikten sonra uyuyup kalmışım. Hoca uyandırdı da öylece sınavım bitti.

Sonuç ne oldu derseniz, derslerimden bir şekilde geçtim. Belki de sınavda uyuduğum vakit kalem kendiliğinden cevap yazdı sorulara. Kim bilir? Sevdiğimiz, sevildiğimiz var çok şükür.




Muhammet Emin Oyar


www.edebifikir.com
 

zekaikc

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Şub 2011
Mesajlar
1,411
Aldığı Beğeniler
6
Takım
Beşiktaş
tembel-ogrenci-1.jpg



Muhammet Emin Oyar’ın anlattığı öğrenci profilini hiç biriniz tanımıyorsunuz değil mi?

***

Güz dönemi bitti, tatil başladı. Bize memleket yolu göründü. Sabah otobüse bindik ve ikindi vakti evimize vardık.

Annemi, babamı ve kardeşlerimi uzun zamandır görmemenin getirmiş olduğu bir özlem var tabiî ki. Fakat mutfaktan gelen o güzelim yemeklerin kokusu…

Yemekler hazırlanırken babamla sohbete başladık. Babamın sevdiğim yanlarından biri de sohbet ederken derslerden pek bahsetmemesi. Kendisi de eğitimci olduğu için aramızda şöyle bir diyalog geçer sadece:

Babam: “Dersler nasıl?”

ben: “İyi işte! Senin dersler nasıl?”

Babam: “Aynı be!”

Sofra hazırlandı, yemeğimizi yedik. Dönem sonu ortalamam 4.00 olsaydı bile anne yemeğinin verdiği bu zevki, sevinci ve heyecanı veremezdi herhalde.

Annemle, babamla, kardeşlerimle ve annemin yemekleriyle yeterince özlem giderdik. Yatma vakti geldi. Yatağımı hazırlayıp yattım ama uyuyamadım. Bu dönem ortalamam öncekilerine göre biraz düşük olduğu için kendimi biraz toparlamam gerektiğini, tatilin de bunun için güzel bir fırsat olabileceğini düşündüm. Önümüzdeki dönem göreceğimiz derslerin konuları hakkında pek bilgimiz olmadığı için en azından yabancı dilimi geliştirebilir, bol bol kitap okuyabilir, bölümümle alakalı araştırmalar yapabilirdim. Bu sayede önümüzdeki dönemler için de sağlam bir çalışma disiplini oturtabileceğimi düşündüm. Buna zaman kaybetmeden başlamak gerekiyordu. Sabah ola hayrola deyip uykuya daldım.

Sabah olduğunda beni kardeşlerim uyandırdı. Kahvaltı hazırlanmış, beni bekliyorlarmış. Ben de kalktığım gibi elimi yüzümü yıkadım, daha havluyla kurulanmadan sofraya oturdum. Annem kahvaltı heyecanımı gördüğünde pek üzüldü. “Sana orada bir şey yedirmiyorlar mı kuzum?” demekten alamadı kendini.

Makarnasız akşam yemeğinden sonra yumurtasız sabah kahvaltısı da mükemmeldi. Midem böyle şeylere alışık olmadığı için bir müddet rahatsızlanacağımdan da korkmadım değil.

Kardeşlerim kahvaltıdan sonra hemen televizyonun başına geçtiler. Ben de biraz kitap okumak için yan odaya geçtim. Okuduğum kitabın daha ilk sayfası bitmeden dikkatim televizyondaki belgesel tarafından dağıtılmıştı. Biz pek televizyon seyretmezdik. Sadece sabah ve akşam haberlerini seyrediyorduk. Meraktan değil de dikkatim dağıldığı için şu programa bir bakayım dedim. Oturdum ben de televizyonun başına. Adeta büyülenmiştim. Ne güzel şeylerdi onlar öyle. Vida somonu nasıl yapılır, dünyanın en kirli işleri, saçma sapan deneyler, hurdalıkta kapışmaca… Bunlar olmadan nasıl da yaşıyormuşuz, mana veremedim.

Karnımın da acıkmasıyla vaktin öğlen olduğunu anladım. Günün uyumadığım kısmının üçte biri televizyon karşısında geçmişti. Hâlbuki kitap okuyacaktım. Yemeği yedikten sonra internetten bölümümle ilgili araştırmalar yapmaya karar verdim. Bu kitap okumaktan daha kolay görünüyordu.

Bilgisayarı açtım. İnternete girdim. Google’a bir şey danışacaktım ki önce Facebook ve Twitter hesaplarımı kontrol edeyim dedim. Facebook’a girdim. Bir sürü bildirim, birkaç tane de arkadaşlık isteği vardı. Bildirimlerin çoğu da her zamanki gibi oyun istekleriydi. Arkadaşlarımın paylaşımlarına göz atarken okuldan bir arkadaşım sohbet kısmından bana dert yandı. Oyun isteklerini neden kabul etmediğimi, kabul edersem tavuk çiftliğini tamamlayacağını söyledi. “Benim ne işim olur oyunla” desem de, ne yaptı ne etti beni o oyuna başlattı. Birkaç saat sonra onun gönderdiği isteklerden daha fazlasını ben ona gönderdim. Keçinin, tavuğun müptelası oldum. Bizim araştırma işi de böylece yattı.

Akşam oldu. Koca gün boyunca kitap da okuyamadık, araştırma da yapamadık. Kardeşimin birkaç tane İngilizce hikâye kitabı olduğu aklıma geldi. Onlardan birini okumaya karar verdim. Birkaç sayfa okuduktan sonra telefonum çaldı. Lise yıllarından bir arkadaşım aramıştı. Uzun sohbetin ardından memlekette olduğumu söyledim. O da “Ee! Ne duruyorsun? Hadi çık dışarı da görüşelim. Uzun zaman oldu görüşmeyeli” deyince. Hemen hazırlanıp dışarı çıktım.

Sonuç: Tatilimin neredeyse tamamı böyle geçti. Ailemle ve arkadaşlarımla hasret giderdim. Bol bol yemek yedim. Buğday hasat edip, inek besledim. Bunların yanında kitap da okudum. Bir aylık tatile göre az da olsa, “hiç okumadım” demekten iyidir. Bunun yanında yine az olmakla beraber araştırmalar yaptım veyeni İngilizce kelimeler öğrendim. Anlaşıldığı üzere aslında ders çalışma isteği olan bir gencim. Dua edin de bundan sonra daha iyi olsun…



Muhammet Emin Oyar

www.edebikir.com
 
Üst Alt