Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
ZEKÂT İSLÂM'IN KÖPRÜSÜDÜR


"NAMAZI DOSDOĞRU KILIN VE ZEKÂTI DA VERİN
"Namazı dosdo ru kılın ve zekâtı da verin&"(1)
İslâm'ın, imandan sonra ilk akla gelen iki rüknünden birincisi namaz, ikincisi de zekâttır. Bir hadisi şerifte Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"İslâm beş şey üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ilâh olmadı ına ve Muhammed'in Allah'ın Resûlü oldu una şahadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hac etmek, ramazan orucunu tutmak."(2)
Kur'anı Kerim, pek çok yerde namazla zekâtı hep yan yana zikreder. "Namaz kılın!" derken arkasından da "Zekât verin!"diye emreder. Aralarında çok kuvvetli bir ba vardır.
Zekât, namazın kardeşidir. Namaz beden ile yapılan, zekât ise mal ile yapılan bir ibadettir. Namaz dinin dire i, zekât ise kantarası yani köprüsüdür. Biri dini, di eri de asayişi muhafaza eden iki ilâhî esastırlar.
Enes b. Mâlik Radıyallahu Anh'dan rivayet edildi ine göre, Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
"Namazla zekâtı birleştirinceye kadar, zekât vermeyen bir adamın Allahu Teâlâ namazını kabul etmez. Şüphesiz ki, Allahu Teâlâ namazla zekâtı, Kur'an'da yan yana zikretmek sûretiyle birleştirmiştir, siz onların arasını ayırmayın."(3)
Bu hadisi şeriften anlaşıldı ı üzere Allahu Teâlâ namazı ancak zekâtla kabul etmektedir.
"Ruhu'lBeyan" tefsirinde zikredildi ine göre: Rivayet olunur ki, bir kere Musa Aleyhisselâm huşû ve huzur ile namaz kılan bir adama rastladı ında:
"Ya Rabbi! bu kulun ne güzel namaz kılıyor." dedi. Allahu Teâlâ da:
"E er o, her gün ve gecede bin rekât namaz kılsa, bin köle azat etse, bin cenaze namazı kılsa, bin kere hac etse, bin kere gazada bulunsa, malının zekâtını ödemedikçe bunlar ona fayda vermez." buyurdu.(4)
Zekâtın namazla aynı ehemmiyet çerçevesinde emredilmesi, İslâm dininin sadece uhrevî hayat ve ibadetle meşgul olmadı ı, aynı zamanda dünya hayatını da tanzim eden bir din oldu u anlaşılmaktadır. Zira namaz dendi inde âhirete yönelik uhrevî bir ibadet akla gelirken, zekât denilince para ile alâkalı sosyal yaşantı akla gelir. Dolayısıyla, ihtiyaçların ve eksiklerin giderilmesi, bir şeyin alınıp satılması, ticaret hayatı gibi şeyler hep paraya dayanır. Rabbimiz namazla, zekâtı bir arada zikredince, İslâm dininin; âhiret hayatını dünya hayatından, dünya hayatını da âhiret hayatından ayırmayan ve ikisini bir arada mütalaa eden bir din oldu u anlaşılmış oluyor. Demek ki, zekât verilerek hem maddî ve dünyevî hayatımız tanzim edilmiş olacak, hem de Allahın rızası elde edilerek ebedî hayat kazanılmış olacaktır...
Zekât: lügat mânası olarak; temizlik, ço alma, bereket, mânalarını taşır. Istılahta ise;
"Nisab miktarı bir malın belli bir miktarını, belli bir zaman sonra Allah'ın Kur'anı Kerim'de saydı ı sekiz sınıftan birisine veya bir kaçına Allah rızası için vermektir." Fakirin hakkı içinden çıkarılarak malı; cimrilik kirinden arındırarak da şahsı temizledi i ve malda berekete sebep oldu u için bu malî ibadete zekât denilmiştir. Nitekim Kur'anı Kerim'de "(Ey Muhammed!) Mallarının bir kısmını kendilerini temizleyip arıtacak sadaka olarak al."(5) buyrulmuştur.
Zekât hicretin ikinci yılında ramazan ayından evvel farz kılınmıştır. Farziyeti Kitap, sünnet ve icmaı ümmet ile sabittir. Zekât, kulların kulluk görevindeki sadakatlerine delâlet eder. Bu sebepledir ki, zekâta "sadaka" da denmiştir. Bununla beraber "sadaka" ifadesi, zekâttan daha kapsamlı mâna taşıyarak, vacibleri de, nafileleri de içine alır.
 

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
ZENGİNLERİN MALLARINDA,

FAKİR VE YOKSULLARIN HAKKI VARDIR
Bütün mal ve mülkün gerçek sahibi ve yaratıcısı Hz. Allah'tır. Allahu Teâlâ bir imtihan vesilesi olmak üzere kullarının bazılarına bolluk ve genişlik, bazılarına da darlık ve yokluk vermiştir. Bir âyeti celilede şöyle buyrulmuştur:
"Allah rızık konusunda sizin bazınızı, bazınıza üstün kılmıştır."(6) Mevlâ Teâlâ kişilerin tasarrufuna emanet etti i maldan servet üstünlü ü bulunanların, belli bir miktarını, fakire, fukaraya ödemesi gereken bir borç kıldı. Yani zekât zengin malına karışmış olan fakirin hakkıdır. Nitekim yüce Allah "Zenginlerin mallarında, fakir ve yoksulların hakkı vardır."(7) buyurmaktadır. Bu itibarla zekât vermemek, fakirin hakkını yemektir. Artık bu hakkı özürsüz olarak geciktirmek caiz olmaz.
Efendimiz bir hadisi şerifte:
"Zekât İslâm'ın köprüsüdür."(8) buyurmuştur. Zekât; fakir ile zengin arasına atılmış olan, onları birleştiren bir köprüdür. Zekât vermek sûretiyle, zenginin malı kirden, ruhu cimrilikten temizlendi i gibi, fakirin de gönlü kinden temizlenir. Kıskançlık ve haset ortadan kalkar. Böylece cemiyetin iki zümresi arasında bir sosyal yardımlaşma gerçekleşir. Zengin ve fakir birbirine kardeşçe ve sevgiyle yaklaşarak sulha kavuşur. Böylece cemiyette huzur ve barış sa lanmış olur.
Zekât sadece zengin ile fakirin arasındaki bir köprü de il, aynı zamanda madde ile mânayı, dünya ile âhireti, fânî ile bâkîyi, Allah ile kulu birleştiren bir köprüdür.
Zekâtı verenler dünyada ödenmesi gereken bir borçtan, âhirette ise azaptan kurtularak sevaba müstahak olurlar. Zekâtı vermeyenler ise, büyük bir günah işlemiş olurlar.
Kur'anı Kerim müşrikleri kötülerken, onların vasıflarından birinin zekât vermemek oldu unu zikreder ve "Yazıklar olsun o müşriklere ki, onlar zekât vermezler ve âhireti de inkâr ederler."(9) buyurur. Burada zekâtın ve âhirete imanın, mü'minlerin iki temel özelli i oldu una da vurgu yapılmıştır.
 

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
ALLAH'IN VERDİĞİ MALDA

CİMRİLİK YAPILMAZ
Ebû Hüreyre Radıyallahu Anh şöyle demiştir. Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm şöyle buyurdu:
"Kim ki Allah kendisine mal verir de o malın zekâtını vermezse, kıyamet gününde zekâtı verilmeyen mal, sahibi için çok zehirli erkek bir yılan sûretine konulur. Bu yılanın iki gözü üstünde iki nokta vardır. Bu azgın yılan kıyamet gününde mal sahibinin boynuna gerdanlık yapılır. Sonra yılan a zıyla sahibinin çenesini iki taraftan yakalar. Sonra 'Ben senin dünyada çok sevdi in malınım, ben senin hazinenim." der. Bundan sonra Efendimiz şu mealdeki âyeti okudu: "Allah'ın fazlından kendilerine verdi ini (harcamakta) cimrilik edenler, sakın bunun kendileri için bir hayır oldu unu sanmasınlar. Bilakis bu onlar için şerdir. Onların cimrilik ettikleri şey kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır."(10)
"Ruhu'lBeyan" tefsirinde zikredildi ine göre, cömertlik saadet sebebi oldu u gibi, cimrilik de şekavet sebebidir. Zira Allahu Teâlâ, az önce zikretti imiz Âli İmran sûresi 180. âyeti celilesinde, kuluna verdi i malın, fazlu kereminden ibaret oldu unu beyan ettikten sonra, cimrilerin mallarının kendileri hakkında tam bir şer oldu unu açıklayarak, cimrilik yüzünden Mevlâ'nın fazlının, kahra dönüşece ine işaret etmiştir.
Yani kullar cimrilik yüzünden, Allahu Teâlâ'nın ihsan etti i malları, kendileri hakkında şer yapmaktadırlar. Hâlbuki kullar, o fazlu keremden ibaret olan malları cömertçe isti'mal etseydiler, elbette onu kendileri hakkında büyük bir hayır vesilesi yapmış olacaklar ve böylece cennet ehlinden olacaklardı.
Allah'ın fazlından kendisine verdi i malda cimrilik edip, o malı, mülkü, altını, gümüşü yı ıp da zekâtını vermeyenler için pek acıklı bir azap oldu u hakkında pek çok âyeti kerime ve hadisi şerif vardır. Bir âyeti kerimede Rabbimiz. "&Altın ve gümüşü yı ıp da onları Allah yolunda harcamayanlara acı verici bir azabı müjdele. (Bu paralar) cehennem ateşinde kızdırılıp bunlarla, onların alınları, yanları ve sırtları da lanaca ı gün (onlara denir ki): İşte bu, kendiniz için biriktirdi iniz (servet)dir. Artık yı makta oldu unuz şeyleri(n azabını) tadın."(11)
 

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
GÖKLERİN VE YERİN
MİRASI ALLAH'INDIR
Allahu Teâlâ burada cimrinin uzuvlarından alın, yan ve sırtlarının da lanaca ını beyan buyurmuştur. Bunun sebebi; ço u kere zengin, zekât isteyecek olan fakiri görünce yüzünü ekşitir. İstemeye başladı ında ona yan döner, istemekte ısrar ederse yerinden kalkıp sırtını döner ve hiçbir şey vermez. İşte bu tavırları Mevlâ be enmemiş ve azaba müstahak görmüştür.
Ebû Hüreyre Radıyallahu Anh'dan şöyle rivayet edildi:
"Peygamber Efendimiz vefat edince ondan sonra Hz. Ebû Bekir hilâfete seçildi. Bunun üzerine bedevîlerden bir kısmı irtidat ettiler. Ve zekâtlarını vermek istemediler. Hz. Ebû Bekir onlara karşı savaş kararı alınca Hz. Ömer bu karara Efendimizin bir hadisi şerifini delil göstererek, "Resûlullah "İnsanlar Lâ ilâhe illallah deyinceye kadar onlarla savaşmaya emrolundum. Bunu söylediler mi benden mallarını ve nefislerini korurlar. İslâm'ın hakkı hariç artık hesapları da Allah'a kalmıştır." buyurmuş iken sen nasıl insanlarla savaşırsın." diyerek karşı çıktı. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir "Allah'a yemin olsun ki, namazla zekâtın arasını ayıranlarla savaşaca ım. Zira zekât malın hakkıdır. Vallahi Resûlullah'a vermiş oldukları bir o la ı bile vermekten vazgeçseler, onu almak için onlarla savaşaca ım." dedi. Hz. Ömer sonradan demiştir ki: "Allah'a yemin ederim, anladım ki Ebû Bekir'in bu görüşü, Allah'ın savaş meselesinde ona ilhamından başka bir şey de ildi. İyice anladım ki bu kararı hakmış."(12)
Zekât vermek, insanı iyilik yapmaya alıştırır ve merhamet duygusunu geliştirir. Zekât, sermayenin atıl olmasını önleyerek istihdam alanı oluşturulmasına ve işsizli in önlenmesine katkıda bulunur. Zengin ile fakir arasındaki uçurumun ortadan kalkmasına, yoksullu un azalmasına, nimetlerin âdil paylaşımına, sosyal adalet ve dayanışmaya katkı sa lar.
Zekât görünüşte malı eksiltir. Fakat dalları budanan a açlarda budama ve ayıklama işlemi, meyvelerin daha sa lıklı ve gür çıkmasını sa ladı ı gibi; zekât vermek de kazanılan malları birtakım kem nazarlardan korur, güçlendirir, ziyadeleştirir. Bu sebeple her yıl mal varlı ını titizlikle hesap edip düzenli bir şekilde zekâtlar ödenmelidir. Zekâtı ödemeyen Müslümanlar kazandıklarının hayrını göremezler. Allah katında da, kullar katında da sorumlu olurlar.
Kur'anı Kerim'de:
"&Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır&"(13) buyrulmuştur. Şöyle ki: Bir kimse vefat edince malı mülkü arkasında kalan kimseye intikal etti i gibi kıyamette cümle âlem helâk olup Allahu Teâlâ'dan başka mâlik kalmayaca ından sanki bütün mallar vefat edenlerden Allahu Teâlâ'ya intikal etmiş, Allah da onlara varis olmuş gibi kabul edilerek, "Göklerin ve yerlerin mirası Allahu Teâlâ'nındır" buyrulmuştur. Dolayısıyla bunları Allah'tan kıskanıp da O'nun yolunda harcamak hususunda cimrilik edenler, bu malların kendilerine kalmayaca ını düşünmeli ve ne büyük günah işlediklerini anlamalıdırlar.



Dipnotlar:
1 Bakara, 43
2 Buhârî, İman 1, 2; Müslim, İman 19922;
Tirmizî, İman 3; Nesâî, İman 13
3 Deylemî, "Firdevs", 5/133 No: 7725; "Kenzü'lUmmal",
No: 15788
4 "Ruhu'lBeyan", 2/134
5 Tevbe, 193
6 Nahl, 71
7 Zariyat, 19
8 Suyutî, "elFethu'lKebir", 2/145
9 Fussilet, 6, 7
10 Âli İmran, 180; Buhârî, Zekât 3
11 Tevbe, 34, 35
12 Buhârî, İ'tisam 2, Zekât 1; Müslim, İman 32 (20);
Ebû Davud, Zekât 1 (1556); Tirmizî, İman 1 (2610)
13 Âli İmran, 180
 

sbetül

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2005
Mesajlar
923
Aldığı Beğeniler
1
çok do ru allah razı olsun bir kez daha hatırladık anlamak istemeyenlerin rabbim gözlerindeki ve yüreklerindeki perdeyi kaldırsın zaten herkes tam verse yokluk yoksulluk diye bişey olmaz
 

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
Orjinal Yazarı sbetül
çok do ru allah razı olsun bir kez daha hatırladık anlamak istemeyenlerin rabbim gözlerindeki ve yüreklerindeki perdeyi kaldırsın zaten herkes tam verse yokluk yoksulluk diye bişey olmaz
ecmain...İslamın düzenleme sanatını göremiyorlar işte.... ;(
 
Üst Alt