Bir tek ben bulurdum seni ya! en çok da ben kaybettim yine. Saklayamadım seni gönül haneme. Sürmüştü gözlerin beni sensiz bir çöle. Sensizlik kolay mı sanırsın Zelâl. Kaç gece düşlerime yorgan ettim seni. Gelmişliğim yaranı tazelemek için değildi. Hoş gelmişliğini hoş bulamadım nedense. Benim sana dilim hiç dönmedi Zelâl. Gözlerin dilime kilit vurdu hep.
Zaman her şeye çare diyorlar ya Zelâl, koca bir yalan! Zaman seni almadı benden. Kalbimi her bozduruşumda üzerine seni aldım ben. Bitmeyen bir yol gibiydin Zelâl, bitirmeye çalıştıkça daha çok battım içine. Bilemedim her adımımı sana atışımı. Senden uzaklaştığımı sandığım her anda, aslında bir adım daha yaklaşmışım sana!
Öyle sessiz, öyle derinden bakmasın gözlerin. Sessizliğin daha çok yaralıyor beni. Gözlerime kin sürsün bakışların. Bağır, çağır binlerce küfür sırala, yine de az bana! Gözlerine her baktığımda yine kendimi görüyorum ve nasıl bir acı çekiyorum. Sor bana Zelâl, “ neden” diye. Sana verecek bir cevabım olmasın. Suskunluğumun en soğuk havasında buz tutsun dilim ve bir tek dudaklarının ateşi açsın dilimi. Hâlbuki dudakların hiç dilime değmedi!
Oturuyorsun karşımda eski bir tanıdık misali, havadan sudan bahsediyorsun. Dinliyorum sessizce. Büyük kızın aynı sana benziyor. Hani seni ilk gördüğüm on altılık haline. Bakışları, konuşması ve saçlarını elleriyle arkaya atışı aynı sen. Ruhunun bir parçası onda saklı sanki.
Onca yıldan sonra hiç söylenmemiş sözler söylemeliyim sana. Görünmeyen yaralarına merhem misali sözler sürmeliyim. Affedilmişliğimin acısını gözlerinde hissetmeli ve aslında beni hiç affetmediğini bilmeliyim.
Zelâl sevdiğim! Canımın diğer yarısıydın sen şimdi bir yarımı oynar yüreğim oysa seni tamamlayanda bendim. Senli bir yalnızlığı nasıl yaşadığımı sorsana, neden gittiğimi. Ağzını aç bana. Dilini döndür benden yana eskisi gibi. Sor hadi. Cevapsız kalacak onca sorunu sor bana. Sessizliğim kahretsin beni, karşında yedi kat yere girmek isteyeyim. Ama hiçbir yere bırakma beni.
Sen hiç bensiz kalmadın mı Zelâl. Gittiğim günü hatırlasana. Kalan olmak mı zordu giden olmak mı bu aşkta.? Kalanlığının yitik yanını gitmişliğime kopyala. Kalanlığına denk gidişimin ardından günlerce susuşun gelir aklıma. “Tek söz söylemedi Zelâl!” dediler. Dili hiç dönmedi. Sesi türkülere hiç eşlik etmedi. Şimdi bülbül gibi şakıyışın içimi acıtmak için mi?
Ve eteklerini toplama zamanın geldi dizlerimden Zelâl. Asırlardan uzat ellerini bana, ellerim dokunsun ellerine bir ağıt makamında. Tepedeki dilek ağacı ağlıyor hala. Bir tek bizim yazmamız tutunmuş dallarına. Rüzgâr eşlik ediyor dileğimizle salınan yazmamıza.
Ve aşkımızı bağladığımız yazma ne zaman öpüşecek toprakla o zaman kavuşacağız toprakta…
Zaman her şeye çare diyorlar ya Zelâl, koca bir yalan! Zaman seni almadı benden. Kalbimi her bozduruşumda üzerine seni aldım ben. Bitmeyen bir yol gibiydin Zelâl, bitirmeye çalıştıkça daha çok battım içine. Bilemedim her adımımı sana atışımı. Senden uzaklaştığımı sandığım her anda, aslında bir adım daha yaklaşmışım sana!
Öyle sessiz, öyle derinden bakmasın gözlerin. Sessizliğin daha çok yaralıyor beni. Gözlerime kin sürsün bakışların. Bağır, çağır binlerce küfür sırala, yine de az bana! Gözlerine her baktığımda yine kendimi görüyorum ve nasıl bir acı çekiyorum. Sor bana Zelâl, “ neden” diye. Sana verecek bir cevabım olmasın. Suskunluğumun en soğuk havasında buz tutsun dilim ve bir tek dudaklarının ateşi açsın dilimi. Hâlbuki dudakların hiç dilime değmedi!
Oturuyorsun karşımda eski bir tanıdık misali, havadan sudan bahsediyorsun. Dinliyorum sessizce. Büyük kızın aynı sana benziyor. Hani seni ilk gördüğüm on altılık haline. Bakışları, konuşması ve saçlarını elleriyle arkaya atışı aynı sen. Ruhunun bir parçası onda saklı sanki.
Onca yıldan sonra hiç söylenmemiş sözler söylemeliyim sana. Görünmeyen yaralarına merhem misali sözler sürmeliyim. Affedilmişliğimin acısını gözlerinde hissetmeli ve aslında beni hiç affetmediğini bilmeliyim.
Zelâl sevdiğim! Canımın diğer yarısıydın sen şimdi bir yarımı oynar yüreğim oysa seni tamamlayanda bendim. Senli bir yalnızlığı nasıl yaşadığımı sorsana, neden gittiğimi. Ağzını aç bana. Dilini döndür benden yana eskisi gibi. Sor hadi. Cevapsız kalacak onca sorunu sor bana. Sessizliğim kahretsin beni, karşında yedi kat yere girmek isteyeyim. Ama hiçbir yere bırakma beni.
Sen hiç bensiz kalmadın mı Zelâl. Gittiğim günü hatırlasana. Kalan olmak mı zordu giden olmak mı bu aşkta.? Kalanlığının yitik yanını gitmişliğime kopyala. Kalanlığına denk gidişimin ardından günlerce susuşun gelir aklıma. “Tek söz söylemedi Zelâl!” dediler. Dili hiç dönmedi. Sesi türkülere hiç eşlik etmedi. Şimdi bülbül gibi şakıyışın içimi acıtmak için mi?
Ve eteklerini toplama zamanın geldi dizlerimden Zelâl. Asırlardan uzat ellerini bana, ellerim dokunsun ellerine bir ağıt makamında. Tepedeki dilek ağacı ağlıyor hala. Bir tek bizim yazmamız tutunmuş dallarına. Rüzgâr eşlik ediyor dileğimizle salınan yazmamıza.
Ve aşkımızı bağladığımız yazma ne zaman öpüşecek toprakla o zaman kavuşacağız toprakta…