Toprağı yenip sensizliğin en senli haline gidebilseydim keşke, yanımda bir parça bez, cebimde dilinden dökülen dualarla. Sahi Zelâl dua eder misin ki bana? Oysaki bugüne kadar en fazla bedduanı aldım. Yok, yok dilini benden yana hiçbir söze vurmazsın sen artık. Canımı acıtanda bu ya; söylesen keşke, bin bir beddua etsen, neden gittin desen, ben sana cevap veremesem. Topraklar kabullense de keşke girsem yedi kat içine. Beni senden başka kimse kabul etmedi Zelâl. Kabul görmüşlüğümü sattım bir parça beze, bavuluma gözlerini koyup öylece gittim, ruhunu hep yanımda taşıdım, nasıl anlatsam sana. Gidişime hangi çetrefilli bahaneyi ortak etsem.
Onca yıl senden başka hiçbir göze değmedi bu gözler. Unutmak için seni, mahrem hiçbir ismi usuma sokmadım, gözlerim ilişmedi gözlerinden başka yeşile. Ben gittim, bende kalansa hep sendin. Bilirim gözlerin yalan demez bana. Sende kalmışlığım, yeşillerine yüzümü ilk sürdüğüm andadır, koca tepedeki ağaca bağladığımız yazmadadır.
Sözle beni dilinle. Söyleşelim birlikte. Hâlbuki eskiden en çok sen söylerdin, ben dinlerdim, şimdi avaz avaz bağırsada dillerim nafile, suslarına yetişemiyor kalbim!
Kısa cümleler kurmalıyım sana, yaşadığımız onca uzun cümlelere inat, kısa cümleler kurmalıyım. Onca yıl sensizlikle sarıp sarmaladığım seni, ifşa etmeliyim bir nefeste sana. Daha çok lâl olmalı dilim ve ben, artık susmalıyım sana. Gözlerine bakmalı, gitme dediğin güne asıp bendimi küllerimi savurmalıyım avuçlarına. Hiç gitmedim! Hep buradaydım demeliyim. Hiç gitmemiş olmak mümkün olsaydı keşke. Boyunca olan kızın kızımız olsaydı. Beraberce kurduğumuz hayaller ayrı bedenlerde hayata gelme şansını eline almasaydı. Olmadı. Olamadı.
Düştük birbirimizin isim hanesinden. Gönül hanemiz hala senli benli olurken 'siz'li resmiyetlere vurguladı yıllar bizi. Öylesine bir tanıdık misali. İkramındaki kahvenin tadı hâlâ o günkü gibi. Tuzlanmış bir burukluk var içinde. Babamın 'Allah'ın emri Peygamberin kavli' dediğinde boğazıma takılan kahvenin buruk tadı, şimdi yudumladığım kahvenin içinde.
Saçların beyazlamış Zelâl, ama ellerin. Ellerin ve parmakların hala onaltılık zarifliğinde. Gözlerindeki hüzünse gidişime gebe cümleler saklıyor içinde. Ah! Bir sürgün versen gözlerindekileri diline. Bitecek işte o zaman sürgünlüğüm, toprağın beni kabullenmeyişi bitecek. Huzura erecek sensizlikten bîtap düşmüş yüreğim. Düş beni kalbinden Zelâl ben sana lâyık değilim!
Cebimde ki sararmış mektuplar ağlıyor cümle cümle. En çok ismini yazdığın yer sararmış Zelâl. Kaç kez dokudu gözlerim bu cümleleri içime bilir misin sen. Bir de mavi oyalı yazman hep cebimde. Kokunu almadan bir gece bile yastığa varmadı başım. Diyeceksin belki şimdi bana ; 'Neylesin bu yürek hiç kalmışlığın yok bende, ardında bıraktığın ne bir cümle, ne kokunu hissettirecek bir nesne. Özlemini bıraktın buram buram içime. Birde bıyıkları yeni terlemiş, siyah beyaz bir resim var sol yanımın üzerinde. Yüzünü unutmadıysam bu nedenle.'
Ah Zelâl! Ne desen haklısın sen içime. Yazmadım hiç sana, benden yana bir şey kalsın istemedim usunda. Unutmanın kolay olmayacağını bilirdim ya, bu kadarı haddinden fazla geldi bana. Omuzlarım çöktü koca tepedeki rüzgârın ağıdında. Ağlıyor rüzgâr, ağlıyor yazmamızı düşürmek adına. Ve kulaktan kulağa bir fısıltı yankılanıyor 'Zelâl'in yazması duruyor hâlâ ağaçta.' Çözülmüyor düğüm. Düşmüyor yere yazma. Toprak benden yana, sende ne varsa kabul etmiyor bağrına. Düğümü çözene aşk olsun. Aşk olsun bu aşka!...
Onca yıl senden başka hiçbir göze değmedi bu gözler. Unutmak için seni, mahrem hiçbir ismi usuma sokmadım, gözlerim ilişmedi gözlerinden başka yeşile. Ben gittim, bende kalansa hep sendin. Bilirim gözlerin yalan demez bana. Sende kalmışlığım, yeşillerine yüzümü ilk sürdüğüm andadır, koca tepedeki ağaca bağladığımız yazmadadır.
Sözle beni dilinle. Söyleşelim birlikte. Hâlbuki eskiden en çok sen söylerdin, ben dinlerdim, şimdi avaz avaz bağırsada dillerim nafile, suslarına yetişemiyor kalbim!
Kısa cümleler kurmalıyım sana, yaşadığımız onca uzun cümlelere inat, kısa cümleler kurmalıyım. Onca yıl sensizlikle sarıp sarmaladığım seni, ifşa etmeliyim bir nefeste sana. Daha çok lâl olmalı dilim ve ben, artık susmalıyım sana. Gözlerine bakmalı, gitme dediğin güne asıp bendimi küllerimi savurmalıyım avuçlarına. Hiç gitmedim! Hep buradaydım demeliyim. Hiç gitmemiş olmak mümkün olsaydı keşke. Boyunca olan kızın kızımız olsaydı. Beraberce kurduğumuz hayaller ayrı bedenlerde hayata gelme şansını eline almasaydı. Olmadı. Olamadı.
Düştük birbirimizin isim hanesinden. Gönül hanemiz hala senli benli olurken 'siz'li resmiyetlere vurguladı yıllar bizi. Öylesine bir tanıdık misali. İkramındaki kahvenin tadı hâlâ o günkü gibi. Tuzlanmış bir burukluk var içinde. Babamın 'Allah'ın emri Peygamberin kavli' dediğinde boğazıma takılan kahvenin buruk tadı, şimdi yudumladığım kahvenin içinde.
Saçların beyazlamış Zelâl, ama ellerin. Ellerin ve parmakların hala onaltılık zarifliğinde. Gözlerindeki hüzünse gidişime gebe cümleler saklıyor içinde. Ah! Bir sürgün versen gözlerindekileri diline. Bitecek işte o zaman sürgünlüğüm, toprağın beni kabullenmeyişi bitecek. Huzura erecek sensizlikten bîtap düşmüş yüreğim. Düş beni kalbinden Zelâl ben sana lâyık değilim!
Cebimde ki sararmış mektuplar ağlıyor cümle cümle. En çok ismini yazdığın yer sararmış Zelâl. Kaç kez dokudu gözlerim bu cümleleri içime bilir misin sen. Bir de mavi oyalı yazman hep cebimde. Kokunu almadan bir gece bile yastığa varmadı başım. Diyeceksin belki şimdi bana ; 'Neylesin bu yürek hiç kalmışlığın yok bende, ardında bıraktığın ne bir cümle, ne kokunu hissettirecek bir nesne. Özlemini bıraktın buram buram içime. Birde bıyıkları yeni terlemiş, siyah beyaz bir resim var sol yanımın üzerinde. Yüzünü unutmadıysam bu nedenle.'
Ah Zelâl! Ne desen haklısın sen içime. Yazmadım hiç sana, benden yana bir şey kalsın istemedim usunda. Unutmanın kolay olmayacağını bilirdim ya, bu kadarı haddinden fazla geldi bana. Omuzlarım çöktü koca tepedeki rüzgârın ağıdında. Ağlıyor rüzgâr, ağlıyor yazmamızı düşürmek adına. Ve kulaktan kulağa bir fısıltı yankılanıyor 'Zelâl'in yazması duruyor hâlâ ağaçta.' Çözülmüyor düğüm. Düşmüyor yere yazma. Toprak benden yana, sende ne varsa kabul etmiyor bağrına. Düğümü çözene aşk olsun. Aşk olsun bu aşka!...