Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

muhammed_ata

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
3 Nis 2006
Mesajlar
158
Aldığı Beğeniler
1
Takım
Diğer
ZOR ŞARTLARDA YAPILAN İNFAKIN ÜSTÜNLÜĞÜ


Ne oluyor size ki, Allah yolunda harcamıyorsunuz? Hâlbuki göklerin ve yerin mirası Allahındır. Elbette içinizden fetihten önce infak eden ve savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlara eşit değildir. Onların derecesi, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha yüksektir&(Hadid: 10)

Ayet-i kerimeye bakıldığında ilk göze çarpan şey, Allah (cc)ın, yapılan infağı yeterli görmediği, gerçeğidir. Bununla beraber ayetin ilk cümlesinde, muhatapları azarlar gibi bir görüntü var. İnsanların fıtraten dünya imkânlarına ve değerlerine karşı zaafiyet içinde olduğu ve bunlara karşı büyük bir sevgi beslediği gerçeği göz önünde bulundurulursa Allah (cc)ın bu şekilde kullarını uyarması ve bu denli ağır bir üslup kullanması çok yerinde ve sadra şifa niteliğindedir.

Ayet-i kerimenin indiği zamanı ve o gün bu ayet-i kerimeye muhatap olan Müslümanları ve onların büyük fedakârlıklarını göz önünde bulundurduğumuzda, bugün aynı ayet-i kerime ile muhatap olan biz Müslümanların işinin ne kadar zor olduğu ve Ne oluyor size ki, Allah yolunda harcamıyorsunuz? sorusu ve itabı karşısında ne kadar perişan ve sıkıntılı bir halde olduğumuz apaçıktır. Zira bu ayet-i kerimenin, Mekkenin fethinden sonra nazil olduğu, ayetin mefhumundan da anlaşılıyor. O gün bu ayet-i kerime ile muhatap alınanlar Muhacir ve Ensardı. Onların infaktaki cömertliği ise, sözcüklerle ifade edilemeyecek boyutta idi. Buna rağmen o güzide insanlar böylesi bir soruya muhatap oluyorlar. Onların infak konusundaki cömertliklerine dair işte bir iki örnek:

& Hz. Ömer (ra) malının yarısını getirip Hz. Resulullah (sav)a teslim edip tasaddukta bulundu. Hz. Resulullah (sav): Ey Ömer! Ehlin için geride ne bıraktın? buyurdu. Dedi ki: Onlara malımın yarısını bıraktım. Hz. Ebu Bekir (ra) ise bütün malını getirip Hz. Resulullah (sav)a teslim etti. Hz. Resulullah (sav) buyurdu ki: Ey Eba Bekir! Ehlin için geride ne bıraktın? Dedi ki: Allah ve Resulünün vadini bıraktım. Ömer (ra) ağlayarak dedi ki: Anam babam sana feda olsun ey Eba Bekir! Vallahi, Yarıştığımız hiçbir hayır yoktur ki, sen bizi geçmiş olmayasın! (Tefsir-ül Münirden)

Abdullah b. Ömer (ra)den rivayet edildiğine göre dedi ki: Biz Hz. Resulullah (sav)ın yanında oturuyorduk, Ebu Bekir (ra) de Onun yanında idi. Hz. Ebu Bekir (ra)in üzerinde göğüs kısmı yırtık bir âba vardı. İşte tam o esnada Cebrail (as) indi, Allah (cc)ın selamını Ona (Resulullaha) iletti ve dedi ki: Ey Muhammed! Ne oldu ki, ben Ebu Bekirin üzerindeki âbanın göğüs kısmının yırtık olduğunu görüyorum? Hz. Resulullah (sav) buyurdu ki: Ey Cibril! Fetihten önce malını infak ederek bana teslim etti. Cebrail (as) dedi ki: Allah Sübhanehu ve Tealanın selamını Ona ilet ve Ona de ki: Rabbin senin için buyurdu ki: Sen, şu an içinde bulunduğun fakirlikten dolayı benden razı mısın, yoksa kızgın mısın? Hz. Resulullah (sav) Hz. Ebu Bekir (ra)e yöneldi ve buyurdu ki: Ey Eba Bekir! Bu gelen Cibrildir, Allah Sübhanehu'den sana selam getirmiş ve Rabbin senin için buyuruyor ki: Şu an içinde bulunduğun fakirlikten dolayı benden razı mısın, yoksa kızgın mısın? Hz. Ebu Bekir (ra) ağlayarak dedi ki: Ben Rabbimden razıyım, ben Rabbimden razıyım. (Vahidinin Esbabı Nüzulünden)

Burada, iki gerçek dava adamının gösterdiği fedakârlıktan iki örnek sunduk. Hani Hz. Resulullah (sav)a nispet edilen bir hadiste buyurur ki:

Ashabım yıldızlar misalidir, hangisine tabi olsanız sizi kurtuluşa götürürler. İşte dava adamlarını kurtuluşa götürecek, dünya ve ahirette zafer kazandıracak iki üstün şahsiyetin örnek davranışları& Dava sahibi Müslümanların, infakı, bu gerçek dava sahibi insanlardan öğrenmeleri lazım. Bunların infak anlayışının doğruluğu Allah (cc) tarafından tescil edilmiştir. Allah (cc) böylesi bir infaktan razıdır. İşte razı olduğunu göstermek için Cebrail (as)i gönderiyor, selamının iletilmesini istiyor ve bu infakından razı olduğunu, kendisinin de Ondan razı olup olmadığını sormasını istiyor.

Eğer bizler de Rabbimizin bizden razı olmasını istiyorsak, Onun rızasının yol ve yöntemi budur. Onun rızasını kazanmamızın yolu, her şeyimizi Onun aziz davası uğrunda tasadduk etmemizden geçiyor. Öyle, malın kıyısından-köşesinden, ufak tefek birtakım şeylerin infak edilmesiyle rıza-i ilahiye ulaşmak çok zordur. Baksanıza bütün mallarını infak eden nice Müslümanların içinde bulunduğu bir İslam toplumuna, Rabbimiz: Ne oluyor size ki, Allah yolunda harcamıyorsunuz? buyuruyor. Bu ferman-ı ilahi karşısında bütün dava sahibi Müslümanlar olarak infak anlayışımızı bir daha gözden geçirmemiz ve bu infak mefhumunu iyi anlayıp kavramamız gerekiyor. Bu mefhumu, Hz. Ebu Bekir (ra) iyi anlamıştı ve bu anladığını da aynı şekilde çok iyi uygulamaya koymuştu. Sıddık-ı Ekberi karşımıza alalım, önünde büyük bir ihtiramla diz çöküp dava yolunda infakın nasıl yapıldığını Ondan öğrenmeye çalışalım. Eğer Onun önünde, dizlerinin dibinde çöküp infak dersini almayı kendisinden istersek, kuşkusuz en cömert bir şekilde bize infak dersini verecektir.

İşte o dönemde Müslümanların elde ettikleri başarının sırrı burada yatmaktadır. Eğer bizler de mücadele yolumuzda başarı elde etmek istiyorsak, dünya ve ahiretimizin kurtuluşunun teminini arzuluyorsak, Hz. Ebu Bekir-i Sıddık (ra)ın bu doğru anlayışına ve pratiğine dört elle sarılmamız gerekir. Değilse, ufuklarımızda İslamın o fecri sadıkının doğuşunu beklemek ham hayal olur. Belki bazen ufukta birtakım parıltılar belirebilir, fakat bu parıltılar fecr-i kazibin o aldatıcı parıltılarından başkası olamaz.

Hem üstelik bu mal ve mülkün gerçek sahibi, bizden infakı isteyen yüce zat değil midir? Göklerin ve yerin mirası Allahındır. Peki, kimin malını kimden esirgiyoruz. Bir de bu sahibi olduğunu iddia ettiğimiz malı -ecel kapımızı tıkladığında- geride bırakma durumunda kalmayacak mıyız? O ölüm sekeratıyla boğuştuğumuz zaman, bütün dünya bizim olsa dahi, bu dünya servetine gözümüzün ucuyla bir defacık bakma kudreti ve takatimiz dahi olmayacaktır. Yani rıza-i ilahi için takdim ettiğimizden başka en ufak bir şeyi dahi beraberimizde götürme imkânımız olmayacaktır. Hepsini geride bırakmaya mecbur kalacağız. İşte o gün gelmezden önce, o günün hesap ve kitabını iyi yapmalıyız. Eğer bedenimizi Allah (cc)a ve Onun aziz dini uğruna kurban vermemişsek, bu güzelim bedenimiz, toprağın o acımasız kucağına terk edilecek ve içim içim çürümeye yüz tutacaktır. Mademki bu akıbet bizim değişmez mukadderatımızdır, o zaman bu bedeni, aziz İslam için kurban vermek en doğrusu değil midir? Sahibi olduğunu iddia ettiğimiz mal ve mülkümüzü de mutlak surette bir gün terk edip, tıpkı dünyaya geldiğimiz gibi, malsız ve mülksüz ahirete döndürüleceğiz. Madem ki bu kaçınılmaz mukadderatımızdır, o halde bu malı ve mülkü cennet karşılığında gerçek sahibine satmak ve böylesi büyük ve kazançlı bir ticareti gerçekleştirmek en doğrusu ve en kârlısı değil midir?

Hakikat bu olmasına rağmen, heyhat ki dünyaya karşı olan aşırı sevgimiz ve ona olan tutkumuz, böylesi kazançlı ve kârlı bir alış-veriş ve ticaretten bizi alıkoyuyor. Rabbimiz bu cimriliğimizi ve mala olan düşkünlüğümüzü bildiği için, Allah yolunda yapılacak infaka karşı, vad üstüne vadde bulunuyor ki, şeytanın ve nefsin telkin ettiği cimriliğin etkisinde kalmayalım&

&..
Konumuzun başına aldığımız ayet-i kerimede karşımıza çıkan diğer önemli bir husus ise: &içinizden, fetihten önce harcayan ve savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlara eşit değildir. Onların derecesi, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha yüksektir& gerçeğidir. Mekkenin fethinden önce Müslümanlar, ekonomik ve de savaş gücü olarak ciddi sıkıntılar çekiyorlardı. Bütün bu ağır sıkıntılar ve zorluklarla beraber Müslümanlar, hem maddi olarak hem de bedensel olarak bu aziz dava yolunda büyük fedakârlıklar gösterdiler. En kısıtlı imkânlarını ve zaruri ihtiyaçlarını dahi bu yolda harcayıp feda ettiler. Yaşlı ve ihtiyar demeden büyük savaşlara iştirak ettiler. İşte bu ağır şartlar altındaki fedakârlığı ve infağı Rabbimiz, Mekkenin fethinden sonra oluşan geniş imkânlar ortamında yapılan fedakârlık ve infaktan üstün tuttuğunu ve dereceler bakımından eşit olmadığını haber vermektedir.

Bu konuda Hz. Resulullah (sav)ın şu Hadis-i Şerifi bu konuya büyük bir açıklık getirmektedir: ... Halid b. Velid (ra) Abdurahman b. Avf (ra)a demişti ki: Siz bizden önce (Müslümanlıkta) geçirdiğiniz günlerle üzerimize dikiliyorsunuz! Bu söz Hz. Peygamber (sav)e ulaştırılmış ve Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştu: Ashabımı bana bırakın. Nefsim yed-i kudretinde olan Allaha yemin ederim ki siz Uhud dağı kadar -veya dağları kadar- altın infak etseniz de onların yaptıklarının derecesine ulaşamazsınız. (Ahmed b. Hanbel)

İşte zor şartlarda İslam davası uğruna yapılan fedakârlıkların derecesi bu kadar büyüktür. Onun için Rabbimiz, bu işin bereketini idrak etmiş olan ashap ve onlara tabi olanlar için:

Muhacir ve Ensardan ilkler ve onlara tabi olanlardan öne geçenler var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allahtan razı olmuşlardır& (Tevbe: 100)

Biz Müslümanların durumu da fetihten önceki Müslümanların durumu gibidir. Henüz bizler Mekkeleri fethedemedik. Müslümanların mücadele şartları zor ve ağırdır. Ama bu zorlukların ve sıkıntıların Allah (cc) katındaki derece ve sevabı da o nispette büyüktür. Bizler de Muhacir ve Ensarın ilkleri gibi fedakârlıkta, infakta ve sıkıntılara göğüs germede öne geçebiliriz. İnfaklarımızı velev küçük de olsa, Uhud dağlarının ağırlığındaki altınların infakına denk getirebiliriz. Bu zor şartlarda İslami bir çığırın açıldığı, insanların dünya ve ahiretlerinin kurtuluşunun söz konusu olduğu gerçeğini idrak edersek, yapılan işin büyüklüğü ve Allah (cc) katındaki büyük makbuliyeti kolay bir şekilde anlamış oluruz. Öyle ise:

& İşte yarışanlar bunun için yarışsınlar. (Mutaffifin: 26)

Faruk Hamza (inzar Dergisi 36. Sayı
 
Üst Alt