- BAŞÖRTÜSÜ HİÇ MÜSLÜMANLIĞIN ŞARTI OLMAMIŞTIR..Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Ali Bardakoğlu, (14 Eylûl 2006 tarihli Referans gazetesi)
Halûk Tarcan derki;
- Hazreti Muhammet’in, 50 derece çöl sıcağında, kadınları sıkmabaşa mecbur edeceği düşünülemez. Bu sıcakta ERKEKLER ENTARİ GİYERLER İÇİNDE DON BİLE YOKTUR.
- Eğer Erkekler kadınları görünce arzulanıyorlarsa, KADINLAR DA ERKEKLERİ GÖRÜNCE ARZULANIRLAR. Bu, Allah tarafından nesillerin devamı için kadın ve erkeğe verilmiş olan bir içgüdüdür. (Eğer bu arzulamadan insan saçı sorumluysa) Bu durumda ERKEKLERİN DE BAŞLARINI ÖRTMELERİ VE ÇARŞAF ALTINA GİRMELERİ GEREKİR.
· Türban takmak, takmamış olanları Müslüman olmamakla itham etmek demektir ki, hiçbir kul ötekileri muhakeme etmek ve onlar hakkında karar vermek hakkına sahip değildir;
KULLARI MUHAKEME ETMEK VE HÜKÜM VERMEK ALLAHIN İŞİDİR.(Böyle bir yetkiye sahip olduğunu sananlar, islamda şiddetle yasaklanan ŞİRK, Allah’a ortak olma, GÜNAHINI İŞLERLER)
· Din, gönülde ve kafadadır, şekilde değildir.
- Hazreti Muhammet’in, 50 derece çöl sıcağında, kadınları sıkmabaşa mecbur edeceği düşünülemez. Bu sıcakta erkekler entari giyerler içinde don bile yoktur.
-Türban , Fransızcadır ve sarık demektir. Sarık, tülbent’’in en iyi cinsi olan mermer şâhî’den yapılırdı ; Dokusunun İnceliği, sarık sarmayı kolaylaştırırdı.. TÜLBENT’i Fransız kulağı, TÜLBAN diye algılamıştır. Bu da, zamanla türban haline dönüşmüştür
Başı örtmenin kökenini Budunbilim (Etnoloji), taş dönemine kadar indirir. Şöyle ki, bu dönemde kişiler, ölümden sonra saç ve tırnakların uzamaya devam ettiğini görerek, onlarda gizli bir kudretin varlığına inanmışlar ve korkmuşlardır. Bu nedenle çatışmalarda, esir aldıkları kralların kafa derilerini yüzer ve saçları yok ederlerdi. 35bin adadan oluşan Endonezya’da çalışan, Fransa, Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nden, bilimsel araştırmacı arkadaşım Gerard Nougarol şu olayı nakletmiştir : bu adalardan birinde çatışmalarda galip gelen aşiret, öteki aşiretin reisinin kafa derisini yüzdükten sonra, saçlarını pirince doğrayarak onu yemekte ve bu şekilde o reisin kudretinin kendilerine geçtiğini kabullenmektedirler ; Endonezya yönetimi bu âdeti yasak etmiştir.
Saçlarda ve tırnaklardaki kudretle, Tanrının karşısına çıkılamayacağına göre, saçlar örtülür eller de yen içine saklanarak tırnaklar gizlenir ; el pençe divan durmanın kökenini burada aramak gerekir…
Bu alışkanlık, gelenek halinde tüm dinlere geçmiştir :
- Budistler , saçları kökünden kazıyarak sorunu çözmüşlerdir.
- Kadınlar kiliseye başları ve kolları örtülü girerler
- Musevîlerde, dinsel kişiler daima siyah mölon şapka taşırlar, Tanrının verdiği kudreti ifade eden saçları kesmezler ve uzatırlar.
- Hristiyanlar’da da bu âdet vardır : Roma’da, temmuz sıcağında siyah kalın çorap taşıdığını sandığım bir kadının, aslında doğduğundan beri bacak kıllarını kesmemiş olduğunu görmüşümdür.
·İslâm’da, Hac ziyareti sonunda ya traş olunur ya da saçlardan, sembolik olarak, bir tutam kesilir.
·Eğer Erkekler kadınları görünce arzulanıyorlarsa , kadınlar da Erkekleri görünce arzulanırlar. Bu, Allah tarafından nesillerin devamı için kadın ve erkeğe verilmiş olan bir içgüdüdür. Bu durumda erkeklerin de başlarını örtmeleri ve çarşaf altına girmeleri gerekir.
·Türban takmak, takmamış olanları Müslüman olmamakla itham etmek demektir ki, hiçbir kul ötekileri muhakeme etmek ve onlar hakkında karar vermek hakkına sahip değildir ;
Kulları muhakeme etmek ve hüküm vermek Allahın işidir.
·Din, gönülde ve kafadadır, şekilde değildir.
Haluk Tarcan'ın bu yazısına istinaden hakikaten bir tek erkek mi arzular? Neden dogmatik inançların referansı olarak kadın bir **** objesi olarak algılanıp, saç tellerinden, tırnak uçlarına kadar hep bir tarafları saklanmak çabası içindeyken, neden imtiyazlı cins olan erkek kullarda karşı cinsten saklanmamıştır? Madem amaç göz görmesin gönül istemesin bakış açısı ile insan nefsinin önüne geçmekse, neden?
Peki yaradan kulları arasında böyle bir nefs ayrımı belirleyecek kadar yarattıkları içinde ayrım yapabilir mi? Yaradan nefs kavramını her kuluna bahşetmesinin asıl nedeni onun insani iradesinin muhakeme gücünü sınamak değilmidir? Gözleri kapalı araç sürülür mü? Hız tutkusu bazen sürücüleride tahrik edip, hatalar yapmasına neden olsada, yollara bariyerler döşeyerek buna engel olunabilir mi? Eğer bir kulsan, bir sürücü isen herşeyin menfii müsbet güdüleri ile günlük yaşam formlarına adapte olunması gerekmez mi?
Bu farkındalıklardan uzak bir şekilde benim kendime güvenim yok, frekanslarım şeytana açık mantığı ile araba sürmeyeceğim diyerek otobanda koşmaya çalışmak mızıkçılık değil mi? Muhakemesiz akılların cezasını yaradanın kuluna bir lüks eylediği organların çekmesi bir kader bellenmiştir. Bu kulun yaşama korkusu bedene haksızlık değil mi?
İnsanın korkularının, nefsinin esiri olarak günah keçisi ilan edilen kadının ızdırabı, onlara biçilen bu rolün bir günahı yok mudur? Sadece kadın mı insan aklını çeldirecek bir bedene sahiptir? Tüm yobazlar gibi bir an için hiç kimsenin ahlaki öngörüleri, iradesine hakim güdülerini yok farz edelim, diyelimki onların bakış açısı gibi herkes ilk olarak 'oralara' odaklanır; peki bu durumda erkekte kadın gibi ambalajlanmazsa, kadında erkeği arzulamaz mı? Neden genel kriterler bile kadının bir obje olduğu üzerine kurgulanmıştır?
Suça meğilli olan, potansiyeli kişiler her durumda nefs hatalarını işlemeyecek mi? Bu toplum türbanlı kadınlarla zina yapan tarikat şeyhleri müslüm gündüz ve ali kalkancıları unuttu mu? Sapkın güdülerin tek çözümü dini sapıtmaktan geçmediğine en belirgin kanıtları olan bu şahsiyetler, insan iradesinin sadakatinin kör ebe oynamaktan geçmediğini anlamak için yetmez mi? Yaradanın kullarına sunduğu aklı kullanmak için icazet alınması beklentisi insanlık bilinci adına en acı durumdur. Bedeni, eti, kemiği yaradan güç aklıda neden yaratmıştır bununda hiç irdelenmesi gerekmez mi?
Kadının bu ilkel kabullenişler içindeki yeri ve kriter algıları neden hep bir eşitsizlik ve yok sayma üzerine kurgulanmıştır. Eğer mantık yanlış hislere ket vurmaksa, kadının nefsi neden hiç hesaba katılmamıştır? Kadın hep bir edilgen yapı içerisinde, zina edilen, satılan, saklanan, örtünen, gizlenen hep erkeğe ait bir madde güdüsü ile neden hissedişleri olan bu canlılar hep bir yerlere sıkıştırılma çabası içerisindedir? Kadınında her yaradılanın gibi en büyük hakkı var oluş özgürlüğünü kendi iradesi ile yaşamak değil midir? Yoz zihniyetlerin kadın üzerine oynanan bu iflah olmaz oyunları yine erkeğin onu üstünlüğünün bir parçası olarak görme algısının bir parçası olduğu çok açık değil mi?
SAYGILARIMLA...
--------------------------------------------------------------------------
Halûk Tarcan derki;
- Hazreti Muhammet’in, 50 derece çöl sıcağında, kadınları sıkmabaşa mecbur edeceği düşünülemez. Bu sıcakta ERKEKLER ENTARİ GİYERLER İÇİNDE DON BİLE YOKTUR.
- Eğer Erkekler kadınları görünce arzulanıyorlarsa, KADINLAR DA ERKEKLERİ GÖRÜNCE ARZULANIRLAR. Bu, Allah tarafından nesillerin devamı için kadın ve erkeğe verilmiş olan bir içgüdüdür. (Eğer bu arzulamadan insan saçı sorumluysa) Bu durumda ERKEKLERİN DE BAŞLARINI ÖRTMELERİ VE ÇARŞAF ALTINA GİRMELERİ GEREKİR.
· Türban takmak, takmamış olanları Müslüman olmamakla itham etmek demektir ki, hiçbir kul ötekileri muhakeme etmek ve onlar hakkında karar vermek hakkına sahip değildir;
KULLARI MUHAKEME ETMEK VE HÜKÜM VERMEK ALLAHIN İŞİDİR.(Böyle bir yetkiye sahip olduğunu sananlar, islamda şiddetle yasaklanan ŞİRK, Allah’a ortak olma, GÜNAHINI İŞLERLER)
· Din, gönülde ve kafadadır, şekilde değildir.
- Hazreti Muhammet’in, 50 derece çöl sıcağında, kadınları sıkmabaşa mecbur edeceği düşünülemez. Bu sıcakta erkekler entari giyerler içinde don bile yoktur.
-Türban , Fransızcadır ve sarık demektir. Sarık, tülbent’’in en iyi cinsi olan mermer şâhî’den yapılırdı ; Dokusunun İnceliği, sarık sarmayı kolaylaştırırdı.. TÜLBENT’i Fransız kulağı, TÜLBAN diye algılamıştır. Bu da, zamanla türban haline dönüşmüştür
Başı örtmenin kökenini Budunbilim (Etnoloji), taş dönemine kadar indirir. Şöyle ki, bu dönemde kişiler, ölümden sonra saç ve tırnakların uzamaya devam ettiğini görerek, onlarda gizli bir kudretin varlığına inanmışlar ve korkmuşlardır. Bu nedenle çatışmalarda, esir aldıkları kralların kafa derilerini yüzer ve saçları yok ederlerdi. 35bin adadan oluşan Endonezya’da çalışan, Fransa, Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nden, bilimsel araştırmacı arkadaşım Gerard Nougarol şu olayı nakletmiştir : bu adalardan birinde çatışmalarda galip gelen aşiret, öteki aşiretin reisinin kafa derisini yüzdükten sonra, saçlarını pirince doğrayarak onu yemekte ve bu şekilde o reisin kudretinin kendilerine geçtiğini kabullenmektedirler ; Endonezya yönetimi bu âdeti yasak etmiştir.
Saçlarda ve tırnaklardaki kudretle, Tanrının karşısına çıkılamayacağına göre, saçlar örtülür eller de yen içine saklanarak tırnaklar gizlenir ; el pençe divan durmanın kökenini burada aramak gerekir…
Bu alışkanlık, gelenek halinde tüm dinlere geçmiştir :
- Budistler , saçları kökünden kazıyarak sorunu çözmüşlerdir.
- Kadınlar kiliseye başları ve kolları örtülü girerler
- Musevîlerde, dinsel kişiler daima siyah mölon şapka taşırlar, Tanrının verdiği kudreti ifade eden saçları kesmezler ve uzatırlar.
- Hristiyanlar’da da bu âdet vardır : Roma’da, temmuz sıcağında siyah kalın çorap taşıdığını sandığım bir kadının, aslında doğduğundan beri bacak kıllarını kesmemiş olduğunu görmüşümdür.
·İslâm’da, Hac ziyareti sonunda ya traş olunur ya da saçlardan, sembolik olarak, bir tutam kesilir.
·Eğer Erkekler kadınları görünce arzulanıyorlarsa , kadınlar da Erkekleri görünce arzulanırlar. Bu, Allah tarafından nesillerin devamı için kadın ve erkeğe verilmiş olan bir içgüdüdür. Bu durumda erkeklerin de başlarını örtmeleri ve çarşaf altına girmeleri gerekir.
·Türban takmak, takmamış olanları Müslüman olmamakla itham etmek demektir ki, hiçbir kul ötekileri muhakeme etmek ve onlar hakkında karar vermek hakkına sahip değildir ;
Kulları muhakeme etmek ve hüküm vermek Allahın işidir.
·Din, gönülde ve kafadadır, şekilde değildir.
Haluk Tarcan'ın bu yazısına istinaden hakikaten bir tek erkek mi arzular? Neden dogmatik inançların referansı olarak kadın bir **** objesi olarak algılanıp, saç tellerinden, tırnak uçlarına kadar hep bir tarafları saklanmak çabası içindeyken, neden imtiyazlı cins olan erkek kullarda karşı cinsten saklanmamıştır? Madem amaç göz görmesin gönül istemesin bakış açısı ile insan nefsinin önüne geçmekse, neden?
Peki yaradan kulları arasında böyle bir nefs ayrımı belirleyecek kadar yarattıkları içinde ayrım yapabilir mi? Yaradan nefs kavramını her kuluna bahşetmesinin asıl nedeni onun insani iradesinin muhakeme gücünü sınamak değilmidir? Gözleri kapalı araç sürülür mü? Hız tutkusu bazen sürücüleride tahrik edip, hatalar yapmasına neden olsada, yollara bariyerler döşeyerek buna engel olunabilir mi? Eğer bir kulsan, bir sürücü isen herşeyin menfii müsbet güdüleri ile günlük yaşam formlarına adapte olunması gerekmez mi?
Bu farkındalıklardan uzak bir şekilde benim kendime güvenim yok, frekanslarım şeytana açık mantığı ile araba sürmeyeceğim diyerek otobanda koşmaya çalışmak mızıkçılık değil mi? Muhakemesiz akılların cezasını yaradanın kuluna bir lüks eylediği organların çekmesi bir kader bellenmiştir. Bu kulun yaşama korkusu bedene haksızlık değil mi?
İnsanın korkularının, nefsinin esiri olarak günah keçisi ilan edilen kadının ızdırabı, onlara biçilen bu rolün bir günahı yok mudur? Sadece kadın mı insan aklını çeldirecek bir bedene sahiptir? Tüm yobazlar gibi bir an için hiç kimsenin ahlaki öngörüleri, iradesine hakim güdülerini yok farz edelim, diyelimki onların bakış açısı gibi herkes ilk olarak 'oralara' odaklanır; peki bu durumda erkekte kadın gibi ambalajlanmazsa, kadında erkeği arzulamaz mı? Neden genel kriterler bile kadının bir obje olduğu üzerine kurgulanmıştır?
Suça meğilli olan, potansiyeli kişiler her durumda nefs hatalarını işlemeyecek mi? Bu toplum türbanlı kadınlarla zina yapan tarikat şeyhleri müslüm gündüz ve ali kalkancıları unuttu mu? Sapkın güdülerin tek çözümü dini sapıtmaktan geçmediğine en belirgin kanıtları olan bu şahsiyetler, insan iradesinin sadakatinin kör ebe oynamaktan geçmediğini anlamak için yetmez mi? Yaradanın kullarına sunduğu aklı kullanmak için icazet alınması beklentisi insanlık bilinci adına en acı durumdur. Bedeni, eti, kemiği yaradan güç aklıda neden yaratmıştır bununda hiç irdelenmesi gerekmez mi?
Kadının bu ilkel kabullenişler içindeki yeri ve kriter algıları neden hep bir eşitsizlik ve yok sayma üzerine kurgulanmıştır. Eğer mantık yanlış hislere ket vurmaksa, kadının nefsi neden hiç hesaba katılmamıştır? Kadın hep bir edilgen yapı içerisinde, zina edilen, satılan, saklanan, örtünen, gizlenen hep erkeğe ait bir madde güdüsü ile neden hissedişleri olan bu canlılar hep bir yerlere sıkıştırılma çabası içerisindedir? Kadınında her yaradılanın gibi en büyük hakkı var oluş özgürlüğünü kendi iradesi ile yaşamak değil midir? Yoz zihniyetlerin kadın üzerine oynanan bu iflah olmaz oyunları yine erkeğin onu üstünlüğünün bir parçası olarak görme algısının bir parçası olduğu çok açık değil mi?
SAYGILARIMLA...
--------------------------------------------------------------------------