Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

*_NaZLı_*

(*_BABASININ_KIZI_*)
 
Üyelik Tarihi
6 Mar 2009
Mesajlar
3,502
Aldığı Beğeniler
2,357
Konum
AfyonKaraHisar
Takım
Diğer
- BAŞÖRTÜSÜ HİÇ MÜSLÜMANLIĞIN ŞARTI OLMAMIŞTIR..Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Ali Bardakoğlu, (14 Eylûl 2006 tarihli Referans gazetesi)

Halûk Tarcan derki;


- Hazreti Muhammet’in, 50 derece çöl sıcağında, kadınları sıkmabaşa mecbur edeceği düşünülemez. Bu sıcakta ERKEKLER ENTARİ GİYERLER İÇİNDE DON BİLE YOKTUR.
- Eğer Erkekler kadınları görünce arzulanıyorlarsa, KADINLAR DA ERKEKLERİ GÖRÜNCE ARZULANIRLAR. Bu, Allah tarafından nesillerin devamı için kadın ve erkeğe verilmiş olan bir içgüdüdür. (Eğer bu arzulamadan insan saçı sorumluysa) Bu durumda ERKEKLERİN DE BAŞLARINI ÖRTMELERİ VE ÇARŞAF ALTINA GİRMELERİ GEREKİR.
· Türban takmak, takmamış olanları Müslüman olmamakla itham etmek demektir ki, hiçbir kul ötekileri muhakeme etmek ve onlar hakkında karar vermek hakkına sahip değildir;

KULLARI MUHAKEME ETMEK VE HÜKÜM VERMEK ALLAHIN İŞİDİR.(Böyle bir yetkiye sahip olduğunu sananlar, islamda şiddetle yasaklanan ŞİRK, Allah’a ortak olma, GÜNAHINI İŞLERLER)
· Din, gönülde ve kafadadır, şekilde değildir.


- Hazreti Muhammet’in, 50 derece çöl sıcağında, kadınları sıkmabaşa mecbur edeceği düşünülemez. Bu sıcakta erkekler entari giyerler içinde don bile yoktur.
-Türban , Fransızcadır ve sarık demektir. Sarık, tülbent’’in en iyi cinsi olan mermer şâhî’den yapılırdı ; Dokusunun İnceliği, sarık sarmayı kolaylaştırırdı.. TÜLBENT’i Fransız kulağı, TÜLBAN diye algılamıştır. Bu da, zamanla türban haline dönüşmüştür
Başı örtmenin kökenini Budunbilim (Etnoloji), taş dönemine kadar indirir. Şöyle ki, bu dönemde kişiler, ölümden sonra saç ve tırnakların uzamaya devam ettiğini görerek, onlarda gizli bir kudretin varlığına inanmışlar ve korkmuşlardır. Bu nedenle çatışmalarda, esir aldıkları kralların kafa derilerini yüzer ve saçları yok ederlerdi. 35bin adadan oluşan Endonezya’da çalışan, Fransa, Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nden, bilimsel araştırmacı arkadaşım Gerard Nougarol şu olayı nakletmiştir : bu adalardan birinde çatışmalarda galip gelen aşiret, öteki aşiretin reisinin kafa derisini yüzdükten sonra, saçlarını pirince doğrayarak onu yemekte ve bu şekilde o reisin kudretinin kendilerine geçtiğini kabullenmektedirler ; Endonezya yönetimi bu âdeti yasak etmiştir.
Saçlarda ve tırnaklardaki kudretle, Tanrının karşısına çıkılamayacağına göre, saçlar örtülür eller de yen içine saklanarak tırnaklar gizlenir ; el pençe divan durmanın kökenini burada aramak gerekir…
Bu alışkanlık, gelenek halinde tüm dinlere geçmiştir :
- Budistler , saçları kökünden kazıyarak sorunu çözmüşlerdir.
- Kadınlar kiliseye başları ve kolları örtülü girerler
- Musevîlerde, dinsel kişiler daima siyah mölon şapka taşırlar, Tanrının verdiği kudreti ifade eden saçları kesmezler ve uzatırlar.
- Hristiyanlar’da da bu âdet vardır : Roma’da, temmuz sıcağında siyah kalın çorap taşıdığını sandığım bir kadının, aslında doğduğundan beri bacak kıllarını kesmemiş olduğunu görmüşümdür.
·İslâm’da, Hac ziyareti sonunda ya traş olunur ya da saçlardan, sembolik olarak, bir tutam kesilir.
·Eğer Erkekler kadınları görünce arzulanıyorlarsa , kadınlar da Erkekleri görünce arzulanırlar. Bu, Allah tarafından nesillerin devamı için kadın ve erkeğe verilmiş olan bir içgüdüdür. Bu durumda erkeklerin de başlarını örtmeleri ve çarşaf altına girmeleri gerekir.
·Türban takmak, takmamış olanları Müslüman olmamakla itham etmek demektir ki, hiçbir kul ötekileri muhakeme etmek ve onlar hakkında karar vermek hakkına sahip değildir ;

Kulları muhakeme etmek ve hüküm vermek Allahın işidir.
·Din, gönülde ve kafadadır, şekilde değildir.


Haluk Tarcan'ın bu yazısına istinaden hakikaten bir tek erkek mi arzular? Neden dogmatik inançların referansı olarak kadın bir **** objesi olarak algılanıp, saç tellerinden, tırnak uçlarına kadar hep bir tarafları saklanmak çabası içindeyken, neden imtiyazlı cins olan erkek kullarda karşı cinsten saklanmamıştır? Madem amaç göz görmesin gönül istemesin bakış açısı ile insan nefsinin önüne geçmekse, neden?

Peki yaradan kulları arasında böyle bir nefs ayrımı belirleyecek kadar yarattıkları içinde ayrım yapabilir mi? Yaradan nefs kavramını her kuluna bahşetmesinin asıl nedeni onun insani iradesinin muhakeme gücünü sınamak değilmidir? Gözleri kapalı araç sürülür mü? Hız tutkusu bazen sürücüleride tahrik edip, hatalar yapmasına neden olsada, yollara bariyerler döşeyerek buna engel olunabilir mi? Eğer bir kulsan, bir sürücü isen herşeyin menfii müsbet güdüleri ile günlük yaşam formlarına adapte olunması gerekmez mi?

Bu farkındalıklardan uzak bir şekilde benim kendime güvenim yok, frekanslarım şeytana açık mantığı ile araba sürmeyeceğim diyerek otobanda koşmaya çalışmak mızıkçılık değil mi? Muhakemesiz akılların cezasını yaradanın kuluna bir lüks eylediği organların çekmesi bir kader bellenmiştir. Bu kulun yaşama korkusu bedene haksızlık değil mi?

İnsanın korkularının, nefsinin esiri olarak günah keçisi ilan edilen kadının ızdırabı, onlara biçilen bu rolün bir günahı yok mudur? Sadece kadın mı insan aklını çeldirecek bir bedene sahiptir? Tüm yobazlar gibi bir an için hiç kimsenin ahlaki öngörüleri, iradesine hakim güdülerini yok farz edelim, diyelimki onların bakış açısı gibi herkes ilk olarak 'oralara' odaklanır; peki bu durumda erkekte kadın gibi ambalajlanmazsa, kadında erkeği arzulamaz mı? Neden genel kriterler bile kadının bir obje olduğu üzerine kurgulanmıştır?

Suça meğilli olan, potansiyeli kişiler her durumda nefs hatalarını işlemeyecek mi? Bu toplum türbanlı kadınlarla zina yapan tarikat şeyhleri müslüm gündüz ve ali kalkancıları unuttu mu? Sapkın güdülerin tek çözümü dini sapıtmaktan geçmediğine en belirgin kanıtları olan bu şahsiyetler, insan iradesinin sadakatinin kör ebe oynamaktan geçmediğini anlamak için yetmez mi? Yaradanın kullarına sunduğu aklı kullanmak için icazet alınması beklentisi insanlık bilinci adına en acı durumdur. Bedeni, eti, kemiği yaradan güç aklıda neden yaratmıştır bununda hiç irdelenmesi gerekmez mi?

Kadının bu ilkel kabullenişler içindeki yeri ve kriter algıları neden hep bir eşitsizlik ve yok sayma üzerine kurgulanmıştır. Eğer mantık yanlış hislere ket vurmaksa, kadının nefsi neden hiç hesaba katılmamıştır? Kadın hep bir edilgen yapı içerisinde, zina edilen, satılan, saklanan, örtünen, gizlenen hep erkeğe ait bir madde güdüsü ile neden hissedişleri olan bu canlılar hep bir yerlere sıkıştırılma çabası içerisindedir? Kadınında her yaradılanın gibi en büyük hakkı var oluş özgürlüğünü kendi iradesi ile yaşamak değil midir? Yoz zihniyetlerin kadın üzerine oynanan bu iflah olmaz oyunları yine erkeğin onu üstünlüğünün bir parçası olarak görme algısının bir parçası olduğu çok açık değil mi?


SAYGILARIMLA...
--------------------------------------------------------------------------
 

gayeretli_42

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
9 Kas 2007
Mesajlar
28
Aldığı Beğeniler
1
Günümüz İslam Alimlerinden ve ayrıca İlahiyat Fakültesi mezunu ve Hafız olan Mustafa Sağ'ın İslam'da Baş Örtmek var mıdır?adlı kitabını okusaydınız herhalde böyle düşünmezdiniz.Bu kitapta ayetlerde geçen başörtüsü diye iddia edilen şeylerin aslında başörtüsü değil,göğüs örtüsü anlamında zikredildiğini ve başörtüsünün 20.yy.ın başlarına kadar islam toplumunda mevcut olmadığını Osmanlı'da 2.Abdülhamid dönemlerinde yeni yeni zuhur ettiğini,hatta bu durumun toplumun can ve mal emniyetine zarar verdiği yönünde Abdülhamid'e şikayet ve ihbarlarda bulunulduğu,dini bir kıyafet süsü verilerek bazı insanların bu kisve altında hırsızlıklar yaptığı ve şahitlerin bunların yüzleri kapalı olduğu için onların şeklini şemailini tarif edemediklerini bu durumların da onların yakalanmaları konusunda zaptiyelerin işlerini güçleştirdiği ve toplumun asayişinin tehlikeye girdiği yönünde ihbarlar geldiği bunları gerekçe göstererek Sultan 2.Abdülhamid'in yüzlerin ve başın,cinsiyeti ve şekli belli olmayacak şekilde kapatılmasını ve o şekilde sokağa çıkmayı 2 nisan 1892 tarihinde bir fermanla(İradei Dâhiliye, Nu. 99887,Yıldız Saray-ı Hümâyûnu Başkitâbet Dâiresi 5894 numaralı fermanla)yasakladığı tarihçilerce de zikredilmektedir.Şimdi dindar bir padişah olarak bilinen Abdülhamid bu çarşafı yasakladığına göre bu dini bir kıyafet nasıl oluyor?.Zaten alimlerden önemli bir bölümü de örtünmeyle ilgili iddia edilen hadislerin kiminin mevzu hadis kiminin de zayıf hadis olduğu zikredilmektedir.Zaten hanefi mezhebine göre sünnet bağlayıcı değildir,sünneti terkeden günahkar bile sayılmaz.Peygamberi inkar etmek ayrı şeydir,hadisi inkar etmek veya sahih olduğunu kabul etmemek ayrı bir şeydir,onun için islam alimleri peygamberi inkar eden küfre girer,fakat hadisin sahih olduğunu kabul etmeyen ve bu yüzden o hadisle amel etmeyen günahkar bile olmaz demişlerdir.Yukarıda sayılan hadislere göre amel etmeyen veya bunun sahih olduğunu kabul etmeyip bunu bağlayıcı olarak görmeyip başını ve saçını açan müslüman kadınların günahkar olduğu nasıl iddia edilebilir.Evet sünnetin sünnet olduğunu kabul edip bunu işleyene sevap kazandırabilir,ancak sünneti terkeden günahkar bile olmaz.namazdaki sünnetlerin terkinde bile iadesinin gerekmemesi belki de bu yüzdendir.Çeşitli ayetlerde Hüküm yanızca Allah'a aittir,Allah'tan daha iyi kim hüküm verebilir gibi ayetler mevcut olduğuna göre,o halde sünnetle ayetlerin koymadığı hükümlerin üstüne hadisle hüküm konmuş olmuyor mu?Peygamberi Allah'ın tasarruf ve hükümlerine ortak etmek te bir nevi şirkten sayılmaz mı?Kur'an haşa yetersiz bir Kitap mıdır ki,yedek hükümlere ihtiyaç hasıl olsun.Bu din üstüne yeni bir hadis dini ilave etmek değil midir?Tevhid konusuna büyük önem veren bazı islam alimleri,Peygamberlerin bile hüküm koyamayacağını,hükmün yalnızca Allah'a ait olduğunu bunun aksinin ise şirk hastalıklarını doğuracağını belirtmişlerdir.Çağımızda da ayetlerin saflığından ve sadeliğinden uzaklaşılıp hatta unutulup hadislerle bir şekil islamcılığının yaygınlaşmasının Kur'an islamının değil hadis islamının egemen olduğunu bununda islam alemindeki tevhide bu yollada en büyük darbeler vurulduğunu bizim gibi müctehid alimler artık dile getirmeye başladılar.Allah o ufku geniş alimlerden razı olsun.Bu yeni ufku geniş alimler artık hadisleri yeni bir yere oturtmanın elzem hale geldiğini aksi halde islam alemindeki bu parçalanmışlığın devam edeceğini dile getiriyorlar,artık o ufku geniş alimlere göre hadislerin dindeki yeri,açıklama özelliğidir.yani Hadisler gerçekten sahih ise,sadece ayetleri açıklama aracıdırlar,yoksa yeni hüküm koyma aracı sayılamazlar.(Sahih olmayan hadislerden açıklamalar yapılması bile sakıncalıdır)herhalde bu durum büyük islam alimi imamı azam'ında ta o zaman dikkatini çekmiş olmalıki ta asırlar önce bu durumları dile getirmiş ve hadisi inkar eden küfre bile girmez,günahkar bile olmaz demiştir.Tabiki hadisleri derin anlamda deşifre edememiş bazı hocalar ayetlere hadisleri hemen yama yapmakta ve ondan da bazen onlarca hüküm çıkartmakta ve ihtilafları artırmaktadırlar(mezheplerin ve tarikatların çıkışı da bu şekilde olmuştur)haşa 40 yerinden yamalı bir pantolonmuş gibi bu şekilde davranan hocalarımızın sayısı çok fazladır,ancak onların metotları çok yanlış ve toplumu getirdikleri yer bellidir ve 400 yıldır islamın yeryüzündeki egemenliğinin elden gidip tevhidin değil,şirkin egemen olmasının aslında en büyük müsebbibidirler ki islamın egemen olması da bize göre tekrar tevhide ve Kur'ana dönmekle olacaktır.Bazıları bizi bu inanç ve fikirlerimizden dolayı harici gibi vahhabi gibi suçlasalarda gerçek kurtuluş önceliği Kur'ana vermekten geçiyor..Selam ve saygılarımla.
 

*_NaZLı_*

(*_BABASININ_KIZI_*)
 
Üyelik Tarihi
6 Mar 2009
Mesajlar
3,502
Aldığı Beğeniler
2,357
Konum
AfyonKaraHisar
Takım
Diğer
Allah razı olsun gayeretli_42kardeşim,başörtüsüyle ilgili ayetler hakkında bilgilendirdiğiniz için teşekkürler.
Çok şükür halimize ElhamdülilAllah,Rabbim bizi doğru yoldan ayırmasın inşAllah
 

ozan

Siyah Sancak
 
Üyelik Tarihi
9 Mar 2008
Mesajlar
173
Aldığı Beğeniler
2
Konum
BURSA
Takım
Diğer
1) Tesettürün niteliği:
Tesettür, arapça "setere" kökünden "tefe'ul" vezninde bir mastar olup, sözlükte; örtünmek, gizlenmek, bir şeyin içinde veya arkasında saklanmak anlamlarına gelir. Bir fıkıh terimi olarak tesettür, erkek veya kadının şer'an örtülmesi gereken yerlerini örtmesi demektir. Bir kimsenin örtmesi gereken ve başkasının bakması haram olan yerlerine "avret yeri" denir. Gerektiğinde evlenmeleri caiz olan, karşı cinslerin biri diğerinin yanında olunca avret yerlerini örtmesi gerektiğinde görüş birliği vardır. Sağlam görüşe göre, bir kimse tek başına olduğu zaman da örtünmelidir. Buna göre; bir kimsenin temiz elbisesi bulunduğu halde, kimsenin olmadığı yalnız başına bir odada çıplak olarak kılacağı namaz sahih olmaz. (İbn Âbidin, Reddü'l-Muhtar, Mısır (t.y.), I, 375)
Yıkanma, tuvalet ihtiyacı ve taharetlenme gibi ihtiyaçlar dışında, bir yerde de bulunulsa, mü'minin namaz içinde veya namaz dışında avret yerlerini örtmesi farzdır. Bunun delili Kur'an, Sünnet ve sahabe uygulamasıdır.
2) Tesettürün dayandığı deliller
a) Kur'an-ı Kerim'den deliller:
İnsanın örtünme ihtiyacının ilk insan Adem ve Havva ile başladığı, çıplaklığın çirkin bir şey olduğu ayette şöyle belirtilir: "Ey Ademoğulları! Şeytan ana ve babanızı kötü yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak nasıl cennetten çıkardıysa, sizi de aldatmasın.'' (el-A'râf, 7/27) "Ey Ademoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek bir giysi, bir de giyip süsleneceğiniz bir giysi indirdik. Takva örtüsü ise daha hayırlıdır." (el-A'râf, 7/26) Hayvan yünlerinden giysi için yararlanmanın gereğine şöyle işaret edilir: "Davarları da o yaratmıştır ki, bunlarda sizin için ısıtıcı ve koruyucu maddeler ve nice nice yararlar vardır." (en-Nahl, 16/5)
Örtünmenin gayesi başkasının bakışlarından korunmak ve ırzı meşru olmayan cinsel isteklerden sakınmaktır. İnsandaki edep ve haya duygusu örtünmeyi gerektirir. Ancak mü'min erkek ve kadınların örtünmede asıl gayesi Yüce Allah'ın rızasını kazanmak olmalıdır. Çünkü Allahü Teala'nın emir ve yasaklarına uymak bir ibadettir. Namaz ve oruç gibi ibadetleri emreden Allah (c.c), ibadet içinde ve dışında örtünmenin şekil ve sınırlarını da belirlemiştir.
Cahiliye döneminde Arap toplumu Kabe'yi çıplak tavaf ederlerdi. Gündüz erkekler, gece kadınlar gelir ve tavaflarını anadan doğma yaparlardı. Onlar; "içinde günah işlediğimiz giysilerimizle tavaf yapamayız" diye bir gerekçe de gösterirlerdi.
İşte daha Mekke döneminde İslam toplumunun tavaf sırasında ve namazda örtünmesi gerektiğini bildiren şu ayet indi: "Ey Ademoğulları! Her mescide gelişte zinetinizi giyin." (el-A'raf, 7/31.) Ayet, tavafı ve namaz için mescide gelmeyi kapsamına alır. Buradaki "zinet" sözcüğü "elbise, giysi" olarak tefsir edilmiştir. Böylece namaz ve tavaf gibi ibadetlerde avret yerlerinin örtülmesi farîzasını İslam getirmiş oldu. (bk. Ebu Bekr el-Cassas, Ahkamu'l-Kur'an. tahk. M. es-Sadık Kamhavî Kahire (t.y.), IV, 205 vd.; Elmalılı, a.g.e. 2. baskı, istanbul 1960, III, 2151, 2152.) Başka bir ayette; gizli yerlerini örtüp koruyan erkeklerle kadınların Yüce Allah'ın affına ve büyük bir mükafata ulaşacakları belirtilir. (bk. el-Ahzab, 33/35.)
Örtünmede karşı cinsin bakışlarından korunmak söz konusu olunca, İslam bakanla ilgili olarak da bir sınırlama getirmiştir.
Erkeklerin gözlerini sakınması, kadınların iffetini korumak içindir. Ayette şöyle buyurulur: "Mü'min erkeklere söyle. Gözlerini zinadan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, kendileri için daha temizdir." (en-Nûr, 24/30.)
Kadınların örtünmesi konusunda ise şöyle buyurulur: "Mü'min kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Zinet yerlerini açmasınlar. Bunlardan kendiliğinden görünen kısmı müstesnadır. Baş örtülerini yakalarının üstüne koysunlar. Zinet yerlerini kendi kocalarından, kocakarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kendi erkek kardeşlerinden, kendi kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, kendi kadınlarından, kölelerinden, erkeklik duygusu kalmayan hizmetçilerden veya henüz kadınların gizli yerlerine muttali olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizleyecekleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey mü'minler! Hepiniz Allah'a tevbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin, umduğunuza nail olursunuz." (( en-Nûr, 24/31.)
Ayetteki "humur (baş örtüleri)" sözcüğünün tekili "hımar" olup, sözlü-te; kadının kendisi ile başını örttüğü şey, demektir. Saîd b. Cübeyr (Ö. 95/713), baş örtüsünün kadının boyun ve göğüs kısımlarını örtecek ve bunlardan hiçbir şey göstermeyecek nitelikte olması gerektiğini söylemiştir. (bk. el-Kurtubî, a.g.e., XII, 153; İbn Kesir, Muhtasar Tefsir, thk. M. Ali es-Sabünî, 7. baskı, Beyrut 1402/1981, II, 600, Elmalılı, a.g.e. İst. (t.y.), VI, 15.)
Kadınların ev dışında veya yabancı erkeklerin yanına çıkarken normal ev içi giysilerinin üstüne bir dış elbise daha giymeleri gerekir. Ayette şöyle buyurulur: "Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle. Bu, onların tanınıp kendilerine sarkıntılık edilmemesi için daha uygundur. Allah çok yarlığayıcı ve çok esirgeyicidir." (el-Ahzâb, 33/59)
Ahzab suresi ve dolayısı ile yukarıdaki ayet, Medine'de 5-7. hicret yılları arasında inmiştir. Ayetteki "celabîb" sözcüğü "cilbab"'ın çoğulu olup sözlükte; geniş elbise, gömlek ve baş örtüşü gibi anlamlara gelir. Kadını baştan aşağı örten çarşaf, ferace, manto gibi giysiler de cilbab kapsamına girer, "Cilbab" bir fıkıh terimi olarak Elmalılı (Ö. 1358/1939) tarafından şöyle tarif edilmiştir: "Kadınların elbiselerinin üstüne giydikleri her çeşit giysidir", "Kadını tepeden tırnağa örten giysidir", "Kadınların örtündükleri her türlü elbise ve başka şeylerdir." (Elmalılı,a.g.e.,VI,337.)
Ünlü müfessir el-Kurtubî (Ö. 671/1273) cilbab ayetinin iniş sebebi ve cilbab terimi ile ilgili olarak şöyle der: "Arap kadınlarında erkeklerden sakınmamak bir adet halinde idi. Onlar cariyeler gibi yüzlerini de açık tutuyorlardı. Bu durum, erkeklerin onlara bakmalarına neden oluyordu. Bu konuda çeşitli düşünceler de ortayaçıkmıştı. Bunun üzerine Yüce Allah, elçisine; ihtiyaçları için evden dışarı çıkmak istediklerinde dış elbiselerini (cilbab) üstlerine almalarını emretmesini bildirdi. Çünkü o dönemde henüz evlerde tuvalet edinilmediği için, kadınlar tuva-et ihtiyacı için sahraya çıkıyorlardı. Böylece hür bir kadınla cariyenin arası ayrılmış olacaktı. Çünkü hürler örtünmesi ile biliniyordu. Bununla bekar veya genç erkeklerin sarkıntılık etmesinden de korunmuş oluyorlardı. Yukarıdaki ayet inmezden önce, mü'min erkeklerin eşlerinden birisi, ihtiyacı için evden dışarı çıkınca, bazı zayıf ahlaklı erkekler, cariye sanarak kendisine sarkıntılık edebiliyordu. Bu konuda Hz. Peygamber'e çeşitli şikayetler ulaşınca cilbab ayeti inmiştir". el-Kurtubî cilbab için de şunları söyler: "Cilbab; baş örtüsünden daha büyük olan bir giysidir. Abdullah b. Abbas (ö. 68/687) ve Abdullah b. Mes'ud'tan (ö. 32/652) cilbaba, "rida (bedenin üst kısmını örten giysi yada örtü)" anlamı verdikleri nakledilmiştir. Kadının baş örtüsü veya peçe anlamına geldiğini söyleyenler de olmuştur. Doğru olan şudur ki, cilbab; bedenin bütününü örten giysidir. Ümmü Atıyye (r. anha)'den şöyle dediği nakledilmiştir: "Rasülullah (s.a.s) bize ramazan ve kurban bayramı namazlarında azatlı cariyeleri ve yetişkin kızlarımızı birlikte götürmemizi emretti. Ancak ay hali olanlar mescide girmeyecek ve arka taraftan öğüt, konuşma, hutbe ve duaları izleyecekler ve getirilecek tekbirlere katılabileceklerdi. Hz. Peygamber'e sordum: Ey Allah'ın Rasülü! Bizden birimizin bu çocukları için dış elbisesi (cilbab) bulunmazsa ne yapalım?". Hz. Peygamber; "Kardeşi onu kendi cilbabı (dış örtüsü) ile örtsün" buyurdu. (bk. Buharî, Hyz, 23, Salat, 2, îdeyn, 20, Hacc, 81; Müslim îdeyn, 10-12; Tirmizi, Cuma. 36;; ibn Mace, ikame, 165; ibn Hanbel, V, 84; en-Nevevî (ö. 676/1277); hadisin doğru anlamının şöyle olması gerektiğini söyler: "kendisine gerekli olmayan başka bir dış örtü ile onu örtsün." bk. Sahihu Müslim, Çağrı Yayınevi baskısı, İst. 1992, I, 606, alt not;3; el-Kurtubî, a.g.e. XIV, 156.)
Diğer yandan kadın yaşlanıp ay halinden kesilir ve cinsel yönden erkeklere istek duymaz olursa, bunun için örtünmede bazı kolaylıklar getirilmiştir. Yüce Allah şöyle buyurur: "Ay halinden kesilmiş ve evlenme arzusu kalmamış olan yaşlı kadınların zinet yerlerini göstermemek şartıyla dış örtülerini bırakmalarında kendileri için bir sakınca yoktur. Bununla birlikte, yine de sakınmaları kendileri için daha hayırlıdır." (en-Nur, 24/60.)
Örtünmenin ahiret hayatında da söz konusu olacağı, iman edip güzel amel işleyenlerin ecri arasında şöyle belirlenir: "Onlar tahtlar üzerinde kurularak orada altın bileziklerle benezenecekler, ince ve kalın saf ipekten yeşil elbiseler giyeceklerdir. Ne güzel sevap ve ne güzel dayanak!" (el-Kehf, 18/31.) "Şüphesiz Allah, iman edip, güzel iş yapanları altından ırmaklar akan cennetlere sokacak. Orada bunlar altından bileziklerle, incilerle bezenecekler. Orada giysileri de ipektir." (el-Hacc, 22/23.) "Onların üzerlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri de onlara son derece temiz bir şarap içirmiştir." (el-İnsan, 76/21.)
b) Sünnetten deliller:
Hz. Peygamber örtünme ile ilgili yukarıda zikrettiğimiz ayetlerin tefsirini yapmış ve uygulama esaslarını göstermiştir. Bu konuda çeşitli hadisler nakledilmiştir. Biz birkaç tanesini nakledeceğiz.
Hz. Aişe'den rivayete göre bir gün Hz. Ebü Bekr'in kızı Esma (ö. 73/692) ince bir elbise ile Rasülullah (s.a.s)'ın huzuruna girmişti. Hz. Peygamber ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu: "Ey Esma! Şüphesiz kadın erginlik çağına ulaşınca onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir". Hz. Peygamber bunu söylerken yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti. (Ebü Davud, Libas, 31; Ebû Davud bu hadise «mürsel» demiştir. Çünkü Halid b. Düreyk bunu Hz. Aişe'den işitmemiştir. bk. el-Kurtubî, a.g.e., XII, 152; el-Heysemî, Mec-mau'z-Zevaid, V, 137.)
Yine Hz. Aişe'den nakledilen başka bir hadiste; "Allahü Teala ergin kadının namazını baş örtüsüz kabul etmez" buyurulmuştur.(İbn Mace Tahare, 132; Ebû Davud, Salat, 84; Tirmizi, Salat, 160; Ahmed b. Hanbel, IV, 151, 218, 259.) Ebû Hanîfe'ye (ö. 150/767) göre; bir uzvun dörtte bire kadar olan kısmı açılırsa namaz sahih olurken, açılan kısım uzvun dörtte birini geçerse namaz bozulur. Cinsel uzuv ve arkadan ise, dirhem mikdarı az bir yer bile açılsa namaz batıl olur. Ebü Yusuf'a (ö. 182/798) göre bir uzvun yarısı esas alınmıştır. Yarıdan azının açılması namaza zarar vermezken, fazlası namazı bozar. İmam Şafi'ye (ö. 204/819) göre ise avret yerinden herhangi bir kısmın açılması namazı bozar. (bk. Eş-Şevkani, Neylü'l-Evtar, II, 68; eş-Şafii, el-Ümm, I, 77; ez-Zühayli, el-Fıkhu'l-İslami ve Edilletüh, Dımeşk, 1405/1985, I, 585, 586; Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, İstanbul 1992, s: 226-228)
Hz. Aişe ilk baş örtüşü uygulamasını şöyle anlatır: "Allah ilk muhacir kadınlara rahmet etsin, onlar; "Baş örtülerini yakalarının üstüne taksınlar..." (en-Nur, 24/31) ayeti inince etekliklerini kesip bunlardan baş örtüsü yaptılar. Yine Satiyye binti Şeybe şöyle anlatır: "Biz Aişe ile birlikte idik. Kureyş kadınlarından ve onların üstünlüklerinden söz ediyorduk. Hz. Aişe dedi ki: Şüphesiz Kureyş kadınlarının bir takım üstünlükleri vardır. Ancak ben, Allah'a yemin olsun ki, Allah'ın kitabını daha çok tasdik eden ve bu kitaba daha kuvvetle inanan Ensar kadınlarından daha faziletlisini görmedim. Nitekim, Nur süresindeki "Kadınlar baş örtülerini yakalarının üstüne taksınlar..." ayeti inince, onların erkekleri bu ayetleri okuyarak eve döndüler. Bu erkekler eşlerine, kız, kız kardeş ve hısımlarına bunları okudular. Bu kadınlardan her biri etek kumaşlarından, Allah'ın kitabını tasdik ve ona iman ederek baş örtüşü hazırladılar. Ertesi sabah, Hz. Peygamberin arkasında baş örtüleriyle sabah namazına durdular. Sanki onların başları üstünde kargalar vardı." (Buhari, Tefsiru Sûre, 24/12; Ebû Davud, Libas, 29; Ahmed b. Hanbel, VI, 188; İbn Kesîr, a.g.e., II, 600)
 

gayeretli_42

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
9 Kas 2007
Mesajlar
28
Aldığı Beğeniler
1
yukardaki tesettür ve başörtüsü taraftarı kardeşimin açıklamalarına saygı duyuyorum ancak
biz de insanlar çıplak gezsin demedik.zaten çıplak gezme gayrimüslim toplumlarda bile yasaktır.örtünme konusunda abartmaların toplumun emniyeti açısından sakıncalarını dile getirdik.sanki bu abartmalara cevap mahiyetinde cenabı Allah'ın Kur'andaki şu beyanı cevap mahiyetinde olduğuna inanıyorum.''Allah sizin şekil ve suretlerinize (giyim kuşamınıza,veya şatafatlı görüntülerinize değil) takvanıza (güzel ahlakınıza) değer verir''şeklindeki ayet bu anlamda değerlendirilemez mi?.
 

nehar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
26 Kas 2008
Mesajlar
625
Aldığı Beğeniler
7
Takım
Galatasaray
allah razı olsun kardeşim hepinizin paylaşımı için.acizane bende bir kaç kelime edeyim. müslümanlar kadınlara hep bir meta olarak yani ondan faydalınacak bir nesne olarak bakıyo kadınında bir nefisi olacağı onunda bir kişiliğinin bir karakterinn olacağı kimsenin aklına gelmiyo evlenilirken bile aman biz nefsimizi haramdan koruyalım niyetiyle evleniliyo oysa kadında allahın kir kulu onunda yanlışları hataları olabileceği bir farklı karater olduğu göz ününe alınmıyo malesef.allahdan dileğim asrı saadetteki kadına verilen değer ve öneminin tekrar kazanılması.yanlış bişey dediysem şimdiden af ola...
 

*_NaZLı_*

(*_BABASININ_KIZI_*)
 
Üyelik Tarihi
6 Mar 2009
Mesajlar
3,502
Aldığı Beğeniler
2,357
Konum
AfyonKaraHisar
Takım
Diğer
allah razı olsun kardeşim hepinizin paylaşımı için.acizane bende bir kaç kelime edeyim. müslümanlar kadınlara hep bir meta olarak yani ondan faydalınacak bir nesne olarak bakıyo kadınında bir nefisi olacağı onunda bir kişiliğinin bir karakterinn olacağı kimsenin aklına gelmiyo evlenilirken bile aman biz nefsimizi haramdan koruyalım niyetiyle evleniliyo oysa kadında allahın kir kulu onunda yanlışları hataları olabileceği bir farklı karater olduğu göz ününe alınmıyo malesef.allahdan dileğim asrı saadetteki kadına verilen değer ve öneminin tekrar kazanılması.yanlış bişey dediysem şimdiden af ola...

güzel açıklayıcı yorumlarınız için teşekkür ederim,biraz daha konuyu açmayı düşünüyorum tabiki yanlış anlaşılmaz ise,bildiğim kadarıyla geneldede böyle oldugunu düşünerekten yazıyorum...

Kadın gerçekten islam da **** objesi olarak kullanılıyor ve bu sayede kadın çoğukez 2. planda kalıyor erkeğe oranla.
Günümüz dünyasının erkeklerinin hali yüksek bir oranla vahim denilecek kadar kötü olsada bu kadınlarında nefsi yok anlamına gelmiyor.
Üstelik aklıma şu soru geldi.Türban takıyorlar tamam saç telleri gözükmüyor,güya erkeklerin nefislerini kontrol altına alıyorlar.
Peki başında türban üzerinde dize kadar etek,harley bot,kıpkırmızı,pespembe dudaklar ve makyajlar ne olcak?
Bunlar saçlardan daha fazla ilgi çekiyor.
Buda türban amaç değil araçtır anlamına geliyor.
Taşıdıkları o örtünün ağırlığını kaldıran kişi gerçekten çok az.Özellikle gençlerde.
Cemil İpekçi nin bu konuda bir röpartajı var,kendisi gerçekten çok haklı.
Böyle Islami anlayisinda ve yorumunda kadinin sadece et parcasi ve bir **** objesi oldugunu gösteriyor....yakinda kadin olmak suctur diye yasa cikarsalar bile sasmam

Nefislerine sahip cikmayanlar utansin,kapanmiyanlar degil....terbiyesizlik her zaman bakan insanin gözünde olusan birseydir....yazik.
:(:(:(
saygilarimla
 

nehar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
26 Kas 2008
Mesajlar
625
Aldığı Beğeniler
7
Takım
Galatasaray
Nefislerine sahip cikmayanlar utansin,kapanmiyanlar degil....terbiyesizlik her zaman bakan insanin gözünde olusan birseydir....yazik.
tamamen katılıyorum kardeşim...
 

ozan

Siyah Sancak
 
Üyelik Tarihi
9 Mar 2008
Mesajlar
173
Aldığı Beğeniler
2
Konum
BURSA
Takım
Diğer
yukardaki tesettür ve başörtüsü taraftarı kardeşimin açıklamalarına saygı duyuyorum ancak
biz de insanlar çıplak gezsin demedik.zaten çıplak gezme gayrimüslim toplumlarda bile yasaktır.örtünme konusunda abartmaların toplumun emniyeti açısından sakıncalarını dile getirdik.sanki bu abartmalara cevap mahiyetinde cenabı Allah'ın Kur'andaki şu beyanı cevap mahiyetinde olduğuna inanıyorum.''Allah sizin şekil ve suretlerinize (giyim kuşamınıza,veya şatafatlı görüntülerinize değil) takvanıza (güzel ahlakınıza) değer verir''şeklindeki ayet bu anlamda değerlendirilemez mi?.


taraftarlıgım kişisel değildir kardeşim KURAN-I KERİM de yazan ayetlerdir bu yüzden yazdım..tabiki kadınların günümüzde geldği nokta tartışılmaktadır fakat unutulmaması gereken nokta örtünmek farzdır.amacım baskı yapmak yada karşı sav oluşturmak değildir baskıyla örtünmeyede karşıyımdır zaten önemli olan örtünmek değildir tarzındaki düşüncelere belki cevap olabilir.tabiki kadınların başı açık olup güzel ahlaklı olanlarıda vardır.ama yine unutulmaması gereken husus bu farzdır.çokta hassas bir konu aslında dinimiz kadınlara en çok değer veren dindir..sadece bu ahir zamanda bu şekilde yaşanmamaktadır.
dileğim bütün kızkardeşlerimin bu farzı bilmeleri ve yerine getirmeleridir..
yapmayanların veya yapamamayanlarında durumu beni ilgilendirmez kişiyle RABBİM arasındadır...
Selam ve DUA ile....
 
Üst Alt