İlk madede belirttiğin ayet Kafirun suresindendir .. O dönemler müslümanlar zayıftı ve o ayetler indirildiğinde Mekke'de yeni yeni filizleniyordu .. Ancak üzerlerinde ki baskı çok büyüktü .. Kısaca " bize karışmayın zira biz size karışıyor değiliz sadece tebliğde bulunuyoruz katılıp katılmamak sizin bileceğinizdir " denilmiştir ..
Daha sonra İslamiyet yayılıp Mekke ele geçirilince Cihadın farzı çok daha büyük önem kazandı .. Dinimizde zorlama yoktur zaten kimseyi de zorla müslüman yapmamışlardır ancak Mekke civarındaki kabileler müslümanla diş bilemeye devam etmekteydiler .. Zaman zaman güçlerini birleştirip saldırılar düzenliyor ya da planlıyorlardı .. Dolayısıyla Efendimiz civar kabilelere elçiler göndermiş ve hemen hepsini islama davet etmiştir .. Kabul edenler islam fıtratı üzerine zekat vermeye kabul etmeyenler ise cizye ve haraca bağlanmışlardır ..
Fidye verme meselesi ise esir düşürülen düşman askerlerinin belli bir bedel karşıılığı serbest bırakılması olayıdır .. Ve hatta Bedr'de esir edilen müşriklerden bir kısmı medineli çocuklara okuma yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakılmışlardır ( Tarihte eşi benzeri görülmemiş bir olaydır )
Ve gelelim asıl sorunuza ..
neden direk değişmeyen bir emir gelmemiştir.
Öncelikle Kuranda nesh olduğunu anlamanız ve kabul etmeniz gerekir .. Nesh'in ne olduğuyla ilgili size kısa bir alıntı sunayım .. Buyrun ..
“Biz bir âyeti nesheder veya unutturursak, yerine ya daha hayırlısını, ya da dengini getiririz. Bilmez misin, Allah’ın gücü her şeye yeter.” (Bakara 2/106)
Nesih sözlükte bir şeyi bir başka şeyle değiştirme, onun yerine başkasını koyma anlamına gelir[1]. Allah Teala şöyle buyurur:
“Bir âyetin yerine başka bir âyeti koyunca, ki Allah neyi indireceğini çok iyi bilir, şöyle dediler: “Sen sadece iftiracısın.” Yok, onların pek çoğu bilmezler.” (Nahl 16/101)
Yukarıdaki iki âyete göre nesih, “Bir âyetin, kendi dengi veya daha hayırlısı ile değiştirilmesidir.”
İlk peygamberden son peygambere kadar vahiyde bütünlük vardır. Allah Teala şöyle buyurur:
“Allah Nuh’a buyurduğunu, sana vahyettiğini, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya emrettiğini sizin için bu dinin şeriatı yapmıştır. Dini ayakta tutun, onda ayrılığa düşmeyin…” (Şura 42/13)
Bu durumda Kur’ân, önceki ilahi kitapları neshetmiş olur. Âyetlerinin büyük bir kısmı Nuh’a, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya vahyedilene denktir. Bir kısmı da sadece Peygamberimize vahyedilen ve hafifletici hükümler içeren âyetlerdir.
Böylece neshin iki şartı ortaya çıkar:
1- Âyetler arasında olması.
2- Neshedilen âyetin, öncekiyle aynı hükmü veya ondan daha hayırlı bir hükmü taşıması.
Sünnet Kur’ân’ın açıklaması olduğu için Kur’ân’a tabidir. Tabi olana ayrı bir hüküm verilemez. Allah Teala şöyle buyurur: “Sana bu Zikri (Kur’ân’ı) indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın.” (Nahl 16/44)
Peygamberimizden bazı istekler olmuş, bunun üzerine şu âyet inmiştir:
“Âyetlerimiz onlara açık belgeler halinde okununca, bizimle karşılaşmak istemeyenler şöyle dediler: “Ya bundan başka bir Kur’ân getir veya bunu değiştir.” De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem, olacak şey değildir. Ben, bana ne vahyolunursa sadece ona uyarım. Ben Rabbime karşı gelirsem, büyük bir günün azabından korkarım.”(Yunus 10/15)
Bir âyet neshedilince, Peygamberimizin onunla ilgili söz ve uygulamalarının da neshedilmiş olacağı açıktır. Çünkü o, kendine ne vahyolunursa ona uyar.
Âyetin lafzının neshedilip manasının devam ettiği de iddia edilemez. Çünkü bir âyet, ancak yeni bir âyet ile neshedilebilir. Bu yeni âyet, öncekinin lafzını neshettiği gibi manasını da nesheder.
Nesheden âyetin, neshedilenden ağır hüküm taşıyamayacağı, şu âyetin de gereğidir.
“Yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı bulacakları ümmi peygambere uyanlar… O onlara, iyiliği emreder, kötülükten men eder. Onlara iyi şeyleri helal, kötü şeyleri haram kılar. Sırtlarından ağır yükleri, boyunlarından demir halkaları kaldırır atar…” (Araf 7/157)
Bir âyetin daha hayırlı bir âyetle neshine zina cezası örnek olabilir. Tevrat ve İncil’de zinanın cezası ölümdür. Bunu Peygamberimiz de bir süre uygulamıştır. Kur’ân, daha sonra o hükmü neshetmiştir.
Son olarak tüm bu yazdıklarım dahi sizi tatmin etmezse bende sorunuza soruyla cevap verir ve olayı noktalarım ..
Neden küçücük bir pıhtıdan yavaş yavaş değişe değişe büyüyoruz ki ..?!