- Üyelik Tarihi
- 24 May 2012
- Mesajlar
- 1,726
- Aldığı Beğeniler
- 5,442
- Takım
- Galatasaray
Bir kıyısı eksik kaldı hayatın,
öte yakasına hiçbir zaman
adımı yazdıramadım.
Rüzgâr geçti.
Ağaçlar eğildi.
Kuşlar sustu.
Bir tek içimdeki çocuk
yağmuru hâlâ bekledi.
Yitik cümlelerimin her kelâmında
dağlandı yetim yüreğim.
Nefesim kesildi her mısrada;
yazamadı sessizliğim.
Çünkü bazı acılar
sözcük kabul etmez.
Onlar,
yalnızca gecenin
en tenha vaktinde
kalbin duvarına vurur.
Ben,
kırılmış bir saatin
çalışmaya devam eden
inatçı akrebiyim.
Zamanı gösteremem,
ama acıyı
hep aynı yerde tutarım.
Bir harfin gölgesinde
kaç mevsim eskittim,
bilmiyorum.
Her nokta,
yarım bırakılmış bir vedanın
mezar taşı oldu.
Her virgül,
“dönersin” diye bekleyen
nafile bir umut...
Gece,
omzuma eski bir hırka gibi düştü.
Ay,
kırık bir aynanın
yüzüme kalan parçasıydı.
Yıldızlar
birer birer eksilirken,
ben gökyüzünden değil,
kendimden uzaklaştım.
İçimde
adı konmamış şehirler var.
Kapıları açık,
sokakları bomboş.
Ne gelen oluyor,
ne giden.
Sadece
ayak seslerimin yankısı
beni benden haberdar ediyor.
Kalemim,
mürekkebi çoktan tüketti.
Şimdi
yalnızca yüreğimin kanıyla yazıyor.
Bu yüzden
her dize biraz sızı,
her şiir biraz sürgün,
her kelime
eve dönememiş
bir yolcudur.
Yine de
tam umudu toprağa gömecekken,
uzaktan
çocukluğumun sesi geliyor
“Bekle...”
“En uzun gecenin bile
sabahı vardır.”
O sesin peşine düşüyorum.
Belki
kırık aynalar
bir gün
aynı gökyüzünü tamamlar.
Belki
yetim kalan yüreğim
bir merhametin gölgesinde
yeniden adını öğrenir.
Ve belki de…
hiçbiri olmaz.
Sadece
insan,
kendi içinde
yarım kalmayı öğrenir.
Ve anlar
Ben artık şiir yazmıyorum…
Şiir
beni yazıyor.
SESSİZLİĞİM
öte yakasına hiçbir zaman
adımı yazdıramadım.
Rüzgâr geçti.
Ağaçlar eğildi.
Kuşlar sustu.
Bir tek içimdeki çocuk
yağmuru hâlâ bekledi.
Yitik cümlelerimin her kelâmında
dağlandı yetim yüreğim.
Nefesim kesildi her mısrada;
yazamadı sessizliğim.
Çünkü bazı acılar
sözcük kabul etmez.
Onlar,
yalnızca gecenin
en tenha vaktinde
kalbin duvarına vurur.
Ben,
kırılmış bir saatin
çalışmaya devam eden
inatçı akrebiyim.
Zamanı gösteremem,
ama acıyı
hep aynı yerde tutarım.
Bir harfin gölgesinde
kaç mevsim eskittim,
bilmiyorum.
Her nokta,
yarım bırakılmış bir vedanın
mezar taşı oldu.
Her virgül,
“dönersin” diye bekleyen
nafile bir umut...
Gece,
omzuma eski bir hırka gibi düştü.
Ay,
kırık bir aynanın
yüzüme kalan parçasıydı.
Yıldızlar
birer birer eksilirken,
ben gökyüzünden değil,
kendimden uzaklaştım.
İçimde
adı konmamış şehirler var.
Kapıları açık,
sokakları bomboş.
Ne gelen oluyor,
ne giden.
Sadece
ayak seslerimin yankısı
beni benden haberdar ediyor.
Kalemim,
mürekkebi çoktan tüketti.
Şimdi
yalnızca yüreğimin kanıyla yazıyor.
Bu yüzden
her dize biraz sızı,
her şiir biraz sürgün,
her kelime
eve dönememiş
bir yolcudur.
Yine de
tam umudu toprağa gömecekken,
uzaktan
çocukluğumun sesi geliyor
“Bekle...”
“En uzun gecenin bile
sabahı vardır.”
O sesin peşine düşüyorum.
Belki
kırık aynalar
bir gün
aynı gökyüzünü tamamlar.
Belki
yetim kalan yüreğim
bir merhametin gölgesinde
yeniden adını öğrenir.
Ve belki de…
hiçbiri olmaz.
Sadece
insan,
kendi içinde
yarım kalmayı öğrenir.
Ve anlar
Ben artık şiir yazmıyorum…
Şiir
beni yazıyor.
SESSİZLİĞİM


