Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

burke

YERLI ÜYE :)
 
Üyelik Tarihi
22 Ocak 2011
Mesajlar
277
Aldığı Beğeniler
5
Konum
Almanya
Takım
Diğer
Ya Râb Belâyı Aşk İle Kıl Aşina Beni
Ya râb belayı aşk ile kıl aşina beni
Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni
Az eyleme inâyetini ehli derdden
Yani ki çok belâlara kıl mübtelâ beni
Oldukça ben götürme belâdan iradetim
Ben isterim belâyı çü ister belâ beni
Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigarımın
Geldikçe derdine beter et müptelâ beni
Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkün ola getürmek saba beni
Nahvet kılıp nasib fûzûlî gibi bana
Ya râb mukayyed eyleme mutlak bana beni
 

burke

YERLI ÜYE :)
 
Üyelik Tarihi
22 Ocak 2011
Mesajlar
277
Aldığı Beğeniler
5
Konum
Almanya
Takım
Diğer
f796932674dfefbcbl2.jpg




"…Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Haşir Suresi 59-9)

Siyah Lale ,“Gamdan güler zevali melalime ağlarım “der sanki lisan-i haliyle… Türdeşi olan beyaz laleler haz ve zevk yolcusuyken o çileye taliptir zira… O, hak nebiye kulak hatta yürek veren…”Benim bildiğimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız” diyen o hak nebi’ye… Gözyaşı ile beslenir siyah lale… Ruhu tertemizdir zira çile banyosunda yıkanır her daim… Şiirseldir ve açıktır ilhama bundan dolayı… O acıyı şerbet tadında yudumlar, yudumlarken türdeşleri hayatı şehvet tadında… “Ekserunnas” değil “ulul elbab” olma makamıdır onun ki… Ali bin Ebi Talib’in sözündeki gibi “İnsanlar arasında insanlardan bir insan olmak” ama dik durmak ve prensip sahibi olmak… Alexendra Dumas’ın “Siyah Lale “ romanında vurgu yaptığı gibi ilkeli olabilmek… O basit bir Stoaci değildir asla… Izdırab onun mesleği değil davasıdır zira…

Yüreğine sekine inmiştir çoktan… O halinden memnundur zira…

Tarihin karanlık sayfalarında açar siyah lale… Her Hak yolcusu birsiyah lale âdeta… Sümeyye siyah bir lale mesela… Rabbim ALLAH ve Resulum Muhammed dediği için yatırılır çölün ortasına… Sövmesi istenir ALLAH’ın Resuluna… O ise şehadetinitekrar eder tükürür gibi Ebu Cehil’in suratına…O çileye taliptir zira… Böylece yarılır vücudu ailesinin gözleri önünde ve vücudu olur parça parça… Ak yürekli siyah lale kan verir böylece yeryüzünün damarlarına… O çileyi yudumlar şerbet tadında…

~~~~~~~~
Mus’ab bin Umeyrsiyah bir lale çölün bağrında açan… Rahatı ve konforu yüreğinin eliyle itenlerden ve ALLAH Resulünun yolundan gidenlerden… Mekke’nin en güzel delikanlısı… Güzelliği dillere destan… Ama o maddesinin enkazı altında değil… O, Hakka dilbeste… Mekkeli kızların kendisine aşk mektubu gönderdiği ama O en büyük aşk'ın peşinde… ALLAH Resulü Uhud’ta iken İslam’ın bayraktarlığını yapan… İlay-i kelimetullah için vücudu parça parça doğranan… Parçalanmayan bir imanı var zira… Onun aşk'ına ALLAH’ın elçisi şahit… Sireti sureti kadar güzel siyah bir lale zira çileyi aşk makamında yudumlayan bir başka güzel o….
~~~~~~~~

Siyah lale gündüzü yaşarken geceyi hatırlatan ve rahatı zahmette, sefayı çilede bulanların çiçeği… Rahmete mazhar olmanın sırrının zahmetten geçtiğini fark edenlerin… Çile ve ızdırabı yudumlayan bir Hak yolcusunun ruh potresini hatırlatır siyah lale… Saçım kadar başım olsa her gün birini koparsalar yinede davamdan vazgeçmem diyenlerin ve zindanda zahmeti değil rahmeti keşfedenlerin… Cibril soruyordu ALLAH Resuluna “Ey Resul! Kul bir peygamber mi yoksa kral bir peygamber mi olmayı yeğlersin? “ALLAH Resulu kul peygamber olmayı diyordu… Siyah lale peygamber mahfiyeti…. Siyah lale tevazu…

Fatima ahlakını hatırlatırsiyah lale… Elleri nasır tutan bir hizmetçisi dahi olmayan masum Fatimayı… Zahmetin altındaki ince rahmeti keşfeden bir yüce isim Fatima… Rabiatül Adeviye yine bir numune-i imtisal ilk nesillerden ahlakı ve erdemiyle temayüz eden … Haz yerine çile dolu zühd ve takva eksenli bir hayatı seçen…. Zeynep el Gazali bunun çağdas bir örneği… Bunun nice örnekleri var tükenmedi tükenmeyecek asla…

Siyah lale bir isar tablosu…Tefani sırrı var onda… Başkaları için yaşamanın ve fedakarlığın ve dolayısıyla çileyi yudumlamanın tadı var… Her vakıf insanı bir siyah lale… Siyah lale yüreğime kayıtlı bir divan ve siyah lale yüreğimin dudaklarındaki dua'm… Siyah lale vakar ve siyah lale diğergam bir yüreğin sembolik anlatımı… Siyah lale yürek bahçemizin nadide çiçeği… Onu ot görenlere ne YAZIK!
 

burke

YERLI ÜYE :)
 
Üyelik Tarihi
22 Ocak 2011
Mesajlar
277
Aldığı Beğeniler
5
Konum
Almanya
Takım
Diğer
Aşkın şerarı ateşi ta bağrıma düştü,
Ahım işiden yandı deyu başıma üştü,
İmdadıma eşkim ile dide yetişti,
Hepsi kalıp acz dediler: 'eyvah',
Yansın ko dedim, sönmeye söndürmeye Allah!

Hz. Mevlânâ
 

burke

YERLI ÜYE :)
 
Üyelik Tarihi
22 Ocak 2011
Mesajlar
277
Aldığı Beğeniler
5
Konum
Almanya
Takım
Diğer
u2_7229_1_.jpg


"Aşk padişahı vefasızdır." diyorlar. Bu söz yalandır. "Senin çektiğin ızdıraplar bitmez, senin keder gecenin sabahı yoktur. Sen gündüzü göremezsin" diyorlar, bu söz de yalan!

Aşktan anlamayanlar bana diyorlar ki: "Aşk için ne diye kendini öldürüyorsun? Beden yok olduktan sonra hayat ve aşk da yok olur, gider." Bu görüşler de yalan!

"Aşk yüzünden gözyaşı dökmen anlamsız, gözünü kapayınca (ölüp gidince) artık sevgiliyi görmek, buluşmak imkansızdır." diyorlar. Böyle sözler de yalan!

Diyorlar ki: "Zaman geçip gitti. Biz de zamanımızı doldurduk. Yaşamamız bitti. Biz ölünce bizim canımız ötelere gitmez ki!" Bu söz de yalan.

Doğru yolu tutmayanlar, aşk yolunda yürümeyenler diyorlar ki: "Kulun Hakk'a varmasına da imkan yoktur!" Bu görüş de yalan.

Diyorlar ki: "Kula, gönül sırrını açmazlar, lûtfedip kulu gönüllere almazlar, yukarılara çıkarmazlar." Bu düşünce de yalan.

"Balçıktan yaratılmış olan insanın, gökyüzünde bulunanlarla, gök ehli ile dostluk kurmasına imkan yoktur." diyorlar. Bu sözler de yalan!

Diyorlar ki: "İnsanın tertemiz rûhu, şu topraktan yapılmış yuvadan, aşk kanatlarını açıp da havalanamaz, ötelere gidemez." Bu söz de yalan!

Hz. Mevlâna Celaleddin-i Rumî
 

burke

YERLI ÜYE :)
 
Üyelik Tarihi
22 Ocak 2011
Mesajlar
277
Aldığı Beğeniler
5
Konum
Almanya
Takım
Diğer

redrose83he4.gif


Â.Ş.K...


Gönül eteğimin suskun dervişi!
Müebbede mahkûm duamsın!
İstersen mürekkebinle dokunma cismime!
Aklımın bağlı ellerini çözen

==Ayın
=====Şın
=======Kaf

*ِ عٍِ *ِ ش*ِ ق

VAV.JPG


Sağ elini uzat Hakkın bağına
Sineme düşen acım yapraksızlığın yaprağı
Dervişin ayak izlerine düşen gölge benim
Tespih tanelerine kardeş adın var

==Ayın
=====Şın
=======Kaf

*ِ عٍِ *ِ ش*ِ ق


K/af dağının ardında geçmişin sitemi
Niyaza açılan ellerime ses/sizlik şahit
Seccadene bıraktığım bir demet gül
Gök/ Yüzü(ne) haykırsın bendeki adını

==Ayın
=====Şın
=======Kaf

*ِ عٍِ *ِ ش*ِ ق

Yokluğa açılan kapının ardında
Varlık fidanı duygu yaprağına hasret
Şavkın vuruyor her gece göz pınarıma
Sende kalan umudum

==Ayın
=====Şın
=======Kaf

*ِ عٍِ *ِ ش*ِ ق

y1piGcHueJeMQAmnK8Y7_BOSK-D7zxtESzxkw7II0XDovmHZHWwZ4N1gjH0YIZgupseXWDwj9cxMRk


Be’nin anlamını güçlendiren nokta(yı)m
Şehadet parmağımla mühürledim bakışını
Oymalı sandığımda sevgi çeyizim
Hücrelerime kaydolan rengin kokusu

==Ayın
=====Şın
=======K/af


*ِ عٍِ *ِ ش*ِ ق


Ten mumu erisin
Abı hayat varlığının resmi
Boz bulanık kekre suyu temizleyen

==Ayın
=====Şın
=======Kaf

*ِ عٍِ *ِ ش*ِ ق
*ِ عٍِ *ِ ش*ِ ق

عٍِ *ِ ش*ِ *ِ ق


Â.Ş.K...
 

burke

YERLI ÜYE :)
 
Üyelik Tarihi
22 Ocak 2011
Mesajlar
277
Aldığı Beğeniler
5
Konum
Almanya
Takım
Diğer
akkkbx1.jpg


Aşk koyar mısın bu masalın adını?

Aynı ayın farklı hilalleriyiz, aynı duyguların Allah bilir kaçıncı sahibiyiz.

Yastığa konduğunda uyku tutmayan başlar, hayallere konduğunda keder tutmayan onlar.

Onların, onlar gibilerin, onlara benzeyenlerin, onlarla bezenenlerin ve bizim için diyelim ki:

Ey gönül!

Sessiz kalma, susma çok konuşan var diye, içinde salınan çocukluğu haykır önce, korkma geç kalırımda annem azarlar diye, daha okunacak, okuyacak çok ezanımız var üzülme, mecnun ol, kapa gözlerini, bir salıncakta hayal et kendini, kuşlar kıskansın uçmaya yeltenen hayallerini, bağır hiç olmadığı kadar, gül çürük dişlerine inat, çekinme ve merak etme beğenilmem diye, sen önce bir sev gerisi gelir yeni pabuçların gibi yürüye yürüye.

Yine diyelim ki; ey gönül!

Eğme başını yürürken, kaç bahar gördüysen o kadar genç olmalısın şimdi, duymuyor musun, sana sesleniyor gül, karanfil, nilüfer, lale, orkide, menekşe, senin için ötüyor tüm kuşlar, vuslata ersin göz kapakların, ciğerlerin doysun çiçeklerin hoş rengine, kollarını bırak iki yanına, kaldır başını, seyret masmavi göğü, bulutları, sevdaları, mutlulukları, sensin bu mutluluğun kaynağı ve sen olmalısın sevda yolculuğuna çıkmış bu geminin yegâne kaptanı.

Bir daha diyelim ki; ey gönül!

Utanma ve sıkılma söyleyemediğin şeyler için, sen değilsin bir tek ve sen yaratılmadın bir tek, boş ver rüzgâr dağıtsın saçlarını, sarıl hayallerine sımsıkı, beklemekten sıkılma unutma ki kışında yazında var bir baharı, senin dilinle dillenecek, busenle kıymetlenecek, kafiyenle hecelerine bölünecek bir yazın, yazgınla yaza dönecek geçirdiğin tüm baharların. Bitsin bu hasret, öyle ya bitmeli artık bu hasret, Ferhat ölmemeli bu hikâyede, Yusuf gözyaşı dökmemeli bu öyküde, ayrılık çizmedim bu dünyaya, resmetmedim hiçbir hüznü bu masalda.

Önce heceler birleşmeli, sonra çocukluğum yeşermeli, gençlik görünmeli karşı tepeden, bir kulaç yanında Leyla'sı bitmeli, geceye çalmamalı bu gündüz, dillere destan olmalı nâmı.

Sevdayla ve ayın'la ve kaf'la ve şın'la söylenmeli ve aşk konulmalı bu masalın adı.

Sahi.

Aşk koyar mısın bu masalın adını?
 

burke

YERLI ÜYE :)
 
Üyelik Tarihi
22 Ocak 2011
Mesajlar
277
Aldığı Beğeniler
5
Konum
Almanya
Takım
Diğer
ELİF gibi, tekim, birim, yalnızım…

Yazdım… Elif dedim ilkin.. Mürekkebim bir damladan başlayıp uzarken sayfanın koynunda, ben bir Elif sevdâsı nakşettim sayfalara… Sayfanın koynu şerha şerha… Sayfa baştan sona âh ü figân, tepeden tırnağa kan revân… Elif’le başladım bu aşkı anlatmaya… Elif dibâcedir, Elif mukaddim… Elif ilktir, Elif kadîm… Elif’tir hep ilk adım…

BE gibi, sırrımı noktaya sakladım…

Kulağa üflenen bir sır gibi esrârın tam ucundayım. Âlemin sırrını kalbinde saklayan Kurân’a, Kurân’ın kalbi Fatiha’ya, Fâtiha’nın kalbi besmeleye, besmelenin kalbi Be’ye ve Be’nin altındaki kara mürekkebe sevdâlıyım…Bir aşk Elifbâsı çarpar sol yanımda... Ben gelişi Elif’ten belli bir yüreğin sadâsıyım.

TE gibi, gülmeyi umarken ben hüzünle sınandım…

Harflerin sayfaya akseden yüzü bir hüzne bürünürken kalemimde… Ve kader, kederin bir diğer adı gibi dururken önümde… Nâzenin gül/ümseme gibiydi avucumda dikenler… Bir hârın âh u zârıyla imtihana sarıldım.


SE gibi, bütünü arzularken ben payıma düşen üç noktayla uslandım…

Bütündü, tek parçaydı hep bu dünyada gördüğüm. Vahdet muhabbetle örülerek damla damla aktı rahlenin ortasına… Ayn, Şın ve Kaf’ı temsilen üç nokta yayıldı kitabın tam ortasına… Yandım…

CİM gibi, bir ben noktasına âşık olup karalar bağladım…

Sevgilinin yanağında kararan bir nokta idi ördüğüm… Sevgilinin yanağında ben, bahtım gibi bir kara ben gördüm. Cim suretiyle sahifeye düşen harfte aşkın en kara hâlini, süveydâyı gördüm. Kara sular indi kalbime… Kalbimi bir ben noktasıyla oyuk oyuk dağladım.

HA gibi, boşluğumun çemberinde yaya kaldım…

Bir çemberdi bu aşk… Ezelî ve ebedî.. Başı-sonu olmayan bir halkanın tam ortasında kalakaldım. Boşluğumu halkalarla doldururken, halka içre halka çizerken Ha gibi çemberimin âteşinde yandım. Kendi ateşiyle yandı Kaknûs, âhh ben de âteşimle yeniden ayağa kalktım.


HI gibi, başımdaki noktayı bedenden aşk için ayırdım…

Ömür bir mum gibi eriyerek tükendi. Ecel keskin bir alev gibi başımda bitti. Bir mum ve mum alevi gibi… Ayrı duran bir harf ve noktası gibi… Aşk için erittim bedenimi… Kanım, kıvrıla kıvrıla aksın sayfaya… Kanadım, sonunda kendi kanımı içerek kandım.


DAL gibi, aşk deryasına iki büklüm daldım…

Uçsuz bucaksız bir okyanustu rahlemde açılan sayfa… Ezelden belâlı bir âşık gibi bıraktım kendimi suyun koynuna… İki büklümüm işte, dervişin elinde asâ gibi… Çile yurdundan gelmiş bir Dal’dan dahi belim eğri, boynum bükük… Deryâlara daldım, aşkla temizlensin diye kirlerim… Günah kokan ellerimle suya boyandım…


ZEL gibi, kambur ruhumu noktayla taçladırdım…

Ervâh yurdundan kopup da geldim, denizin kıyıya attığı damla gibi… Ruhum kambur bir dilenci gibi kaldı yüce kapında.. Ellerim çâresiz, ellerim sahipsiz, ellerim kirli… Ruhum, günâhkâr ruhum ancak aşkınla diri… Koy aşkını bir nokta gibi başıma… Şâd olayım…


RI gibi, hilâl kaşını iki büklüm belime hançer kıldım…

Hilâl kaşın önünde râm oldum, büküldü boynum. Yay kaşınla fırlattığın oka, nişân oldu koynum… Sızlayan, damlayan, ağlayan kan… Hançerin ucundan sızan can gibi bakışın, gecenin koyusunda parlayan hilâl gibi bakışın, bir harfin nazarına dokundu. Rı’dan başlayıp aşka aktım, ben bu aşkı mürekkeple yıkandım.


ZE gibi, aklın kıyamıyla aşkın secdesi arasında, rükûda kaldım…

Ne gökteyim ne yerde…Ne kıyamdayım ne secdede…
Birlik ve hiçlik arasında, akıl ve aşk sıratında açan bir yerde..
Yollarının bolluğuyla sınanan bir sevdânın başındayım.
Ze gibi rükûda kaldım. Yüzümle arza bakarken, ruhumla semâya aktım…
Ârâftan çıksın kalbim, eğrilerim doğrulsun; ben de bir yol bulayım…


SİN gibi, inci dişerinden çıkacak bir hazineye sevdâlandım…

İnci dişlerinden bir söz işitmek istedim. Yüzyıllar önce şairin bir Sin’e teşbih ettiği dişlerinden bir güzel söz işitmek istedim. O söz ki, ezelî ve ebedî sevdâm… Bırak açılsın dudaklar ve yayılsın âleme dualar… Dualar bir hazine gibi, şefâat bambaşka bir hediye gibi bütün evrene yayılsın… Bütün harflerin ucunda, başında, sonunda Sen varsın.



ŞIN gibi, üç inciyi başımda taşımakla onurlandım…

Dünyaya dağılan incilerden üçünü başıma takayım. Ayn, Şın ve Kaf diyorum ya hani.... Payıma düşen üç harf ile dilşâd olayım. Üç inci ile yatıp üç harf ile uyanayım… El ver, aşkını başımda taşıyayım.



SAD gibi, gözlerinin esrarına kapıldım da kıvranarak kıvrıldım…

Bir harfin kıvrımıyla kıvrandım sayfalar üzerinde… Sad gibi koyu bir esrârı sarıp sarmalayıp sakladım gözlerimde… Efsûnlu bir nazar gibi, büyülü bir rüzgâr gibi harflerinde ruh buldum. Adını oluşturan harflerin esrârını gözlerinden okudum.



DAD gibi, gözlerinin uçurumunda, bir kara ben noktasında aklandım…

Gözlerin bir uçurum… Sahifenin kenarında sonsuzluğa akacak iken ruhum, ben içre bir ben tuttu gözlerimi… Ay ve güneş nasıl tutulursa bir boşlukta, gözlerim nasıl tutulursa bir boşluğa… Harflerin noktasına da işte öyle tutundum. Bir kara nokta akladı benliğimi… Noktalar çoğalırken ben âhh, hep azaldım.



TI gibi, elif sevdâmı nergis gözlerine yasladım da yaşadım…

Tı gibi iki hamlenin yarasıyım. Bir göz kıvrımından süzülüp bir nergis çiçeğinden dökülüp Elif’in ayağına diz çöktüm. Vahdetten yükselen aşkımı Elif’in birliğine yasladım. Sevdâm büyük, sedâm küçük olsa da… Susmadım.



ZI gibi, didelerin aşkıyla yandım, Elif iken nokta kadar ufaldım...

Mürekkep, harflerin damarından süzülüyor damla damla… Harfler kamış kalemin ucunda can bulurken mürekkep damlıyor beyaz bir satıha… Zı’daydı bütün güzelliğin… Gözlerin, benin ve servi boyunla tamam oldu güzelliğin. Ve aşk Elif iken küçüldü, süzüldü, bir noktaya büründü. Bir Elif hamlesiyle ufalandım, pâre pâre paralandım.



AYIN gibi, aşkın dîvânına bir küçük mukaddime olsaydım...

Aşk olsun diyorum. Sayfalarca aşk… Bir dîvân sayfasında saklanan; içi nakış ve hat, dışı tezhip ve sanat kokan bu yaralı aşk, yayılsın rahlenin kalbine… Kalpten sonra bütün âleme… Harflerin gül kokusu bu… Bir dîvân sayfasında gizlenen aşkın yüzyıllık hoşbûsu bu… Ve ben, bir dibâce olsaydım bu dîvâna, bir mukaddime… Belki bir Elif’le nur düşerdi ismime…



GAYIN gibi, gözüme düşen bir nokta yaşla sırılsıklam ıslandım…

Bir çift göz verildi kabuğumun kalbine. Sadece bir çift gözdü ruhuma açılan pencere… Gönlümün gökyüzünden kan düştü, nokta nokta ıslandım. Hicran düştü Elifbâya… Ben, kamış kalem ve mürekkeple ıslandım. Ve ben âhh, sonunda uslandım…



FE gibi, ka’de-i ûlâda kaldım, son kez secdeye varamadım …


Aşkın önünde diz çöktüm, ayak burktum, boyun büktüm. Başım kalbime yakın, arınmaya ve cilâlanmaya muhtaç kalbime… Yolları aşıp Sana geliyorum. Yüzüm yok secdenin nur yüzüne, biliyorum. Ellerim bir tesbih tanesinde kilitli.. Bedenim huzurunda ve ruhum ipinden kopmuş bir tesbih tânesi gibi… Yollarımı aç… Fe’lerim Vav gibi huzura muhtaç….



KAF gibi, Zümrüd-i Ankâya âşık bir masaldım…


Kaf dağından süzülüp geldi gönül kuşlarım. Hüdhüd, Simurg, Hümâ, Ankâ… Bir Zümrüd ü Ankâ’nın kanadında asılı kaldı kanayan masalım. Aşk masalının kahramanları uçuşuyor gönlümde… Kaf dağının ardındaki kimyâ ile can buldu harfler… Aşk ile… Âşıkların menziliydi çöller ve dağlar… Ben kendimi bildim bileli, dağlara mahkûmum… Dağlardı benim yurdum…



KEF gibi, bir Nûn ile can buldum, Kûn dendi ve ben “ol”dum…

Kûn dendi, Kef ve Nun bir araya geldi. Çamurdan ve balçıktan sonra, bir alaktan filizlenip boy verdim. Oldum ve ölmeyi bildim, öldüm ve olmayı bildim. Bilmeyi ve bilinmeyi istedim. Harflerdi tek şâhidim… Ne kalem yetti, ne kâğıt içimdeki ummânı taşırmaya… Harflerdi tek şâhidim… Ben anlatamadım…



LAM gibi, saçlarının kıvrımına asılarak sallandım…

Saçlarının kıvrımına yuva yaptı gönül kuşum.. İpe asılan bir ayna gibi döne döne kendimi buldum. Tel tel örülen bir siyahlıkta, ince ve kara ipler arasında hapsoldu gönül kuşum… Ava giden bendim, saçlarının tuzağında avlanan yine ben… Îdama mahkûm bir âşık gibi saçlarının tellerine asılarak sallanan ben… Ve ben… Aşkın darağacındaydım…



MİM gibi dudağının kuyusunda küçülen ve yok olan bir noktaydım…

Dudağının kuyusunda gördüm Yûsuf’un rüyâsını… Çukur, halka halka küçüldü; halkalar büyüyerek kuyunun uykusunu böldü. Büyüyen ve küçülen noktalar gibi… Bir dudağın hânesine konuverdim… Sükûtu resmeyleyen bir noktayım.. Ben esâsen hiç olmadım, uçsuz bucaksız bir yoktayım.



NUN gibi, ateş denizini mumdan gemiyle, Nun gemisiyle aşsaydım…

Aşk, âteş denizini mumdan gemilerle geçtiği vakit… Gönül gemileri bir Nuh tufanı ile engin vâdîleri aştığı vakit… Bir Nun tekkesi düşseydi payıma… Yana yakıla aşsaydım alevli denizleri… Aşarak geçseydim âteşten dehlîzleri… Var/saydım… Aşka ulaşsaydım.



VAV gibi, iki büklüm hâlimle bir cenine konsam, bir secdeye varsaydım…

Vav gibi iki büklüm kaldım belâlı bir dünya yalanında… Yalanlardan, dolanlardan, koynuma dolanan yılanlardan sonra bir Vav huzuru hayâl ettim kendi dünyamda… Anne karnına düşen ceninden kopup, secdeye varan elimde koşup… Bir Vav gibi kendime dolansaydım…



HE gibi, alevden yaşlarımı bir âh için akıttım…

İçinde alev yanan iki kırmızı kadehti gözlerim… Dağlamak ve ağlamak arasında gidip gelen koyu bir alev gibi yükseldi ellerim.. Bir âh’tı yükselen, havaya… Bir inşirâhtı yükselen, semâya… He gibi iki göz çukuruna dolan dumandım. Dumanımla gökyüzüne uzandım.



LAMELİF gibi Lâ’nın aşkıyla çark attım…

Harfler bir semâzen gibi dönerken sayfalarda, ben ters bir semâzen sûreti gördüm Lâ’nn koynunda… Çark atıyordu yokluğun noktaları… Yokluğun çokluğa dönen adımında bir “yok” hecesi dokundu sayfalara: Lâ… Sonsuz bir sonsuzlukla dile gelen harf, dönüyordu âh diyerek sayfamda… LâilâheillALLAH diyerek dönüyordu Lâ…



YE gibi, son’a geldim, Sana geldim; hamdım ve son’unda yandım…

Sana geldim. Elifbânın bütün harflerini aşk ile, âteş ile yaktıktan sonra Ye’nin kıvrımıyla sayfa sonuna geldim. Harfler, heceler, kelimeler ebedî bir sevdâya mâil… Elifbâ baştan sona içimdeki aşka mümessil… Mürekkep nokta nokta sayfaları aşıyor. Sayfalar dalga dalga rahlelerden taşıyor. Bu aşkınlık, bu taşkınlık yüreğimden çıkıp aşka akıyor. Ve aşk bütün kâinata damla damla yayılıyor. Aşk-ı Elifbâ… Kendi hikâyesini yazan muammâ… Aşkla…


/Senem GEZEROĞLU
 

burke

YERLI ÜYE :)
 
Üyelik Tarihi
22 Ocak 2011
Mesajlar
277
Aldığı Beğeniler
5
Konum
Almanya
Takım
Diğer
Love%20Wallpaper%20(6).jpg



Ey AşK!!!

yetim kalmış bir günün ahirinde…

ruhun aleminde zamanın ve mekanın sözü olmazmış ;

yüreğin ruh alemini özlediği yerde de zaman, bereketten çalarmış;

mekan aşktan…

gün geçermiş hızlıca; yüreğin özlemi artarmış.

mekan şahit olduğu aşk’ın sırrından vermezmiş artık yüreğe/

…..

aşk, aşk’ı hakkıyla dileyenlerin diyarına hicret etmiş; ensarlarının yüreğine inşirahı yaşatmaya gitmiş…

geride kalanlar yetimliğinden bihaber kalmışlar; iç acılarının yetimliklerinden olduğunu bilememişler. geride kalanlar sol taraflarının, aşk’a olan özlemden sızladığını anlayamamışlar. onlar, aşk’ın dileyen’e, özleyen’e vefasını anlayamamışlar.

aşk…

ey, yar’e en ziyade yakışan,

geride kalanların her şeyi yetim kaldı aslında;

sözleri yetim; yar’e dokunmadan, yürek ikliminden geçmeden dudağa dokunur; muhatabının yüreğine yaralar açar…

sükutları yetim; duaya burak olmaz; tebessümü setreyler.

geceleri yetim; bir boyun eğişe şahitlik etmez; bir yorgunluğun ahirinde gelir ve geçer…

günleri yetim; halleri aşk’ı örmez; günlük telaşların gölgesinde kalır; aik’ın güneş olması bir şey ifade etmez onlar için.

ey aşk!

ey vefanın sadık dostu; inşirahın hira’sı…

geride kalanların yetimliğini hatırla; vefasızlıklarını cehaletlerine ver. sen bir yüreği dahi bıraksan orası artık talan olur; bir çorak toprak misali…bir çöl misali…oysa bir yürek değil binlerce yürek gerilerde kaldı.

ey aşk,

bilir misin buralara yetimlik çok dokundu; özlediğimizin sen olduğunu hissettir de gel artık…

sana vefa yakışır; bize acziyetin yakıştığı kadar.

sana cömertlik yakışır; bize ‘dileyen’ vasfının yakıştığı kadar.
sana dönmek yakışır; dönmek ve geride kalanların yüreğine inşirahı yaşatmak…

ey aşk;

gel ….

günümüze, gecemize, sükutumuza, kelamımıza mana kat…

gel….

/…çölde bir iz var;

belli ki aşk geçmiş buralardan,

çünkü çöldeki tek mahfuz iz aşk’ındır…./
 

burke

YERLI ÜYE :)
 
Üyelik Tarihi
22 Ocak 2011
Mesajlar
277
Aldığı Beğeniler
5
Konum
Almanya
Takım
Diğer
Allah.gif




Her defa haberi taze bir müjde;

O var!

Her defasında geç gafletten vecde;

O var!

Ne sen varsın, ne ben, ne yâr, ne kimse;

O var!

Bütün sevdiklerin elden gittiyse;

O var!

Kalacak kim var ki dost tomarından?

O var!

Sana daha yakın şahdamarından;

O var!

Arama, ilâç yok eczahanede!

O var!

Gayede, sebepte ve bahanede

O var!

Sevdiğini ebed boyu tutan dinç;

O var!

Ölümsüzlük şevki, İlâhî sevinç;

O var!

Yıkılmaz dayanak, kırılmaz destek;

O var!

Tekten de tek, bir tek, tek başına tek;

O var!
 

burke

YERLI ÜYE :)
 
Üyelik Tarihi
22 Ocak 2011
Mesajlar
277
Aldığı Beğeniler
5
Konum
Almanya
Takım
Diğer
Ey â aşık,
Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibâdet et! [Hicr, 99]
Âşığım dersin belâ-yı aşktan âh eyleme
Âh edip âhından ağyarı âgâh eyleme
Dertliyim dersen belayı dertten âh eyleme
Âh edip dertsizleri derdinden âgâh eyleme
 
Üst Alt