Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Bayram

LA İLAHE İLALLAH
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
7,283
Aldığı Beğeniler
51
Konum
Ankara
Takım
Galatasaray
Selamun Aleykum

Vesile olalım kardeşliğe ve barışa.
Yorulalım hepimiz bugünkü uğraşa.
Tat alalım, varalım yüce Allah a.
Erişelim birlikte nice Ramazanlara.

HERKESE HAYIRLI RAMAZANLAR DILERIM.​
:)
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
RAMAZAN-İ SERÎFİN FAZİLETİ

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Selmân-i Farisinin (r.a.) rivâyet ettigi bir hadîs-i serîfte söyle buyurmuslardir:

Ey insanlar sizi büyük ve mübârek bir ay gölgeledi. Bu ay içinde bin aydan daha faziletli kadir gecesi vardir. Bu ayda Allâhü Teâlâ (gündüzleri) orucu farz kildi. Gece ibâdetini de nâfile kildi. Bu ay içerisinde (farz ve vâcip olmayan) nâfile bir hayir isleyen kimse diger aylarda bir farz islemis gibi (sevâp ve ecir kazanir). Bu ay içerisinde bir farzi isleyen kimse diger aylarda yetmis farz islemis gibi sevâp ve ecir kazanir.


Bu ay sabir ayidir. Sabrin sevâbi cennettir. Bu ay yardimlasma ayidir. Bu ayda müminin rizki artar ve bereketlenir. Bu ayda kim bir oruçluya iftar ettirirse günâhlari bagislanir. Cehennemden âzâdina sebep olur. Oruçlunun sevâbindan hiçbir sey eksilmeksizin oruçlunun sevâbi kadar sevap kazanir.

 Ashâb-i kirâm Yâ Rasûlallâh, hepimiz oruçluya iftar ettirecek bir sey bulamiyoruz. dediklerinde söyle buyurdu. Allâhü Teâlâ bu sevâbi oruçluya bir hurma, bir içim su veya bir yudum süt ile iftar ettirene de verir.
Kim bir oruçluya su verirse Allâhü Teâlâ onu benim havzimdan sular. Bir daha cennete girinceye kadar hiç susamaz.


Ramâzan-i serîfin evveli rahmet, ortasi magfiret sonu cehennemden kurtulustur. Kim bu ayda hizmetçi(isçi)sinin yükünü hafîfletirse Allâhü Teâlâ onu affedip cehennemden kurtarir.

Ramâzan ayinda dört seyi çok yapiniz.

Bunlardan ikisini yapmakla Rabbinizi râzi edersiniz.

Diger ikisini yapmaktan da müstagni olmazsiniz. (Yâni her zaman bu iki seye muhtaçsiniz.) Rabbinizi râzi edeceginiz iki haslet sudur.

1- Kelîme-i sahâdeti çok söylemek,
2- Allâhü Teâlâya çok istigfar edip tevbe etmektir.


Müstagni olmadiginiz iki haslet ise:

1- Allâhü Teâlâdan rizasini ve cennetini istemeniz,
2- Allâhü Teâlânin gadabindan ve cehenneminden ona siginmanizdir.(FH-21)
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
MALIN HAKİKÎ SÂHİBİ VE İNFÂK

Müminlerin ibâdetlerinden biri de, Allahın fazlı ile ihsan buyurduğu mallarından, hikmetiyle fakir kıldığı kullarına, onun rızâsını kazanmak için vermek, onların meşrû ihtiyaçlarını karşılamaktır.
Nitekim, Allahü Teâlâ; (meâlen) Ve Allâh yolunda infâk ediniz. Ve kendi nefislerinizi tehlikeye düşürmeyiniz ve ihsanda bulununuz. Şüphe yok ki Allâhü Teâlâ muhsin olanları sever. (Sûre-i Bakara, âyet 195) buyurmuştur.

Hadîd Sûresinin 7. âyet-i kerîmesinde meâlen; Allâha ve onun Peygamberine îman edin çünkü onun tebliğatını, emirlerini, nehiylerini o getirecek, o beyan edecektir. Sizi istihlâf buyurduğu şeylerden infâk eyleyin ki iman edip de infak eyleyenleriniz için büyük bir ecir vardır. buyurulmuştur.
Yâni, hakikatte mülk onun olduğu gibi sizin sâhip olduğunuz şeyler de onundur. Ancak size salâhiyet verip onlarda tasarruf etmek için sizi vekil kılmıştır.

Burada fukâraya, sırf Allâh (c.c.) rızâsı için infâk etmenin, Allâha ve Resûlüne îmandan hemen sonra zikredilmesi, bu infâk işinin îmâna en yakın amel ve îmân ettikten sonra işlenecek sâlih amellerden en mühimi olduğuna açık delildir.

Fahruddin Râzî ve Ebûssuud merhûmların tefsîrlerine göre, insanın elindeki mallar hakîkatte Allâhındır. Meşrû şekilde faydalanmak için kullarına teslim etmiş, kendi emrince kullanmakta kulunu malı üzerine vekîl kılmıştır. Şu halde insanların elinde bulunan mallardaki tasarruf, vekîlin tasarrufu gibidir. Mal sâhibi ne emrederse ona uyması lâzımdır.

Binaenaleyh malların hakikî sahibi olan Allâhü Teâlâ muhtaç olanlara sadaka ve nafaka vermekle emredince o emre itâat icap eder. Kul, yed-i emîndir. Bu yüzden emre muhâlif hareket etmesi câiz değildir.

İnsanın elinde bulunan mal, ya verâset yoluyla öncekilerden intikal etmiş veya başka suretle kazanılmıştır. Bu halde her mal sâhibinin kendisinden evvel geçenlerden ibret alıp onlar nasıl bu dünyâdan her şeyi terk edip gitmişlerse kendisinin de aynı âkıbete uğrayacağını düşünerek lâyık olanlara sadaka, emrine riâyetleri icâp eder.
Bu infâkla murat, öncelikle zekât ve sadaka-i fıtr ise de lafzın mutlak olarak zikredilmesi farz, vâcib ve nâfile bütün hayrât ve hasenâtı içine almaktadır. (İ.4)
 

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
Fırsatı kaçırmamalı



Bu ayı, âhıreti kazanmak için fırsat bilip, elden geldiği kadar ibâdet etmeli, Allahü teâlânın râzı olduğu işleri yapmalıdır.

Allahü teâlânın gadabına sebep olabilecek bütün kötülüklerden, haramlardan sakınmak, îmân, ibâdet bilgilerini, haramları öğrenmek, kul haklarından sakınmak, varsa helâlleşmek, günahlardan tevbe etmek lâzımdır.

Herşeyden önce, i'tikâdı düzeltmelidir. Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği i'tikâdı öğrenmek ve buna göre inanmak lâzımdır. İ'tikâd düzgün olmazsa, tutulan oruçların, yapılan diğer ibâdetlerin, bir fâidesi olmaz.

Çünkü, i'tikâdı bozuk olanların, muhakkak Cehenneme gidecekleri hadîs-i şerîfte bildirilmiştir. Bunun için, Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdığı ilmihâl kitaplarını alıp okumalı, doğru îmânı öğrenmeli ibâdetleri yapmalı, haramlardan sakınmalıdır.

Allahü teâlâ, şartlarına uygun yapılan tevbeleri kabûl edeceğini va'detmiştir. Böyle mübârek günleri, ayları fırsat bilip, çok çok tevbe istigfar etmeli, affedilmek için, cenâb-ı Hakka yalvarmalıdır.

Sonra ibâdetleri, haram ve helâl olanları öğrenmeli ve bunlara göre ibâdet yapmaya çalışmalıdır. Kıymetli zamanlarda bu bilgileri okumak, öğrenmek, nâfile namazdan ve diğer bütün nâfile ibâdetlerden çok kıymetlidir.

Herhangi bir özür ile Ramazanda oruç tutamıyanlar, Ramazandan hemen sonra, kazâsını tutmalıdır. Kazâ namazı borcu olanların, kazâ orucu olanların nâfile ibâdetlerle meşgûl olması, boşuna zahmet çekmektir. Önce farz borçları yerine getirmeli, ödemelidir.

Ancak farz borçlardan kurtulduktan sonra, nâfile olarak yapılan ibâdetlerin bir fâidesi olur. Bu, oruçta olduğu gibi namazda ve diğer ibadetlerde de böyledir. Önce farz borçları ödemeli sonra nafile ile meşgul olmalıdır.
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
RAMAZÂN-i SERiFDE VERiLEN BES SEY


Hadîs-i serîfte buyuruldu ki;

Allâhü Teâlâ, benim ümmetime Ramazân-i Serîfte bes sey ihsân eder ki, bunlari hiçbir peygambere vermemistir:


1- Ramazâni-i Serîfin birinci gecesi, Allâhü Teâlâ müminlere rahmet eder. Rahmetle baktigi kuluna hiç âzâp etmez.

2- 0ftar zamaninda oruçlunun agiz kokusu, Allâhü Teâlâya misk kokusundan daha güzeldir.

3-Melekler, Ramazân-i Serîfin her gece ve gündüzünde, oruç tutanlarin afvolmasi için duâ ederler.

4- Ramazân-i Serîfde Allâhü Teâlâ, oruç tutanlara, cennette yer tayin eder ve: Ey cennet! Yakinda dünyâ mihnet ve sikintilarindan kurtarip, ikrâm ve rahmetime kavusturacagim kullarim için süslen ve hazir ol. buyurur.

5- Ramazân-i Serîfin son günü gelince, Ramazân-i Serîfde oruç tutan bütün ümmetimi afveder.

Eshâb-i Kirâmdan birisi Ya Rasûlallâh, o gece Kadir Gecesi midir? diye sordugunda Bilmez misiniz ki, is yapanlara isi bitirdiklerinde ücretleri verilir. buyurdu. (F-5)
 

FurkanCan

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
30 Mar 2006
Mesajlar
1,775
Aldığı Beğeniler
6
Allah Teala, mübarek Ramazan ayini özel olarak seçmis ve onu on bir ayin sultani yapmistir. Onu özel olarak seçtiginden dolayi da Kur'an-i Kerim'in indirilisi de bu ayda gerçeklestirilmistir. Sonra da müminlerin bu ayda bütün nefsani paslardan arinarak din ve inançta tazelenmeleri, kendilerine gelmeleri, adeta bir dirilis gerçeklestirmeleri için bu aya özel bir ibadet koymustur.

Oruç, iman ve ihlasta samimiyeti simgeleyen müstesna bir ibadettir. Çünkü oruç tamamen Allah'la kul arasinda olan bir ibadettir. Sevabini da Allah verecektir. Oruç Allah ve ahiret inanci konusundaki samimiyetin de göstergesidir. Çünkü bu konuda tereddütleri olanlar birtakim dünyevi hesaplarla diger ibadetleri yerine getirebilirler. Ama oruç tamamen Allah'la kul arasinda oldugundan bu ibadeti Allah için ve sevabini ahirette Allah'tan umarak yerine getirirler.

Oruç, ayni zamanda bir azim ve irade terbiyesidir. Bu ibadetle insan nimetler içinde olsa da belli bir zaman süresince onlardan yararlanmayarak itaat konusundaki kararliligini ve iradesine hakim olmadaki basarisini ortaya koyacaktir.

Orucun temel hikmetlerinden biri de açlik ve izdirap içinde olan Müslümanlarin sikintilarini tatmak ve onlarin dertlerini anlamaktir. Iste bu hikmetin temelinde de ümmet bilinci var. Yüce Allah tüm Müslümanlari tek bir ümmet kilmis, onlari kardes ilan etmis ve birbirlerinin dertleriyle dertlenmelerini istemistir.
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
RAMÂZAN-l ŞERÎFTE ORUÇUN MÜKÂFÂTI


Rasûlüllâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki; Ramazân-ı Şerîfin ilk gecesinde Allâhü Teâlâ kullarına rahmet nazarı ile bakar. Allâhü Teâlâ rahmet nazarı ile baktığı kuluna, asla azâp etmez. Bu ayın her bir gününde, Hak Teâlâ bir milyon âsiyi, cehennemden âzâd eder.
Ramâzan-ı Şerifin yirmi dokuzuncu gecesi olunca, bütün bir ay boyunca mağfiret ve âzâd olunan kadar daha mağfiret ve âzâd olunur.

Bayram gecesi ve bayram sabahı müslümanlar, namaz için câmîlere toplanınca Allâhü Teâlâ tecellî eder ve meleklere;
Ey melekler, işini bitirenin karşılığı nedir? diye sorar. Melekler; Ücretini tam vermektir. derler. Allâhü Teâlâ Ey meleklerim, şâhid olun. Ben ki, Allâhım, onları mağfiret ettim. buyurur. (F-5)
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
RAMAZÂN-I ŞERÎF İN İHYÂSI

Ramazân-ı Şerîf ayı bütün hayır ve bereketleri içinde toplamış bir aydır. Bütün sene boyunca her bir müminin elde edebildiği bütün hayır ve bereketlerin tamamı bu mübârek ayın bereket denizinden bir damladır. Bu ayın hayır ve bereketi için nihâyet yoktur.

Bu ayda hayrâta ve sâlih ameller işlemeye muvaffâk olan kimse sene boyunca sâlih amel işlemeye muvaffak olur. Bu ayı dağınıklık içinde ve gafletle geçiren kimsenin bütün senesi böyle geçer. O halde bu ayda farzlardan sonra nâfile ibâdetlere de büyük bir gayretle devam etmek lâzımdır.

Hayır ve bereketleri elde etmeye bir vâsıta sayarak Ramâzan-ı şerîf ayını ibâdetle ihyâ eden ve bu ayda Kurân-ı Kerîm hatmeden kimsenin bu ayın hayır ve bereketlerinden mahrum olmaması umulur. Bu ay ile Kurân-ı Kerîm arasında çok sıkı bir münâsebet vardır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Kim inanarak ve sevâbını Allâhü Teâlâdan bekleyerek Ramâzan-ı Şerîf gecelerinde kâim olursa (ibâdetlerle
meşgul olursa) günâhları aff olunur. buyurmuştur. (FH-22
 

FurkanCan

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
30 Mar 2006
Mesajlar
1,775
Aldığı Beğeniler
6
ORUÇ TUTMAMAYI MEŞRU KILAN ÖZÜRLER

Beş kimse, imkân buldugunda kaza etmek üzere Ramazan orucunu

tutmayabilir, tutmakta ise bozabilir.

1. Oruçla hastaliginin uzamasindan ya da
artmasindan korkulan hasta.

2. Sefer süresi kadar yola çikan yolcu,

3. Oruca
güç yetiremeyen ihtiyar (Her gün için bir fitre verir. Sonradan güçlenirse ayrica kaza
eder),
4. Kendine ya da çocuguna zarardan korkulan hamile kadin,

5. Kendine
ya da çocuguna zarardan korkulan emzikli kadin.
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
ZEKÂTI FAZLA VERMEK

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Übeyyi (r.a.) zekât toplamakla vazifelendirdi. Hz. Übey vazîfeye çıktığı bir gün kendisine zekât olarak iki yaşında bir dişi deve vermesi gereken birisine uğrar. Hz. Übeyy (r.a.), ona; İki yaşında bir dişi deve vermen gerekiyor! der; O ise Böyle bir devenin ne sütü vardır, ne yünü kırkılır, ne de yük taşıyabilir. Onun yerine sana daha büyük, daha semiz bir deve vereyim. der. Übeyy (r.a.) de; Peygamber Efemmizin (s.a.v.) izin vermediği bir şeyi alamam. Gider ona söylersin; kabûl ederse ben de ederim. Eğer almayacak olursa ben de almam. der.
Bunun üzerine o kişi deveyi de yanına alarak Peygamber Efendimiz (s.a.v.)e gider ve şunları söyler:

Ey ALLAHın Rasûlü! Gönderdiğin elçi malımın zekâtını almak için bana geldi. Allâha (c.c.) yemin ederim ki ne Allâhın peygamberi ve ne de elçisi mallarımı daha önce görmüştür. Ben onun gelişi üzerine mallarımı getirerek kendisine gösterdim. Bana iki yaşında bir dişi deve vermem gerektiğini söyledi. Buna karşılık ben de böyle bir devenin ne süt verebileceğini ve ne de yük taşıyabileceğini söyleyerek ondan daha büyük ve daha semizini vermek istedim. Ama elçin bunu kabul etmedi. Siz de bakın ve ona göre karar verin, işte deve de buradadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ona şöyle buyurdular:Sana düşen elçinin söylediği kadarını vermendir. Ancak sen kendi gönlünle ve Allâh (c.c.) rızâsı için daha büyüğünü verirsen Allâh da senin mükâfaatını versin. Biz onu alır, kabûl ederiz. Adam devesini verir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ona malının bereketli olması için duâ eder.(K-11)
 
Üst Alt