

bir ikide ben sorcam müsadenle

aslında herkes sormak istediğimi sormuş.. dur düşüneyim
hımmm...
.....
...hah buldum...
-Sinemaya gittiğinde önünde kaya gibi bir kafa perdeyi kapatıyorsa yerinimi değiştirirsin öndekinden biraz eğilmesinimi rica edersin...
-Mantı severmisin
-Türkiyenin AB'ye girmeye ihtiyacı varmı
-Geçmişe giden bir zaman makinen olsa hangi zamana gitmek isterdin 1299-2011 arası bir tarih seç
Güzel sorular
1- Eğer salonda boş koltuk varsa yerimi değiştiririm. Yoksa, öndekini rahatsız etmemek için bir şey söylemem. Aralardan izlemeye çalışırım filmi. Sonuçta öndeki kişinin bir kabahati veya bir kastı yoktur. O nedenle onu uyarmanın pek anlamlı olduğunu sanmıyorum. Şansıma tüküreyim der filmi izlemeye çalışırım
2- Mantı severim.
3- Soru şu şekilde sorulsa daha anlamlı olurdu: Türkiyenin AB'ye girmesi gerekli mi veya gerekir mi?
Ben iki şekilde de cevaplayayım.
a) Türkiyenin AB'ye girmeye ihtiyacı varmı?
Bence,
Türkiye'nin AB'ye girmeye ihtiyacı yoktur. Türkiye gerek kendi dinamikleriyle (ekonomisi, siyaseti, sosyal yapısı, kültürel yapısı, kaynakları, girişimcileri, insani gücü vs.) kendi kendine fazlasıyla yetecek, kendi vardığının idame etmesini sağlayacak potansiyele sahip bir ülkedir.
b) Türkiyenin AB'ye girmesi gerekli mi veya gerekir mi?
Bence,
Türkiye'nin AB'ye girmesi gereklidir veya Türkiye bu birliğe girmek için mücadele etmelidir. Peki neden? Çünkü, AB'nin bünyesinde barındırdığı hukuk, eşitlik, adalet vs. normları Türkiye'nin mevcut yapısının üzerindedir. AB normları uluslar arası nitelik taşıyan normlardır. İnsan hakları ve birçok sosyal konuda oluşturduğu standartlar tüm dünya tarafından kabul görmektedir. Bu standartlara ulaşmak için ülkeler gayret etmelidir.
Ülkemizin içinde bulunan yapılar birebir AB ülkeleri ile örtüşmeyebilir. Bunun yüzde yüz olarak örtüşeceğini beklemek hayalperestlik olur. Ancak Türkiye bu süreçte şunları yapmalıdır (yapıyor da); AB'nin normlarını-standartlarını alarak ülkemizin yapısına uygun bir hale getirerek günümüz dünyasının (küresel) şartlarına ülkemizin entegre olabileceği bir model oluşturmaya çalışmalıdır.
Dünyada son 30 yıldan beri telaffuz edilen küreselleşme kavramı, sadece gelişmiş ülkeleri değil bizim gibi gelişmekte olan ülkeleri de derinden etkilemektedir. Süreç kaçınılmaz mıdır? Sürece ideolojik çerçevelerden bakarsak teorik olarak kaçabileceğimiz kanallar ortaya çıkar. Ama sürece pratik ve objektif olarak bakarsak küreselleşme ve getirdikleri kaçınılmazdır. Biz bu sürece entegre olabiliriz veya dışında kalmaya çalışabiliriz. Dışında kalmaya çalışmak ülkemizi nasıl etkiler? Bunların üzerinde yıllarca tartışılabilir. Ciltlerce kitap yazılabilir.
AB süreci Türkiye’nin bir nevi küreselleşme sürecine entegre olma çabasıdır. AB sürecini ve küreselleşmeyi salt insan hakları , hukuk, demokrasi gibi kavramlar üzerinden değerlendirmek bizi doğru sonuca götürmez.. Çünkü bunlar sadece kavramdır. Kavramlara konjontüre göre farklı anlamlar yüklenebilir. Bu nedenle şu anda lehimize olarak algıladığımız kavramlar yarın aleyhimize olabilir. Kaldı ki, süreçlerin sadece sosyal değil ekonomik boyutları da vardır. Bu konularda ideolojiktir. Teorik olarak her ideolojinin olumlu yanları bulunmakla birlikte pratik çoğu zaman farklı olabilmektedir.
Bizlere korku öğretildi. Bu nedenle en ufak bir değişimde ödümüz patlıyor. Korkularımızı yenebilmemiz için onların üzerine gitmekte fayda vardır.
Sürece müdahil olmalıyız. Ha kapitalizm 1929’da 1974’te olduğu gibi krize girer ve yeni mekanizmalar üretemeyerek çöker orası ayrı konu. Çökse bile oluşacak yeni dünya düzeninde güçlü bir Türkiye olmak istiyorsak yeni modelin kurucularından olarak rol alan değil rol veren ülke olmalıyız. İşte bu ve bunun gibi nedenlerden dolayı AB'ye girmemiz, girmeye çalışmamız gerekir.
Konu iyice dağıldı. Toparlamaya çalıştım. Umarım karışıklık yoktur.
4- Osmanlı devletinin kuruluş yılları ile bugün arasında hangi yıllarda olmak isterdim?
Daha çok yanlış yapılan yıllarda ve karar vericiler arasında olmak isterdim. Ki, yanlışların bertaraf edilebilmesi için.