Yüce Allah için sevmek ancak, onun için şart koşulan şeylerin bulunmasıyla sahih olur. Bunlar, beraber olundu u zaman birbirine merhamet ve şefkat göstermek; ayrıldıklarında da irtibatlarını devam ettirmektir. Bu da, birbirine nasihat etmek ve bunda samimi olmak, gıybetten kaçınmak, dostlu a tam bir vefa göstermek, ünsiyet ve muhabbet tesis etmek, dostuna eziyet etmemek, aradaki so uklu u gidermek, birbirine karşı rahat davranmak ve çekingenli i ortadan kaldırmaktır.
Fudayl b. Iyaz derdi ki: İki dost arasında birbirinden uzaklaşma meydana geldi inde, dostluk ortadan kalkar.
Cüneyd el-Ba dadi demiştir ki: İki kimse Yüce Allah için kardeş olduktan sonra, onlardan birisi so uk davranmaya ve arkadaşından çekinmeye başlarsa, bu ancak birisinin bozuk davranışından ileri gelmektedir.
Hz. Resûlullahtan (s.a.v) rivayet edilen şu hadis bu konuyla ilgilidir:
Yüce Allah için birbirini seven iki kimsenin Allaha en sevimli olanı, arkadaşını en fazla sevendir. Di er haberde:
en faziletli olanı şeklinde gelmiştir.
Di er rivayette ise şöyle buyrulmuştur: Kardeşlerin Allaha en sevimli olanları, arkadaşına en yumuşak davrananıdır.
Meşhur hadiste ise şöyle buyrulmuştur;
Kul, sevdi i kimseyi ancak Allah için sevmedikçe imanın tadını alamaz.
İbnu Abbas (r.a), Mücahide yaptı ı bir vasiyetinde şöyle demiştir:
Senden ayrı oldu u zaman arkadaşın hakkında, ancak senin arkandan konuşulmasını istedi in şekilde konuş. Sen affedilmeyi sevdi in gibi, arkadaşını da affet.
Seleften/önceki salihlerden birisi demiştir ki: Allah için sevdi im bir kardeşim yanımda anıldı ında, hemen onu karşımda oturuyormuş gibi düşünürüm ve onun hakkında ancak yüzüne karşı söyledi imde hoşlandı ı şeyleri söylerim.
Bir di eri de şöyle demiştir: Uzakta bulunan bir kardeşim yanımda zikredildi inde, hemen kendimi onun yerine korum; benim hakkımda neyin konuşulmasından hoşlanıyorsam, onun hakkında da o şekilde konuşurum.
Bu ahlak, İslamı samimi olarak yaşamanın bir göstergesidir. Bir kimse, kendisi için olmasına razı oldu u şeyi kardeşi için de istemedikçe, aynı şekilde kendisi için kötü gördü ü bir şeyi din kardeşi için de kötü görmedikçe, gerçek müslüman olamaz.
Ediplerden birisi demiştir ki: Kim, kardeşlerinden onların kendisinden istemedi i şeyleri ister ve beklerse, onlara haksızlık etmiş olur. Onların kendisinden istedi i ve bekledi i şeyleri onlardan isterse, onları yormuş ve zora sokmuş olur. Kim onlardan bir şey beklemezse, onlara iyilikte bulunmuş ve fazileti ele geçirmiş olmuş olur.
Bu manada bize hikmet ehlinden birisinin şöyle dedi i rivayet edildi: Kim, din kardeşleri yanında nefsini oldu undan fazla kıymetli gösterirse; günaha girmiş ve onları da günaha düşürmüş olur. Kim nefsini, sahip oldu u kıymetiyle ortaya korsa, kendisi yorulur, kardeşlerini de yorar. Kim de nefsini oldu undan daha aşa ıda gösterirse, kendisi selamette olur, insanlar da rahat ederler.
Bunun için önceki insanlar Yüce Allah için edinilen dostlukları çok şerefli bir iş olarak görmüşlerdir; çünkü imanın hakikati bu dostluklarla yaşanmakta ve tadılmaktadır.
Bazı haberlerde şöyle rivayet edilmiştir: ki kıymetli şey var ki onlar ço aldıkça kıymet ve şerefleri artar: Bunlar, helal para ve kendisiyle muhabbet edip huzur bulaca ın kardeştir.
Yahya b. Muaz (rah) demiştir ki: Bu zamanda üç şey çok kıymetlidir. Bunlardan birisi de vefalı kardeşliktir.
Yani, kardeşinin hiç bilmeyece i ve ulaşmayaca ı durumlarda, onun gıyabında yanındaki gibi davranmak; vefatından sonra ona ve ailesine hayatındaki gibi muamele etmektir. İşte Allah için sevilen din kardeşine vefalı olmak budur. Bu, Hz Peygamberin (s.a.v):
Bu sevgi üzere birleşirler ve yine bu sevgi üzere birbirlerinden ayrılırlar sözüyle, kardeşlik için şart koştu u vefadır. Efendimiz (s.a.v), bunun mükafatının Kıyamet günü Arşın gölgesinde gölgelenmek oldu unu belirtmiştir.
Bu konuda ediplerden birisi şöyle demiştir: Kardeşin vefatından sonra gösterilen azıcık vefa, onun hayatında gösterilen çok vefadan daha hayırlıdır.
Selef de bu şekilde hareket ederdi. Hasan-ı Basrî ve di erleri şöyle demişlerdir:
[BÖnceki salihlerden birisi, din kardeşi vefat ettikten sonra kırk sene onun ailesinin bakımını üstlenirdi. Bu durumdaki aileler, yakınlarının sadece zatını kaybetmiş olurlardı.[/B]
Anlatılır ki; Mesruk, a ır bir borcun altına girdi. Allah için kardeşi olan Heysemenin de borcu vardı. Mesruk, gitti hiç haberi olmadan Heysemenin borcunu ödedi; Heyseme de, haberi olmadan gizlice Mesrukun borcunu ödedi.
Kutul Kulub 4.Cild Semerkand
Fudayl b. Iyaz derdi ki: İki dost arasında birbirinden uzaklaşma meydana geldi inde, dostluk ortadan kalkar.
Cüneyd el-Ba dadi demiştir ki: İki kimse Yüce Allah için kardeş olduktan sonra, onlardan birisi so uk davranmaya ve arkadaşından çekinmeye başlarsa, bu ancak birisinin bozuk davranışından ileri gelmektedir.
Hz. Resûlullahtan (s.a.v) rivayet edilen şu hadis bu konuyla ilgilidir:
Yüce Allah için birbirini seven iki kimsenin Allaha en sevimli olanı, arkadaşını en fazla sevendir. Di er haberde:
en faziletli olanı şeklinde gelmiştir.
Di er rivayette ise şöyle buyrulmuştur: Kardeşlerin Allaha en sevimli olanları, arkadaşına en yumuşak davrananıdır.
Meşhur hadiste ise şöyle buyrulmuştur;
Kul, sevdi i kimseyi ancak Allah için sevmedikçe imanın tadını alamaz.
İbnu Abbas (r.a), Mücahide yaptı ı bir vasiyetinde şöyle demiştir:
Senden ayrı oldu u zaman arkadaşın hakkında, ancak senin arkandan konuşulmasını istedi in şekilde konuş. Sen affedilmeyi sevdi in gibi, arkadaşını da affet.
Seleften/önceki salihlerden birisi demiştir ki: Allah için sevdi im bir kardeşim yanımda anıldı ında, hemen onu karşımda oturuyormuş gibi düşünürüm ve onun hakkında ancak yüzüne karşı söyledi imde hoşlandı ı şeyleri söylerim.
Bir di eri de şöyle demiştir: Uzakta bulunan bir kardeşim yanımda zikredildi inde, hemen kendimi onun yerine korum; benim hakkımda neyin konuşulmasından hoşlanıyorsam, onun hakkında da o şekilde konuşurum.
Bu ahlak, İslamı samimi olarak yaşamanın bir göstergesidir. Bir kimse, kendisi için olmasına razı oldu u şeyi kardeşi için de istemedikçe, aynı şekilde kendisi için kötü gördü ü bir şeyi din kardeşi için de kötü görmedikçe, gerçek müslüman olamaz.
Ediplerden birisi demiştir ki: Kim, kardeşlerinden onların kendisinden istemedi i şeyleri ister ve beklerse, onlara haksızlık etmiş olur. Onların kendisinden istedi i ve bekledi i şeyleri onlardan isterse, onları yormuş ve zora sokmuş olur. Kim onlardan bir şey beklemezse, onlara iyilikte bulunmuş ve fazileti ele geçirmiş olmuş olur.
Bu manada bize hikmet ehlinden birisinin şöyle dedi i rivayet edildi: Kim, din kardeşleri yanında nefsini oldu undan fazla kıymetli gösterirse; günaha girmiş ve onları da günaha düşürmüş olur. Kim nefsini, sahip oldu u kıymetiyle ortaya korsa, kendisi yorulur, kardeşlerini de yorar. Kim de nefsini oldu undan daha aşa ıda gösterirse, kendisi selamette olur, insanlar da rahat ederler.
Bunun için önceki insanlar Yüce Allah için edinilen dostlukları çok şerefli bir iş olarak görmüşlerdir; çünkü imanın hakikati bu dostluklarla yaşanmakta ve tadılmaktadır.
Bazı haberlerde şöyle rivayet edilmiştir: ki kıymetli şey var ki onlar ço aldıkça kıymet ve şerefleri artar: Bunlar, helal para ve kendisiyle muhabbet edip huzur bulaca ın kardeştir.
Yahya b. Muaz (rah) demiştir ki: Bu zamanda üç şey çok kıymetlidir. Bunlardan birisi de vefalı kardeşliktir.
Yani, kardeşinin hiç bilmeyece i ve ulaşmayaca ı durumlarda, onun gıyabında yanındaki gibi davranmak; vefatından sonra ona ve ailesine hayatındaki gibi muamele etmektir. İşte Allah için sevilen din kardeşine vefalı olmak budur. Bu, Hz Peygamberin (s.a.v):
Bu sevgi üzere birleşirler ve yine bu sevgi üzere birbirlerinden ayrılırlar sözüyle, kardeşlik için şart koştu u vefadır. Efendimiz (s.a.v), bunun mükafatının Kıyamet günü Arşın gölgesinde gölgelenmek oldu unu belirtmiştir.
Bu konuda ediplerden birisi şöyle demiştir: Kardeşin vefatından sonra gösterilen azıcık vefa, onun hayatında gösterilen çok vefadan daha hayırlıdır.
Selef de bu şekilde hareket ederdi. Hasan-ı Basrî ve di erleri şöyle demişlerdir:
[BÖnceki salihlerden birisi, din kardeşi vefat ettikten sonra kırk sene onun ailesinin bakımını üstlenirdi. Bu durumdaki aileler, yakınlarının sadece zatını kaybetmiş olurlardı.[/B]
Anlatılır ki; Mesruk, a ır bir borcun altına girdi. Allah için kardeşi olan Heysemenin de borcu vardı. Mesruk, gitti hiç haberi olmadan Heysemenin borcunu ödedi; Heyseme de, haberi olmadan gizlice Mesrukun borcunu ödedi.
Kutul Kulub 4.Cild Semerkand
