Marifetle kulluğun ince sırrını öğrenen insanda nefs «nefîs» olmuştur. Bütün kabiliyetlerini «aşk cereyanı» ile işletir hale gelmiştir. Aşk öyle bir haldir ki, tarif ve tafsîli imkânsızdır. Çünkü Allah'ın zâtına has bir sırdır. Bütün bilgiler ve satırlar sıfat âleminin malıdır. Hattâ duyuşlar bile. Bütün hisler, zanlar, ilim ve hayal topluca aşkı beyan etse, bir kâğıt üzerine gül resmi Yapmış olur. Halbuki aşk bir güldeki koku gibidir... Çizgilerden intişar etmez ki...
Aşkı en basit deyişle, gönül noktasından bütün mevcudumuzun, kompleksimizin her zerresine yayılan Allah ceryanı diye tarif edebiliriz.
Mânâ âleminin sırrını tadan bir Velînin ağzından bir târif verelim :«Düşünün ki kalabalık bir parktasınız (kesret âlemi). Sizi bir anda milyonlarca kilometre ötedeki yıldıza fırlattılar. Öyle bir mekân ki; bu fırladığınız nokta ışıkların uğrak vermediği, seslerin Vahşî bir hayal gibi söndüğü, bütün dostluklarınızın iflâs ettiği iklim. Yalnız müthiş bir özleyişin, kahreden bir hasretin peşinde yokluğun merkezine çekiliyorsunuz. Sanki bu özleyiş ve sonsuzluk seferinin sonundaki yokluk sizsiniz. Böylece, bütün eşya gibi her şeyiniz, nokta nokta kâinatın sonsuz ufkuna dökülüyor. Ve sonra bütün eşya, hayal ve hatıralarınız, beyninizdeki en hassas hücreye teker teker yapıştırılıyor. Kezzabın acısı gibi kesrete dönüyorsunuz. Yapma bebekler gibi şekiller teşekkül ediyor. Ve sesler sanki: ağıtlarınızın bir nağmesi gibi.,. Tekrar boşluktan dünya parkınıza yağıyor. Sizde yalnız bir şey kalmıştır : Sonsuz bir zevk. Bütün kâinatın zevk lokması halinde yutulması bile bu zevkin yanında acı bir kinin gibi... »
İşte mevzû ve işte kelâm : Kur'ân'ın mûcize oluşu,. kaba beyinlerde ancak falan yıldızın mahrekini beyandayken, gönüllerde bu aşk âlemini beyandadır. Biz onun için mehaz olarak «kalb-i insan, Kur'ân-ı Azimmüşşân» dedik.. Kur'ân'ın tefsiri olan satırlardan başka hangi eser bu iklimi bu seferi anlatışta mehaz yazılır? Yazılırsa, üme kepaze olmaz mıyız?
Aşkı en basit deyişle, gönül noktasından bütün mevcudumuzun, kompleksimizin her zerresine yayılan Allah ceryanı diye tarif edebiliriz.
Mânâ âleminin sırrını tadan bir Velînin ağzından bir târif verelim :«Düşünün ki kalabalık bir parktasınız (kesret âlemi). Sizi bir anda milyonlarca kilometre ötedeki yıldıza fırlattılar. Öyle bir mekân ki; bu fırladığınız nokta ışıkların uğrak vermediği, seslerin Vahşî bir hayal gibi söndüğü, bütün dostluklarınızın iflâs ettiği iklim. Yalnız müthiş bir özleyişin, kahreden bir hasretin peşinde yokluğun merkezine çekiliyorsunuz. Sanki bu özleyiş ve sonsuzluk seferinin sonundaki yokluk sizsiniz. Böylece, bütün eşya gibi her şeyiniz, nokta nokta kâinatın sonsuz ufkuna dökülüyor. Ve sonra bütün eşya, hayal ve hatıralarınız, beyninizdeki en hassas hücreye teker teker yapıştırılıyor. Kezzabın acısı gibi kesrete dönüyorsunuz. Yapma bebekler gibi şekiller teşekkül ediyor. Ve sesler sanki: ağıtlarınızın bir nağmesi gibi.,. Tekrar boşluktan dünya parkınıza yağıyor. Sizde yalnız bir şey kalmıştır : Sonsuz bir zevk. Bütün kâinatın zevk lokması halinde yutulması bile bu zevkin yanında acı bir kinin gibi... »
İşte mevzû ve işte kelâm : Kur'ân'ın mûcize oluşu,. kaba beyinlerde ancak falan yıldızın mahrekini beyandayken, gönüllerde bu aşk âlemini beyandadır. Biz onun için mehaz olarak «kalb-i insan, Kur'ân-ı Azimmüşşân» dedik.. Kur'ân'ın tefsiri olan satırlardan başka hangi eser bu iklimi bu seferi anlatışta mehaz yazılır? Yazılırsa, üme kepaze olmaz mıyız?