Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Sebep

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
6 Eyl 2005
Mesajlar
2,935
Aldığı Beğeniler
3,661
Takım
Galatasaray
diyalog.jpg





Kardeşler arası muhabbeti sa lamakta bazan zorlanıyoruz. Bu durumdan kurtulmanın yolları var mıdır? Müminlerin hatâ ve kusurları, hattâ kötülükleri karşısında uhuvvetimizi bozmadan nasıl bir davranış sergilemeliyiz?

 

Sebep

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
6 Eyl 2005
Mesajlar
2,935
Aldığı Beğeniler
3,661
Takım
Galatasaray
Nefsimizin, başkası yerine sırf kendini kınaması ve bu hâlin bir aydınlık gibi tüm davranışlarımızı kapsaması, sürekli bir mânevî yükselişin de adıdır. Bunu unutmamalıyız. Kendimizi her kınamayı bir merdiven, her hatâ itirafını bir yükseliş, her kendini ithamı bir terakki, her pişmanlı ı bir tevbe bilmeliyiz.

Fakat aynı silâhı başkası için, hele müminler arasında, bilhassa kardeşler arasında aslâ kullanmamalıyız. Kardeşler arasında kurmakla, korumakla ve yaşatmakla yükümlü oldu umuz uhuvvet, eleştiri silâhının o mahrem alana girmesini engeller.

Şüphesiz nefsin kendisini itham edip, başkasını serbest bırakması kolay bir reçete de ildir. Nefsimize bunu kabul ettirmek her zaman pek kolay olmayabilir. Çünkü onun tabîatında takdir edilmek, ilgi çekmek, hatâsız bilinmek, kusursuz görünmek, övülmek, üste çıkmak, büyüklenmek, vb. gibi zayıf noktalar vardır. Şeytanın sevdi i noktalardır bunlar. Hattâ, şeytan kendisi de bu noktalarda zayıftır; bu zaafiyetine yenik düşmüştür de, secde emrine onun için isyan etmiştir. Şimdi de bizimle u raşıyor. Zayıf noktalarımızın birinden veya bir kaçından her gün giriyor ve bizi her zaman yenik düşürmeye çalışıyor. Bu açıdan aslında hepimizin birbirimize hep hayır duâya ihtiyâcımız var.

Bir kardeşimizde bir eksiklik görmeyelim; hemenkendi içimizde de olsakendimizi kâmil ve eksiksiz, onu nâkıs ve kusurlu îlân ederiz. Ama nefsin bu aşa ılık duygusu karşısında kalbimizde azıcık uyanıklık varsa, kalbimiz nefsimizi dinlemez, bu halden Allaha sı ınır, tövbe eder, isti far eder. Esas olan da bunu sa lamak ve kalbe bu sâlih ameli işlettirmektir. Çünkü kalbin her Allaha ilticâsı alây-ı illiyyîne do ru, Allah katında yükseklere do ru bir basamaktır, her isti fârı bir yükseliştir. Netîcede aslında kalp uyanık bulundu unda, nefsin her hâli Allahın izniyle kendi lehine dönebilmektedir. Ama kalbin bir zayıf ânında, şeytanın fırsat bulup nefis menfezinden girerek adâvet tohumu ekebilece ini de hiçbir zaman akıldan uzak tutmamalıyız.

İçimizdeki şeytanın durmadan ekti i adâvet tohumlarını daha çimlenmeden kurutmalıyız. Ölünceye kadar savaşımız budur bizim. Çünkü adâvet en başta kendimize cinâyettir. Adâvetin bir de haset kolu var ki, biri atom bombası ise di eri hidrojen bombası gibi kalp oca ımıza düşer ve orada faydalı ne varsa yakar, bitirir. Haset etti imiz kişiye ise zararı ya hiç yoktur, ya çok azdır. En azından hasetle bize gelen zarar, haset etti imiz kişiye aslâ gelmez.

Müminler ancak kardeştirler; kardeşlerinizin arasını ıslâh ediniz.1, Kötülü e iyili in en güzeliyle karşılık ver. Bir de bakarsın ki, aranızda düşmanlık bulunan kimse candan bir dost oluvermiştir2 ve Onlar bollukta ve darlıkta ba ışta bulunurlar, öfkelerini yutarlar ve insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever3 âyetlerini uhuvvet ana başlı ı altında tefsîr eden Saîd Nursî Hazretleri, müminin mümine üç günden fazla küsmesini yasaklayan hadîse de atıfta bulunarak, mümine hatâlarından, kusurlarından ve kötülüklerinden dolayı kesinlikle adâvet duyulmaması gerekti ini, bilakis acınması ve affedilmesi gerekti ini kaydeder.

Üstad Bedîüzzaman Hazretlerine göre, müminden gördü ümüz bir kötü muâmelede hemen mümine küsmek ve yüklenmek haksızlık olur. Zîrâ bu tür muâmelede, başka pay sahipleri de vardır. Meselâ, bu fenâlı ın dörtte biri kadere aittir. Yani sana gelen fenâlıkta kaderin bir hissesi vardır. Bu hisseyi bir ayırmalıyız. Kaderin hissesinden dolayı mümine adâvet etmemeliyiz; en azından kaderin hissesini çıkararak, mümine duyaca ımız adâveti dörtte üçe indirmeliyiz.

Sonra bu fenâlıkta nefis ve şeytanın da bir payı vardır. Fenâlık sahibi mümin, nihâyet nefis ve şeytanına ma lup olmuştur. Bu durumda ise, mümine adâvet edilmemeli, bilâkis acınmalıdır. Çünkü bize gelen cüzî fenâlı a bedel; o mümin nefis ve şeytana ma lubiyet gibi zâten acı ve vahim bir zillete kurban olmuştur. Bu pay da çıkarılırsa, mümine duyaca ımız adâvet yarıya inmiş olur.

Sonra o fenâlıkta bir pay da bizim kendi nefsimize vermek lâzımdır. Yani o fenâlı ın, mümin kardeşimizin eliyle bizim üzerimize gelmesinde, biz de sorumluluk sahibiyizdir. Bizim de kusurlarımız söz konusu olmuştur. Meselâ kendimizi koruyabilecek imkânlarımız varken, belâyı üstümüze tahrik etmişizdir. Veya belâdan korunmamışız, gerekli tedbirleri almamışız, âdetâ belâyı davet etmişizdir. Bu durumda, bu pay da çıkarılmalı ve mümine duyaca ımız adâvet dörtte bire indirilmelidir.

Fenâlı ın sadece son dörtte bir payının hasma, yani düşman saydı ımız kimseye, yani kötülük gördü ümüz mümine verilmesi gerekti ini beyan eden Üstad Bedîüzzaman Hazretleri, böyle dörtte birlik pay sahibi birisine de adâvet duyulmasını hem haksızlık, hem de insafsızlık telâkkî eder. Çünkü bu durumda da Cenâb-ı Hak öfkeleri yutmayı ve affetmeyi tavsiye etmiştir. Yani dörtte birlik pay sahibi olan hasmımız, Allahın emriyle, muhakkak affedilmelidir.

Üstelik hasım bildi imiz kişiyi, yani kötülük gördü ümüz mümini ma lup edecek en selâmetli; zulme ve zarara u ramaktan da en çabuk kurtulma yolunun kin, nefret ve adâvet yerine affetmek, ba ışlamak ve âlicenaplıkla mukabele etmek oldu u açıktır.4

Netice itibariyle garazsız, bedelsiz, kayıtsız, şartsız ve mutlak uhuvvet için nefsimizi iknâ etmek yine bize düşmektedir.

Dipnot:
(1) Hucûrât Sûresi, 49/10;
(2) Fussilet Sûresi, 41/34;
(3) Âl-i İmrân Sûresi, 3/134;
(4) Mektûbât, S. 253-256.



 
H

hayrunisa

Guest
can kardesim

Müminler ancak kardeştirler; kardeşlerinizin arasını ıslâh ediniz.1, Kötülü e iyili in en güzeliyle karşılık ver. Bir de bakarsın ki, aranızda düşmanlık bulunan kimse candan bir dost oluvermiştir2 ve Onlar bollukta ve darlıkta ba ışta bulunurlar, öfkelerini yutarlar ve insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever3 âyetlerini uhuvvet ana başlı ı altında tefsîr eden Saîd Nursî Hazretleri, müminin mümine üç günden fazla küsmesini yasaklayan hadîse de atıfta bulunarak, mümine hatâlarından, kusurlarından ve kötülüklerinden dolayı kesinlikle adâvet duyulmaması gerekti ini, bilakis acınması ve affedilmesi gerekti ini kaydeder.



bunu yapmak çok zor ama.. ;(
 
Ş

ŞEVVAL

Guest
Orjinal Yazarı hayrunisa
can kardesim

Müminler ancak kardeştirler; kardeşlerinizin arasını ıslâh ediniz.1, Kötülü e iyili in en güzeliyle karşılık ver. Bir de bakarsın ki, aranızda düşmanlık bulunan kimse candan bir dost oluvermiştir2 ve Onlar bollukta ve darlıkta ba ışta bulunurlar, öfkelerini yutarlar ve insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever3 âyetlerini uhuvvet ana başlı ı altında tefsîr eden Saîd Nursî Hazretleri, müminin mümine üç günden fazla küsmesini yasaklayan hadîse de atıfta bulunarak, mümine hatâlarından, kusurlarından ve kötülüklerinden dolayı kesinlikle adâvet duyulmaması gerekti ini, bilakis acınması ve affedilmesi gerekti ini kaydeder.



bunu yapmak çok zor ama.. ;(
ummahan ablaya katılıyorum..
 

vedud12

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 Eyl 2005
Mesajlar
22
Aldığı Beğeniler
0
Orjinal Yazarı hayrunisa
can kardesim

Müminler ancak kardeştirler; kardeşlerinizin arasını ıslâh ediniz.1, Kötülü e iyili in en güzeliyle karşılık ver. Bir de bakarsın ki, aranızda düşmanlık bulunan kimse candan bir dost oluvermiştir2 ve Onlar bollukta ve darlıkta ba ışta bulunurlar, öfkelerini yutarlar ve insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever3 âyetlerini uhuvvet ana başlı ı altında tefsîr eden Saîd Nursî Hazretleri, müminin mümine üç günden fazla küsmesini yasaklayan hadîse de atıfta bulunarak, mümine hatâlarından, kusurlarından ve kötülüklerinden dolayı kesinlikle adâvet duyulmaması gerekti ini, bilakis acınması ve affedilmesi gerekti ini kaydeder.

bunu yapmak çok zor ama.. ;(


Bismillâhirrahmânirrahîm

1. Elif. Lâm. MÎm.
2. O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.
3. Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdi imiz mallardan Allah yolunda harcarlar.
4. Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar.
5. İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır.
6. Gerçek şu ki, kâfir olanları (azap ile) korkutsan da korkutmasan da onlar için birdir; iman etmezler.
7. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve ahirette) büyük bir azap vardır.
8. İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde "Allah'a ve ahiret gününe inandık" derler.
9. Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah'ı ve müminleri aldatırlar. Halbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında de illerdir.
10. Onların kalblerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalı ını ço altmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elîm bir azap vardır.
11. Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildi i zaman, "Biz ancak ıslah edicileriz" derler.
12. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar.
13. Onlara: İnsanların iman etti i gibi siz de iman edin, denildi i vakit "Biz hiç, sefihlerin (akılsız ve ahmak kişilerin) iman ettikleri gibi iman eder miyiz!" derler. Biliniz ki, sefihler ancak kendileridir, fakat bunu bilmezler (veya bilmezlikten gelirler).
14. (Bu münafıklar) müminlerle karşılaştıkları vakit "(Biz de) iman ettik" derler. (Kendilerini saptıran) şeytanları ile başbaşa kaldıklarında ise: Biz sizinle beraberiz, biz onlarla (müminlerle) sadece alay ediyoruz, derler.
15. Gerçekte, Allah onlarla istihza (alay) eder de azgınlıklarında onlara fırsat verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar.
16. İşte onlar, hidayete karşılık dalâleti satın alanlardır. Ancak onların bu ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de do ru yola girememişlerdir.
17. Onların (münafıkların) durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan kimse misalidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattı ı anda Allah, hemen onların aydınlı ını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır; (artık hiçbir şeyi) görmezler.
18. Onlar sa ırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler.
19. Yahut (onların durumu), gökten sa anak halinde boşanan, içinde yo un karanlıklar, gürültü ve yıldırımlar bulunan ya mur(a tutulmuş kimselerin durumu) gibidir. O münafıklar yıldırımlardan gelecek ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Halbuki Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır.
20. (O esnada) şimşek sanki gözlerini çıkaracakmış gibi çakar, onlar için etrafı aydınlatınca orada birazcık yürürler, karanlık üzerlerine çökünce de oldukları yerde kalırlar. Allah dileseydi elbette onların kulaklarını sa ır, gözlerini kör ederdi. Allah şüphesiz her şeye kadirdir.
21. Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz. Umulur ki, böylece korunmuş (Allah'ın azabından kendinizi kurtarmış) olursunuz



YARABBİM BİZLERİ BU 3 ZÜMREDEN İLKİ OLARAK HUZURUNA AL VE SENİN KULLARİNİN ARASİN DA BİZLEREDE YER VER
AMİN

CAN U CAN KARDESİM RAHMAN SİZDEN RAZİ OLSUN İNSAALLAH
 
Üst Alt