Bediüzzaman Hazretleri 1910 senelerinde verdiği müjdeli bir ihbarında âlem-i İslâm'da "üç nur", âlem-i küfürde "üç zulmet" geleceğini bildirir.
Şöyle ki: Bediüzzaman Hazretleri o senelerde:
«Van'a gitmek üzere İstanbul'dan ayrılır, Batum yoluyla Van'a giderken Tiflis'e uğrar. Tiflis'te, Şeyh San'an Tepesi'ne çıkar. Dikkatle etrafı temaşa ederken yanına bir Rus polisi gelir ve sorar: "Niye böyle dikkat ediyorsun?"
Bediüzzaman der: "Medresemin plânını yapıyorum."
O der: "Nerelisin?"
Bediüzzaman: "Bitlisliyim."
Rus polisi: "Bu Tiflis'tir!"
Bediüzzaman: "Bitlis, Tiflis birbirinin kardeşidir."
Rus polisi: "Ne demek?"
Bediüzzaman: "Asya'da âlem-i İslâm'da üç nur birbiri arkasında inkişafa başlıyor. Sizde birbiri üstünde üç zulmet inkişafa başlayacaktır. Şu perde-i müstebidane yırtılacak, takallüs edecek, ben de gelip burada medresemi yapacağım."
Rus polisi: "Heyhat!.. Şaşarım senin ümidine?"
Bediüzzaman: "Ben de şaşarım senin aklına! Bu kışın devamına ihtimal verebilir misin? Her kışın bir baharı, her gecenin bir neharı vardır."
Rus polisi: "İslâm parça parça olmuş?"
Bediüzzaman: "Tahsile gitmişler.
İşte Hindistan, İslâmın müstaid bir veledidir; İngiliz mekteb-i idadîsinde çalışıyor.
Mısır, İslâmın zeki bir mahdumudur; İngiliz mekteb-i mülkiyesinden ders alıyor.
Kafkas ve Türkistan, İslâmın iki bahadır oğullarıdır; Rus mekteb-i harbiyesinde talim ediyorlar. İlâ âhir"
Yahu, şu asilzade evlâd, şehadetnamelerini aldıktan sonra, herbiri bir kıt'a başına geçecek, muhteşem âdil pederleri olan İslâmiyet'in bayrağını âfâk-ı kemalâtta temevvüç ettirmekle, kader-i ezelînin nazarında feleğin inadına, nev-i beşerdeki hikmet-i ezeliyenin sırrını ilân edecektir."» (Tarihçe-i Hayat sh: 78
Yukarıda zikredilen "üç nur", "üç zulmet" ten maksadın ne olduğuna "İhbarat-ı istikbaliyeyi zaman tefsir eder" kaidesiyle bakılmalıdır. Ancak bu arada Risale-i Nur'da izah edilen ve iman, hayat ve şeriatı ifade eden üç mes'ele ve üç devre; hem Nur'un iman hizmeti ve ittihad-ı İslâm ve İslâm-İsevî ittifakı olarak üç ehemmiyetli inkişafatın tebşir-i istikbaliyesi düşünülebilir.
"Üç zulmet" ise, Risale-i Nur'dan "Şualar" adlı eserinde Beşinci Şua2ın 12. Mes'elesinin ikinci te'vilinde beyan olunan, her iki Deccal'ın üç devre-i istibdadlarına ve o istibdadlara karşı çıkan feveranlarla çökmelerine işaret olabilir. Meselâ, az yukarıda kaydedildiği gibi, Hindistan'ın İngilizlerin tahakkümü ile intibaha gelmesi; Mısır'ın, o istibdada karşı, mülkiyede (siyasî ve idarî sahada) hâkimiyet ve istiklâliyetine kavuşacağı; Kafkas ve Türkistan, Rus istibdadına karşı askerî ve maddî cihad sahasında feveranla hürriyetine sahib olacağı müjdelerinin tezahürleri görüldü ve daha da görülecek .. İnşaAllah.....
Şöyle ki: Bediüzzaman Hazretleri o senelerde:
«Van'a gitmek üzere İstanbul'dan ayrılır, Batum yoluyla Van'a giderken Tiflis'e uğrar. Tiflis'te, Şeyh San'an Tepesi'ne çıkar. Dikkatle etrafı temaşa ederken yanına bir Rus polisi gelir ve sorar: "Niye böyle dikkat ediyorsun?"
Bediüzzaman der: "Medresemin plânını yapıyorum."
O der: "Nerelisin?"
Bediüzzaman: "Bitlisliyim."
Rus polisi: "Bu Tiflis'tir!"
Bediüzzaman: "Bitlis, Tiflis birbirinin kardeşidir."
Rus polisi: "Ne demek?"
Bediüzzaman: "Asya'da âlem-i İslâm'da üç nur birbiri arkasında inkişafa başlıyor. Sizde birbiri üstünde üç zulmet inkişafa başlayacaktır. Şu perde-i müstebidane yırtılacak, takallüs edecek, ben de gelip burada medresemi yapacağım."
Rus polisi: "Heyhat!.. Şaşarım senin ümidine?"
Bediüzzaman: "Ben de şaşarım senin aklına! Bu kışın devamına ihtimal verebilir misin? Her kışın bir baharı, her gecenin bir neharı vardır."
Rus polisi: "İslâm parça parça olmuş?"
Bediüzzaman: "Tahsile gitmişler.
İşte Hindistan, İslâmın müstaid bir veledidir; İngiliz mekteb-i idadîsinde çalışıyor.
Mısır, İslâmın zeki bir mahdumudur; İngiliz mekteb-i mülkiyesinden ders alıyor.
Kafkas ve Türkistan, İslâmın iki bahadır oğullarıdır; Rus mekteb-i harbiyesinde talim ediyorlar. İlâ âhir"
Yahu, şu asilzade evlâd, şehadetnamelerini aldıktan sonra, herbiri bir kıt'a başına geçecek, muhteşem âdil pederleri olan İslâmiyet'in bayrağını âfâk-ı kemalâtta temevvüç ettirmekle, kader-i ezelînin nazarında feleğin inadına, nev-i beşerdeki hikmet-i ezeliyenin sırrını ilân edecektir."» (Tarihçe-i Hayat sh: 78
Yukarıda zikredilen "üç nur", "üç zulmet" ten maksadın ne olduğuna "İhbarat-ı istikbaliyeyi zaman tefsir eder" kaidesiyle bakılmalıdır. Ancak bu arada Risale-i Nur'da izah edilen ve iman, hayat ve şeriatı ifade eden üç mes'ele ve üç devre; hem Nur'un iman hizmeti ve ittihad-ı İslâm ve İslâm-İsevî ittifakı olarak üç ehemmiyetli inkişafatın tebşir-i istikbaliyesi düşünülebilir.
"Üç zulmet" ise, Risale-i Nur'dan "Şualar" adlı eserinde Beşinci Şua2ın 12. Mes'elesinin ikinci te'vilinde beyan olunan, her iki Deccal'ın üç devre-i istibdadlarına ve o istibdadlara karşı çıkan feveranlarla çökmelerine işaret olabilir. Meselâ, az yukarıda kaydedildiği gibi, Hindistan'ın İngilizlerin tahakkümü ile intibaha gelmesi; Mısır'ın, o istibdada karşı, mülkiyede (siyasî ve idarî sahada) hâkimiyet ve istiklâliyetine kavuşacağı; Kafkas ve Türkistan, Rus istibdadına karşı askerî ve maddî cihad sahasında feveranla hürriyetine sahib olacağı müjdelerinin tezahürleri görüldü ve daha da görülecek .. İnşaAllah.....