"Alenî sade gıybet: Sevgili Peygamber (a.s.m.) gıybeti Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır! şeklinde tanımlamış; İftiralı gıybet: Peygamber (a.s.m.) devam eder: Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun; eğer yoksa bir de iftirada bulundun. (3) İftira, kusurların en çirkinidir. Eğer gıybet ederken kullandığımız bilgi bizzat kendi gözlemimize ait değilse, başkasından duymuşsak, dilden dile kesinlikle değişime uğramıştır ve tam olarak doğru değildir. Din kardeşinin yüzüne karşı söylemediğin şeyi ardından söylemen gıybettir demiştir. Bir kişinin gıyabında ondan hoşlanmayacağı şekilde, hakkında doğru olan birşeyi söylemek, alenî gıybetin ta kendisidir. Eğer hakkında konuştuğunuz kişi huzurda olsaydı, cümlelerinizi, hatta o andaki duruşunuzu değiştirme ihtiyacı duyar mıydınız? Eğer öyleysedoğruları söylemeniz şartıylayaptığınızın adı gıybettir ve bu, gıybetin en sade formudur.
Gizli gıybet: Çoğu zaman yaptığımız, kalbimizden geçirmek, yani zannetmek suretiyle gıybete girmektir. Gıybetin ne kadar kötü olduğunun vurgulandığı âyette, Kurân şöyle der: Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın. Bütün zanlar ve tahminler değil; ama kimi zanlar, gıybet hâlini almaktan kendini kurtaramaz. Hazret-i Gazalî, bunu kalp ile gıybet şeklinde tanımlamış; bir kimsenin ayıbını insanın kendi kendine söylemesini bile reddetmiş; kalp ile gıybeti, gözü ile kötü birşeyi görmeden, kulağı ile duymadan, bir kimseye suizanda bulunmak şeklinde tarif etmiştir.Peygamber (a.s.m.) der ki, Bir kimse kardeşini bir kusur ile ayıplarsa, o kimse ölmeden o kusuru işler. Başkalarının hoşlanmadığımız özelliklerinin hangi şartlardan kaynaklandığını nereden biliyoruz? Kimlerin hangi zorluklar yoluyla kaderleri tarafından eğitildiklerini bilmeksizin, kimi kusurlu gözüken yönlerinin gizli bile olsa gıybetini yapmaya ne hakkımız var!
Gizli gıybet: Çoğu zaman yaptığımız, kalbimizden geçirmek, yani zannetmek suretiyle gıybete girmektir. Gıybetin ne kadar kötü olduğunun vurgulandığı âyette, Kurân şöyle der: Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın. Bütün zanlar ve tahminler değil; ama kimi zanlar, gıybet hâlini almaktan kendini kurtaramaz. Hazret-i Gazalî, bunu kalp ile gıybet şeklinde tanımlamış; bir kimsenin ayıbını insanın kendi kendine söylemesini bile reddetmiş; kalp ile gıybeti, gözü ile kötü birşeyi görmeden, kulağı ile duymadan, bir kimseye suizanda bulunmak şeklinde tarif etmiştir.Peygamber (a.s.m.) der ki, Bir kimse kardeşini bir kusur ile ayıplarsa, o kimse ölmeden o kusuru işler. Başkalarının hoşlanmadığımız özelliklerinin hangi şartlardan kaynaklandığını nereden biliyoruz? Kimlerin hangi zorluklar yoluyla kaderleri tarafından eğitildiklerini bilmeksizin, kimi kusurlu gözüken yönlerinin gizli bile olsa gıybetini yapmaya ne hakkımız var!