Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Hekimoglu

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Ağu 2005
Mesajlar
1,861
Aldığı Beğeniler
191
Konum
Amerika
Bir zaman, Eskişehir Hapishanesinin penceresinde, bir Cumhuriyet Bayramında oturmuştum. Karşısındaki lise mektebinin büyük kızları, onun avlusunda gülerek raksediyorlardı. Birden, mânevî bir sinema ile elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü. Ve gördüm ki, o elli altmış kızlardan ve talebelerden kırk ellisi, kabirde toprak oluyorlar, azap çekiyorlar. Ve on tanesi, yetmiş seksen yaşında çirkinleşmiş, gençliğinde iffetini muhafaza etmediğinden sevmek beklediği nazarlardan nefret görüyorlar kat'î müşahede ettim. Onların o acınacak hallerine ağladım.

Yıl:2005

Yer:Bursa Gökdere köprü altı Oynayanlar:16-20 yaş arası birkaç genç... Hava yağmurlu... Gençlerden birisi çevresini kontrol ediyor önce. Kendilerini kimsein görmediğine kani olduğu zaman cebinden kağıt parçaları çıkarıyor. Bir diğer genç de kağıdın içine koyacağı malzemeyi. Kağıdı dizinde rulo haline getirmeye çalışıyor ıslak elleriyle. Nihayet elindeki maddeyi kağıtla sarmayı başarıyor. Ama kağıt çok ıslak olduğu için yapışmıyor bir türlü. Bir beş dakikalık gayretten sonra onu da başarıyor. Sıra sigara haline getirilen zehiri içmeye geliyor. Bembeyaz bir duman... Aynı sigaradan bütün gençler sırayla içiyorlar. Sonrası malum...

Bu olay ne bir senaryo, ne bir hayal, ne de bir rüya. Haftanın en az üç günü aynı mekanda her seferinde farklı oyuncular aynı senaryoyu oynuyorlar. Bunlar çocuk... Bunlar geleceğin Türkiyesini teslim edeceğimiz büyükler. Tabii büyüyebilirlerse...

Bu gençlik nereye gidiyor peki? Bu soruyu kaç kişi soruyor kendine? Haydi, gençler farkında değil. Anne, babalar! Nerdesiniz? Hangi televizyon programının, hangi dizinin hangi bölümüne hapsoldunuz? İçten içe feryat eden gençleri duymuyor musunuz? Zamanın bütün lehviyatlarını ve fitnelerini altın tabakla gençlerin önüne sunanlara karşı ne zaman tepki gösterme lütfunda bulunacaksınız? Gençliğe adım atma yolunda olan çocuklarda silah merakı neden bu kadar yaygın? Kendi aralarında oynadıkları oyunlar neden hep şiddet ağırlıklı? 8 yaşında bir çocuk messenger da tanımlama bilgisine ben racon kesmem, kafa keserimi nasıl bir altyapı ile yazıyor peki?

Bir yılbaşı gecesibir genç telefondaki kişiye:Abi! Sabaha kadar bardayım. Bir başkası aynı gece  Gör bak, yarın bütün gazeteler beni yazacak, neler yapıcam göreceksin sözleriyle sessiz sokağı çınlatıyor telefondaki kişiye söylediği sözleriyle.

TV programlarında ya da dizilerinde alkolü, evlilik dışı ilişkileri, doğrusunu söylemek gerekirse fuhşiyatı dünyanın en tabii olayı gibi tasvir ederek çocukların ve gençlerin alt beyinlerine nakşetmek hiç mi umurumuzda değil.

Batılı tasvir safi zihinleri bulanıklaştırır diyen zat ne kadar doğru söylemiş ki son 15 yıldır bu cümle hayatımızın her merhalesinde tezahür etmekte.

Soruyorum, Acaba 15 sene öncesinden şu güne ışınlansak yüzde doksan beşimiz psikolojik tedavi için Ruh ve sinir hastalıkları hastanelerini doldurmuş olmayacak mıydık?

Bunlar hayal değil, bunlar senaryo da değil... Bunlar gün gibi gün yüzünde olan hakikatler. Ve şimdi size soruyorum gençler! Nereye gidiyorsunuz? Anlık zevklerle, geçmişten ibret almadan, önü karanlıklı bir dünyaya bir hayata gitmek sizce akıl karı mıdır? Televizyon, internet, cafe, bar, alkol, uyuşturucu, kendini bulamama, satanizm.... Hangisi siz de ön planda?

Henüz 15-16 yaşındaki lise öğrencilerinde alkol, uyuşturucu hap, esrar, eroin kullanımı neden bu kadar yaygın? Lise öğrencileri normal arkadaşlıkların(???) dışında neden lezbiyenliğe ya da vs.ye yöneliyorlar? Bu nasıl bir çöküntüdür? Anne babalar, eğitimciler, nerdesiniz? Bu gençlik nereye gidiyor? Bu gençleri sadece pozitif ilimlerde eğitmek her şeyi çözüyor mu? Terazinin tek kefesini lebaleb doldurup diğer kefesini boş bırakmak adalet midir?

Netice itibariyle, eğitimciler çocuklara ve gençlere verdikleri eğitimin temelinde sadece pozitif ilimleri değil maneviyat ve ahlakı nakşetmelidir o temiz yüreklere. Ve anne babalar, evlatlarını, bu dünyayı sadece maddi olarak daha iyi yaşamak için donatmanın yanında, karşılaştığı her olayda sağduyulu davranmaya yönlendirmesi gerekmektedir. Çocuklarınızı televizyon ve internetin dolayısıyla ahir zaman fitnelerinin terbiyesine bırakmayın. Yarın çok geç olabilir. Taze fidanları bataklıklarda yetiştirmeyin. Bataklığın yapacağı tek şey o fidanı kurutmaktır....

Alinti
 

esencemrem

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
19 Eki 2005
Mesajlar
1,050
Aldığı Beğeniler
3
BU GENÇLİK NEREYE GİDİYOR?ÇOK ÖNEMLİ VE DÜŞÜNDÜRÜCÜ BİR SORU BİR OKADARDA KORKUTUCU....GELECEGİMİZ OLAN GENÇLERİMİZ BU HALDE GÖRMEŞ ÜRKÜTÜCÜ...HER ZAMAN SAVUNDUGUN BİR ŞEY VARDIR ODA''KÖTÜ ÇOCUK YOKTUR KÖTÜ EBEBEYİN VARDIR''ANNELER BABALAR EGER COCUGUNUZ BİR HATA YAPTI DİYE KIZMAYIN ÖNCE KENDİNİZE KIZIN VE DÜŞÜNÜN NERDE BEN HATA YAPTIM DİYE...ÇOCUKLARIMIZA SAHİP ÇIKALIM LÜTFEN...BİRAZ DÜNYA İŞLERİNİ BOŞ VERİN...
HEKİMOGLU KARDEŞ ÇOK ÖNEMLİ BİR KONUYU GÜNDEME GETİRDİGİNİZ İÇİN ALLAH RAZI OLSUN...ÇOK TEŞEKKÜRLER...SELAMETLE...
 

Onur

Geliştirici
 
Üyelik Tarihi
1 Eki 2005
Mesajlar
7,571
Aldığı Beğeniler
4,846
Konum
Karaman
Takım
Galatasaray
Gençlik ögle yemeginde abi :D
 

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
[schild]herkes nereye onlarda orayaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa[/schild]
 

kardelenn

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ocak 2006
Mesajlar
180
Aldığı Beğeniler
0
Bu gençlik nereye gidiyor? otuz yıl öncede nereye gittiği sorgulanıyordu.Bu günde sorgulanıyor.Otuz yıl sonrada sorgulanacak.

Temennim, bu gençlik bizim öğütlediğimiz yere gider inşallah.
 

sifaderyasi

ESKİ DOST
 
Üyelik Tarihi
15 Kas 2005
Mesajlar
222
Aldığı Beğeniler
0
Konum
Asl: Trabzon İkamet: Hatay
Takım
Diğer
Hekimoglu Kardeşim bu yaziyi yazan yazan Sitemiz üyelerinden [GLOW=blue]Zühre [/GLOW]Kardeşimiz..
Kendisine böle yazilarindan dolayi tesekkür ediyor, başarilarinin devamini diliyorum.​
 

Hekimoglu

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Ağu 2005
Mesajlar
1,861
Aldığı Beğeniler
191
Konum
Amerika
ORiJiNAL YAZARI : sifaderyasi
Hekimoglu Kardeşim bu yaziyi yazan yazan Sitemiz üyelerinden [GLOW=blue]Zühre [/GLOW]Kardeşimiz..
Kendisine böle yazilarindan dolayi tesekkür ediyor, başarilarinin devamini diliyorum.​

Bunu bilmiyordum,

Bende Tebrik ederim,Basarilarinizin devamini dilerim :)
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
Özgürlüğü bozuk para gibi harcamak!

Hep söylenegelir bilirsiniz; gençlere güveniyoruz diye. Adeta sosyal bir ortak payda olan, klişeleşmiş bu söze karşı durmak, namazda kıbleye ters dönmek gibidir. Gençlik, gelecek demektir, daha iyi yarınlar demektir, enerji demektir, daha açık zihinler demektir... mi acaba?...

Peki bu ülkenin gençliğini nerede görüyorsunuz? Popstar ya da Türkstar yarışmalarında, ya da iyi bir eş - iyi bir iş gibi cıvıklaşmış ilişki sarmalında... İşin daha da olumsuz tarafı, gençliğe rehber olması gereken kimi aydınların (!) bu tür programları izlemenin toplumsal değerler yönünden bir tür "aydın zorunluluğu" olduğu konusunda kalem oynatmaları. Köşe yazılarını bile farklı olma adına abuk subuk yorumlarla kaleme almaları...

Artık başat soru, gençlik nereye gidiyor değil, gencimiz nereye gidiyor?
Kurtuluşumuz gaz odasında bir yudum nefes için arkadaşımızın üzerine çıkmamıza bağlı.

Dokuz Eylül Üniversitesi'nden Prof. Dr. İbrahim Armağan, yaklaşık 18 yıl arayla aynı sorulardan oluşan "Gençliğin değerleri" üzerine bir araştırma yapmış. 1979 yılında elde edilmiş sonuçlara göre, o tarihte mutluluk yolunu "sevgi" ve "özgürlük"te gören gençlik, bugün paranın hayattaki "efektif"
değerine bağlı olarak mutluluğu birincil olarak "para"yla ilişkilendirmiş.
1979 araştırmasında özgürlük birinci, para sekizinci "değer" iken, bugün tam tersi... Prof. Dr. Armağan'ın bu durumla ilgili yorumu şöyle:

"Ülke nüfusunun büyük kısmını oluşturan bu kuşağın değerleri 20 yıl içinde alt-üst oldu. Dünyadaki hızlı değişime ayak uyduramıyoruz. Bu değişimi yakalayamıyoruz. Gençlik bunun sancılarını çekiyor. Sosyolojik açıdan kaybolmuş bir gençlik ile karşı karşıyayız."

Lafı neresinden alsanız ofsayta düşersiniz. Sosyo-ekonomik durumu AB kapılarında tehdit olarak algılanan bir ülkenin gençliği, çağdaş dünyadaki değerlerin hangisine ayak uydurabilecek? Ülkesinde geleceğini göremeyen eğitimli gençler, bireysel kurtuluş adına yurtdışına yönelmiyorlar mı?
Dünyadaki değişim ne kadar özenilesi ki, biz gençlerimize bunları salık veriyoruz?

Gençlik kişisel sancılarını çekiyor. Sosyalleşmek çıkar ilişkileri ağının içine girmiş durumda. Üstelik bu ağın düğümlerini atan "trend" takipçileri tarafından da bireysel kurtuluşun tek yolu olarak bu tür ilişkiler gösterilmekte. Eh, haksız da değiller hani; gösterilen yolun "isabetli"
olduğunu hiç değilse kendi varoluşlarıyla ispatlamış kişiler.
Medyatik-karizmatik günümüz popülerlerine baktığınızda, her birinin zaten bu ağ içerisinde bir yerlerde konumlanıp farklı biçimlerde nemalanmayı başarıyla sürdürdüğünü görürsünüz. Dolayısıyla, ne olursa olsun kutsanan tek değer de gün gibi ortada: "Başarı." Miting meydanlarının cevval "genç"i bile, bugün el konulan televizyon kanalının önünde ağlarken, bir başarı mitosu "kendi küllerinden yeniden doğacakmış" hiddetiyle İstiklal Marşı'nı söylüyor. "Önceden başardım, bir daha başaracağım!" Ne mi ilgisi var?
Özgürlüğün ve "halk oyu"nun parasal güçle örgütlenmiş debdebeli mitinglerle satın alınabileceğini bize gösterdiği için bu kişiye saygı duymamız gerek.
Yani bir nevi araştırmanın pratiğini yaptığı için...

Bu grubun sürekli iletişim hattı reklamlarında görev alan "kırık" Kürt delikanlısı Yılmaz Erdoğan da gençlerin gözünde bir başka başarı ikonu.
Başarılı ilişkiler ağı. Bu yağız delikanlının bir tür "deja vu" sahnesinde, tam tekmil smokinle- sandığına eğilip ayakkabı cilalattığı boyacı çocuğu da hatırlarsınız sanırım. O da girdi başarılı ilişkiler ağına. Ve en son "Vizontele Tuuba" filminde her ikisi de buluştu. Ve bu kişinin üstün yazınsal yeteneğinden anlamayanlar; milyon dolarların konuşulduğu, eğreti duran kırmızı halı geçişli bir galada, filmin perde demesiyle, bir öğretmen figüründe "ti"ye alınarak aşağılandı...

Ve film, medyanın üstün yetenekli diğer kalemleri tarafından da "En iyi 12 Eylül filmi" olarak gösterildi. Nedense bugünün başarılı kişilerinin geçmişlerinde hep bir sola teğet geçiş vardır. Yanında duyarlılığın başarılı yüzü Can Dündar'la birlikte, geçmişin değerleriyle dalga geçmeyi de ihmal etmiyor Erdoğan: "Yav, bir insan Arnavutluk modeli gelsin diye kavga eder mi?"

Eder, o anda seni çeken kameramanın asgari ücretle karnını aç olduğunu düşünüyorsa, haberini yazanların sigortasız çalışmalarına isyan ediyorsa, mantar yiyerek zehirlenme olaylarının arkasındaki gerçeklerden sıkılıyorsa... Kısaca, bireyin insanca yaşaması adına kurtuluşu bu modelde görüyorsa eder Sayın Erdoğan... Ama siz bu anlayışı, toplumsal barışa dair yazılan dilekçeden binbir bahaneyle imzanızı çekmekle kaybettiniz zaten.
İnsanların hayatlarını verdikleri değerlerle bu kadar kolay dalga geçilmese gerek... Hayat pratiği, araştırmalarda isabetle saptanan şeyi sonuna kadar
doğruluyor: Bugünkü değerler, 15-20 yıl öncekilere göre çok ama çook değişmiş..! Filmlerin kendisi değilse bile "tanıtım kampanyaları" bunun en canlı "belgeseli"!

Yine aynı kişi, başarı basamaklarını sesinden çok, sırf farklı olduğu için tırmanan, mahallenin bıçkın delikanlısı, geçmişin travmalısı Bayhan kimliğine sahip çıkıyor. Peki bu kişi hangi gençliği temsil ediyor? Mahalle aralarında uzun saçlı çocukları tekmeleyen, hayatın yenilmişliğini müzikle ifade eden, mafya tipi örgütlenmelerin ana damarı olan, farklılıklara tahammül edemeyen, şiddetle yakın arkadaş olan bir gençliği... Tüm ideali, bireysel kurtuluş ve takım elbiseli bir iş bulmak olan bu "genç" tipi, medyanın, dizilerin, cep telefonlu yarışmaların da hedef kitlesi. Ve yapılan herşeyde "ulusal çıkar" adına günah gizlemelerine en kolay ayak uyduran kesim...

İşte böyle bir anlayış sonucunda demokrasi, ne amaçla ve ne şekilde kullanılması gerektiği bilinmeyen bir kavram olacak. Çünkü kimsenin bir fikri olmayacak. Belli fikir kırıntılarını "söylemek" gerektiğinde de özgürlük adına herhangi bir mücadeleye gerek görülmeyecek. Ve hepimizin elinde başkalarının fikrini söylemek için yalnızca tırnak (") işaretleri kalacak ama çok da paramız olacak... Bozup bozup harcayabilelim diye...
alıntı
 
Üst Alt