Bir zaman, Eskişehir Hapishanesinin penceresinde, bir Cumhuriyet Bayramında oturmuştum. Karşısındaki lise mektebinin büyük kızları, onun avlusunda gülerek raksediyorlardı. Birden, mânevî bir sinema ile elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü. Ve gördüm ki, o elli altmış kızlardan ve talebelerden kırk ellisi, kabirde toprak oluyorlar, azap çekiyorlar. Ve on tanesi, yetmiş seksen yaşında çirkinleşmiş, gençliğinde iffetini muhafaza etmediğinden sevmek beklediği nazarlardan nefret görüyorlar kat'î müşahede ettim. Onların o acınacak hallerine ağladım.
Yıl:2005
Yer:Bursa Gökdere köprü altı Oynayanlar:16-20 yaş arası birkaç genç... Hava yağmurlu... Gençlerden birisi çevresini kontrol ediyor önce. Kendilerini kimsein görmediğine kani olduğu zaman cebinden kağıt parçaları çıkarıyor. Bir diğer genç de kağıdın içine koyacağı malzemeyi. Kağıdı dizinde rulo haline getirmeye çalışıyor ıslak elleriyle. Nihayet elindeki maddeyi kağıtla sarmayı başarıyor. Ama kağıt çok ıslak olduğu için yapışmıyor bir türlü. Bir beş dakikalık gayretten sonra onu da başarıyor. Sıra sigara haline getirilen zehiri içmeye geliyor. Bembeyaz bir duman... Aynı sigaradan bütün gençler sırayla içiyorlar. Sonrası malum...
Bu olay ne bir senaryo, ne bir hayal, ne de bir rüya. Haftanın en az üç günü aynı mekanda her seferinde farklı oyuncular aynı senaryoyu oynuyorlar. Bunlar çocuk... Bunlar geleceğin Türkiyesini teslim edeceğimiz büyükler. Tabii büyüyebilirlerse...
Bu gençlik nereye gidiyor peki? Bu soruyu kaç kişi soruyor kendine? Haydi, gençler farkında değil. Anne, babalar! Nerdesiniz? Hangi televizyon programının, hangi dizinin hangi bölümüne hapsoldunuz? İçten içe feryat eden gençleri duymuyor musunuz? Zamanın bütün lehviyatlarını ve fitnelerini altın tabakla gençlerin önüne sunanlara karşı ne zaman tepki gösterme lütfunda bulunacaksınız? Gençliğe adım atma yolunda olan çocuklarda silah merakı neden bu kadar yaygın? Kendi aralarında oynadıkları oyunlar neden hep şiddet ağırlıklı? 8 yaşında bir çocuk messenger da tanımlama bilgisine ben racon kesmem, kafa keserimi nasıl bir altyapı ile yazıyor peki?
Bir yılbaşı gecesibir genç telefondaki kişiye:Abi! Sabaha kadar bardayım. Bir başkası aynı gece Gör bak, yarın bütün gazeteler beni yazacak, neler yapıcam göreceksin sözleriyle sessiz sokağı çınlatıyor telefondaki kişiye söylediği sözleriyle.
TV programlarında ya da dizilerinde alkolü, evlilik dışı ilişkileri, doğrusunu söylemek gerekirse fuhşiyatı dünyanın en tabii olayı gibi tasvir ederek çocukların ve gençlerin alt beyinlerine nakşetmek hiç mi umurumuzda değil.
Batılı tasvir safi zihinleri bulanıklaştırır diyen zat ne kadar doğru söylemiş ki son 15 yıldır bu cümle hayatımızın her merhalesinde tezahür etmekte.
Soruyorum, Acaba 15 sene öncesinden şu güne ışınlansak yüzde doksan beşimiz psikolojik tedavi için Ruh ve sinir hastalıkları hastanelerini doldurmuş olmayacak mıydık?
Bunlar hayal değil, bunlar senaryo da değil... Bunlar gün gibi gün yüzünde olan hakikatler. Ve şimdi size soruyorum gençler! Nereye gidiyorsunuz? Anlık zevklerle, geçmişten ibret almadan, önü karanlıklı bir dünyaya bir hayata gitmek sizce akıl karı mıdır? Televizyon, internet, cafe, bar, alkol, uyuşturucu, kendini bulamama, satanizm.... Hangisi siz de ön planda?
Henüz 15-16 yaşındaki lise öğrencilerinde alkol, uyuşturucu hap, esrar, eroin kullanımı neden bu kadar yaygın? Lise öğrencileri normal arkadaşlıkların(???) dışında neden lezbiyenliğe ya da vs.ye yöneliyorlar? Bu nasıl bir çöküntüdür? Anne babalar, eğitimciler, nerdesiniz? Bu gençlik nereye gidiyor? Bu gençleri sadece pozitif ilimlerde eğitmek her şeyi çözüyor mu? Terazinin tek kefesini lebaleb doldurup diğer kefesini boş bırakmak adalet midir?
Netice itibariyle, eğitimciler çocuklara ve gençlere verdikleri eğitimin temelinde sadece pozitif ilimleri değil maneviyat ve ahlakı nakşetmelidir o temiz yüreklere. Ve anne babalar, evlatlarını, bu dünyayı sadece maddi olarak daha iyi yaşamak için donatmanın yanında, karşılaştığı her olayda sağduyulu davranmaya yönlendirmesi gerekmektedir. Çocuklarınızı televizyon ve internetin dolayısıyla ahir zaman fitnelerinin terbiyesine bırakmayın. Yarın çok geç olabilir. Taze fidanları bataklıklarda yetiştirmeyin. Bataklığın yapacağı tek şey o fidanı kurutmaktır....
Alinti
Yıl:2005
Yer:Bursa Gökdere köprü altı Oynayanlar:16-20 yaş arası birkaç genç... Hava yağmurlu... Gençlerden birisi çevresini kontrol ediyor önce. Kendilerini kimsein görmediğine kani olduğu zaman cebinden kağıt parçaları çıkarıyor. Bir diğer genç de kağıdın içine koyacağı malzemeyi. Kağıdı dizinde rulo haline getirmeye çalışıyor ıslak elleriyle. Nihayet elindeki maddeyi kağıtla sarmayı başarıyor. Ama kağıt çok ıslak olduğu için yapışmıyor bir türlü. Bir beş dakikalık gayretten sonra onu da başarıyor. Sıra sigara haline getirilen zehiri içmeye geliyor. Bembeyaz bir duman... Aynı sigaradan bütün gençler sırayla içiyorlar. Sonrası malum...
Bu olay ne bir senaryo, ne bir hayal, ne de bir rüya. Haftanın en az üç günü aynı mekanda her seferinde farklı oyuncular aynı senaryoyu oynuyorlar. Bunlar çocuk... Bunlar geleceğin Türkiyesini teslim edeceğimiz büyükler. Tabii büyüyebilirlerse...
Bu gençlik nereye gidiyor peki? Bu soruyu kaç kişi soruyor kendine? Haydi, gençler farkında değil. Anne, babalar! Nerdesiniz? Hangi televizyon programının, hangi dizinin hangi bölümüne hapsoldunuz? İçten içe feryat eden gençleri duymuyor musunuz? Zamanın bütün lehviyatlarını ve fitnelerini altın tabakla gençlerin önüne sunanlara karşı ne zaman tepki gösterme lütfunda bulunacaksınız? Gençliğe adım atma yolunda olan çocuklarda silah merakı neden bu kadar yaygın? Kendi aralarında oynadıkları oyunlar neden hep şiddet ağırlıklı? 8 yaşında bir çocuk messenger da tanımlama bilgisine ben racon kesmem, kafa keserimi nasıl bir altyapı ile yazıyor peki?
Bir yılbaşı gecesibir genç telefondaki kişiye:Abi! Sabaha kadar bardayım. Bir başkası aynı gece Gör bak, yarın bütün gazeteler beni yazacak, neler yapıcam göreceksin sözleriyle sessiz sokağı çınlatıyor telefondaki kişiye söylediği sözleriyle.
TV programlarında ya da dizilerinde alkolü, evlilik dışı ilişkileri, doğrusunu söylemek gerekirse fuhşiyatı dünyanın en tabii olayı gibi tasvir ederek çocukların ve gençlerin alt beyinlerine nakşetmek hiç mi umurumuzda değil.
Batılı tasvir safi zihinleri bulanıklaştırır diyen zat ne kadar doğru söylemiş ki son 15 yıldır bu cümle hayatımızın her merhalesinde tezahür etmekte.
Soruyorum, Acaba 15 sene öncesinden şu güne ışınlansak yüzde doksan beşimiz psikolojik tedavi için Ruh ve sinir hastalıkları hastanelerini doldurmuş olmayacak mıydık?
Bunlar hayal değil, bunlar senaryo da değil... Bunlar gün gibi gün yüzünde olan hakikatler. Ve şimdi size soruyorum gençler! Nereye gidiyorsunuz? Anlık zevklerle, geçmişten ibret almadan, önü karanlıklı bir dünyaya bir hayata gitmek sizce akıl karı mıdır? Televizyon, internet, cafe, bar, alkol, uyuşturucu, kendini bulamama, satanizm.... Hangisi siz de ön planda?
Henüz 15-16 yaşındaki lise öğrencilerinde alkol, uyuşturucu hap, esrar, eroin kullanımı neden bu kadar yaygın? Lise öğrencileri normal arkadaşlıkların(???) dışında neden lezbiyenliğe ya da vs.ye yöneliyorlar? Bu nasıl bir çöküntüdür? Anne babalar, eğitimciler, nerdesiniz? Bu gençlik nereye gidiyor? Bu gençleri sadece pozitif ilimlerde eğitmek her şeyi çözüyor mu? Terazinin tek kefesini lebaleb doldurup diğer kefesini boş bırakmak adalet midir?
Netice itibariyle, eğitimciler çocuklara ve gençlere verdikleri eğitimin temelinde sadece pozitif ilimleri değil maneviyat ve ahlakı nakşetmelidir o temiz yüreklere. Ve anne babalar, evlatlarını, bu dünyayı sadece maddi olarak daha iyi yaşamak için donatmanın yanında, karşılaştığı her olayda sağduyulu davranmaya yönlendirmesi gerekmektedir. Çocuklarınızı televizyon ve internetin dolayısıyla ahir zaman fitnelerinin terbiyesine bırakmayın. Yarın çok geç olabilir. Taze fidanları bataklıklarda yetiştirmeyin. Bataklığın yapacağı tek şey o fidanı kurutmaktır....
Alinti
