Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

katresu

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
8 Haz 2011
Mesajlar
1,624
Aldığı Beğeniler
14
Konum
Adana
Takım
Diğer
Alper çalan korna sesleri eşliğinde, neredeyse santim santim ilerlediği tarfikte, tek eliyle direksiyon hakimiyetini sağlayıp, diğer eliyle de bunaldığı sıcak havadan bir parça kurtulma ümidiyle kravatını gevşetirken, gözlerinin takıldığı bir noktada, “Ahh… Hasan…!” sözleri, inleyerek çıkmıştı dudaklarından…

“Ahh… Hasan’ım… Kan kardeşim, can kardeşim…!”

Bunaltıcı havanın sıcaklığına eşlik edercesine terleyen alnına; yanaklarından süzülen kontrol edilemez gözyaşlarıyla, bir kez daha baktı; araba camını silen, çıplak ayaklı küçük esmer oğlana… O an, her şey anlamını yitirmişti sanki… sadece, Hasan vardı; geriye dönük anılarında…


**************************************

Alper, annesinin ve kendilerine bakamayacak durumda olan felçli babasının sorumluluğunu alarak, erken büyümüştü.

Babası, hasta yatağında ailesine katkıda bulunamamanın verdiği eziklikle yaşarken, için için de, oğulcanı Alper’iyle gurur duyuyordu.

Ne güzel bir evlattı oğlu...

Yokluktan; çocukluğunu yaşayamadan sorumluluk alarak, çok erken büyümüştü oğlu...

Ayakkabı boyacılığı yapıyordu Alper… Gecenin ilerleyen vaktinde havanın soğukluğunu içine çekip verdiği nefesle, ısıttığı minicik elleri boya sandığını kavramıştı sıkıca…

Üzerinde, yıllardır giymekten incelen kıyafeti ve zayıf boynunda asılı durmaktan iz bırakmış boya sandığı ile, O; hiç giremediği ücretli Gençlik Parkını, hüzünlü gözleriyle seyreyliyordu...

Parasını ödeyecek gücü olsa bile elinde tuttuğu sandığıyla neden içeri giremediğini, giremeyeceğini anlamıyor, anlamak istemiyordu çocuk yüreği…

Gökyüzünün kızıllığı, geceye hazırlanmış akşamın bitimini; serinliğiyle birlikte iliklerine kadar hissettirmişti; çiselenen yağmurun, ıslatmaya başladığı bedeninde.

Anlamıştı artık eve gitme vaktinin geldiğini, ama … Nasıl?

Fırından bir gün öncesinin bayat ekmeğini satın alacak parayı dahi kazanamamışken...!

Nasıl olacaktı bu gidiş...?

Sokakta, çocuklar oynamak için koşuyor; O ise, zabıtaya yakalanmamak için…

Alper’de çocuktu, ama ekmeğin; tadından önce, parasını kazanmayı öğrenen bir çocuk…

Üşüyordu… Elleri soğuktan hareketsiz kalmadan önce parka girmeli ve ayakkabı boyamalıydı…

Gecenin karanlığından cesaret alarak, gözünü kararttı ve alınmadığı park kapısının duvar tellerine; gencecik yüreğinin saflığı ve heyecanıyla tırmandı...

Taze bir pınarın, susayan yüreklere sunduğu serinliğini hissedercesine; şen kahkahalarıyla ortalığı inleten kendi gibi küçük çocukları seyrederken; onlardan biriymiş gibi, hayale daldı.

Dudaklarını hafifçe aralayıp, inci tanesi dişlerini gösterircesine gülümsedi kısa bir an.

Sonra, niçin orada olması gerektiğinin düşüncesi; şakaklarını zonklatarak, kendi gerçeğini önüne bir kez daha serdi...

Bu düşünceyle tırmandığı yüksek duvarın diğer yanına; parkın, içine doğru atladı...

Alper, artık içerideydi…

O; küçücük bedenindeki kocaman yüreğiyle, girmişti içeri.

Tıpkı babasının ellerini tutarmışcasına, severek sarıldığı boya sandığıyla; zayıf bedenine işleyen soğuğa hiç aldırmadan, parkta olmanın hazzını acı bir şekilde yaşayarak; hüzünlü, çaresiz, bir başına içerideydi Alper...

Eğlenceye dalmış çocuklarla olmak istedi, kimi zaman....

Kimi zaman ise; koşmak istedi arkalarından...

Oysa biliyordu ki; ne, onlarla olabilir; ne de, onları yanında durabilirdi...

Onca kalabalık içerisinde yalnız kalmanın acısını çıkarmak istermişcesine, boyadığı ayakkabıları cam gibi parlatıp cilalarkende; zabıtaya yakalanma korkusuyla çarpan yüreği, umutsuz bir anında kazandığı parayla tarif edilmez bir heyecana kapılarak, med-ceziri yaşıyormuş gibi, git-gellere gebeydi…

Ayakkabısını boyatan bir anne, sırf gönlü olsun diye oğlunun da ayakkabısına cila sürdürürken; Alper, akıtamadığı gözyaşlarını yüreğine ılık ılık gönderiyordu...

Kalbinde, derin bir sızı hissetmişti …

Kimbilir; kendi geçmişiyle, geleceğini harmanlayarak; belki de, O çocuğun yerinde olmak istemişti...

Kendisiyle aynı yaşlarda olduğunu tahmin ettiği çocuğun saç kesimine bakarken; boyadan kirlenmiş ellerinin nasılda tarak vazifesini görüp kendi saçlarını, vitrinlere bakarak taradığını gözünün önüne getirirken; şimdiye kadar hiç, berbere gidemediğini düşünüyordu...

Çünkü kazandığı para ancak yetiyordu; tadından önce, fiyatını öğrendiği ekmeği almaya...

Umudunu kestiği an Rabbi ona bir mucize göstermiş ve aç gideceğini sandığı evine, bir kaç günlük yevmiye parası kazanmayı nasip etmişti...

Mutluluğu, gözlerinde ışıldarken; artık evine gitme vaktinin geldiğini de, hissetmişti.

İşini bitirip büyük bir sevinçle yürürken; karşısına çıkan zabıtanın kocaman gövdesiyle kendine doğru hızlı adımlarla geldiğini gördüğünde; az önce ekmek parası kazanmanın gücüyle kocaman hissettiği bedeni; şimdi onulmaz bir korkuya kapılmış, sanki evrende küçücük bir yer kaplamışcasına hareketsiz, durduğu yere mıhlanmış gibi ayaklarını hareket ettirmekten aciz, olduğu yerde donakalmıştı...

Yüreği, sessizce isyan etti önce...

Sonra volkan olup coştu ve elinden çekilerek alınmaya çalışılan boya sandığını kaptırmamak için; kopup giden uçurtmanın arkasından hızla koşup yakalamak isteyen çocuklar gibi, hem ağlayarak hem de korkuyla, zabıtanın eline tahta fırçası ile hızla vurdu...

Yere düşen boya sandığını kaptığı gibi, kaçarak uzaklaşan ayaklarına; geriye dönüp baktığında, hala bağırarak ardından gelen zabıtayı gören korkulu gözleri ve titreyen yüreği de, eşlik etmişti...

Tele takılan pantolonu parçalanmış, sandığı tutan sağ eli telden yırtılıp kanamış olsa dahi önemli değildi…

O; bu kez de duvarın diğer tarafında, dışındaydı...

Bedenini taşımaktan yorulan ayakları; onu yağmurdan ıslanmış çimlerin üzerine atmış ve korkunun yerini, engellenemez sinirsel bir kahkahayla karışık, ağıda bırakmıştı...

Yoksa gülüyor muydu, ağlanacak haline?

Yıllar sonra bile düşündüğünde hiç anlayamayacaktı bunu...

Hasan’la, böyle bir gecede tanışmıştı Alper.

O’ da, aynı çimlerin üzerine çırpı bacaklarıyla oturmuş ve, ne olduğunu kendinin dahi anlamaktan uzak kaldığı ruh haline sorgusuzca katılmış gülüyordu; yüreği, oyun yaşında olan bu sokak çocuğu.

Kaderleri o gece birleşmişti sanki. Artık onlar kardeştiler... Kan kardeş, cankardeş...

Onların yaşadığı yerde çocuk çok, ama; çocukluk, hiç yoktu....

*********************************************
(Bölüm 1 / Devamı gelecek)

(Yazı bana ait olup, gerçek hayattan, yaşanmışlıktan alınmıştır.)
 

Fahl_

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
18 Haz 2011
Mesajlar
1,821
Aldığı Beğeniler
30
Konum
Antalya
Takım
Beşiktaş

O’ da, aynı çimlerin üzerine çırpı bacaklarıyla oturmuş ve, ne olduğunu kendinin dahi anlamaktan uzak kaldığı ruh haline sorgusuzca katılmış gülüyordu; yüreği, oyun yaşında olan bu sokak çocuğu.

Kaderleri o gece birleşmişti sanki. Artık onlar kardeştiler... Kan kardeş, cankardeş...

Onların yaşadığı yerde çocuk çok, ama; çocukluk, hiç yoktu....


Allah razı olsun..Çok güzel bir yazı..Emeğinize,yüreğinize sağlık olsun
 

katresu

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
8 Haz 2011
Mesajlar
1,624
Aldığı Beğeniler
14
Konum
Adana
Takım
Diğer
Sağolasın Fahl...

Varoşlarda acılara gebe, nice hüzünler var biliyor musun?
 

Fahl_

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
18 Haz 2011
Mesajlar
1,821
Aldığı Beğeniler
30
Konum
Antalya
Takım
Beşiktaş
Sağolasın Fahl...

Varoşlarda acılara gebe, nice hüzünler var biliyor musun?

Yaşama savaşında önemli olan duyguları kaybetmeden varolabilmek..

Rabbim tüm yüreklerin yardımcısı olsun inşallah
 

seylan_54

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Ocak 2011
Mesajlar
3,957
Aldığı Beğeniler
1,393
Yazıyı okurken kendi çocukluk yıllarım geldi aklıma. Ben hiç boya sandığı elimde boya yapmadım belki ama arkadaşlarım okul bittiğinde veya hafta sonlarında bir çocuğun yapabileceği ne iş varsa yapmaya çalışırlardı. Ben onları gördükçe onlar adına üzülür, kendi halime şükrederdim.

Yazıda bahsi geçen alperlerden doğuda çok var. Çevremizde de çok var. O çocukları gördükçe insanın içi parçalanıyor. Daha 5-6 yaşlarında küçücük çocuklar; kimisinin eklinde iki tahta parçasını çivilerle tutturarak bir araya getirdikleri boya sandığı, kimisinin elinde basküller, kimisinin elinde ufak-tefek piller, çakmaklar, selpaklar...

Allah hepsinin yardımcısı olsun.

Birde bu şekilde ev geçindiren büyükler var. Beş kalem 1 lira, on tane pil 1 lira diyerek çevremizde birşeyler satmaya çalışan nice insanlar var.

Rabbim zorda kalanın yardımcısı olsun inşallah.

Yüreğinize, kaleminize sağlık. Allah razı olsun.

Devamını bekliyoruz. Teşekkürler.
 

katresu

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
8 Haz 2011
Mesajlar
1,624
Aldığı Beğeniler
14
Konum
Adana
Takım
Diğer
Yazıda bahsi geçen alperlerden doğuda çok var. Çevremizde de çok var. O çocukları gördükçe insanın içi parçalanıyor. Daha 5-6 yaşlarında küçücük çocuklar; kimisinin eklinde iki tahta parçasını çivilerle tutturarak bir araya getirdikleri boya sandığı, kimisinin elinde basküller, kimisinin elinde ufak-tefek piller, çakmaklar, selpaklar...

Allah hepsinin yardımcısı olsun.

Kalemime dökülenler; iki arkadaşımın gerçek hayatı... Sohbet esnasında anlattıları anekdotlardır...

Ben iş çıkışı yaz - kış ara sokaklarda yürürüm. Kim, nasıl yaşıyor, kime nasıl yardımcı olunur diye...

Ve en çok etkilendiğim çocuklardır. Kömür karası gözlerindeki korku dolu bakışlar...

Bunlar neler yaşıyorlar ki, bakışları hep hüzün, hep korku...
 

seylan_54

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Ocak 2011
Mesajlar
3,957
Aldığı Beğeniler
1,393
Ve en çok etkilendiğim çocuklardır. Kömür karası gözlerindeki korku dolu bakışlar...

Bunlar neler yaşıyorlar ki, bakışları hep hüzün, hep korku...


O bakışlarda gizlenmiş olan en önemli şeylerden biride çaresizlik belkide. Küçük çocukların geleceğe dair bir beklentisi olmuyor. O yüzden yarın ne olacak korkusu taşımıyorlar. Günü yaşıyorlar. Çocuk, nihayetinde.

Büyük çoğunluğu günü yaşıyor: aile içi şiddetin hat safhada olduğu, hasta kardeşlerin olduğu, yiyecek bir parça ekmeğin olmadığı. (Hepsi böyle olmayabilir muhakkak ama çoğunluğu bu şekilde maalesef).

Bu ve bunun gibi çeşitli birçok sebepten dolayı gözlerinde hüzün, korku, çaresizlik taşıyorlar sürekli. Tırnaklarıyla kazıyarak varolma mücadelesi veriyorlar farkında olmadan.

Çile; olgunlaştırır, pişirir. Belkide önce kendisine, sonra dinine, vatanına, milletine faydalı insanlar bu çocuklar olacaklardır.

Geçmişe baktığımızda peygamberler de zorlu yollardan geçmişlerdir. İlim adamları, bilim adamları, felsefeciler. Bu gibi insanların varlıklı olanları dahi çoğu zaman sahip olduklarını yok gibi görerek yaşamışlardır.

Bu elbette demek değildir ki, herkes bu çemberden geçmeli. Bizler sorumluluk bilinciyle hareket ederek en azından bir çocuğun elinden tutabilirsek ne ala. Yoksa şu anda var olma mücadelesi veren birçok çocuk bir kaç yıl sonra tüm masumiyetine rağmen şehirlerin varoşlarında "suç"un kaynağı olacaklardır. Ne kendilerine ne de hiç birşeye fayda sağlamayan aksine "zarar veren" kişiler olacaklardır.

Bu anlamda sosyal sorumluluklarımızı bir kez daha hatırlamalı, bizlerin gücü yetmiyorsa bu çerçevede hizmet veren kamu-özel kuruluşlardan destek alarak masum yavruların ellerinden tutarak ailelerine ve topluma kazandırmalıyız.
 

katresu

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
8 Haz 2011
Mesajlar
1,624
Aldığı Beğeniler
14
Konum
Adana
Takım
Diğer
Aslında hepimize düşen görev bu, ancak; öyle bana neci, lakayt bir haldeyiz ki çoğumuz; küçücük ellerinden tutmayarak, çocuğu suça itenin biz/ler olduğunu bile anlamıyoruz...

İnşaallah, sizin gibi düşünenler artarda, çocuklarımızı kurtarmaya gücümüz yeter.
 

katresu

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
8 Haz 2011
Mesajlar
1,624
Aldığı Beğeniler
14
Konum
Adana
Takım
Diğer
Sağolasın Katre...

Sizinde, yüreğinize sağlık kardeşim.
 
Üst Alt