Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

cüneyd-i

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
4 Eyl 2005
Mesajlar
138
Aldığı Beğeniler
1
ALİ BULAÇ
16.09.2005 CUMA

Hizbüt-Tahrir ve yeniden milli mücadele

1952de kurulan Hizbüt-Tahririn birkaç sene sonra Türkiyede de örgütlenip faaliyete geçmesi ilginç bir noktadır. Partinin öncelikli hedefi Hilafetin ve bunun somut siyasi rejimi olarak İslam devletinin Arap aleminde kurulması belirlenmişken, Türkiyenin ilk sıralarda belli başlı faaliyet bölgeleri arasına katılmasının anlaşılır bir anlamı olmalı. Muhtemelen bunun dogrudan Hilafetle ilişkisi vardı.


Hilafet tarihsel bir kurum olarak Peygamber Efendimiz (sas)in irtihalinden sonra ilk nesil Müslümanlar tarafından geliştirilen bir siyasi modeldi. Hilafetin ilham kaynagı yönetim ve siyasetle ilgili Kuran ve Sünnetin genel hükümleri ile kadim Arap geleneginin devam ettirdigi siyasi kültürdür. Sahabeler, ne Sasani ve Bizans monarşilerini ne çevrelerindeki mutlakiyetçi idareleri örnek aldılar. Özgün bir model tasarlayıp hilafetle yeni bir yönetim modeli geliştirdiler. Hilafet, Emevi ve Abbasi dönemlerinde genelde Arap kökenli hanedanların elinde kaldı. Araplar Halife Kureyştendir ilkesinden hareketle hep kendilerini hak sahibi gördüler.

1517de Osmanlıya geçti ve 3 Mart 1924te bu topraklarda mülga oldu. Mülga olmakla beraber TBMMnin şahsı maneviyesinde mündemiç olarak ifade edildi. Bu, eger günün birinde birileri Hilafeti aktüel hale getirecekse, Türklerin en azından refleksif tepkilerini hesaba katması lazım. Yani Türkiye bu açıdan önemli bir ülkedir. Hilafetin iki sorunu var:

a) Hilafet olmazsa olmaz siyasi bir model mi, yoksa biraz da sembolik, ama birleştirici bir üst kimlik mi?

b) Araplar ile Türkler arasında var olan görüş ayrılı ı nasıl giderilecek ve geniş kapsamlı bir siyasi birlik öngörülecekse, tarihsel bakımdan İmameti temel almış İran bu sürece nasıl dahil edilecek?

O dönemde Müslümanlar bu sorulara kelam, fıkıh, tarih ve aktüel açılardan cevaplar verebilecek durumda de ildi. Ama bu, Hilafete ilişkin Türklerin özel hassasiyetlerini görmezlikten gelmeyi gerektirmezdi. Biz şimdilik bunu bir kenara bırakıp bir başka ilginç noktaya geçelim: Hizbüt-Tahririn Türkiyede faaliyete geçmesiyle Yeniden Milli Mücadele Birliginin de kurulup faaliyete geçti ini ve kısa zamanda Türkiye ölçe inde yayılmaya başladıgını görüyoruz. Bu iki örgütün kuruluşu ve eşzamanlı faaliyete geçmesi arasında bir ilişki var mıdır? Ben olabilecegini sanıyorum.

Yeniden Milli Mücadele, örgütlenme yapısı ve örgütlenme modeli bakımından neredeyse Hizbüt-Tahririn bir izdüşümü, bir kopyası gibiydi. Fikri beslenme kaynakları, özellikle akaide ilişkin yaklaşımları; kavramsal çerçeve, hiyerarşi ve politik retorik biri digerini çagrıştırıyordu. İkisi de gizliligi esas alıyor ve son derece dinamik gençleri içlerine katıp muazzam bir enerjiyi harekete geçirebiliyordu. En çarpıcı nokta, Yeniden Milli Mücadelenin aktif hale gelişiyle Hizbüt-Tahririn faaliyetlerinde kaydedilen gerilemedir. Yeniden Milli Mücadele gelişme kaydettikçe Hizbüt-Tahrir kan kaybediyordu. Ercüment Özkanın da gayretleri olmasaydı -ki o 70lerden itibaren Ürdündeki merkezden ayrılmış ve kendi başına çalışmaya başlamıştı- neredeyse esamisi bile okunmayacaktı.

Bence Müslüman Kardeşler, Cemaat-i İslam, Selefilik vb. akımların Türkiyede geniş taraftar kitlesi bulmasına karşılık Hizbüt-Tahririn marjinal kalmasının anlaşılabilir sebepleri var. Yeniden Milli Mücadele, Hizbüt-Tahriri model aldı, bu işten Hizbüt-Tahrir zararlı çıktı.

Sonraları Yeniden Milli Mücadelenin kuruluşunda istihbaratın etkili oldugu, devletin içindeki bazı güçlerin faaliyetlerini yönlendirdigi, komünizme karşı mücadelede önleyici bir enstrüman olarak kullanıldıgı yazıldı çizildi.


Benim ikna olamadıgım nokta şudur: Komünist tehlike YMM veya silaha ve teröre başvuran milliyetçi-sagla mı önlendi? İşçisi proleterya bilincinden yoksun olan, materyalizm nedir bilmeyen bir NATO ülkesinde komünist tehlike olur muydu? Tehlikeye bakın ki, bir düdükle sona erdi.


Ben her türden gizli örgütü zararlı görürüm. Çünkü manipülasyona çok açık. Son günlerdeki gelişmeler bana 1960-80 arasını hatırlattı. Ders almak gerekir. Ama dinleyen yok!


 

cüneyd-i

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
4 Eyl 2005
Mesajlar
138
Aldığı Beğeniler
1
ALİ BULAÇ
16.09.2005 CUMA

Hizbut-Tahrir hakkında

Bırakın onları, bir gün İhvanın başladıgı noktaya geleceklerdir. Bu söz, tartışma ve ikna çalışmalardan sonra, kendi başına hareket etmeye karar veren Hizbut-Tahririn üyeleri hakkında rahmetli Seyyid Kutubun söyledigi sözdür. Aradan 53 sene geçti, 1952de Takiyuddin Nebhaninin kurdugu Hizbut-Tahrir (Özgürlük Partisi) hâlâ aynı noktada bulunuyor.

NOT:SEYYİD KUTUP'TA BAŞLADIĞI NOKTADA BİTİRDİ...KUR'AN'A AYKIRI CİHAD HAREKETİ SONUCU MÜSLÜMAN GENÇLER HAPİSHANELERDE YİTİRİLDİ...
ONUN FİKİRLERİNİ UYGULAMAK İSTESEYDİK ŞİMDİYE DEK TÜRKİYE'DE BİNLERCE KEZ DEVRİM HAREKETİ OLURDU...!


Başlangıçta Müslüman Kardeşlerle bir arada bulunan, sonraları ayrılan Filistin asıllı (dogum yeri Hayfa-İzcim köyü) En Nebhani (1909-1979), Ezher ve Darul-Ulum okudu. Filistinde uzun seneler ögretmenlik ve hakimlik yaptı. 1948den sonra Beyruta geçti. Kudüs İstinaf Mahkemesi üyeligi ve Amman İslam Akademisinde hocalık yaptı. 1952de Hizbut-Tahriri kurmak üzere görevlerinden istifa etti; Ürdün, Suriye ve Lübnanda yaşadı, Beyrutta vefat etti. Parti, bugün Arap alemi başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde faaliyet göstermektedir. 1990lardan sonra Eski Sovyetler Birli i ülkelerinde, özellikle Orta Asya cumhuriyetlerinde faaliyetleriyle öne çıkmış bulunmaktadır ki, konuyla ilgili Zamandaki dört dörtlük haberinde Ercan Günün de belirtti i üzere Rus yetkililerin ifadesine göre, El Kaide ABD için ne ise Hizbut-Tahrir de Rusya için öyledir. Bu biraz abartılmış bir söz, uygunsuz bir analojidir; çünkü iki örgüt arasında illet benzerligi yoktur.

Örgüt, yer altında faaliyetlerini sürdürmektedir, ancak örgütün bugüne kadar teröre karıştıgı tespit edilmiş degildir. Genellikle üyeleri faaliyet gösterdikleri ülkelerin rejimlerini de iştirmek amacıyla gizli örgüt kurmaktan gözaltına alınır, tutuklanır; ama terör suçuyla gözaltına alındıkları veya hüküm giydikleri görülmemiştir. Hizbut-Tahrir, demokrasiye hem teori hem siyasal rejim olarak karşıdır. İtirazının gerekçesi, yasamanın hiçbir insana verilmeyecegi noktasında toplanmaktadır. Bu özelli iyle ihtilalci bir yapı arz eder. Tasavvufa hayırhah bakmayan örgütün fikri çalışması kavramsal düzeyde modern dünyanın tanınmasına ve aktüel olayların yorumlanmasına dayanır. Bu açıdan kavramlara aşırı vurgu yapar, terimlerin ıstılah anlamları ve bunların fikri-politik dile tercümesi egitim, teblig ve tanıtım amaçlı çalışmalarının merkezi önemini teşkil eder. Bunun yanında iç ve dış aktüel olayların bilinmesi, analiz edilmesi, örgütün doktrinini, stratejisini ve hedeflerini dogrulayıcı mahiyette yorumlanması da önemli çalışma konularından biridir...

Örgütün hedefi küresel hakimiyet amaçları olan bir İslam devleti kurmak ve Hilafeti yeniden ikame etmektir. Anahtar iki teriminin İslam devleti ve Hilafet oldugunu söylemek mümkün. En Nebhani, politik doktrinini 1953te kaleme aldıgı İslam Nizamı adlı kitabında detaylı olarak anlatır. Uygulamaya hazır bir İslam Anayasası metni vardır, bu metin 30 Agustos 1979da İranda uygulanmak üzere Ayetullah Humeyni'ye sunulmuştur.

Takiyuddin En Nebhani, Filistin asıllı olmakla beraber, -muhtemelen Ürdün şubesinin sorumlusu Şeyh Ahmed ed Daurun etkin çalışmaları sonucunda- Ürdün, Hizbut-Tahririn merkezi, bir tür başkenti konumundadır. Eger bütün İslam dünyasını içine alacak yekpare bir siyasi organizasyondan, yani bir devletten söz etmek gerekirse, bu devletin başkenti Ürdün, diger bütün ülkeler vilayet hükmündedir. Hedeflenen siyasi başarının öncelikle Arap ülkelerinde, sonra diger İslam ülkelerinde kurulması gerektigi düşünülür. İlk yıllarda Partinin iktidara gelme süresi 13 yıl (Mekke dönemi) olarak belirlenmişken, sonraları bu, 30 yıla ve daha uzun bir zamana uzatılmıştır.


Öteden beri İngiliz istihbaratıyla ilişkili oldukları iddia edilir. Elbette bu tür iddialar belgelenemez. Bilerek provokatif eylemler içinde yer alırlar mı? Bilmiyorum. Ben metinlerinde yerini bulamadım, ama Milletlerarası İslam Gençlik Konseyinin (WAMY) hazırladıg

ı Günümüz Din ve Fikir Hareketleri Ansiklopedisinde parti ile ilgili bölümde (s. 110) eleştirilip reddedilen 13 fıkhi görüşünden birinin (h fıkrası) şu oldugu kaydedilir: Kafirlere karşı savaşta, kafir bir devletin planı geregince ajan bir kumandanın emri altında savaşmakta sakınca yoktur. Sözcüleri bunu reddediyor.

-düşünmeye deger...gayri islami bir ülkenin ajan bir kumandanı...???-




 

cüneyd-i

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
4 Eyl 2005
Mesajlar
138
Aldığı Beğeniler
1
Şeytânî oyun

Demek ki, ABD'nin derin aklını temsil eden yaşlı kurt Kissinger'in "İslam başkalarıyla degil, asıl kendi içinde çatışacak" öngörüsü, böyle gerçekleşecekmiş.


Konuşanın, bir bildigi varmış. Bu, "kendi kendini gerçekleştiren kehanet" degil, hazırlanan oyunun önceden haber verilmesiymiş.

İşte Irak'ta yaşananlar bunun göstergesi. Bu felaket noktasına, göz göre göre gelindi. Herkes herkesi uyardı. Fakat, hiç kimse hiç kimseyi dinlemedi. Ve sonunda korkulan oldu, bile bile "kardeş kavgası" tuzagına düşüldü.

Oyun yeni degil. ABD'nin selefi İngiltere, küresel sömürü siyasetini, düşmanı birbirine kırdırma üzerine kurmuştu. Oryantalizmi bu amaçla kullandılar. Oryantalistler, onlara malzeme sagladı. İslam ümmetini oluşturan toplumlar arasındaki ihtilaf noktalarını ögretti. Nereyi kaşıyınca ne çıkar, hangi mezhepler arasında kadim kan davaları vardır, hangi Müslüman halkın hafızasında yekdi erine karşı husumetin izleri bulunur, hangi bölgeler birbiriyle kadim husumete sahiptir, komşu kavimleri birbirine düşürmek için neyi fişeklemek gerekir, kardeş aşiretleri birbirine kırdırmanın en iyi yöntemi nedir? Oryantalizm, işte bütün bu soruların hazır cevaplarını onlara sunmak için ugraş verdi.

Onlar da bunu kullandılar. Bununla yetinmediler. Çekilmek zorunda kaldıkları İslam topraklarına kendilerine amade kahyalar aracılıgıyla ulus devletler serpiştirdiler. Onların ellerine sınırları cetvelle çizilmiş ülkeler verdiler. Hemen hepsinin arasına sınır ihtilafları ektiler. Bugün İslam cografyasında aralarında sınır ihtilafı olmayan iki komşu devlet bulmak çok nadirdir. Bir milyon cana mal olan İran-Irak savaşının bahanesi sınır ihtilafıydı. Saddam mecnununun dünyayı yangına veren küresel işgale bahane teşkil eden Kuveyt'i işgal harekatı, yine öyle. Mısır ve Sudan, Suudi Arabistan ve Yemen benzer sorunlardan dolayı savaşın eşi inden döndü. Endonezya ile Açe Sumatra'nın durumu ortada. Bahreyn ile İran, Umman ile Suudi Arabistan, Cezayir ile Fas, Cezayir ile Çad arasında benzer sorunlar şimdilik uykuda.

İslam toplumlarını birbirine kırdırmak isteyen her şeytânî gücün ilk kaşıdıgı ihtilaf alanı, mezhebî farklılıklardır. Zira, İslam ümmeti arasındaki mezhebi kamplaşmalar, ihtilafı tefrikaya dönüştürmek isteyen şer güçler için hâlâ "fırsatlar diyarı" olmayı sürdürüyor. Şer güçlerin, bu ihtilafları kaşımasında bir gariplik yok. Bundan dolayı sırf onları suçlamak, sorunu halının altına süpürmektir. Bu bir şeyi halletmez. Siz kendi yaralarını kendiniz saramıyor, onlara kendi eczanenizden şifa bulamıyorsanız, bu sizin kusurunuz. Bu durumda, sizi kendisine hasım gören güçlerin, kabuk ba lamış yaralarınızı dahi kaşıyarak kanatmasından şikayete hakkını yok demektir.

Bugün Irak'ta olan budur. Irak'ta sözüm ona "Sünni" Saddam'ın zulmüne yalnız Şiiler maruz kalmadı. Tabiî ki, en çok onlar gadre ugradı. Fakat, Irak Sünnileri de Saddam'ın dillere destan zulmünden payını aldı. Ama Saddam gitti, zulüm bitmedi. Saddam gibi bir manyagı Irak'ın başına bela edenler, aradan aracıyı kaldırıp dogrudan musallat oldular. Şiilere siyasal haklarını verir gibi yapmaları, aslında Sünni-Şii savaşını körüklemek içindi. Bu oyuna Sadr gibi akıllı Şii liderler gelmedi. Fakat geniş Şii kitle tav oldu. Aslında sorunun temeli, nüfusunun % 65'i Şii olan bir ülkenin başına, sözüm ona Sünni bir diktatörü musallat etmekti. Aynı oyun tam tersiyle Suriye'de oynandı. Nüfusunun % 80'i Sünni olan bir ülkenin başına Nusayri bir müstebit azınlıgı musallat ettiler.

Müslüman halkları, ırki ve kavmi hamasetlerini köpürterek tefrikaya düşürme çabası, siyasal içerikli bir çabadır. Fakat Müslüman kavimlerin mezhep taassuplarını kışkırtarak tefrikaya düşürme çabası, sonuçları siyaset için kullanılsa da, özünde dini içeriklidir. Peki, dinin, yani İslam'ın eczanesi, bu hastalıgın tedavisini sa layacak ilaçtan mahrum mudur? Bu din, kendi mensuplarının birlik ve beraberligini sag layacak temel kriterlerden yoksun mudur? Yok İslam'ın eczanesinde bu türden sorunların ilacı var da, hastalık taşıyanlar tedaviye mi yanaşmamaktadırlar? Dahası, bu ilacın reçetesini yazması gerekenlerin bunda suçu ne kadardır?

Önümüzdeki yazıda, İslam'ın ecza dolabını açalım da, bakalım İslam bu hastalıga hangi ilaçları öngörmüş. "Bu ilaçların miadı doldu" iddiasında bulunanlar, hangi zehirleri ilaç diye sunarak, Müslüman toplumların ugruna kardeş kanı döktükleri kanlarını zehirlemişler.

S. HOCAOĞLU




 

YaMusaB

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,716
Aldığı Beğeniler
5
Geçende bir cafede lakayıt bi dergide, ismini hatırlayamadım herneyse, HizbutTahrir'in T rkiye temsilcisinin bir röportajı vardı, hiç silah kullanmadan yapaca ız... Bize silahla müdahalede bulunlara karşı da diyordu... Devletin başkenti istanbul olacakmış ve Halife Top Kapı sarayında oturacakmış... Çok ilginç açıklamaları vardı...
 

cüneyd-i

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
4 Eyl 2005
Mesajlar
138
Aldığı Beğeniler
1
Orjinal Yazarı YaMusaB
Geçende bir cafede lakayıt bi dergide, ismini hatırlayamadım herneyse, HizbutTahrir'in T rkiye temsilcisinin bir röportajı vardı, hiç silah kullanmadan yapaca ız... Bize silahla müdahalede bulunlara karşı da diyordu... Devletin başkenti istanbul olacakmış ve Halife Top Kapı sarayında oturacakmış... Çok ilginç açıklamaları vardı...

...BU SIRALAR KASITLI OLARAK VE FARKLI AAMAÇLARA YÖNELİK OLARAK DİNİ OLGULARI KAŞIYANLAR VAR...DİKKATLİ OLMAK GEREKLİ...!
 

cüneyd-i

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
4 Eyl 2005
Mesajlar
138
Aldığı Beğeniler
1
Orjinal Yazarı YaMusaB
Geçende bir cafede lakayıt bi dergide, ismini hatırlayamadım herneyse, HizbutTahrir'in T rkiye temsilcisinin bir röportajı vardı, hiç silah kullanmadan yapaca ız... Bize silahla müdahalede bulunlara karşı da diyordu... Devletin başkenti istanbul olacakmış ve Halife Top Kapı sarayında oturacakmış... Çok ilginç açıklamaları vardı...

...BU SIRALAR KASITLI OLARAK VE FARKLI AMAÇLARA YÖNELİK OLARAK DİNİ OLGULARI KAŞIYANLAR VAR...DİKKATLİ OLMAK GEREKLİ...O DERGİYİ (TEMPO)ALDIM...KONUYU SATIR SATIR OKUDUM DÖKÜMAN OLARAK SAKLADIM...

ŞU UCUZ DERGİLER HAFTALIK-TEMPO-AKTÜEL DERİNLERDEKİ SİSTEMATİK STRATEJİ MECLİSLERİNİN HAZIRLADIĞI VE RÖTUŞLAYIP ÖNLERİNE KOYDUKLARI PLANA UYGUN DİNİ İÇERİKLİ HABERLERLE UĞRAŞMAYA BAŞLADILAR...NEDENSE_?
 

YaMusaB

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,716
Aldığı Beğeniler
5
Ewet tempoydu hatırladım...
 
Üst Alt