Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
EHL-İ SÜNNET VE CEMÂAT İTİKÂDINA SÂHİP OLMAK

İslâmın hükümleri ikiye ayrılır: 1- İtikat ve İnanç esasları ile alâkalı hükümler; 2- Amel ve ibadete tealluk eden hükümler.
Ve işte böylece sana emrimizden olan bir rûh vahyettik. Sen kitap nedir, imân nedir, bilmiyordun ve lâkin biz onu bir nûr kıldık. Onunla kullarımızdan diledi imize hidâyet verece iz ve şüphesiz, sen do ru bir yola kılavuzluk ediyorsun (Sûre-i Şûrâ 52) meâlindeki Âyet-i kerîmesinde buyruldu u üzere bu hükümlerin vâzıı (koyucusu) bizzât Allah ve Rasûlüdür. Bilâhare bu hükümleri mevzû edinen ilim dalları tertip edilmiş ve Îtikattan bahseden ilme, İlm-i Tevhîd ve Sıfât; amel ve ibadetten bahseden ilme ise İlm-i Şerâî ve Ahkâm denilmiştir.

Ashâb-ı kirâm ve Tâbiîn devirlerinde, sohbet-i Nebî hürmetiyle, müslümanların itikadlarının temiz olması, ihtilafların az ve kendisine müracaat edilebilecek kimselerin çoklu u sebebiyle, bu tür ilimlerin tertibine ihtiyaç duyulmamışken; fitnelerin ço aldı ı, bidatların arttı ı, eimme-i dîn üzerine zulmün gâlip geldi i sonraki devirler için ise, bu ilimlerin tertip edilmesi zârûri hale gelmiştir. (Şerh-i Akâid 10/12)

Müslümanlar olarak birinci vazîfemiz; neye nasıl inanaca ımızı çok iyi bilmek ve Ehl-i sünnet ve cemaat çizgisinden ayrılmaktan şiddetle sakınmaktır. Bu husûsta İmâm-ı Rabbânî Hazretleri şöyle buyururlar: Mükellef olanlara vâcip olan ilk zarûri vazife, akidelerini Ehl-i sünnet vel-cemaat alimlerinin görüşlerine münasip şekilde tashih etmeleridir. (İmam-ı Rabbani, Mektubat 1/193)

Ümmet ikiye ayrılır: Ümmet-i dâvet ve Ümmet-i icâbet. Peygamber Efendimiz ve ondan sonrası gelmiş ve gelecek bütün insanlı a ümmet-i dâvet; bunlar içinde Peygamber Efendimizin, Allah tarafından, getirip tebli buyurdu u husûslara inanmış müslümanlara ise ümmet-i icâbet denir. Ümmet-i icâbet de ehl-i sünnet ve ehl-i bidat olmak üzere ikiye ayrılır.

Ehl-i sünnet: Rasûlullah Efendimiz ve onun ashâbının yoluna sımsıkı sarılan, dînî hükümleri kendi arzûlarına göre tevîl ve tahrîften kaçınan, ehl-i islâm arasına tefrika sokmaktan sakınan, bidatlerden uzak kimselere denir. Hadîs-i Şerîfte fırka-i nâciye diye işâret edilen de bu cemâattir
 
H

hayrunisa

Guest

RABBİM BİZLERİ EHLİ SÜNNET VEL CEMAAT YOLUNDAN AYIRMASIN O ÇİZGİDEN AYIRMASIN İNSALLAH

 

salihin_cy

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
133
Aldığı Beğeniler
0
Dularınıza amin diyorum kardeşim...İlave olarak konu ile alakalı bir alıntıyı takdirlerinize sunuyorum...


Birtakım Reformcular, dinde yenilik isteyenler, indirilmiş (münzel) İslâm yerine uydurulmuş bir din türetmeye yeltenenler son otuz-kırk yıl içinde kafaları karıştırdılar, dehşetli tahribat yaptılar.
Onların ortaya attıkları fikirlerden biri de, Ehl-i Sünnet ve Cemaat İslâmlı ının di er fırkalar gibi bir parça oldu u yanlış görüşüdür.

Ehl-i Sünnet herhangi bir mezheb veya fırka degildir. Allah'ın kitabı Kur'ân-ı Kerim'e, Resulullah Efendimizin Sünnetine, Sâlih Seleflerin, Ehl-i Beyt Efendilerimizin anlayışlarına mutabık olan gerçek İslâm dinidir.

Bir ara Ehl-i Sünnet hakkında bir makaleler mecmuası çıkartmışlardı. Büyük, hacimli bir kitaptı. Bunu tam yüz elli bin adet basıp da ıtmışlardı. Türkiye'de, biliyorsunuz, şu anda kitaplar bir-iki bin adet basılıyor. Ehl-i Sünneti sarsmaya yönelik bu kitap niçin yüz elli bin gibi Türkiye ölçülerine göre çok yüksek adette basılmıştı? Bu iş için gerekli sermaye nereden gelmişti veya bulunmuştu?..

Evvelce yazmıştım, kısaca tekrarlıyorum: Osmanlı imparatorlu unun din siyasetinin üç ana maddesi vardı:
1. İtikadda ve İslâm'ın anlaşılmasında ve yorumlanmasında Ehl-i Sünnet dairesi içinde bulunmak.

2. Fıkıhta Hanefi mezhebi ile amel etmek (di er üç mezheb de serbestti).

3. Şeriata aykırı tarafları olmamak şartıyla tarikatları desteklemek ve gelişmeleri için çalışmak.

Yakın tarihimizde İslâm'ı yıkmak, Müslümanların kafalarını karıştırmak için dinde reform, yenilik, de işiklik, tarihsellik cereyanları çıkartıldı. Öyle ilâhiyatçı profesörler zuhur etti ki, çekinmeden şöyle iddia ettiler:
" Müslümanların inandıgı ve baglı oldu u geleneksel ilmihal Müslümanlı ı bozuktur, tahrife u ramıştır. Ben,Kur'ân Müslümanlı ını çıkarttım, do rusu odur.
Ne cüret ve cesaret de il mi?.. 1400 senedir büyük nuranî kafile yanılmış, Eimme-i Müctehidin (mutlak ictihad sahibi imamlar), di er fukaha, süleha, müfessirler, muhaddisler, ehl-i Hak, evliyaullah, kutublar, gavslar yanılmışlar, bizim reformcu ilâhiyatçımız dogruyu bulmuş...

Bir Müslüman din konusunda yeterli ilme ve kültüre sahip de ilse, itikadda ve fıkıhta Ehl-i Sünnet ve Cemaate ba lı olması onu kurtarır. İcazetli bir din âliminin yazdı ı ilmihali esas kabul eder, dinini ondan ö renir ve aya ı kaymaz.
Cahil ve mukallid Müslüman, Ehl-i Sünnetten koparsa hemen aya ı kayar.
Reformcular, yenilikçiler, de işimciler ne diyorlar:

(a) Bir Kur'ân tercümesi veya tefsiri al ve İslâm'ı onları okuyarak ö ren... Böyle bir şey mümkün müdür? Kur'ân elbette ana kaynaktır, Allah'ın kitabıdır. Ancak ondan hüküm çıkartabilmek için âlet ilimlerini ve âli ilimleri bilmek gerekir. Reformcular, Kur'ân tercümesinin yanında hadis tercümesi kitaplarını da tavsiye ediyorlar... Müslüman elbette Resul-i Kibriya Efendimizin hadislerini okuyacaktır. Lâkin bunlardan kendi kafasına göre itikad, fıkıh, muamelat hükümleri çıkartamaz.

(b) Reformcuların safsatalarından biri de şudur: Ebu Hanife hazretleri "Benim ictihadımı nakz eden bir hadis görürseniz ona tâbi olursunuz..." buyurmuştur. Cahil ve mukallid Müslümanlara diyorlar ki: "Bak! Ebu Hanife bile böyle söylemiş.."Ancak reformcu tilkiler İmam-ı Âzam hazretlerinin bu sözü kimlere söyledi ini bildirmiyorlar. O bu sözü cahil halka, mukallidlere de il, müctehid fi'l-mezheb seviyesinde olan talebelerine söylemiştir . Ebu Hanife'nin bu sözüyle amel edebilmek için, çeşitli varyantlarıyla, senetleriyle, râvileriyle en az elli bin Hadis-i Şerifi ezbere bilmek gerekir. Şimdi zamanımızda böyle kimse var mıdır? Usûl-i fıkıh ne diyor?.. "Bir mukallid nass ile fukaha sözü arasında bir uyumsuzluk görse hangisine tâbi olur? Fukaha sözüne tabi olur. Niçin? Çünkü mukallidin uyumsuzluk gibi gördü ü şey, kendi bilgisizli inden ve vehminden kaynaklanmaktadır. Ya nesh vardır, ya tahsis, ya tevcih..."

(c) Reformcuların hepsi için söylemem ama onların ço u mezhebsizdir. Mezheb ise İslâm'ın temizliklere, ibadetlere, muamelelere, cezalara ait hükümlerinin uygulanmasında gereklidir. Mezhep gidince fıkıh gider, fıkıh gidince Sünnete itibar kalmaz, bir yı ın fitne fesat, nifak şikak, bid'at, cehalet zuhur eder. Nitekim görülüyor.

(ç) Bazı reformcular sarıklı Farmason Cemaleddin Efganî'yi Müslümanlara kurtuluş rehberi olarak gösteriyor. 1400 yıllık tarihimizde bunca ilim, irfan, ahlâk, fazilet, takva, vera, hikmet, zühd sahibi Rabbanî imamlar varken, sayın reformcu, yalancı bir Farmasonu Müslümanlara niçin rehber olarak gösteriyor? Yalancı dedim çünkü bu adam, aslen İranlı oldu u halde kendisini Afgan gibi göstermiş, yine Şiî oldu u halde Sünnî görünmüştür. Be adam, sen İslâm düşmanı agresif kâfirlerin içinde de ilsin ki böyle takiyye yapıyorsun.Yoksa Sünnîleri düşman olarak mı görüyordun?


Reformcular, yenilikçiler "Tarihsel Ekol" mensupları son olarak ortaya dinlerarası diyalog ve hoşgörü ideolojisini attılar.Bunun esasları şudur:
Bir: Musevîlik, Hıristiyanlık ve İslâm, üçü de İbrahîmi dindir ve haktır. Bu suretle dinimizin Allah katında yegâne hak din oluşu inancına ters düşüyorlar.
İki:Üç dinin mensupları cennete girecektir.
Üç: Di er din mensuplarına hoşgörü, şefkat ve merhametle yaklaşmak için Kelime-i Tevhidin ikinci cümlesi üzerinde durulmamalıdır
.
Zavallı Müslüman halkımız... Milyonlarca vatandaşımız do ru dürüst, sa lam din bilgisine ve kültürüne sahip de ildir. Akaid okumamışlar, fıkıh okumamışlar, usul-i fıkıh okumamışlar, usul-i tefsir, usul-i hadis okumamışlar... Bunca fitne fesat, nifak şikak, aldatma, yanıltma, saptırma, şaşırtma, zihnini karıştırma, sersemletme propagandası içinde ne yapsınlar?

Bendeniz, 1950'li yılların sonunda Diyanet İşleri Başkanlı ı'nda iki sene memuriyet yaptım.O zaman Diyanete Ehl-i Sünnet ve Cemaat zihniyeti hâkimdi. Oradaki hocalar Osmanlı medreselerinde yetişmişti. İçlerinde bir tek reformcu, yenilikçi, bid'atçi yoktu. Şeriattan, fıkıhtan, İslâm'ın zarurî hükümlerinden en ufak bir ödün vermezlerdi.
Aradan yarım asra yakın bir zaman geçti ve manzaraya bakınız. Hepsi için söylemiyorum ama bir kısım ilâhiyatçılar aklın, sa duyunun, vicdanın, insafın kabul etmeyece i zihniyetler ve iddialar sergiliyorlar.
Kur'ân'daki bazı âyetlerdeki hükümler ve yasaklar mutlak de ilmiş, tarihselmiş, Resulullah Efendimizin zamanına aitmiş... Böyle bir tezi kabul edersek, İslâm dini neye döner?.. Beşerî bir ideolojiye veya hümanizmaya döner.
Diyalog ve hoşgörü havarileri, "Yahudileri ve Hıristiyanları dost ve veli edinmeyiniz" meâlindeki âyete tarihseldir diyorlar. Onlar ne istiyorlar? Müslümanların Siyonistleri, Evangelistleri dost ve veli ittihaz etmelerini. Peki, onların İslâmiyet'e ve Müslümanlara nasıl saldırdıklarını görmüyorlar mı? Görüyorlar ama yine de ısrar ediyorlar.

Reformcu ve yenilikçi zümrenin eline Allah fırsat vermesin. Gün gelir, beş vakit namaz farzı için de "Tarihseldir, zamanımızda geçerli de ildir..." diyebilirler ve günde üçe, bire indirtebilirler.Hattâ haftada bire indirebilirler.

Bu fitne fesat içinde dinini, imanını, ebedî saadetini korumak isteyenler çok sıkı bir şekilde Ehl-i Sünnet ve Cemaat İslâmlı ına sarılmalıdır. Geleneksel ilmihal Müslümanlı ından en ufak bir ödün bile verilmemelidir. Kapı hele bir aralanmaya görsün, ne kadar şeytan ve cin varsa o aralıktan girer.

Mehmet Şevket Eygi http://www.milligazete.com.
 

HACI BORAN

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
4 Eyl 2005
Mesajlar
2,198
Aldığı Beğeniler
6
rabbim bizi ehli sünnet ve cemaet yuolunda ayırmasın inşallah...
 

YaMusaB

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,716
Aldığı Beğeniler
5
Orjinal Yazarı hayrunisa

RABBİM BİZLERİ EHLİ SÜNNET VEL CEMAAT YOLUNDAN AYIRMASIN O ÇİZGİDEN AYIRMASIN İNSALLAH


Binler amin...
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
Baglı oldugumuz ehlis sunnet itikadını tam manası ile bilip tasdik etmek gerekir. Bu yazılanlardan birinde en ufak bir şüphemiz varsa, itikadımızın yanlıslıklarını düzeltmek zorundayız.Aksi takdirde ehli sunnet itkadından uzaklasmıs oluruz ki bu da bizi cehennem ehlinden yapar. Allah korusun. Teker teker okuyup tasdiklemek üzere bilgilerinize sunuyorum.

Ehl-i sünnet itikâdı nedir?

Hadis-i şerifte, ümmetin 73 fırkaya ayrılaca ı, birisi hariç di erlerinin Cehenneme gidece i,.Cennete gidecek tek fırkanın Peygamber aleyhisselâmın ve Eshâb-ı kirâmın yolundan giden fırka oldu u bildirilmiştir.

İtikatda ayrılık olmaz. İslâm âlimleri, Hadis-i şerifler ve icma ile hâsıl olan hükümleri sistemleştirmişlerdir. Bu sisteme Ehl-i sünnet vel cemaat dendi i bütün muteber kitaplarda yazılıdır. Sonradan çıkmış de ildir. Tek do ru olan islâm itikadının adıdır.

Allah'ın ezeldeki sıfatları mahluk ve sonradan olma de ildir. Allah'ın sıfatlarının yaratılmış ve sonradan oldu unu söyleyen, yahut tereddüt eden veya şüphe eden kimse Yüce Allah'ı inkar etmiş olur.

Kur'an-ı Kerim, Allah kelamı olup, mushaflarda yazılı, kalplerde mahfuz,dil ile okunur ve Hz.Peygamber'e indirilmiştir. Bizim Kur'an-ı Kerim'i teleffuzumuz, yazmamız ve okumamız mahluktur fakat Kur'an mahluk de ildir. Allah'ın Kur'an'da belirtti i Musa ve di er Peygamberlerden, firavun ve İblis'ten naklen verdi i haberlerin hepsi Allah kelamıdır, onlardan haber vermektedir. Kur'an ise Allah'ın kelamı olup, kadim ve ezelidir.

Allah bir şey'dir, fakat di er şeyler gibi de ildir. O'nun varlı ı cisim, cevher, araz, had, zıd, eş ve ortaktan uzaktır.

Allah, eşyayı bir şeyden yaratmadı. Allah, eşyayı oluşundan Önce, ezelde biliyordu. O, eşyayı takdir eden ve oluşturandır.

Allah'ın dilemesi, ilmi, kazası,takdiri ve Levh-i Mahfuz'daki yazısı olmadan, dünya ve ahirette hiçbir şey vaki olmaz. Ancak onun Levh-i Mahfuz'daki yazısı , hüküm olarak de il, vasıf olarak yazılıdır. Kaza, kader ve dilemek, O'nun nasıl oldu u bilinmeyen sıfatlarındandır.

Allah, yok olanı yoklu u halinde yok olarak bilir, onun yarattı ı zaman nasıl olaca ını bilir,Var olanı,varlı ı halinde var olarak bilir, onun yoklu unun nasıl olaca ını bilir.Allah ayakta duranın ayakta duruş halini, oturdu u zaman da oturuş halini bilir. Bütün bu durumlarda Allah'ın ilminde ne bir de işme, ne de sonradan olma bir şey hasıl olmaz.De işme ve ihtilaf, yaratılanlardan olur.

Allah'ın 'Allah Musa'ya hitap etti.' 130 ayetinde belirtti i gibi, Musa Allah'ın kelamını işitti. Şüphesiz ki Allah, Musa ile konuşmasından önce de, kelam sıfatı ile muttasıfı. Yüce Allah yaratmadan da ezelde yaratıcı idi. Allah, Musa'ya hitap etti inde, ezelde sıfatı olan kelamı ile konuştu. O'nun sıfatlarının hepsi, mahlukların sıfatlarından başkadır. O bilir, fakat bizim işitti imiz gibi de il. O kadirdir, fakat bizim gücümüzün yetti i gibi de il. Biz uzuvlar ve harflerle konuşuruz. Oysaki Allah, uzuvsuz ve harfsiz konuşur. Harfler mahluktur, fakat Allah'ın kelamı mahluk de ildir.

Allah insanları küfür ve imandan hali olarak yaratmış, sonra Onlara hitap ederek emretmiş ve nehyetmiştir. Kafir olan; Kendi fiili, hakkı inkar ve reddetmesi ve Allah'ın yardımını kesmesiyle küfre sapmıştır. İman eden de kendi fiili, ikrarı, tasdiki ve Allah'ın muvaffakiyet ve yardımını ile iman etmiştir.

Allah Ademin neslini, sulbünden insan şeklinde çıkarmış,Onlara akıl vermiş, hitap etmiş, imanı enredip, küfrü yasaklamıştır. Onlar da onun Rabb oldu unu ikrar etmişlerdir. Bu , onların imanıdır. İşte onlar bu fıtrat üzerine do arlar. Bundan sonra küfre sapan bu fıtratı de iştirip bozmuş olur.

İman ve tasdik eden de fıtratında sebat ve devam göstermiş olur. Allah, kullarının hiç birini iman veya küfre zorlamamış. Onları mü'min veya kafir olarak yaratmamıştır. Fakat onları şahıslar olarak yaratmıştır. İman ve küfür kulların fiilleridir. Allah, küfre sapanı, küfrü esnasında kafir olarak bilir.O kimse daha sonra iman ederse, imanı halinde mü'min olarak bilir, ilmi ve sıfatı de işmeksizin onu sever.

Kulların hareket ve sükün gibi bütün fiilleri hakikatten kendi Kesbleri (kazançları)'dir.Onların yaratıcısı ise Yüce Allah'tır.Onların hepsi Allah'ın dilemesi, ilmi,hükmü ve kaderi ile olur. Taatların hepsi, Allah'ın emri, muhabbetti, rızası, ilmi,dilemesi, kazası ve takdiri ile vacip kılınmıştır. Masiyetlerin hepsi de Allah'ın ilmi, kazası , takdiri ve dilemesi ile olmakla beraber, rızası ve emri de ildir.

Peygamberlerin hepsi de (salat ve selam olsun) küçük, büyük günah,küfür ve çirkin hallerden münezzehtir. Fakat onların sürçme ve zelleleri vaki olmuştur. Hz.Muhammed(s.a.v) , Allah'ın sevgili kulu, resülü, nebisi, seçilmiş tertemiz kuludur. O hiçbir zaman puta tapmamış , göz açıp kapayacak bir an bile Allah'a ortak koşmamaktır. O, küçük büyük hiçbir günah işlememiştir.

Peygamberlerden sonra insanların en faziletlisi, Ebu Bekr es-Sıddık, sonra Ömer el-Faruk, sonra Osman b. Affan Zu'n-Nureyn, daha sonra Aliyyu'l-Murtaza'dır. Allah hepsinden razı olsun. Onlar do ruluk üzere , do ruluktan ayrılmayan, ibadet eden kimselerdir. Hepsine sevgi ve saygı duyarız. Hz.Peygamber'in ashabının hepsini Sadece hayırla anarız.

Bir müslümanı , helal saymaması şartıyla, büyük günahlardan birini işlemesi ile kafir sayamayız. Bu durumdaki bir kimseden iman ismini kaldıramayız, ona gerçek amlamda mü'min deriz. Bir Mü'minin kafir olamamakla beraber günahkar olması caizdir. Günahlar, mü'mine zarar vermez demeyiz. Keza günah işleyen Kimse Cehennem'e girmez de demeyiz. Dünyadan mü'min olarak ayrılan kimse,fasık da olsa Cehenem'de ebedi kalacaktır, demeyiz.

Mürcie'nin dedi i gibi, iyiliklerimiz makbul, kötülüklerimiz de affetdilmiştir, demeyiz. Fakat kim bütün şartlarına uygun, müfsit ayıplardan uzak amel işler ve onu küfür ve dinden dönme gibi şeylerle boşa çıkarmaz ve dünyadan mü'min olarak ayrılırsa şüphesiz Allah onun amelini zayi etmez, bilakis kabul eder ve ondan dolayı sevap verir, deriz. Allah'a ortak koşmak ve küfür dışında, büyük ve küçük günah işleyen, fakat tevbe etmeden mü'min olarak ölen kimsenin durumu Allah'ın dilemesine ba lıdır. Dilerse ona Cehennem'de azap eder, dilerse affeder ve hiç azaba u ratmaz. Herhangi bir amele riya karıştı ı zaman, o amelin ecrini yokeder. Keza ucüb(kendi amelini üsütün görmek)de böyledir.

Peygamberlerin mucizeleri ve velilerin kerametleri haktır. Ancak Haberlerde belirtildi i üzere İblis, Firavun ve Deccal gibi Allah düşmanlarına ait olan, onların şimdiye kadar vukua geliş ve gelecekhallerine mucize de, keramet de demeyiz.Bu onların hacetlerini yerine getirmedir. Zira , Allah, düşmanlarının ihtiyaçlarını, onları derece derece cezaya çekmek ve sonunda cezalandırmak şeklinde yerine getirir. Onlar da bunu aldanarak azgınlık ve küfürde haddi aşarlar. Bunların hepsi de caiz ve mümkündür.

Yüce Allah yaratmadan önce de yaratıcı, rızık vermeden evvel de rızıklandırıcı idi.

Allah ahrette görülecektir. Müminler Allahı cennette aralarında mesafe olmaksızın, teşbihsiz ve keyfiyetsiz olarak baş gözleriyle göreceklerdir.

İman; dil ile ikrar kalb ile tasdiktir. Gökte ve yerde bulunanların imanı, iman edilmesi gereken şeyler yönünden artmaz ve eksilmez, fakat yakin ve tasdik yönünden artar ve eksilir.

Müminler iman ve tevhid hususunda birbirlerine musavidirler. Fakat amel itibariyle birbirlerinden farklıdırlar.

İslam Allahın emirlerine teslim olmak ve itaat etmek demektir. Lugat itibariyle iman ve islam arasında fark vardır. Fakat islamsız iman imansız da islam olmaz. Onların ikisi de bir şeyin içi ve dışı gibidirler.

Din ise; iman ve şeriatlerin hepsine verilen bir isimdir. Biz, Yüce Allahı kendisini kitabında tavsif etti i bütün sıfatlarıyla gerçek olarak biliriz.
Hiç kimse Allahın şanına layık şekilde hakkıyla ibadet etme e kadir de ildir. Fakat insan ancak Allahın kitabında, Rasulullahın bildirdi i ölçüde Allaha ibadet eder.

Bütün müminler; marifet yakin, tevekkül, muhabbet, rıza, korku ve ümit ve iman hususunda birbirlerine musavidirler. Bu konuda imanın dışındaki hususlarda farklılaşırlar.

Allah, kullarına karşı lutufkardır, adildir, kulun haketti i sevabı lütfuyla kat kat fazlasıyla verir. Kulunu, adaletinin icabı olarak işledi i günahdan dolayı cezalandırır. Keza lütuf olarak ba ışlarda.

Peygamberlerin şefaatı haktır. Peygamberimizin şefaati, günahkar müminler ve onlardan büyük günah işleyip cezayı hak etmiş olanlar için hakk ve sabittir.
 
Ü

üsame

Guest
Orjinal Yazarı hayrunisa

RABBİM BİZLERİ EHLİ SÜNNET VEL CEMAAT YOLUNDAN AYIRMASIN O ÇİZGİDEN AYIRMASIN İNSALLAH

[/quote]


Amın Amın
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
Kıyamet günü amellerin mizanla tartılaca ı hususu haktır. Hz.Peygamberin havzı haktır. Kıyamet günü, hasimler arasında iyilikler, alınarak kısas ve hesaplaşma olması haktır. İyilikler bulunmadı ı takdirde kötülüklerin atılması, hak ve caizdir.

Cennet ve cehennem halen yaratılmıştır, ebediyyen de fani olmayacaklardır.

Yüce Allahın cezası da, sevabı da ebedidir.

Allah diledi ini kendisinin bir lutfu olarak hidayete ulaştırır. diledi ini de adaletinin gere i olarak sapıklı a düşürür. Allahın sapıklı a düşürmesi, hızlanıdır. Hızlanın manası ise; Allahın razı olaca ı şeylerden onun muvaffak kılmayıp, yardımını kesmesidir. Bu Allahın adaleti gere idir. Keza, Allahın günahkarları, isyanları sebebiyle cezalandırması da adaleti icabıdır.

Şeytan, mümin kuldan imanı baskı ve cebirle alır, dememiz do ru de ildir. Fakat kul imanı terkederse şeytan da onun imanını alır, deriz.

Kabirde Münkerle Nekirin sualleri haktır. Kabirde ruhun cesde iade edilmesi haktır. Bütün kafirler ve asi müminler için kabir sıkıntısı ve azabı haktır.

Alimlerin, Allahın sıfatlarını farsça(Arapçadan başka bir dille) söylemeleri caizdir. Fakat Yed yani el kelimesi, Allahın sıfatı olarak söylenemez. Fakat fasça olarak Ruy-i Huda Allahın yüzü demek de il, keramet ve zillet manasındadır. İtaatli olarak kul, Allaha keyfiyetsiz olarak, asi kul ise keyfiyetsiz olarak Allahtan uzak olur. Yakınlık, uzaklık ve yönelmek yalvaran kula racidir. Keza, cennette komşuluk ve Allahın önünde bulunmak, keyfiyetsiz şeylerdir.

Kuran Allahın rasulüne indirilmiş olup, mushaflarda yazılıdır.
Kemal manasında Kuran ayetlerinin hepside fazilet ve büyüklük bakımından. Birbirine müsavidir. Fakat bazısında zikir ve zikredilen fazileti bahis konusudur. Ayetel kürsi buna misaldir. Burada zikredilen Allahın yüceli i, azameti ve sıfatlarıdır. Bu ayette hem zikir, hem de zikredilenin fazileti olarak, iki fazilet biraraya gelmiştir. Bu kısımda ise sadece zikir fazileti vardır. Kafirlerin kıssalarında oldu u gibi, bu ayetlerde zikredilenin bir fazileti yoktur, Çünkü zikredilenler kafirlerdir. Keza Allahın isim ve sıfatlarının hepsi de azamet ve fazillette musavidir, aralarında farklılık yoktur.

İnsan tevhid ilminin inceliklerinden herhangi birinde güçlükle karşılaşırsa, sorup ö renece i bir alim buluncaya kadar, Allah katında do ru olana inanması gerekir. Böyle bir kimseyi arayıp bulmakta gecikmesi de ildir. Bu hususta tereddüd edilerek beklemek mazur görülmez. E er tereddüt ederek beklerse kafir olur.

Mirac haberi haktır. Onu reddeden kısmlarına göre kafir,sapık ve bidatcı olur.

Deccalın, yecüc ve mecucun ortaya çıkması, güneşin batıdan do ması,Hz.İsanın gökten inmesi ve sahih haberlerde bildirilen kıyamet alametlerinin hepsi de hakktır.

Yüce Allah diledi ini do ru yola hidayet eder.

Muhammed aleyhisselam son peygamberdir. Ondan sonra peygamber gelmez.


Ey insan! Kerim olan Rabb'ine karsı seni aldatan nedir.(infitar Suresi-6


Eshâb-ı kirâmı kötülemek câiz midir?

Müslümanlar, Eshâb-ı kirâmın tamamını severler. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

Eshâbım konuşulurken dilinizi tutunuz!
Ümmetimin en kötüsü, Eshâbıma dil uzatma a cesaret edenlerdir.
Eshâbıma dil uzatanlara, onlara sö enlere Allah lanet eylesin!
Eshâbımı incitmekte Allahü teâlâdan korkunuz! Benden sonra onları kötü bilmeyiniz! Onları seven, beni sevdi i için sever. Onlara düşmanlık eden, bana düşmanlık etmiş olur. Onları inciten beni incitir. Beni inciten de Allahü teâlâya eziyet etmiş olur ki, buna azap eder.

Bu hadis-i şeriflerin hepsi İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin Mektûbât isimli kıymetli kitabında vardır. Ne idi ü belli olmayan kitapları almak uygun de ildir. Yine hadis-i şerifte buyuruldu ki:

Eshâbım arasında fitne olacaktır. 0 fitnelere karışanları, Allahü teâlâ benimle olan sohbetleri hürmetine afv ve ma fıret edecektir. Sonra gelenler ise, bu fitnelere karışan Eshâbıma dil uzatarak Cehenneme gireceklerdir.


Ey insan! Kerim olan Rabb'ine karsı seni aldatan nedir.(infitar Suresi-6)

Îmânın sahih, makbul ve muteber olması için şartlar nelerdir?

1 İmânda devamlı ve sabit olmak.
Üç sene sonra müslümanlıktan çıkaca ım derse, o andan itibaren müslümanlıktan çıkmıştır.

2 Havf ve reca arasında olmak.
Allahü teâlânın azabından korkmalı ve rahmetini ümit etmelidir. Bir kimse, ben muhakkak Cennetli im diyerek, Allahü teâlâdan korkmazsa veya ben çok günahkârım Cehenneme gidece im diyerek Cenab-ı Hakkın rahmetinden ümidini keserse imân nûru söner.

3 Can bo aza gelmeden imân etmek
Can bo aza gelince âhıret işleri müşahede edilir. 0 zaman bütün gayr-i müslimler hakikatı görünce hemen îmân ederler, ama kabul olmaz. Çünkü îmân gaybidir. Ölmek üzere iken Cenneti Cehennemi görünce (Demek ki âhıret varmış, iman ettim) demek muteber olmaz. Fakat bu anda bile müminin yaptı ı tevbe kabul olur.

4 Güneş batıdan do madan önce îmân etmek Âhır zamanda dünya yörüngesinden çıkıp başka bir yörüngeye girdi i zaman güneş batıdan do up do udan batacaktır.

5- Gaibi yalnız Allahü teâlânın bildi ine inanmak
Gaibi yalnız Allahü teâlâ bilir. Bir de onun bildirdikleri bilir. Melekler, cinler ve peygamberler de gaibi bilemez. Fakat Allahü teâlânın bildirdi i sâlih bir kulu da bilebilir.

6-Zaruretsiz ve kasten îmândan bir hükmü reddetmemek
Küfrü icap ettiren söz veya başka şeyleri kullanmamalıdır. Kısacası tahkiri icap eden şeyi tazim, tazim icap eden şeyi tahkir ederse îmân dairesinden çıkar.

7 Dinde zaruri bir şeyde şüphe ve tereddüt etmemek
Acaba namaz farz mıdır, kumar haram mıdır. Kur kerim kelâm-ı ilâhi midir? gibi bir hükümde şüphe eden kimse, îmândan çıkar.
Meşhur bir harama helal, meşhur bir helâla haram demek îmândan çıkma a sebeptir.

8 İtikadını İslâm dininden almak
Tarihçilerin, felsefecilerin, fencilerin bildirdi i şekilde de il, Muhammed aleyhisselâmın bildirdi i şekilde iman etmek lâzımdır.

9 Hubbi fihlâh, bu d-ı fillâh üzere olmak
Sevgi ve bu zu yalnız Allahü teâlâ için olmalıdır.

10 Ehl-i sünnet vel cemaata uygun itikad etmek


Ehl-i Sünnet Olabilmenin Şartları Nelerdir?

1) Kurân-ı kerimin kelâm-ı ilâhi oldu una inanmak.
2) Kendi îmânından şüphe etmemek.
3) Eshâb-ı kirâmın tamamını sevmek, hiç birine dil uzatmamak.
4) Cennette müminlerin Allahü teâlâyı görece ine inanmak.
5) Fıskı bilinmeyen her îmâmın arkasında namaz kılmak.
6) Ehl-i kıbleyi tekfir etmemek. (Dinde bilinmesi zaruri lâzım olan şeylere inanmıyanlar mümin de ildir.)
7) Ameli îmândan parça bilmemek. (Günah işleyen kimseye kâfir dememek.)
8.) Mest üzerine meshin dinden oldu unu kabul etmek.
9) İyilik ve kötülü ün, hayır ve şerrin Allahü teâlânın takdiri ile oldu una inanmak
10) Miracın ruh ve beden ile oldu una inanmak, Şefaate inanmak, Kabr azabının ruh ve bedene olaca ına inanmak.

Ehl-i sünnetin başlıca prensipleri nelerdir?

İmâmı Azam hazretleri, Ehl-i sünneti şöyle bildirmiştir:

1.Hazret-i Ebu Bekir ile Hazret-i Ömeri ümmetin en üstünü tutmak,
2.Hazret-i Osman ile Hazret-i Aliyi sevmek
3.Hayrın ve şerrin Allahü teâlâdan oldu una inanmak. Allahın yaratmasıyle meydana geldi ine, kul iyilik isteyince Cenab-ı Hakkın yaratıp râzı oldu una, kötülük isteyince yaratıp razı olmadı ına inanmak,
4.Mest üzerine meshi câiz görmek,
5.Günah işleyenlere kâfir dememek.

Bu beş itikad ile, Ehl-i sünnet di er, sapık mezheplerden ayrılmaktadır.
 
Üst Alt