EHL-İ SÜNNET VE CEMÂAT İTİKÂDINA SÂHİP OLMAK
İslâmın hükümleri ikiye ayrılır: 1- İtikat ve İnanç esasları ile alâkalı hükümler; 2- Amel ve ibadete tealluk eden hükümler.
Ve işte böylece sana emrimizden olan bir rûh vahyettik. Sen kitap nedir, imân nedir, bilmiyordun ve lâkin biz onu bir nûr kıldık. Onunla kullarımızdan diledi imize hidâyet verece iz ve şüphesiz, sen do ru bir yola kılavuzluk ediyorsun (Sûre-i Şûrâ 52) meâlindeki Âyet-i kerîmesinde buyruldu u üzere bu hükümlerin vâzıı (koyucusu) bizzât Allah ve Rasûlüdür. Bilâhare bu hükümleri mevzû edinen ilim dalları tertip edilmiş ve Îtikattan bahseden ilme, İlm-i Tevhîd ve Sıfât; amel ve ibadetten bahseden ilme ise İlm-i Şerâî ve Ahkâm denilmiştir.
Ashâb-ı kirâm ve Tâbiîn devirlerinde, sohbet-i Nebî hürmetiyle, müslümanların itikadlarının temiz olması, ihtilafların az ve kendisine müracaat edilebilecek kimselerin çoklu u sebebiyle, bu tür ilimlerin tertibine ihtiyaç duyulmamışken; fitnelerin ço aldı ı, bidatların arttı ı, eimme-i dîn üzerine zulmün gâlip geldi i sonraki devirler için ise, bu ilimlerin tertip edilmesi zârûri hale gelmiştir. (Şerh-i Akâid 10/12)
Müslümanlar olarak birinci vazîfemiz; neye nasıl inanaca ımızı çok iyi bilmek ve Ehl-i sünnet ve cemaat çizgisinden ayrılmaktan şiddetle sakınmaktır. Bu husûsta İmâm-ı Rabbânî Hazretleri şöyle buyururlar: Mükellef olanlara vâcip olan ilk zarûri vazife, akidelerini Ehl-i sünnet vel-cemaat alimlerinin görüşlerine münasip şekilde tashih etmeleridir. (İmam-ı Rabbani, Mektubat 1/193)
Ümmet ikiye ayrılır: Ümmet-i dâvet ve Ümmet-i icâbet. Peygamber Efendimiz ve ondan sonrası gelmiş ve gelecek bütün insanlı a ümmet-i dâvet; bunlar içinde Peygamber Efendimizin, Allah tarafından, getirip tebli buyurdu u husûslara inanmış müslümanlara ise ümmet-i icâbet denir. Ümmet-i icâbet de ehl-i sünnet ve ehl-i bidat olmak üzere ikiye ayrılır.
Ehl-i sünnet: Rasûlullah Efendimiz ve onun ashâbının yoluna sımsıkı sarılan, dînî hükümleri kendi arzûlarına göre tevîl ve tahrîften kaçınan, ehl-i islâm arasına tefrika sokmaktan sakınan, bidatlerden uzak kimselere denir. Hadîs-i Şerîfte fırka-i nâciye diye işâret edilen de bu cemâattir
İslâmın hükümleri ikiye ayrılır: 1- İtikat ve İnanç esasları ile alâkalı hükümler; 2- Amel ve ibadete tealluk eden hükümler.
Ve işte böylece sana emrimizden olan bir rûh vahyettik. Sen kitap nedir, imân nedir, bilmiyordun ve lâkin biz onu bir nûr kıldık. Onunla kullarımızdan diledi imize hidâyet verece iz ve şüphesiz, sen do ru bir yola kılavuzluk ediyorsun (Sûre-i Şûrâ 52) meâlindeki Âyet-i kerîmesinde buyruldu u üzere bu hükümlerin vâzıı (koyucusu) bizzât Allah ve Rasûlüdür. Bilâhare bu hükümleri mevzû edinen ilim dalları tertip edilmiş ve Îtikattan bahseden ilme, İlm-i Tevhîd ve Sıfât; amel ve ibadetten bahseden ilme ise İlm-i Şerâî ve Ahkâm denilmiştir.
Ashâb-ı kirâm ve Tâbiîn devirlerinde, sohbet-i Nebî hürmetiyle, müslümanların itikadlarının temiz olması, ihtilafların az ve kendisine müracaat edilebilecek kimselerin çoklu u sebebiyle, bu tür ilimlerin tertibine ihtiyaç duyulmamışken; fitnelerin ço aldı ı, bidatların arttı ı, eimme-i dîn üzerine zulmün gâlip geldi i sonraki devirler için ise, bu ilimlerin tertip edilmesi zârûri hale gelmiştir. (Şerh-i Akâid 10/12)
Müslümanlar olarak birinci vazîfemiz; neye nasıl inanaca ımızı çok iyi bilmek ve Ehl-i sünnet ve cemaat çizgisinden ayrılmaktan şiddetle sakınmaktır. Bu husûsta İmâm-ı Rabbânî Hazretleri şöyle buyururlar: Mükellef olanlara vâcip olan ilk zarûri vazife, akidelerini Ehl-i sünnet vel-cemaat alimlerinin görüşlerine münasip şekilde tashih etmeleridir. (İmam-ı Rabbani, Mektubat 1/193)
Ümmet ikiye ayrılır: Ümmet-i dâvet ve Ümmet-i icâbet. Peygamber Efendimiz ve ondan sonrası gelmiş ve gelecek bütün insanlı a ümmet-i dâvet; bunlar içinde Peygamber Efendimizin, Allah tarafından, getirip tebli buyurdu u husûslara inanmış müslümanlara ise ümmet-i icâbet denir. Ümmet-i icâbet de ehl-i sünnet ve ehl-i bidat olmak üzere ikiye ayrılır.
Ehl-i sünnet: Rasûlullah Efendimiz ve onun ashâbının yoluna sımsıkı sarılan, dînî hükümleri kendi arzûlarına göre tevîl ve tahrîften kaçınan, ehl-i islâm arasına tefrika sokmaktan sakınan, bidatlerden uzak kimselere denir. Hadîs-i Şerîfte fırka-i nâciye diye işâret edilen de bu cemâattir