http://www.islamievlilik.com/cok_evlilik.html hocam bu adreste var,yazıyı alamadım buraya ama yeterince açıklamalıdır.
ayrıca başka bir yazı
İslam ve Kadın
COK EŞLİLİK ÜZERİNE
İslamiyet esas itibarıyla tek evliliği önermiş, ancak gerektiğinde adaletli davranmak şartıyla çok evliliğe de izin vermiştir. Bu husus Nisa süresinin 3. ayetinde şöyle ifade edilmiştir: Eğer velisi olduğunuz, mal sahibi yetim kızlarla evlenmekle, onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız, onlarla değil, hoçunuza giden kacdınlarla, iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Şayet aralarında adalatsizlik yapmaktan korkarsanız, bir tane almalısınız veya sahip olduğunuz ile yetinmelisiniz. Doğru yoldan sapmamanız için en uygunu budur.
Fakat bu teorik imkana rağmen İslam toplumlarında çok evliliğin pek yaygın olmadığını söylemek gerekir. Ayrıca, eşlerinin kendileri üzerine evlenmesini istemeyen kadınlar, Hanbeli mezhebine göre bunu, nikah esnasında şart olarak ileri sürebilmekte ve bu şart bağlayıcı olmaktadır.
İslamda çok evlilik bir emir, kutsal bir vazife değil, bilakis kısırlık, hastalık, savaş gibi özel durumlarda uygulanabilecek bir kolaylık, bir ruhsattır. Fakat burada eşler arasında eşitlik sağlanması şarttır. Buna rağmen, eşler arasında adaletsizlik yapmaktan korkanlar için, bir tek kadınla evlilik tavsiye edilmiştir. Nitekim bir ayette, eşler arasında adalet yapmanın pek mümkün olmayacağı bildirilmektedir. Adil hareket etmeye ne kadar uğraşsanız, kadınlar arasında adalet yapamazsınız.... (Nisa -129). Şunu da ifade etmek gerekir ki; aynı anda evlenilebilecek kadın sayısı dört ile sınırlanmış, cahiliyye dönemindeki uygulamaya bir kısıtlama getirilmiştir. Zira cahiliyye döneminde bir erkek istediği kadar kadınla evlenebilir, istediği zaman kadını boşar, kimse de buna bir sınırlama ve yasak getirmezdi. İslamiyet dört sayısı ile mevcut olan bu durumu ortadan kaldırmış ve kadını korumuştur. Nitekim yukarıda zikretmiş olduğumuz Nisa suresinin 3. ayetinin inzalinden sonra ve sevgili Peygamberimizin de emri ile, dört eşten fazlasıyla evli olanlar, eşlerini boşayıp dört sayısını hiçbir zaman asla aşmamışlardır.
Kuran-ı Kerime göre evlilik de, talak (boşanma) da iki şahit önünde gerçekleşmek zorundadır. İslamiyetten önce araplar, eşlerini istedikleri kadar boşayıp tekrar onlarla evlenebilirlerdi. Bunun, kadına hakaret olması sebebiyle Kuran-ı Kerim boşama sayısını iki ile sınırlamıştır. Zira üçüncü boşamadan sonra erkeğin eşiyle evlenmesine asla müsade edilmez. Sadece kadın bir başkasıyla normal bir evlilik yapıp ayrılırsa, tekrar ilk eşine dönebilir.
Ayrıca eşler arasında eşitliğin sağlanması için barındırma, nafaka temin etme, giyim, karı koca ilişkisi ve sevgi gibi konularda hiçbir ayırınım yapılmaması gerekmektedir. Maalesef bütün bunların gerçekleşmesi, çok adaletli davranılması imkansız denebilecek kadar zordur. Kadının birtakım karakteristik özellikleri, tavır ve davranışları ise özellikle sevgi husunda birtakım farklılıkları da beraberinde getirir. Özellikle bu hususta eşitlik sağlamak adaletli davranmak çok zordur. Hatta erkek her ne kadar adil davranmaya çalışsa bile, fıtraten bunu başarması imkansızdır.
Diğer taraftan hiçbir kadın da eşini, bir başka kadınla paylaşmak istemez. Bir bekar kadın da, mecburiyet olmadığı takdirde evli bir erkekle, evlenmeyi arzu etmez. Bundan dolayı da kadın, eşinin ikinci bir kadınla evlenme izni vermesi için mecbur edilemez.
Ailede karı koca arası bir anlaşmazlık çıkması durumunda bunun nasıl halledileceği meselesi de önemli bir problem teşkil etmektedir. Burada kadının aile içindeki konumunun yakından ilgilendiren nokta, böyle durumlarda kocanın karısı üzerinde ne gibi bir yetkisinin bulunduğu husudur. Koca aile reisi olduğuna göre bu yetkinin aşırı kullanımının bir taraftan aile birliğini, diğer taraftan kadının kişiliğini etkileyeceği açıktır. Kurn-ı Kerimde, kocasına karşı itaatsiz (naşize) durumuna düşen kadının önce nasihatle, ardından yataklarının ayrılacağı, bunun da etkili olmaması halinde hafifçe dövülebileceğinin (darb) belirtilmesi hususu, en fazla tartışılan konuların başında gelmektedir.
Ayet şöyledir: Erkekler, kadınların koruyucularıdır. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta ve ailenin geçimini sağlamaktadırlar. İyi kadınlar itaatkardırlar. Allahın kendilerini koruması sayesinde onlar da gaybı korurlar. Evlilik yükümlülüklerini reddederek baş kaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız onları hafifçe dövün. Eğer itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol arayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, çok büyüktür. (Nisa -34)
Ayette geçen darb kelimesinin yaygın anlamı olan dövmeden başka bir anlam taşıyıp taşımadığı günümüzde çok tartışılmaktadıtr. Burada, ilahi mesaja doğru mana verilmesi açısından ayette sadece darb kelimesinin değil naşizenin de ne anlamda ve hangi kapsamda kullanıldığının belirlenmesi gerekir. Genel olarak itaasizlik anlamına gelen nüşüz kelimesi, ailenin huzurunu bozan basit bir davranıştan iffetsiz yaşamaya kadar geniş bir alanı içine almaktadır.
Fakat Hz. Peygamberin uygulamasında Onun, eşlerini dövdüğüne dair herhangi bir olaydan bahsedilmemektedir. Hz. Aişe de, Rasulullahın eşlerini ve hizmetçilerini asla dövmediğini söylemektedir. Hz. Peygamber, müslümanların en hayırlılarının eşlerine en iyi davrananlar olduğunu ve kendisinin bu konuda örnek teşkil ettiğini söylemiş, eşlerini ancak kötü kimselerin döveceğini ifade ederek, erkekleri böyle davranmaktan men etmiştir.
Cahide HASEKİ
cahide@mihenk.gr