Kapalı kapılar ardında konuştuklarımızı ve kalbimizin derinliklerinde sakladıklarımızı bilen Yüce Allah’a hamd;
Nebiler Serveri Efendimize, Ehl-i Beytine ve Ashab-ı Kiram’a salât ve selâm…
Merhaba Dostlar;
İnsan, merakın çocuğudur. Etrafında olup bitenleri, başkalarının neler yaptığını; kendisini ilgilendiren ilgilendirmeyen, bir sürü şeyi merak eder…
Oysa ilim irfan erbabı bizi uyarmaktadır; “Seni ilgilendirmeyen şeyin ardına düşme!”
Ayrıca tecessüs, yani, insanların gizli saklısını araştırmak da yasaktır.
Bu, neden böyledir?
Çünkü gizliyi saklıyı araştıran, üzerine vazife olmayan birçok şeyle karşılaşır. Bu bilgiler de onu tahminlere ve zanlara düşürür. Bu zanların da önemli bir kısmı günah kapsamına girer. Sonra da başlar bunları etrafa yaymaya…
Etrafa yayılan bu bilgiler de insanların birbiri hakkında kötü zan beslemelerine, kalplerin karşılıklı bozulmasına sebebiyet verir. Kalpler bozulunca da her hareket, karşılıklı olarak kötüye yorulur. İşte, bu yormalardan da yeni zan’lar meydana gelir. Bunlar da katlana katlana, insanlar birbirinin düşmanı oluverir!
Yüz yüze iken dost; arkasını dönünce düşman!
İşte size, bir dedikodu ve gıybet anatomisi…
Evet kıymetli dostlar, bu işler böyle oluyor. Dikkatli ve tedbirli olmazsanız bir de bakıyorsunuz, öyle bir batağa saplanmışsınız, öyle büyük hatalara sebep olmuşsunuz ki ayıkla pirincin taşını! ...
Öyle büyük bir vebalin altına girersiniz ki -Allah muhafaza- bütün amellerinizi verseniz, yine de kurtaramazsınız kendinizi!
Bunlar, farkında olunmadan düşülen zanlar, gıybetler, laf taşımalar. Bir de bunların kasten, planlanarak yapıldığını düşünün...
Ne büyük bir cürüm!
Sırf nefsini tatmin uğruna veya bir geçici menfaat için, ebedi hayatını tehlikeye atmak!
Başka bir açıdan; canavarlaşan nefsin, enaniyet duygularını tatmin için çirkefleşmesi, adileşmesi…
Değer mi?...
Elbette değmez ama insan bir kere alışkanlık haline getirdi mi artık dayanamıyor dilini tutmaya. Dilini tutsa başı gözü oynuyor… İşaretle, ima ile derken, ne yapıp edip gıybete düşmeyi başarıyor. (!)
Akıllı bir müslüman, kârını zararını düşünebilen insandır. İki dakika boşboğazlık edip nefsinin gıybet şehvetini tatmin edeceğine, mümin kardeşi ile tatlı tatlı sohbet etmesini bilir, bilmelidir.
Malumunuz, Allah-u Teâla Kuran-i Kerim’de gıybeti “ölü eti yeme”ye benzetiyor. Evet sevgili dostlarım, bu manada, ciddi bir gıybet perhizine ihtiyacımız var.
Artık şu “iğrenç işi” bırakalım. Kadını ile erkeği ile, hizmet edeni ve hizmet alanı ile, hangi ortamlarda yaşıyorsak yaşayalım ama bu işi bırakalım…
Kalplerimizi kötü düşüncelerle dolduran,
Bizi karanlık zanlara esir eden,
Kardeş olabileceğimiz insanlarla bizi düşman haline getiren,
Sevaplarımızı yüklenip başkalarına dağıtan,
Amellerimizi, ateşin odunu yediği gibi yiyip bitiren,
Cemaatleri, aileleri ve kavimleri birbirine düşürüp birliklerini dağıtan,
Ve daha birçok rezaleti ve şenaati beraberinde taşıyan, şu gıybet belasına dur demenin vakti ve de geçiyor.
“Gıybet perhizi” deyince öyle basit bir iş gibi de düşünmeyelim. Bu gıybet belası, iki veya daha fazla kişinin bir araya geldiği hemen her ortamda, -af edersiniz- iğrenç bir geviş getirme alışkanlığına dönüştü.
Sohbet muhabbet edelim diye bir araya gelen hemen herkes, farkında olmadan dalıveriyor bu tatlı belaya!
Sevgili dostlarım, birilerinin aniden ortaya çıkıp bizi bu dedikodu, gıybet ve laf taşıma illetlerinden kurtaracağını bekliyorsak çok yanılıyoruz demektir. Boş beklentiler içindeyiz demektir.
Bu marazlardan, ancak tasavvuf ehlinin verdiği reçeteyi uygulayarak kurtulabiliriz. Onların verdiği perhizi uygularsak göreceksiniz, kısa zamanda ailemize, arkadaş ve akraba ortamına huzur hâkim olacaktır.
Bu sayımızda, bu reçetenin bazı ipuçlarını bulacaksınız. Fazlasını ise tasavvuf mütehassısı âlimlerimizin eserlerine havale ediyoruz. Dil afetlerinden selamette kalmanız dualarımızla, Allah-u Teâla’ya emanet olunuz.
SÜLEYMAN KARAKAŞ
Nebiler Serveri Efendimize, Ehl-i Beytine ve Ashab-ı Kiram’a salât ve selâm…
Merhaba Dostlar;
İnsan, merakın çocuğudur. Etrafında olup bitenleri, başkalarının neler yaptığını; kendisini ilgilendiren ilgilendirmeyen, bir sürü şeyi merak eder…
Oysa ilim irfan erbabı bizi uyarmaktadır; “Seni ilgilendirmeyen şeyin ardına düşme!”
Ayrıca tecessüs, yani, insanların gizli saklısını araştırmak da yasaktır.
Bu, neden böyledir?
Çünkü gizliyi saklıyı araştıran, üzerine vazife olmayan birçok şeyle karşılaşır. Bu bilgiler de onu tahminlere ve zanlara düşürür. Bu zanların da önemli bir kısmı günah kapsamına girer. Sonra da başlar bunları etrafa yaymaya…
Etrafa yayılan bu bilgiler de insanların birbiri hakkında kötü zan beslemelerine, kalplerin karşılıklı bozulmasına sebebiyet verir. Kalpler bozulunca da her hareket, karşılıklı olarak kötüye yorulur. İşte, bu yormalardan da yeni zan’lar meydana gelir. Bunlar da katlana katlana, insanlar birbirinin düşmanı oluverir!
Yüz yüze iken dost; arkasını dönünce düşman!
İşte size, bir dedikodu ve gıybet anatomisi…
Evet kıymetli dostlar, bu işler böyle oluyor. Dikkatli ve tedbirli olmazsanız bir de bakıyorsunuz, öyle bir batağa saplanmışsınız, öyle büyük hatalara sebep olmuşsunuz ki ayıkla pirincin taşını! ...
Öyle büyük bir vebalin altına girersiniz ki -Allah muhafaza- bütün amellerinizi verseniz, yine de kurtaramazsınız kendinizi!
Bunlar, farkında olunmadan düşülen zanlar, gıybetler, laf taşımalar. Bir de bunların kasten, planlanarak yapıldığını düşünün...
Ne büyük bir cürüm!
Sırf nefsini tatmin uğruna veya bir geçici menfaat için, ebedi hayatını tehlikeye atmak!
Başka bir açıdan; canavarlaşan nefsin, enaniyet duygularını tatmin için çirkefleşmesi, adileşmesi…
Değer mi?...
Elbette değmez ama insan bir kere alışkanlık haline getirdi mi artık dayanamıyor dilini tutmaya. Dilini tutsa başı gözü oynuyor… İşaretle, ima ile derken, ne yapıp edip gıybete düşmeyi başarıyor. (!)
Akıllı bir müslüman, kârını zararını düşünebilen insandır. İki dakika boşboğazlık edip nefsinin gıybet şehvetini tatmin edeceğine, mümin kardeşi ile tatlı tatlı sohbet etmesini bilir, bilmelidir.
Malumunuz, Allah-u Teâla Kuran-i Kerim’de gıybeti “ölü eti yeme”ye benzetiyor. Evet sevgili dostlarım, bu manada, ciddi bir gıybet perhizine ihtiyacımız var.
Artık şu “iğrenç işi” bırakalım. Kadını ile erkeği ile, hizmet edeni ve hizmet alanı ile, hangi ortamlarda yaşıyorsak yaşayalım ama bu işi bırakalım…
Kalplerimizi kötü düşüncelerle dolduran,
Bizi karanlık zanlara esir eden,
Kardeş olabileceğimiz insanlarla bizi düşman haline getiren,
Sevaplarımızı yüklenip başkalarına dağıtan,
Amellerimizi, ateşin odunu yediği gibi yiyip bitiren,
Cemaatleri, aileleri ve kavimleri birbirine düşürüp birliklerini dağıtan,
Ve daha birçok rezaleti ve şenaati beraberinde taşıyan, şu gıybet belasına dur demenin vakti ve de geçiyor.
“Gıybet perhizi” deyince öyle basit bir iş gibi de düşünmeyelim. Bu gıybet belası, iki veya daha fazla kişinin bir araya geldiği hemen her ortamda, -af edersiniz- iğrenç bir geviş getirme alışkanlığına dönüştü.
Sohbet muhabbet edelim diye bir araya gelen hemen herkes, farkında olmadan dalıveriyor bu tatlı belaya!
Sevgili dostlarım, birilerinin aniden ortaya çıkıp bizi bu dedikodu, gıybet ve laf taşıma illetlerinden kurtaracağını bekliyorsak çok yanılıyoruz demektir. Boş beklentiler içindeyiz demektir.
Bu marazlardan, ancak tasavvuf ehlinin verdiği reçeteyi uygulayarak kurtulabiliriz. Onların verdiği perhizi uygularsak göreceksiniz, kısa zamanda ailemize, arkadaş ve akraba ortamına huzur hâkim olacaktır.
Bu sayımızda, bu reçetenin bazı ipuçlarını bulacaksınız. Fazlasını ise tasavvuf mütehassısı âlimlerimizin eserlerine havale ediyoruz. Dil afetlerinden selamette kalmanız dualarımızla, Allah-u Teâla’ya emanet olunuz.
SÜLEYMAN KARAKAŞ
Son düzenleme:
abi