- Üyelik Tarihi
- 2 Eyl 2005
- Mesajlar
- 1,072
- Aldığı Beğeniler
- 2
HAYDİ KIZLAR OKULA BAŞÖRTÜLÜLER DIŞARI!
Kapitalizm ve komünizm bir makasın iki a zı gibidirler. İkisi de aynı şeyi, insanı keser.
Seyyid Kutub
Benim hikayem, İslâm Kapitalizm Çatışması adlı kitabın arka kapa ındaki bu satırları okumamla başladı. 1989da Ç.Ü. Ziraat Fakültesi 1. sınıfta ö renciydim. Resim ka ıdı almak için girdi im kırtasiyede görmüştüm bu kitabı. Yukarıdaki satırlar beni altüst etmişti. Yurda gelince bir gecede okuyup bitirmiştim ve arkasından di erleri geldi. Kısa bir süre sonra bir daha açmamak üzere örtünmeye karar verdim. Demek büyük konuşmuşum ki bir hafta sonra başörtüsü bütün kampüste yasaklandı. Kafeterya, kütüphane her yer yasak. Bölüm başkanımız bayandı. Beni odasına ça ırdı. Bak! dedi. Peygamber: ilim Çinde de olsa arayınız dememiş mi? Sen de ilim için başını açmalısın. Bak, ben öyle yapıyorum. Her Perşembe Yasinimi okur, mevlitlerde ve mezarlıklarda başımı örterim. Görüyorsun ya aramızda pek de fark yok. Sadece senin inadın...
O kadar yumuşak, o kadar müşfik konuşuyordu, benim için o kadar üzülmüş duruyordu ki, bir ara onu üzdü üm için suçluluk bile duydum. Bir ara; Ama hocam ben böyle okumak böyle kabul görmek istiyorum dedim ve o da ba ırmaya başladı. Güya konuşuyordu. Hayır kusuyordu. Gayri ihtiyari bir tavırla kalkıp koşmaya başladım. Kendimi bölümün önündeki bir banka attım. Çantamda küçük bir mealim vardı. Çıkardım, açtım. Karşıma İman edenlerle karşılaştıkları zaman, İman ettik derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, derler ki; Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay edicileriz.(Bakara/14) ayeti kerimesi çıktı. Rabbim lütfetmiş, bu kulunu bir azmanın daha elinden kurtarıp teselli etmişti. O sene hiç bir derse giremedim. Yeniden sınava girip başörtüsü yasa ı olmayan bir üniversiteye gittim. Fen-Edebiyat Fakültesini bitirdim.
Okurken çalışabilece imi düşünmüyordum. Allah rızası için bir e itim, bir kültür oluşturup ça ın gerisinde kalmadan, alternatif arayışları içindeydim.
1994te ilkokul ö retmeni olarak göreve başladım. Atama haberimle birlikte tesettürlü oldu um haberi de benden on gün önce görev yerime ulaşmıştı. Ve kıyametler kopmuştu. Çünkü orada çalışacak olan ilk başörtülü ö retmen ben olacaktım. Ben daha gitmeden mevcut sınıfın en ümitsiz ö rencileri seçilmiş bana bir sınıf oluşturmuşlardı. Senenin ortası gelmiş ve çocuklar iki üç cümle dışında hiçbir şey ö renmemişler. Var gücümle çalışıyorum. Bir gün elim yüzüm tebeşir, üstüm batmış, elimde bir sürü dokümanla ö retmenler odasına geldim. Çevrenin ekabir takımından birileri de gelmiş oturuyorlar. Onlara şirin görünmeye çalışan sayın meslektaşlarımdan(!) biri (Ben örtülü geliyorum diye pantolonla gelmişti.) Sen en iyisi bu alfabeyi bırak. Arap alfabesini ö ret. Onu daha çok başarırsın. dedi. Ben de Evet haklısınız. Aslında benim orman alfabesini ö retmeliyim. Çünkü orman kanunlarıyla yönetiliyoruz. dedim.
Öyle ya. Sen işini ne kadar iyi yaparsan yap ikinci sınıfsın. Sen ne kadar iyi giyersen giy ikinci sınıfsın. Bu tür psikolojik baskılara hemen herkes şahit olmuştur. Yeni tanışılan arkadaş takdimlerinde Ö retmen ama örtülü... Aslında iyi bir insan ama... tanımlamaları hepimize tanıdık gelmekte. Bir süre sonra da e er taassup ve kasıtlı davranış yoksa: Me er çok iyi bir insanmış. Biz de şey... sanmıştık cümleleri kurulmaya başlar.
Ö rencili imiz e er açmayacaksan boşuna okuma, bakış ve söyleyişlerinin altında geçmişti. çalışma hayatımız da bu kadar emek harcamışsın, boşuna heba etme. Aç başını! Ne olacak? Günahı sana de il ki. Yarın öbür gün kocan topal olur ya da ölürse sana kim bir lokma ekmek verir? telkinlerinin gölgesinde varolmaya çalışıyordu. böyle söyleyenlere: Ya sen nerden bileceksin benim ne emekler harcadı ımı? Sınav geceleri so uk yurt köşelerinde çamaşır odalarında nasıl sabahladı ımı? Sen birini di erine feda etmek ne demektir bilir misin? Bilemezsin. Çünkü sen hiç feda etmemişsin Zaten feda edecek bir şeyin de yok. demeyi çok düşünmüş sonra da vazgeçmişimdir. Çünkü yaptı ımı onaylamıyorlardı ki tercihimi onaylasınlar...
Kapitalizm ve komünizm bir makasın iki a zı gibidirler. İkisi de aynı şeyi, insanı keser.
Seyyid Kutub
Benim hikayem, İslâm Kapitalizm Çatışması adlı kitabın arka kapa ındaki bu satırları okumamla başladı. 1989da Ç.Ü. Ziraat Fakültesi 1. sınıfta ö renciydim. Resim ka ıdı almak için girdi im kırtasiyede görmüştüm bu kitabı. Yukarıdaki satırlar beni altüst etmişti. Yurda gelince bir gecede okuyup bitirmiştim ve arkasından di erleri geldi. Kısa bir süre sonra bir daha açmamak üzere örtünmeye karar verdim. Demek büyük konuşmuşum ki bir hafta sonra başörtüsü bütün kampüste yasaklandı. Kafeterya, kütüphane her yer yasak. Bölüm başkanımız bayandı. Beni odasına ça ırdı. Bak! dedi. Peygamber: ilim Çinde de olsa arayınız dememiş mi? Sen de ilim için başını açmalısın. Bak, ben öyle yapıyorum. Her Perşembe Yasinimi okur, mevlitlerde ve mezarlıklarda başımı örterim. Görüyorsun ya aramızda pek de fark yok. Sadece senin inadın...
O kadar yumuşak, o kadar müşfik konuşuyordu, benim için o kadar üzülmüş duruyordu ki, bir ara onu üzdü üm için suçluluk bile duydum. Bir ara; Ama hocam ben böyle okumak böyle kabul görmek istiyorum dedim ve o da ba ırmaya başladı. Güya konuşuyordu. Hayır kusuyordu. Gayri ihtiyari bir tavırla kalkıp koşmaya başladım. Kendimi bölümün önündeki bir banka attım. Çantamda küçük bir mealim vardı. Çıkardım, açtım. Karşıma İman edenlerle karşılaştıkları zaman, İman ettik derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, derler ki; Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay edicileriz.(Bakara/14) ayeti kerimesi çıktı. Rabbim lütfetmiş, bu kulunu bir azmanın daha elinden kurtarıp teselli etmişti. O sene hiç bir derse giremedim. Yeniden sınava girip başörtüsü yasa ı olmayan bir üniversiteye gittim. Fen-Edebiyat Fakültesini bitirdim.
Okurken çalışabilece imi düşünmüyordum. Allah rızası için bir e itim, bir kültür oluşturup ça ın gerisinde kalmadan, alternatif arayışları içindeydim.
1994te ilkokul ö retmeni olarak göreve başladım. Atama haberimle birlikte tesettürlü oldu um haberi de benden on gün önce görev yerime ulaşmıştı. Ve kıyametler kopmuştu. Çünkü orada çalışacak olan ilk başörtülü ö retmen ben olacaktım. Ben daha gitmeden mevcut sınıfın en ümitsiz ö rencileri seçilmiş bana bir sınıf oluşturmuşlardı. Senenin ortası gelmiş ve çocuklar iki üç cümle dışında hiçbir şey ö renmemişler. Var gücümle çalışıyorum. Bir gün elim yüzüm tebeşir, üstüm batmış, elimde bir sürü dokümanla ö retmenler odasına geldim. Çevrenin ekabir takımından birileri de gelmiş oturuyorlar. Onlara şirin görünmeye çalışan sayın meslektaşlarımdan(!) biri (Ben örtülü geliyorum diye pantolonla gelmişti.) Sen en iyisi bu alfabeyi bırak. Arap alfabesini ö ret. Onu daha çok başarırsın. dedi. Ben de Evet haklısınız. Aslında benim orman alfabesini ö retmeliyim. Çünkü orman kanunlarıyla yönetiliyoruz. dedim.
Öyle ya. Sen işini ne kadar iyi yaparsan yap ikinci sınıfsın. Sen ne kadar iyi giyersen giy ikinci sınıfsın. Bu tür psikolojik baskılara hemen herkes şahit olmuştur. Yeni tanışılan arkadaş takdimlerinde Ö retmen ama örtülü... Aslında iyi bir insan ama... tanımlamaları hepimize tanıdık gelmekte. Bir süre sonra da e er taassup ve kasıtlı davranış yoksa: Me er çok iyi bir insanmış. Biz de şey... sanmıştık cümleleri kurulmaya başlar.
Ö rencili imiz e er açmayacaksan boşuna okuma, bakış ve söyleyişlerinin altında geçmişti. çalışma hayatımız da bu kadar emek harcamışsın, boşuna heba etme. Aç başını! Ne olacak? Günahı sana de il ki. Yarın öbür gün kocan topal olur ya da ölürse sana kim bir lokma ekmek verir? telkinlerinin gölgesinde varolmaya çalışıyordu. böyle söyleyenlere: Ya sen nerden bileceksin benim ne emekler harcadı ımı? Sınav geceleri so uk yurt köşelerinde çamaşır odalarında nasıl sabahladı ımı? Sen birini di erine feda etmek ne demektir bilir misin? Bilemezsin. Çünkü sen hiç feda etmemişsin Zaten feda edecek bir şeyin de yok. demeyi çok düşünmüş sonra da vazgeçmişimdir. Çünkü yaptı ımı onaylamıyorlardı ki tercihimi onaylasınlar...
