Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
HIZIR ALEYHİSSELAM VE İLM-İ LEDUN


Kainatta vuku bulan bütün olaylarda iki sebep etkindir. Bunlardan biri hakiki sebep, di eri ise zahiri sebeptir. Hakiki sebep, olayın vuku bulmasındaki asıl sebep olup ilahi iradeye bakar. Yani bütün olay ve gelişmelerde Fail-i Mutlak olan Yüce Allah (cc)ın takdir etti i ve olmasını istedi i şeyin, yeri ve zamanı gelince olmasını gerektiren sebeptir. Zahiri sebep ise, asıl sebep olmayıp ilahi irade ve kudrete adeta perdedarlık yapıp dikkatleri kendine celbeder.

Olayların arkasındaki asıl sebebi, yani Yüce Allah (cc)ın neyi takdir etti ini herkes bilemez. Ço u insanın düşüncesi perde mahiyetindeki zahiri sebebe takılıp kalır. Yüce Allah (cc)ın kendi katından ilim, anlayış ve basiret verdi i nadir zatlar ise, yine Onun muttali kıldı ı derece ve miktarca hakiki sebeplere yol bulabilirler.

İşte Yüce Allah (cc)ın kendisine batın ilminden bir miktar bahşetti i, sır kapısını birkaç milim araladı ı, sınırsız ilminden birkaç damlacık nasip eyledi i seçkin zatlardan biri de Kuran-ı Kerimde kıssası anlatılan Hızır Aleyhisselamdır.

Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdi imiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim ö retti imiz kullarımızdan bir kulu buldular.[1]

Sabit hadisler ve alimlerin cumhuruna göre, ayet-i kerimede bahsedilen bu kul Hızır (as)dır.

Hızır (as)ın Kuran-ı Kerimde hikaye edilen Hz. Musa ile ilgili macerasına geçmeden önce, onun kim oldu u, peygamber olup olmadı ı ve yaşayıp yaşamadı ı yönündeki ihtilaflı ve müşkül meselelere de inmekte fayda vardır.

Mücahid, Hızıra, namaz kıldı ında veya oturdu unda etrafının yeşermesinden dolayı, yeşil veya yeşil ot manasına gelen bu ismin verildi ini söyler.

Fahrettin-i Razi, Mefatih el Ğayb adlı eserinde Hızır (as)ın bir peygamber olmadı ını söyler. O, bu kitapta Hızır (as)ın peygamber oldu unu ileri sürenlerin delillerini karşıt delillerle birlikte şöylece sıralar:

Birinci delil: Allah-u Teala; Biz ona katımızdan bir rahmet verdik& buyurmuştur. Rahmet ise peygamberliktir. Çünkü Kuran-ı Kerimde; Rabbinin rahmetini onlar mı paylaşıyorlar?[2] Sen kitabın sana verilece ini ummazdın. Ancak Rabbinden bir rahmet olarak&[3] buyurulmuştur ki, buralarda geçen Rahmet kelimesi peygamberlik manasına gelmektedir.

Bu ayet-i kerimelerde geçen Rahmetin peygamberlik manasına geldi ini kabul ediyoruz. Ama her rahmetin peygamberlik manasına gelmesi zorunlu de ildir.

İkinci delil: Biz ona nezdimizden bir ilim ö retmiştik ayeti, Allah-u Tealanın ona bu ilimleri bir vasıta bulunmaksızın, bir ö retmenin ö retmesi ve bir mürşidin irşadı olmaksızın ö retti ini gösterir. Bir beşer vasıtasıyla olmaksızın, Allahın ilim bahşetti i herkesin Allah-u Tealanın vahyi ile her işi bilen bir peygamber olması gerekir.

Bu delil zayıftır. Çünkü zaruri bilgiler başlangıçta Allah-u Teala katından verilerek meydana geldi i halde peygamberli e delalet etmemektedir.

Üçüncü delil: Musa (as) ona; Bana ö retmen için peşinden geleyim mi? demiştir. Oysa bir peygamber, peygamber olmayan bir başkasına ö renmek için tabi olamaz.

Ancak bu delil de zayıftır. Çünkü peygamber, peygamberlik konusu olan ilimlerde başkasına tabi olmaz. Fakat di er ilimlerde tabi olabilir.

Dördüncü delil: O kul, Musa (as) ile yüksekten konuşuyor. Kavrayamayaca ın bir bilgiye nasıl dayanabilirsin? diyor. Musa (as) ise tevazu gösteriyor ve Sana hiçbir işte karşı gelmeyece im diyor. Bütün bunlar o bilgili kimsenin Hz. Musadan daha üstün oldu una delalet eder. Peygamber olmayan bir kimse, peygamber olandan daha üstün olamayaca ına göre bu zat bir peygamberdir.

Bu görüş de zayıftır. Çünkü peygamber olmayan bir kişi, peygamberli e konu olmayan ilimlerde peygamberden daha üstün olabilir. Bu caizdir. Bir peygamberin, peygamber olmayan birinden ilim ö renmek için peşinden gitmesi, onu halkın gözünden düşürür diye bir itirazda bulunulabilir ki, biz de onlara sorarız: Allah-u Tealanın Musa (as) ile konuşup kendisine Tevratı indirdikten sonra onu peygamber bile olsa, o zattan ilim ö renmesi için göndermesi Musa (as)ı halkın gözünden düşürmez mi? Hayır düşürmez derlerse, biz de; Öyleyse birinci halde de düşürmez deriz.

Beşinci delil: El-Asam, bu bilgili kulun peygamber oldu una, bu zatın kıssanın ileriki kısımlarında; Ben bunları kendili imden yapmadım demesini delil gösterir. Ona göre bunun manası; Ben bunları Allah-u Tealanın vahyi ile yaptım demektir. Bu da onun peygamber oldu unu göstermektedir.

Bu da zayıf ve zayıflı ı gayet açık bir delildir.

Altıncı delil: Rivayete göre Musa (as), o zatın yanına vardı ı zaman selam verince o zat; Ve aleykumusselam ey İsrailo ullarının peygamberi diye karşılık vermiş. Bunun üzerine Musa (as); Sana bunu kim bildirdi diye sorunca o zat; Seni bana gönderen ö retti diye karşılık vermiş. İşte bu rivayeti esas alanlar, bu durumun kendisine vahiy ile bildirildi ini söylerler. Vahiy olayı ise, peygamberlik olmadan vaki olmaz.

Ancak bunlara da şöyle söylenebilir: Bu niçin keramet veya ilham kabilinden bir şey olmasın?

Müfessirlerden Ebul Ala El Mevdudi ise Hızır (as)ın bir veli veya peygamber olması bir yana, Onun bir melek olabilece ini ileri sürmüştür. Onun bu konudaki görüşleri şöyledir:

Kuran-ı Kerimde, Hz. Musa (as)ın talim ve terbiyesi için gönderilen kişinin bir insan oldu una dair sarih bir ifade yoktur. Hz. Hızır için sadece Bir kulumuz tabiri kullanılıyor ki, bu da onun mutlaka bir insan olmasını gerektirmiyor.

Kuran-ı Kerimde çeşitli yerlerde melekler için de kul kelimesi kullanılmıştır. Ayrıca Hz. Hızırın bir insan oldu una dair Hz. Peygamber (as)dan nakledilmiş herhangi bir hadis de bulunmuyor. Rivayetlerden birinde geçen Recul (adam) tabiri ise insanlar ve erkekler için kullanıldı ı gibi, cinler için de kullanılmaktadır.

Ayrıca cinler, melekler veya gözle görülmeyen di er bazı yaratıklardan (ruhaniler) herhangi biri insanlara geldi inde gayet tabii ki insan şeklinde gelecek ve bu durumda kendisine elbette insan veya beşer denilecektir.

Ancak Mevdudinin bu görüşünde zorlamaya gitti i ve biraz da yalnız kaldı ı söylenebilir.

Hızır (as) hakkındaki bir di er tartışma konusu da onun yaşayıp yaşamadı ıdır. İslam alimlerinden bazıları; Her nefis ölümü tadacaktır[4] ilahi kaidesinden hareketle, Hızır (as)ın da vefat etmiş oldu unu, hayatta olmadı ını beyan etmişlerdir. Buna karşın di er bazı İslam alimleri onun hayat pınarından içti ini, hayatta oldu unu ve Beytullahı haccetti ini ileri sürmüşlerdir.

Hızır Aleyhisselamın hayatta oldu una dair haberler çoktur. Bunlardan bir kısmını aşa ıda zikredelim.
 

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
İmam Ebu Muhammed el-Lahmi, Kuşeyriye ait Er-Risale şerhinde salih erkek ve saliha kadınlardan bir takım hikayeler nakletmektedir ki, bunlara göre bu kimseler Hızır aleyhisselamı görmüş ve onunla karşılaşmışlardır. Bunların toplamı onun hayatta oldu una dair zannı kuvvetlendirmektedir.

Müslimin sahihinde yer alan bir hadiste şöyle buyurulmuştur: Deccal, Medine yakınlarındaki verimsiz yerlerden bir yere gelecektir. O gün insanların en hayırlılarından bir adam onun karşısına çıkacaktır& Ebu İshak; Denildi ine göre bu adam Hızır aleyhisselamdır demiştir.

İbn-i Ebi d-Dünyanın El-Hevatif adlı eserinde Ali bin Ebi Talib (ra)e ulaşan mevkuf bir senet ile nakletti ine göre, Hz. Ali, Hızır (as) ile karşılaşmış, Hızır (as) ona bir duayı ö reterek, bu duayı her namazın akabinde tekrarlayan kimseye pek büyük bir sevap, ma firet ve rahmet olaca ını söylemiştir. Dua şöyledir: Ey bir şeyi işitmek, başka bir şeyi işitmekten alıkoymayan! Ey isteklerin kendisini şaşırtmadı ı! Ey ısrar edenlerin ısrarlarından dolayı kendisine usanç gelmeyen! Bana affının serinli ini, ma firetinin tatlılı ını tattır.

Ebu Ömer b. Abdil Berr, Et-Temhid adlı eserinde Ali (ra)den şöyle dedi ini zikretmektedir:

Peygamber (as) vefat edip de üzeri bir örtü ile örtülünce, evin bir tarafından, söyleneni görülmeyen bir ses işitildi. Evdekiler bu sesi işitiyorlar, fakat sahibini görmüyorlardı. Şöyle diyordu: Allahın selamı, rahmet ve bereketi üzerine olsun. Ey bu hane halkı, selam size. Her bir nefis ölümü tadacaktır. Şüphesiz Allah, ölen herkesin halefidir. Yok olup giden herkesin yerine başkasını verir. Her bir musibete karşı teselli kayna ıdır. O bakımdan Allaha güvenin. Ondan ümit edin. Çünkü şüphesiz ki asıl musibetzede, ilahi mükafattan mahrum olandır.

Onların kanaatine göre bu sözleri söyleyen Hızır (as) idi. Kastetti i ise Peygamber (as)ın ashabı idi.

Bediüzzaman Said Nursi de Hızır aleyhisselamın hayatta oldu unu ancak onun İlyas Aleyhisselam ile birlikte birbirinden farklı olan beş hayat tabakasının ikinci tabakasında yaşadı ını söyler.

Üstadın bu konudaki parlak görüşü şöyledir:

Hazret-i Hızır ve İlyas Aleyhisselâmın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani, bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimî mukayyet de illerdir. Bazen, istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur de illerdir. Tevatür derecesinde, ehli-i şuhud ve keşif olan evliyanın Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve ispat eder. Hattâ makamat-ı velâyette bir makam vardır ki, makam-ı Hızır tabir edilir. O makama gelen bir velî, Hızırdan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat bazen o makam sahibi, yanlış olarak Hızırın kendisi telâkki olunur.[5]

Hızır Aleyhisselamın kim oldu u ve onun yaşayıp yaşamadı ı hususundaki görüş ve haberleri sıraladıktan sonra, şimdi onun Musa Aleyhisselam ile olan yolculu una geçebiliriz.

İbn-i Abbasın Ubeyy İbn-i Kabdan nakletti ine göre, Resulullah (as); Musa Aleyhisselam ile Hızır Aleyhisselamın buluşmasının sebep ve şeklini şöyle anlatmıştır:

Musa (aleyhisselam) Benî İsraile hutbe irâd etmek üzere aya a kalktı. Kendisine, İnsanların en bilgini kimdir? diye soruldu. O; Benim diye cevap verdi. Cenab-ı Hak, Allahu alem (yani en iyi bilen Allahtır) demedi i için Musayı azarladı. Ve: İki denizin birleşti i yerde bulunan bir kulum senden daha âlimdir diye ona vahyetti.

Hz. Musa (aleyhisselam);

Ey Rabbim ben onu nasıl bulabilirim? diye sordu. Kendisine;

Bir zembile bir balık koy, onu sırtına al. Balı ı nerede yitirirsen o zat oradadır dendi.

Musa Aleyhisselam kendisine denildi i gibi yaparak yola çıktı. Onunla beraber, hizmetçisi olan Yuşa b. Nûn da yola çıktı. Beraberce yürüyerek bir kayanın yanına geldiler. Hz. Musa ve hizmetçisi dinlenmek üzere orada yattılar. Balık kımıldayarak zembilden çıkıp denize kaydı. Allah ondan suyun akıntısını tuttu. Öyle ki su kemer gibi oldu. Balık için bir kanal meydana gelmişti. Hz. Mûsa (aleyhisselam) ve hizmetçisi (balık için oldu unu bilmeksizin) bu manzaraya şaşırdılar. Günlerinin geri kalan kısmı ile o gece boyu da yürüdüler. Musanın arkadaşı ona, balı ın gitmesini haber vermeyi unutmuştu. Sabah olunca Hz. Mûsa (aleyhisselam) hizmetçisine: Hele sabah kahvaltımızı getir. Biz bu yolculukta yorulduk dedi. Hizmetçi;

Hani bir kayanın yanına gelmiş yatmıştık ya! Ben balı ı orada unuttum. Onu hatırlatmayı, bana mutlaka şeytan unutturdu. Balık denize şaşılacak şekilde sıvışıp gitmişti dedi.

Mûsa (aleyhisselam); Bizim aradı ımız orasıydı dedi ve hemen izlerinin üzerine geri döndüler.

İzlerini takiben yürüyerek kayaya kadar geldiler. Mûsa (aleyhisselam) orada örtüsüne bürünmüş bir adam gördü ve ona selâm verdi. Hızır aleyhisselâm ona;

Senin bu yerinde selâm ne gezer! dedi.

Ben Mûsayım.

Beni İsrailin Mûsası mı?

Evet.

Sen, Allahın sana ö retti i bir ilmi bilmektesin ki ben onu bilmem. Ben de Allahın bana ö retti i bir ilmi bilmekteyim ki, onu da sen bilemezsin.

&&
 

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
Kıssanın bu bölümü hakkında Üstad Seyyid Kutub şunları söyler:

Tercihe de er görüşe göre bu iki denizin birleşti i nokta, Akdeniz ile Kızıldenizin birleşti i yerdir. Bu nokta, acı göllerin ve timsah göllerinin bulundu u bölgede yer alır. Ya da Akabe körfezi ile Süveyş kanalının Kızıldenizde birleşti i yerdir. Çünkü bu bölge, Mısırdan çıkan İsrailo ullarının tarihi sahnelerinden en önemli birsinin geçti i yerdir.

Yine tercihe de er bir görüşe göre, söz konusu balık kızartılmış bir balıktır. Gerek diriltilmesi ve gerekse denize atlayarak yüzmesi, Allahın Hz.Musaya verdi i mucizelerden birisi olarak gerçekleşmiştir ki, varaca ı noktayı kendisine ö retir. Bunu da, yanındaki gencin balı ın denizde yol alışından duydu u şaşkınlıktan anlıyoruz.

Öyle anlaşılıyor ki bu buluşma, Hz. Musa ile Rabbi arasında bir sırdı. Karşılaşma gerçekleşinceye kadar, Hz. Musanın genç arkadaşının bile bundan haberi olmamıştır. Onun içindir ki kıssanın sonraki sahnelerinde Hz. Musa ile Salih kul (Hz. Hızır) yalnız yer alıyorlar.[6]

Kuran-ı Kerimin ayetleri ışı ında Hızır (as) ile Musa (as)ın yolculu u şöyledir:

Musa ona dedi ki: Do ruluk olarak sana ö retilenlerden bana ö retmen için sana tabi olabilir miyim?

Kurtubi der ki; Bu ayet-i kerimede ö rencinin -mertebeleri farklı olsa dahi- ilim adamına tabi olaca ına dair delil vardır. Musa (as)ın, Hızır (as)dan ilim ö renmesinde, onun Musa (as)dan daha faziletli oldu una delil teşkil edecek bir taraf oldu u zannedilmemelidir. Çünkü istisnai olarak daha faziletli olan kimse, faziletçe kendisinden aşa ıda olanın bildiklerini bilmeyebilir. Fazilet ise, Allah (cc)ın üstün kıldı ı kimseye aittir. Hızır (as) bir veli olsa dahi, Musa (as) ondan daha faziletlidir. E er bir peygamber ise, Musa (as)ın Risalet sahibi olması itibariyle ondan üstün oldu u açıktır.[7]

Dedi ki: Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin. Özünü kavrayamadı ın şeye nasıl sabredebilirsin?[8]

İbn-i Kesire göre Hızır (as) şunu demekteydi: Sen bana arkadaşlık edemezsin. Çünkü senin şeriatına aykırı düşen işler yapaca ım. Ben bunları yaparken, Allah (cc)ın sana ö retmeyip de bana ö retmiş oldu u bir bilgiye dayanaca ım. Sen ise, Allah (cc)ın sana ö retti i bir bilgiye dayanıyorsun ki ben de onu bilmiyorum. her birimiz kendi durumumuzdan sorumluyuz. Allah (cc) katında herkes kendi durumundan mesuldür. Ben biliyorum ki, sen mazur oldu un için beni reddedeceksin. Benim farkında oldu um hikmeti ve deruni maslahatı bilmedi in için bana karşı çıkacaksın.[9]

Ancak Musa (as) ileride vuku bulacak olaylardan habersiz bir şekilde şöyle teminat verdi:

İnşaallah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiç bir işte sana karşı gelmeyece im dedi.[10]

Hızır (as) şöyle bir şart ileri sürdü:

Dedi ki: E er bana tabî olacak isen artık bana hiçbir şeyden sual etme, ondan sana ben haber verinceye de in. Bunun üzerine gidiverdiler. Vaktâ ki bir gemiye bindiler. O, gemiyi yaraladı. Dedi ki: Gemiyi ahalisini bo mak için mi yaraladın? Do rusu pek münker bir şey yaptın.

Dedi ki: Ben demedim mi ki, şüphe yok sen benimle beraber sabra takat getiremezsin? Dedi ki: Unuttu um şey ile beni muaheze etme. Bana bu işimden dolayı bir güçlük teklif eyleme.[11]

Ebul Aliyeden şöyle denildi i nakledilmektedir:

Hızır (as)ın gemiyi delmesini Musa (as)dan başka kimse görmedi. Çünkü Hızır (as), ancak Yüce Allah (cc)ın göstermeyi diledi i kimsenin gözüyle görülebilen birisiydi. E er gemi sahipleri onu görmüş olsalardı, gemiyi delmesine engel olurlardı.

Bazıları da şöyle demişlerdir: Gemi sahipleri bir adaya çıkmışlar. Geride Hızır (as) ile Musa (as) kalmışlar ve gemiyi o vakit delmişti.

Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi. (Musa) Dedi ki: Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın.

Dedi ki: Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyece ini ben sana söylemedim mi?

(Musa:) Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özre ulaşmış olursun dedi.[12]

Hızır (as)ın öldürdü ü çocuk hakkında müfessirlerin farklı yorumları vardır. Zahiri suretiyle çok garip olan bu olay farklı şekillerde tevil edilmiştir.

Cumhur demiştir ki: Çocuk henüz bali de ildi. Bundan dolayı Musa (as): Hiç günah işlememiş tertemiz bir cana kıydın diye itiraz etmiştir. Di er taraftan Ğulam lafzının gerektirdi i anlam da budur. Çünkü bali olmamış erkek çocu a ulam denilir. Hızır (as)ın onu öldürmesi, onun iç yüzünü ve sahih hadiste belirtildi i üzere kafir tabiatlı oluşunu bilmesinden idi. Di er taraftan e er yetişmiş olsaydı, anne ve babasını küfre zorlayacaktı.

Başka bir haberde nakledildi ine göre, bu genç yeryüzünde fesat çıkarıyordu. Anne ve babasına is böyle bir şey yapmadı ına dair yemin ediyordu.

İbn-i Abbas ise, bunun bir genç ve kafir oldu unu söylemiştir.

Üstad Seyyid Kutub ise bu çocuk hakkında şunları söyler:

Bu çocuk her ne kadar dış görünüşüyle öldürülmeyi hak etmiş biri de ilse de, işin gerçek yüzü salih kula gösterilmiş, o da bu çocu un kafir ve azgın bir karaktere sahip oldu unu anlamıştı. Çocuk, ruhunda inkarcılık ve azgınlık tohumlarını taşıyordu. Zamanla bu tohumlar yeşerip gelişecekti. E er yaşarsa, mümin olan anne ve babasını inkarcılık ve azgınlı ıyla manen öldürecek, kendisine olan sevgilerinden dolayı onları arkasından sürükleyecekti. Dolayısıyla Allah böyle olmamasını diledi ve iradesiyle salih kulunu, inkarcı ve azgın bir karaktere sahip bu çocu u öldürmeye yöneltti. Çocu un anne ve babasına da ondan daha hayırlı bir evlat vermeyi dileyerek onlara merhamet etti.[13]

Elmalılı Tefsirinde bu konuyla ilgili olarak ikna edici bilgilere rastlamaktayız. O, meseleye şöyle açıklık getirir:

Buradaki ulam (çocuk), bülu a ermiş bir kimse oldu u takdirde, küfrü ve isyanı sebebiyle öldürülmüş olması problem çıkarmaz. Ancak ekseriyetin anladı ı istikbalde işleyece i cinayet sebebiyle öldürülmüş olması şeri ahkam bakımından son derece mahzurludur. Çünkü çocuk, kasten öldürme cinayetinde bulunsa bile, kendisine kısas yoluyla öldürme cezası tatbik mümkün olmadı ı gibi, ilerde işleyece i muhtemel ve muhayyel bir suç sebebiyle onu öldürmek hiç mümkün de ildir.

Bu vakıanın izahı özetle şöyle yapılır:

Musa (as), ilm-i zahire mensup insanların temsilcisi konumundadır. Hızır (as) ise, ilm-i ledün, ilm-i batın, ilmul ayb gibi de işik isimlerle ifade edilen, geçmiş ve gelece e şamil bir ilme sahiptir. Bu ilim, Hz. Musa gibi ilm-i zahir ehlince meçhuldür. Bu ilim kesb ile elde edilemez. Mevhibe-i İlahidir.

Öyle ise, ilm-i zahire sahip şeriat tebli cisi Hz. Musa nazarında çirkin addedilen bir amel, ilm-i batına sahip Hızır (as) nazarında çirkin de ildir.[14]

Hikmetli serüvene kaldı ımız yerden devam ediyoruz:

(Yine) Böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip onlardan yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti. (Musa) Dedi ki: E er isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin.

Dedi ki: İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız. Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyece in bir yorumu haber verece im.[15]

Seyyid Kutup der ki: Musa (as) karakter itibariyle heyecanlı ve reaksiyoner bir insandı. Nitekim bu özelli i, hayatının bütün dönemlerinde kendisini göstermiştir. Mısırda İsrailo ullarından birisiyle dövüştü ünü gördü ü bir adamı, bu tepkisi sonucu yumru uyla itmiş, ölümüne neden olmuştu. Arkasından Rabbine dönerek tevbe edip ba ışlanma dile inde bulunmuş, ertesi gün aynı adamın başka bir Mısırlıyla kavga etti ini görünce, yine onun üzerine yürümüştür. İşte Musa (as) bu yapısı yüzünden adamın (Hızır (as)) yaptıklarına da sabredememiş, davranışlarının tuhaflı ı karşısında, daha önce verdi i sözüne uymaya güç yetirememiştir.[16]

Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) önlerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı.

Çocu a gelince, onun anne ve babası mümin kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve küfür zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk.

Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik.

Duvar ise, şehirde iki öksüz çocu undu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik ça ına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin onlara karşı sabır göstermeye güç yetiremedi in şeylerin yorumu.[17]

Denildi ine göre Hızır (as) Musa (as)dan ayrılmak isteyince, Musa (as) ona: Bana tavsiyede bulun demiş, o da şunları söylemiş:

Çokça tebessüm et, ama çok gülme. Israrı bırak. Gereksiz hiçbir işi yapma. Hata edenleri, yaptıkları hatalar yüzünden ayıplama. Ey İmran o lu! Hatan dolayısıyla da a la.

Hızır (as), fiillerinin gerçek mahiyetini bildirmiştir. Onun bu davranışları kendi konumu itibariyle muhakkak ki do ru ve caizdir. Ancak bu tutum ve davranışlarının insanlar açısından uygulanma itibariyle genel geçerlili i söz konusu de ildir. Hem insanların ilim ve anlayışı da buna kafi de ildir. Di er insanlara düşen görev, şeriat sahibi peygamberlere ve onların varisleri olan ihlaslı ilim sahiplerine ittiba edip, onlar tarafından tebli edilen ilahi emirlere uymaktır.
 

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
Hızır (as)ın fiillerinin farklı nitelikte oldu u bilinmelidir. Elmalılı Hamdi Yazır, bu farklılıkları şöyle izah eder:

Evvela; ilim nokta-i nazarında bakıldı ı zaman, onun ilmi, gemi, erkek çocuk, duvar hakkında oldu u gibi, eşyanın görünen tarafının gerisinde kalan gizliliklerini, istikbaldeki mukadderatı, mazideki gizlilikleri, durumun görünüşü gibi hususları bilivermekte oldu u anlaşılıyor. Onun için buna gayb, batın ilmi, özel anlamıyla ledünni bilgi demişlerdir.

İkinci olarak; fiil yönünden bakıldı ı zaman, yaptı ı şeyler, halktan Hakka do ru giden fiiller de il, Hakktan halka do ru olan fiillerdir. Binaenaleyh o, Musa (as) gibi halkı Hakka götürmeye memur de il, Haktan halka olan mukadderatın infazına memur demektir. Şu halde çocu u öldürmesi de, Allahın emriyle vefat eden çocukların ruhlarını kabzetmeye müvekkel olan ölüm mele inin vazife ve mesuliyeti gibi olur.

Üçüncü olarak; şerilik, başka bir tabirle hüsn (güzellik) ve kubh (çirkinlik) nokta-i nazarında bakıldı ı vakit, fiilleri göze görülmeyen gizli sebeplere dayalı oldu u için, zahiren çirkin ve hikmetsiz görünüyor. Sebepleri izah edildikten sonra, hakikate mutabık oldu u anlaşılıyor&[18]

Fahreddin er-Razi, Hızır (as)ın fiillerinden şu neticeye varır:

Bu üç meselenin esası şu cümle ile özetlenebilecek bir kuraldır: İki zarar ile karşı karşıya kalındı ında, büyük olanından kurtulmak için, küçük olan zarara katlanmak gerekir. İşte şu üç meselede de bu kural göz önünde bulundurulmuştur.

Birinci mesele: Burada o bilgili zat, gemiyi delmemesi durumunda, kralın onu zorla alaca ını ve tamamıyla sahiplerinin elinden çıkaca ını bilmiştir. Bunun için az zararlı olanı (geminin delinmesini) çok zararlı olanına (geminin kralın eline geçmesine) tercih etmiştir.

İkinci mesele: Çocu un öldürülmesinde de bu kaide gözetilmiştir. Çünkü çocuk sa kalsaydı, anne ve babasına hem din, hem de dünya açısından zararlı olacaktı. Hızır (as) bir vahiy ile, çocu un öldürülmesinin anne ve babasına verece i zararın, sa kalıp da verece i zarardan az oldu unu ö renmiş ve bu sebeple çocu u öldürmüş olabilir.

Üçüncü mesele: Aynı durum duvarın yıkılışı hadisesinde de söz konusudur. Zira duvarın yıkılmasında, o yetimlerin malının heder olması söz konusudur. Bu ise büyük bir zarardır. Duvarın inşasında ise, buna oranla cüzi bir zarar ortaya çıkabilir.[19]



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Kehf: 65

[2] Zuhruf: 32

[3] Kasas: 86

[4] Al-i İmran: 185

[5] Mektubat, Birinci Mektup

[6] Fi Zilalil Kuran, Kehf Suresinin Tefsiri

[7] Kurtubi Tefsiri

[8] Kehf: 67,68

[9] İbn-i Kesir Tefsiri, Kehf Suresinin Tefsiri

[10] Kehf: 69

[11] Kehf: 70-73

[12] Kehf: 74-76

[13] Fi Zilalil Kuran, Kehf Suresinin Tefsiri

[14] Hak Dini Kuran Dili, Kehf Suresinin Tefsiri

[15] Kehf: 77,78

[16] Fi Zilalil Kuran, Kehf Suresinin Tefsiri

[17] Kehf: 79-820

[18] Hak Dini Kuran Dili, Kehf Suresinin Tefsiri

[19] Mefatih-ul Ğayb
 
Üst Alt