- Üyelik Tarihi
- 2 Eyl 2005
- Mesajlar
- 2,975
- Aldığı Beğeniler
- 2
HIZIR ALEYHİSSELAM VE İLM-İ LEDUN
Kainatta vuku bulan bütün olaylarda iki sebep etkindir. Bunlardan biri hakiki sebep, di eri ise zahiri sebeptir. Hakiki sebep, olayın vuku bulmasındaki asıl sebep olup ilahi iradeye bakar. Yani bütün olay ve gelişmelerde Fail-i Mutlak olan Yüce Allah (cc)ın takdir etti i ve olmasını istedi i şeyin, yeri ve zamanı gelince olmasını gerektiren sebeptir. Zahiri sebep ise, asıl sebep olmayıp ilahi irade ve kudrete adeta perdedarlık yapıp dikkatleri kendine celbeder.
Olayların arkasındaki asıl sebebi, yani Yüce Allah (cc)ın neyi takdir etti ini herkes bilemez. Ço u insanın düşüncesi perde mahiyetindeki zahiri sebebe takılıp kalır. Yüce Allah (cc)ın kendi katından ilim, anlayış ve basiret verdi i nadir zatlar ise, yine Onun muttali kıldı ı derece ve miktarca hakiki sebeplere yol bulabilirler.
İşte Yüce Allah (cc)ın kendisine batın ilminden bir miktar bahşetti i, sır kapısını birkaç milim araladı ı, sınırsız ilminden birkaç damlacık nasip eyledi i seçkin zatlardan biri de Kuran-ı Kerimde kıssası anlatılan Hızır Aleyhisselamdır.
Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdi imiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim ö retti imiz kullarımızdan bir kulu buldular.[1]
Sabit hadisler ve alimlerin cumhuruna göre, ayet-i kerimede bahsedilen bu kul Hızır (as)dır.
Hızır (as)ın Kuran-ı Kerimde hikaye edilen Hz. Musa ile ilgili macerasına geçmeden önce, onun kim oldu u, peygamber olup olmadı ı ve yaşayıp yaşamadı ı yönündeki ihtilaflı ve müşkül meselelere de inmekte fayda vardır.
Mücahid, Hızıra, namaz kıldı ında veya oturdu unda etrafının yeşermesinden dolayı, yeşil veya yeşil ot manasına gelen bu ismin verildi ini söyler.
Fahrettin-i Razi, Mefatih el Ğayb adlı eserinde Hızır (as)ın bir peygamber olmadı ını söyler. O, bu kitapta Hızır (as)ın peygamber oldu unu ileri sürenlerin delillerini karşıt delillerle birlikte şöylece sıralar:
Birinci delil: Allah-u Teala; Biz ona katımızdan bir rahmet verdik& buyurmuştur. Rahmet ise peygamberliktir. Çünkü Kuran-ı Kerimde; Rabbinin rahmetini onlar mı paylaşıyorlar?[2] Sen kitabın sana verilece ini ummazdın. Ancak Rabbinden bir rahmet olarak&[3] buyurulmuştur ki, buralarda geçen Rahmet kelimesi peygamberlik manasına gelmektedir.
Bu ayet-i kerimelerde geçen Rahmetin peygamberlik manasına geldi ini kabul ediyoruz. Ama her rahmetin peygamberlik manasına gelmesi zorunlu de ildir.
İkinci delil: Biz ona nezdimizden bir ilim ö retmiştik ayeti, Allah-u Tealanın ona bu ilimleri bir vasıta bulunmaksızın, bir ö retmenin ö retmesi ve bir mürşidin irşadı olmaksızın ö retti ini gösterir. Bir beşer vasıtasıyla olmaksızın, Allahın ilim bahşetti i herkesin Allah-u Tealanın vahyi ile her işi bilen bir peygamber olması gerekir.
Bu delil zayıftır. Çünkü zaruri bilgiler başlangıçta Allah-u Teala katından verilerek meydana geldi i halde peygamberli e delalet etmemektedir.
Üçüncü delil: Musa (as) ona; Bana ö retmen için peşinden geleyim mi? demiştir. Oysa bir peygamber, peygamber olmayan bir başkasına ö renmek için tabi olamaz.
Ancak bu delil de zayıftır. Çünkü peygamber, peygamberlik konusu olan ilimlerde başkasına tabi olmaz. Fakat di er ilimlerde tabi olabilir.
Dördüncü delil: O kul, Musa (as) ile yüksekten konuşuyor. Kavrayamayaca ın bir bilgiye nasıl dayanabilirsin? diyor. Musa (as) ise tevazu gösteriyor ve Sana hiçbir işte karşı gelmeyece im diyor. Bütün bunlar o bilgili kimsenin Hz. Musadan daha üstün oldu una delalet eder. Peygamber olmayan bir kimse, peygamber olandan daha üstün olamayaca ına göre bu zat bir peygamberdir.
Bu görüş de zayıftır. Çünkü peygamber olmayan bir kişi, peygamberli e konu olmayan ilimlerde peygamberden daha üstün olabilir. Bu caizdir. Bir peygamberin, peygamber olmayan birinden ilim ö renmek için peşinden gitmesi, onu halkın gözünden düşürür diye bir itirazda bulunulabilir ki, biz de onlara sorarız: Allah-u Tealanın Musa (as) ile konuşup kendisine Tevratı indirdikten sonra onu peygamber bile olsa, o zattan ilim ö renmesi için göndermesi Musa (as)ı halkın gözünden düşürmez mi? Hayır düşürmez derlerse, biz de; Öyleyse birinci halde de düşürmez deriz.
Beşinci delil: El-Asam, bu bilgili kulun peygamber oldu una, bu zatın kıssanın ileriki kısımlarında; Ben bunları kendili imden yapmadım demesini delil gösterir. Ona göre bunun manası; Ben bunları Allah-u Tealanın vahyi ile yaptım demektir. Bu da onun peygamber oldu unu göstermektedir.
Bu da zayıf ve zayıflı ı gayet açık bir delildir.
Altıncı delil: Rivayete göre Musa (as), o zatın yanına vardı ı zaman selam verince o zat; Ve aleykumusselam ey İsrailo ullarının peygamberi diye karşılık vermiş. Bunun üzerine Musa (as); Sana bunu kim bildirdi diye sorunca o zat; Seni bana gönderen ö retti diye karşılık vermiş. İşte bu rivayeti esas alanlar, bu durumun kendisine vahiy ile bildirildi ini söylerler. Vahiy olayı ise, peygamberlik olmadan vaki olmaz.
Ancak bunlara da şöyle söylenebilir: Bu niçin keramet veya ilham kabilinden bir şey olmasın?
Müfessirlerden Ebul Ala El Mevdudi ise Hızır (as)ın bir veli veya peygamber olması bir yana, Onun bir melek olabilece ini ileri sürmüştür. Onun bu konudaki görüşleri şöyledir:
Kuran-ı Kerimde, Hz. Musa (as)ın talim ve terbiyesi için gönderilen kişinin bir insan oldu una dair sarih bir ifade yoktur. Hz. Hızır için sadece Bir kulumuz tabiri kullanılıyor ki, bu da onun mutlaka bir insan olmasını gerektirmiyor.
Kuran-ı Kerimde çeşitli yerlerde melekler için de kul kelimesi kullanılmıştır. Ayrıca Hz. Hızırın bir insan oldu una dair Hz. Peygamber (as)dan nakledilmiş herhangi bir hadis de bulunmuyor. Rivayetlerden birinde geçen Recul (adam) tabiri ise insanlar ve erkekler için kullanıldı ı gibi, cinler için de kullanılmaktadır.
Ayrıca cinler, melekler veya gözle görülmeyen di er bazı yaratıklardan (ruhaniler) herhangi biri insanlara geldi inde gayet tabii ki insan şeklinde gelecek ve bu durumda kendisine elbette insan veya beşer denilecektir.
Ancak Mevdudinin bu görüşünde zorlamaya gitti i ve biraz da yalnız kaldı ı söylenebilir.
Hızır (as) hakkındaki bir di er tartışma konusu da onun yaşayıp yaşamadı ıdır. İslam alimlerinden bazıları; Her nefis ölümü tadacaktır[4] ilahi kaidesinden hareketle, Hızır (as)ın da vefat etmiş oldu unu, hayatta olmadı ını beyan etmişlerdir. Buna karşın di er bazı İslam alimleri onun hayat pınarından içti ini, hayatta oldu unu ve Beytullahı haccetti ini ileri sürmüşlerdir.
Hızır Aleyhisselamın hayatta oldu una dair haberler çoktur. Bunlardan bir kısmını aşa ıda zikredelim.
Kainatta vuku bulan bütün olaylarda iki sebep etkindir. Bunlardan biri hakiki sebep, di eri ise zahiri sebeptir. Hakiki sebep, olayın vuku bulmasındaki asıl sebep olup ilahi iradeye bakar. Yani bütün olay ve gelişmelerde Fail-i Mutlak olan Yüce Allah (cc)ın takdir etti i ve olmasını istedi i şeyin, yeri ve zamanı gelince olmasını gerektiren sebeptir. Zahiri sebep ise, asıl sebep olmayıp ilahi irade ve kudrete adeta perdedarlık yapıp dikkatleri kendine celbeder.
Olayların arkasındaki asıl sebebi, yani Yüce Allah (cc)ın neyi takdir etti ini herkes bilemez. Ço u insanın düşüncesi perde mahiyetindeki zahiri sebebe takılıp kalır. Yüce Allah (cc)ın kendi katından ilim, anlayış ve basiret verdi i nadir zatlar ise, yine Onun muttali kıldı ı derece ve miktarca hakiki sebeplere yol bulabilirler.
İşte Yüce Allah (cc)ın kendisine batın ilminden bir miktar bahşetti i, sır kapısını birkaç milim araladı ı, sınırsız ilminden birkaç damlacık nasip eyledi i seçkin zatlardan biri de Kuran-ı Kerimde kıssası anlatılan Hızır Aleyhisselamdır.
Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdi imiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim ö retti imiz kullarımızdan bir kulu buldular.[1]
Sabit hadisler ve alimlerin cumhuruna göre, ayet-i kerimede bahsedilen bu kul Hızır (as)dır.
Hızır (as)ın Kuran-ı Kerimde hikaye edilen Hz. Musa ile ilgili macerasına geçmeden önce, onun kim oldu u, peygamber olup olmadı ı ve yaşayıp yaşamadı ı yönündeki ihtilaflı ve müşkül meselelere de inmekte fayda vardır.
Mücahid, Hızıra, namaz kıldı ında veya oturdu unda etrafının yeşermesinden dolayı, yeşil veya yeşil ot manasına gelen bu ismin verildi ini söyler.
Fahrettin-i Razi, Mefatih el Ğayb adlı eserinde Hızır (as)ın bir peygamber olmadı ını söyler. O, bu kitapta Hızır (as)ın peygamber oldu unu ileri sürenlerin delillerini karşıt delillerle birlikte şöylece sıralar:
Birinci delil: Allah-u Teala; Biz ona katımızdan bir rahmet verdik& buyurmuştur. Rahmet ise peygamberliktir. Çünkü Kuran-ı Kerimde; Rabbinin rahmetini onlar mı paylaşıyorlar?[2] Sen kitabın sana verilece ini ummazdın. Ancak Rabbinden bir rahmet olarak&[3] buyurulmuştur ki, buralarda geçen Rahmet kelimesi peygamberlik manasına gelmektedir.
Bu ayet-i kerimelerde geçen Rahmetin peygamberlik manasına geldi ini kabul ediyoruz. Ama her rahmetin peygamberlik manasına gelmesi zorunlu de ildir.
İkinci delil: Biz ona nezdimizden bir ilim ö retmiştik ayeti, Allah-u Tealanın ona bu ilimleri bir vasıta bulunmaksızın, bir ö retmenin ö retmesi ve bir mürşidin irşadı olmaksızın ö retti ini gösterir. Bir beşer vasıtasıyla olmaksızın, Allahın ilim bahşetti i herkesin Allah-u Tealanın vahyi ile her işi bilen bir peygamber olması gerekir.
Bu delil zayıftır. Çünkü zaruri bilgiler başlangıçta Allah-u Teala katından verilerek meydana geldi i halde peygamberli e delalet etmemektedir.
Üçüncü delil: Musa (as) ona; Bana ö retmen için peşinden geleyim mi? demiştir. Oysa bir peygamber, peygamber olmayan bir başkasına ö renmek için tabi olamaz.
Ancak bu delil de zayıftır. Çünkü peygamber, peygamberlik konusu olan ilimlerde başkasına tabi olmaz. Fakat di er ilimlerde tabi olabilir.
Dördüncü delil: O kul, Musa (as) ile yüksekten konuşuyor. Kavrayamayaca ın bir bilgiye nasıl dayanabilirsin? diyor. Musa (as) ise tevazu gösteriyor ve Sana hiçbir işte karşı gelmeyece im diyor. Bütün bunlar o bilgili kimsenin Hz. Musadan daha üstün oldu una delalet eder. Peygamber olmayan bir kimse, peygamber olandan daha üstün olamayaca ına göre bu zat bir peygamberdir.
Bu görüş de zayıftır. Çünkü peygamber olmayan bir kişi, peygamberli e konu olmayan ilimlerde peygamberden daha üstün olabilir. Bu caizdir. Bir peygamberin, peygamber olmayan birinden ilim ö renmek için peşinden gitmesi, onu halkın gözünden düşürür diye bir itirazda bulunulabilir ki, biz de onlara sorarız: Allah-u Tealanın Musa (as) ile konuşup kendisine Tevratı indirdikten sonra onu peygamber bile olsa, o zattan ilim ö renmesi için göndermesi Musa (as)ı halkın gözünden düşürmez mi? Hayır düşürmez derlerse, biz de; Öyleyse birinci halde de düşürmez deriz.
Beşinci delil: El-Asam, bu bilgili kulun peygamber oldu una, bu zatın kıssanın ileriki kısımlarında; Ben bunları kendili imden yapmadım demesini delil gösterir. Ona göre bunun manası; Ben bunları Allah-u Tealanın vahyi ile yaptım demektir. Bu da onun peygamber oldu unu göstermektedir.
Bu da zayıf ve zayıflı ı gayet açık bir delildir.
Altıncı delil: Rivayete göre Musa (as), o zatın yanına vardı ı zaman selam verince o zat; Ve aleykumusselam ey İsrailo ullarının peygamberi diye karşılık vermiş. Bunun üzerine Musa (as); Sana bunu kim bildirdi diye sorunca o zat; Seni bana gönderen ö retti diye karşılık vermiş. İşte bu rivayeti esas alanlar, bu durumun kendisine vahiy ile bildirildi ini söylerler. Vahiy olayı ise, peygamberlik olmadan vaki olmaz.
Ancak bunlara da şöyle söylenebilir: Bu niçin keramet veya ilham kabilinden bir şey olmasın?
Müfessirlerden Ebul Ala El Mevdudi ise Hızır (as)ın bir veli veya peygamber olması bir yana, Onun bir melek olabilece ini ileri sürmüştür. Onun bu konudaki görüşleri şöyledir:
Kuran-ı Kerimde, Hz. Musa (as)ın talim ve terbiyesi için gönderilen kişinin bir insan oldu una dair sarih bir ifade yoktur. Hz. Hızır için sadece Bir kulumuz tabiri kullanılıyor ki, bu da onun mutlaka bir insan olmasını gerektirmiyor.
Kuran-ı Kerimde çeşitli yerlerde melekler için de kul kelimesi kullanılmıştır. Ayrıca Hz. Hızırın bir insan oldu una dair Hz. Peygamber (as)dan nakledilmiş herhangi bir hadis de bulunmuyor. Rivayetlerden birinde geçen Recul (adam) tabiri ise insanlar ve erkekler için kullanıldı ı gibi, cinler için de kullanılmaktadır.
Ayrıca cinler, melekler veya gözle görülmeyen di er bazı yaratıklardan (ruhaniler) herhangi biri insanlara geldi inde gayet tabii ki insan şeklinde gelecek ve bu durumda kendisine elbette insan veya beşer denilecektir.
Ancak Mevdudinin bu görüşünde zorlamaya gitti i ve biraz da yalnız kaldı ı söylenebilir.
Hızır (as) hakkındaki bir di er tartışma konusu da onun yaşayıp yaşamadı ıdır. İslam alimlerinden bazıları; Her nefis ölümü tadacaktır[4] ilahi kaidesinden hareketle, Hızır (as)ın da vefat etmiş oldu unu, hayatta olmadı ını beyan etmişlerdir. Buna karşın di er bazı İslam alimleri onun hayat pınarından içti ini, hayatta oldu unu ve Beytullahı haccetti ini ileri sürmüşlerdir.
Hızır Aleyhisselamın hayatta oldu una dair haberler çoktur. Bunlardan bir kısmını aşa ıda zikredelim.