Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

zeyno

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
1,699
Aldığı Beğeniler
6
Konum
Gümüşhane
Takım
Galatasaray
Soru:

“Okumayı istemek ile okumamak arasında kalan bir insan ne yapmalı . Ülke ve millet adına okumak mı yararlıdır, okumamak mı' Dinin füruata ait bir meselesinde bu denli hassas olmak mı, yoksa tercihini başka istikamette kullanmak mı gerekli' Kişi kanaatı vicdaniyesi ile bu mevzuda hükmünü verip öyle davranmalıdır. Bana göre okumayı tercih etmelidirler." Hocaefendinin bu tesbitinin İslam Fıkhındaki yeri nedir ? Bir kadının üniversite okuması veya bir meslek sahibi olmasının dindeki hükmü nedir ve bunun için tesettürü terk etmesi ne kadar doğrudur ?

El-Cevab :


İslam’da kadını eve hapsetmek yoktur. Kadının fiziki yanı dikkate alınıp, hususi durumları korunduktan sonra hayatın bazı sahalarına katkıda bulunması İslam’da yasaklanmamıştır. Zaten kadın, hayatın her diliminde kendine göre katkılarda bulunmuştur da… Mesela, savaşlara katılması caiz görülmüş, okuması, eğitim görmesi tasvip, tercih ve teşvik edilmişti. Öyle ki, saadet asrında Hz. Aişe, Hz. Hafsa ve Hz. Ümmü Seleme validelerimiz sahabe fukahasının ve müçtehitlerinin arasında yer almaktaydı; hatta peygamber hanesindeki kadınlar, dini öğrenme adına bir yönüyle erkeklerin bile müracaat kaynağıydılar. Tabiinden bir çok kimse Efendimiz’in(SAV) eşlerine müracaat ederlerdi. İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye göre kadının hâkim bile olabileceğini görürüz . Kadın asker de olabilir, hekim de.. Önemli olan dinini yaşayabilmesidir.

Fethullah Gülen Hocaefendinin , bir hanım kızın Tesettür ile İlim tahsili konusunda tercih yapmaya zorlandığı bir dönemde sarf ettiği:”..... Kişi kanaatı vicdaniyesi ile bu mevzuda hükmünü verip öyle davranmalıdır. Bana göre okumayı tercih etmelidirler.” ifadesi ile birlikte aslında bu süreçteki rahatsızlığını Hocaefendi bakın nasıl dile getiriyor :

“Tabii ki dini mülahazalarla başlarını örten hanımlara müdahale edilmesine karşıyım. Onların dinin detayına ait bir konuyla tahsilleri arasında tercih yapmak zorunda bırakılmalarına üzülüyorum. Ama toplumumuz hassas bir dönemden geçiyor. Herkesin bunu göz önüne alması lazım. Bir taraf bunu kavga sebebi yapmamalı, diğer taraf da tepkileri kavga başlatıldı diye görüp üzerine gitmemeli... Hukukçu bir dostumuz yazdığı kitaba "Müntesiplerinin Cehaleti, Hasımlarının Kör Düşmanlığı Arasında Talihsiz Müslümanlık" adını koymuş.. Çok doğru.. Durumumuzu özetliyor kitabın ismi. İki taraf da cehalete yenik düşüyor.” )

Bu çerçevede ;


1-) Hanım kızlarımız Farz olan İlim Tahsili ile Farz olan Tesettür konusunda , bir dayatma sonucunda tercih yapmak zorunda bırakıldıklarında, şahsi vicdani kanaatlerine göre hareket etmelidirler. Bunu yaparken , hanım kızlarımız belki okudukları Fakültenin ileride kendilerine sağlıyacağı artı-eksi koşulları gözönünde bulundurmalıdırlar , belki edinecekleri Mesleği nedenli benimseyip benimsemiyeceklerine bakarak Vicdani bir hüküm vermelidirler.Nitekim tercihini bu yönde yapanlar , Eğitimlerini tesettürü ile alabilecekleri ülkelerde devam etmeyi tercih etmişler , veya Üniversite Eğitiminden sonra mesleğini yapmayı düşünmeyenler ise Eğitimlerini yarıda kesmişlerdir.

2-) Hocaefendi , bu çerçeveye ilave olarak , Vicdani Kanaatlerin okuma yönünde olmasının daha hayırlı olacağı Fakültelerde okuyanların , ileride Milletine Hizmet etme adına yetiştireceği Asrın Sümeyraları , Ümmü Habibeleri, Ayşe’leri için ihtiyaç duyulan Diplomalarını elde etmelerinin ancak Eğitimlerine devam etmeleri ile mümkün olabileceğine vurgu yapmıştır. Tercihini bu istikamette yapanlar, Fakültelerine girerken belki peruk takarak veya başına açarak Eğitimlerine devam etmişlerdir.


3-) Bu konuda her nasıl bir tercihte bulunulursa bulunulsun , gereksiz Toplum-Devlet ilişkilerinin gerilmesine vesile olunmamalıdır.Çünkü , hanım kızlarımıza bunu reva görenlerin istedikleride zaten budur ! Gerilim olsun , huzursuzluk olsun , ve yasakların alanı genişlesin ! Hatta Zaman gazetesi o dönemde 1 hafta boyunca sür manşetten vermiş olduğu Haberde , Kamusal Alan’ın sadece Üniversiteler ile sınırlı kalmayıp , tüm Ülke genelini kapsıyacak şekilde Türkiye’nin yarıaçık bir cezaevine dönüştürülmekistendiğini , birtakım çevrelerce yasa hazırlandığını ve başörtüsünün sadece evlerde giyilmesine izin verileceğine yönelik duyumların olduğunu belirtmişti.

Konuya , İslam Hukukunun bir Kaidesi olan Ehven-i şer ” İki şerden, daha hafif olanı ihtiyâr olunur” prensibince bakılacak olursa , önünüze getirilen iki şer’li tercih arasından kötülük ve fenalık bakımından daha az ve hafif olanı tercih edilmelidir.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri , aynı hususa parmak basarken “Hayr-ı Kesir için Şerri Kalil işlenir . Eğer şerr-i kalil olmamak için, hayr-ı kesiri intaç eden bir şer terk edilse, o vakit Şerr-i kesir irtikâp edilmiş olur" ve “Bir şerr-i cüzî için hayr-ı kesîri terk etmek, şerr-i kesîr olur. Onun için, o şerr-i cüzî hayır hükmüne geçer.” demektedir.Yani Büyük Hayırlar için daha az zararlı olan Şer seçilir demektedir.Yani Her mümini ilgilendiren Büyük bir Hayır yolunda , Kalil Şerlere cevaz vardır. Şayet bahse konu Kalil Şerden kaçınılırsa Büyük Şerlere sebebiyet verilir. O zaman küçük bir Şerden kaçayım derken , daha büyük bir Şer'e davetiye çıkarılırki , Allah indinde büyük Vebali beraberinde getirir !

Üniversitelerde uygulanan Başörtüsü yasağının üstünden 8 sene geçmesine rağmen sorunun çözülmemiş olmasını üzülerek görmekteyiz. Bu süre zarfında 4 yıllık bir Fakülte Eğitimi alan hanım kızlarımızın 2 nesil mezuniyet vermiş ve kız öğrencilerinin ağırlıklı okudukları Üniversite Hazırlık Dersaneleri ve Özel Okullarda Asrın Fatma’larını , Sevdenur’larını yetiştirmeye devam ettiklerini müşahede ediyoruz. Okumamış olsalardı , acaba bu şuurda yetiştirilebilirlermiydi ? Herhalde Hocaefendinin vurgulamaya çalıştığı noktada bu olsa gerek: Bir kişinin Şahs-i bir Şerre istemiyerek girmesi mi daha şerlidir , yoksa bu Şahs-i Şerri işlemediği için yapamıyacağı Hayr-ı Kesir olan İman Hizmeti mi daha Şerrlidir ?

Ümit edelim , kısa sürede Allah bu sıkıntının bertaraf edilmesi adına gerekli sebebleri Halk eder ve inşallah daha gönül rahatlığı ile Eğitimlerine hanım kızlarımız devam etmiş olurlar.

Allah Rızası istikametinden ayırmasın !


www.hasbihal.com
 

keremm

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
7 Eyl 2005
Mesajlar
1,242
Aldığı Beğeniler
9
Konum
AĞRI ( İSTANBUL - İstinye)
Takım
Galatasaray
zeyno kardeşim teşekkürler.
öncelikle şunu belirtmeliyiz,
şayet okuyacak bayan kardeşimizin ufku geniş ise,
sorumluluğunun bilincinde ise,
ileriki yıllarda gelecek nesillerin bu tür sorunlarla karşılaşmasını istemiyor ise,
yeni yetişen ve yetişecek nesillere dini-manevi-milli değerleri öğretmek istiyor ise OKUL demeli bence.

bu benim kanaatime göre doğru olanıdır.
biliyorum şimdi bazı kardeşlerimiz çıkıp diyecekki senin kanaatin değil,mukaddes kitabın emrettiği önemli.HAKLILAR.

bende diğeceğimki mukaddes kitabın emrettiklerini ne kadar yerine getirebiliyoruz.HAKLIMIYIM ACABA ??
 

zeyno

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
1,699
Aldığı Beğeniler
6
Konum
Gümüşhane
Takım
Galatasaray
Orjinal Yazarı keremm
zeyno kardeşim teşekkürler.
öncelikle şunu belirtmeliyiz,
şayet okuyacak bayan kardeşimizin ufku geniş ise,
sorumluluğunun bilincinde ise,
ileriki yıllarda gelecek nesillerin bu tür sorunlarla karşılaşmasını istemiyor ise,
yeni yetişen ve yetişecek nesillere dini-manevi-milli değerleri öğretmek istiyor ise OKUL demeli bence.

bu benim kanaatime göre doğru olanıdır.
biliyorum şimdi bazı kardeşlerimiz çıkıp diyecekki senin kanaatin değil,mukaddes kitabın emrettiği önemli.HAKLILAR.

bende diğeceğimki mukaddes kitabın emrettiklerini ne kadar yerine getirebiliyoruz.HAKLIMIYIM ACABA ??

Kesinlikle katılıyorum.Bu yazıyı bu yüzden aktardım."İğneyi kendimize,çuvaldızı ele batıralım." değil mi...
 

kerems

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
8 Kas 2005
Mesajlar
621
Aldığı Beğeniler
1
Takım
Trabzonspor
Başörtüsü örtmek farz. Okumak ve ilim tahsil etmek ise başta Alâk Sûresinin ilk ve 3.cü âyetler ve birçok âyete göre farz. Acaba başörtüsü yasağı karşısında başörtüsü mü, okul mu, yoksa başörtüsü ile birlikte okumak mı? Herhalde bu hususa şu soru zâviyesinden bakmak durumundayız: Biz bu dünyaya niye gönderildik?

İnsan bu âleme ilim ve duâ vâsıtasıyla olgunlaşmak, gelişmek için gelmiştir. Mahiyet ve potansiyel yetenek itibâriyle herşey ilme bağlıdır. Ve bütün gerçek ilimlerin esâsı ve mâdeni ve nuru ve ruhu, mârifetullahtır (Allah'ı bütün isim ve sıfatlarıyla, eser ve sanatlarıyla, nimet ve ikramlarıyla tanımaktır) öğrenmenin temel prensibi Allah'a imandır. (Sözler, s. 286.)

Okumayı emreden âyetlerin, "Saçınızı-başınızı açarak, yasakçı sistemin okullarında okuyun!" demek istemediği kesin. Hâlıkımız bizi bu dünyaya, imtihan, imân ve ibâdet etmek (aynı zamanda hanımların da başlarını örtmesi), ilimle tekâmül etmek için dünyaya göndermiş. Yoksa, "Öğretmen, doktor, mühendis, işletmeci olun!" diye değil.

Okumanın, kariyer yapmanın, kendini yetiştirmenin binbir yolu imkânı olmalı. Gelişmiş ülkelerde "ev eğitimi" yaygın bir uygulamadır. Kurslar vasıtasıyla çeşitli mesleklere, sanatlara yönelmek mümkün. Nice sanatkâr, araştırmacı ve kâşifin resmî diploması yoktur. Nice ev hanımı, eserleri, çalışması, buluşuyla resmî diplomalılara taş çıkartmıştır!

"Ne yapalım, şartlar böyle gerektiriyor; başımızı açıp okuyalım, makam ve mevki sahibi olalım ve sonra dinimize, milletimize hizmet edelim!" diye düşünmek de mümkün. Ancak, hizmeti, farzı terk edip, meşkûk, şüpheli hizmete gidilebilir mi? Örtünmek de ibâdet ve hizmettir. Çünkü başörtüsü İslâmî şeâirdir, semboldür. o­nu takmak İslâma lisan-ı hal ile yapılan bir hizmettir.

Diğer taraftan hizmet; makam, mevki, güç, para-pul, kariyer ile değil, ihlâs iledir der Bediüzzaman. Dinleyelim: Bu dünyada, özellikle âhirete yönelik hizmetlerde en mühim bir esas ihlâstır. En büyük bir kuvvet ihlâstır. En makbul bir şefaatçi ihlâstır. En metin/sağlam bir istinat noktası ihlâstır. En kısa hakikat yolu ihlâstır. En makbul mânevî bir duâ ihlâstır. Maksatlara ulaşmada en kerametli (harika) vesile ihlâstır. En yüksek bir haslet ihlâstır. En sâfî ubudiyet/kulluk ihlâstır. (Lem'alar, s. 163) Yani, hizmet etmek isteyen için "esas, kuvvet, şefaatçi, istinat noktası, hakikat, duâ, keramet/harika hal, haslet, ubudiyet/kulluk" ihlâstır. Yoksa, dünyevî makam, mevki ve kariyerler değil!

Acaba hizmet adına baş açılırsa, bu durum ne kadar kanıksanacak ve daha başka hangi tavizler verilecektir? Başörtüsüne cevaz bulan, yorum yapan, diğerlerine neden yapmasın? Bu kanıksanma ve tavizlerin sonunun nereye varacağını kim tahmin edebilir? Evet, bu bir psikolojik kaidedir: İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız! başörtüsünü açmaya razı olup o­nu kanıksadıktan sonra; pantolona, oradan tokalaşmaya, oradan da daha başka tavizlere kadar gidildiğinin çok acı örnekleri görülmüştür.
ALINTI!


Bugün okumak için başörtüsü tavizini isteyenlerin yarın daha başka tavizler istemeyeceğini hiç kimse garanti edemez. Bence bu konuda taviz vermek yerine belki bir kaç nesil bile olsa kendimizi feda ederek baş örtüsü ile dinimizin kuralları çerçevesinde okumak ve yaşamak için üzerimize düşenleri yerine getirmeliyiz.
 

Hasbi

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
5 Eyl 2005
Mesajlar
317
Aldığı Beğeniler
1
Bediüzzaman Hazretleri, Ruslara esir
düşmüş, Tiflis, Kilograf yoluyla Kosturma'ya sevke-
dilmişlerdir. O'nun yüzlerce örnek gösterilecek kahra-
manlıklarından birini teşkil eden, Rus Başkumanda-
nına meydan okuması hadisesi de işte bu esareti sı-
rasında cereyan etmiştir (gerçekleşmiştir).

1948'de yayınlanmış olan "Ehl-i Sünnet" mecmua-
sındaki bu tarihi olayı aynen aktarıyorum :
(Büyük İslam Tarihi) yazarı olan merhum Abdurrahim Bey
diyor ki: "Ben Birinci Dünya savaşında Bitlis mevkiinde ya-
ralı olarak esir olurken Bediüzzaman da o gün esir
düşmüştü. O, Sibirya'ya gönderilmiş, en büyük esir
kampında idi. Ben de Bakü'nun Nangün adasında
idim. Günün birinde esirleri teftişe gelen ve kampı ge-
zerken Bediüzzaman'ın önünden geçen Nikola Niko-
laviç'e o hiç ehemmiyet vermiyor ve yerinden kımıl-
damıyor, Başkumandanın nazar-ı dikkatini çekiyor.
Tekrar bir bahane ile önünden geçiyor, yine kımılda-
mıyor. Üçüncü defasında da önünde duruyor. Tercü-
man vasıtasıyla aralarında şöyle bir konuşma geçi-
yor: - Beni tanımadılar mı?»
- Evet tanıdım. Nikola Nikolaviç, Çarın dayısı-
dır. Kafkas Cephesi başkumandanıdır.
- O halde ne için hakaret ettiler!
- Hayır, ben kendilerine hakaret etmiş değilim.
- Ben mukaddesatımın emrettiğini yaptım.
- Mukaddesatınız ne emrediyormuş?
- Ben Müslüman âlimiyim. Kalbimde imân var-
dır. Kendisinde îman olan bir şahıs, imanı olmayan
şahıstan daha üstündür. Ben O'na ayağa kalksaydım, mukad-
desatıma hürmetsizlik yapmış olurdum. Onun için
ben ayağa kalkmadım.

- Şu halde bana imânsız demekle benim şahsı-
ma, hem orduma, hem de milletime ve Çara hakaret et-
miş oluyor. Derhal Divan-ı Harb Kurulunda sorguya
çekilsin.

Bu emir üzerine Divan-ı Harb kuruluyor. Karar-
gâhtaki Türk, Alman ve Avusturya subayları ayrı ay-
rı Bediüzzaman'a rica ederek başkumandandan özür
dilemesi için ısrar ediyorlar. Verdiği cevap şu oluyor:

- Ben âhiret diyarına göçmek ve Resülullah'ın huzuruna
varmak istiyorum. Bana bir pasaport lazımdır.
Ben imanıma muhalif hareket edemem.


Buna karşı kimse sesini çıkaramıyor. Neticeyi bek-
liyor. Sorgulama bitiyor. Rus Çarını ve Rus Ordusunu
tahkir (hakaret) maddesinden idam kararı veriyorlar.
Kararı infaz için gelen bir manga askerin başındaki subaya
yüksek bir ağırbaşlılık hali içerisinde ,
-Müsaade ediniz 10 dakika vazifemi
ifâ edeyim, diye abdest alıp iki rek'at namaz kılarken
Nikola Nikolaviç geliyor, kendisine hitaben :
- Beni affediniz, sizin bena hakaret için bu hare-
keti yaptığınızı zannediyordum. Hakkınızda kanuni
muamele yaptım. Fakat şimdi anlıyorum ki, siz bu
hareketinizi imânınızdan alıyorsunuz ve mukaddesa-
tın emirleri ile ifa ediyorsunuz. Hükmünüz iptal edil-
miş, dini salâhatınızdan (salihliğinizden) dolayı
takdire şayansınız. Sizi rahatsız ettim, tekrar tekrar ri-
ca ediyorum beni affediniz.

Bütün Müslümanlar için takdir edilecek bir misal
olan bu salabet-i diniye ve yüksek ahlakı arkadaş-
larımdan bir yüzbaşı şahit olarak anlatıyordu.
Bunu duydukça ihtiyarsız olarak gözlerim yaşla doldu.

Bediüzzaman Hazretlerinin Rus Başkumandanı-
na karşı gösterdiği İslamın izzetini yükselten bu celadeti
(yiğitliği) garib görülmesin. Dünya savaşındaki mağlubi-
yetlerinizden dolayı, seni fazla üzüntülü görüyoruz, diyen-
lere cevaben:
- Ben kendi elemlerime tahammül ettim, fakat
İslam Ehlinin eleminden gelen teellümat (üzüntüler)
beni ezdi. İslam alemine indirilen darbelerin en evvel
kalbime indiğini hissediyorum, diyerek İslam dava-
sının bütün ağırlıklarını kendi iç aleminde yaşayan
Said Nursi Hazretleri, Sıkı yönetim Kurulunda'da de aynı
cesaret ve ağırbaşlılıkla Tarihin Şeref Levhalarına geçen
şu sözlerini söylemiştir:
- Hakkın hatırını kırmayacağım, hakikatı söy-
leyeceğim. Zira Hakk'ın hatırı alidir (yücedir). Hiç bir hatıra
feda edilmez. Kimin hatırı kırılırsa kırılsın yalnız Hak
sağ olsun.

-Şimdi usandığım güçsüz bir hayatım var, kahro-
layım eğer idamı esirgersem... Merd olmayayım eğer
ölmeye gülmekle gitmezsem.

Sen de Mürtecisin (gericisin) ithamına karşı da:
- Eğer meşrutiyet bir grubun diktatörlüğünden
ibaretse, bütün insanlar ve cinler şahid olsun ki, ben mürte-
ciyim. Bin ruhum da olsa Kur'an'ın tek meselesine fe-
da etmeye hazırım, diyerek hasımlarını şaşırtan bir
iman cesareti ile mukabelede bulunmuştur. Bera-
atindan sonra da teşekkür etmeyerek Bayezid Mey-
danındaki kalabalıkta:
- Zalimler için yaşasın Cehennem diye hay-
kırarak Sultan Ahmed'e doğru yürüyen Bediüz-
zaman Hazretlerinin İslam davasına karşı hissettiği
alaka, mânevi kapıları koparılmış milletlere gönderi-
len Müceddidlerin duymakta olduğu alakadan başka
değildir. O, sadece teessüs ettirdiği İslami cereyan için
sevkedildiği mahkemelerde söylediği şu sözleriyle ken-
dini fiilen tescil ettirmiş, imanını kurtardıgı milyon-
larca insanın şehadetiyle de bu hüviyeti günden gü-
ne vuzuha (açığa) kavuşmuştur.

- Saçlarım adedince başlarım olsa, Rer gün bi-
ri kesilse, bu imân hizmetinden çekilmem. Dünya-
yı başıma ateş yapsanız Kuran Hakikatlerine feda
olan bu başı kafirlere eğmem.

- Yüksek fikirlerinden istifade edelim, diye çağrıl-
dıği o günkü Millet Meclisinde kendisine itiraz eden
Reise karşı da şunları haykırmaktan asla çekinmemiş-
tir:
- Kainatta en yüksek hakikat imandır. İman-
dan sonra namazdır. Namaz kılmayan haindir. Hainin
hükmü merduttur (Red olunmuştur.) Cenab-ı Hak
Kur'an-ı Keriminde yüz yerde edasını emrettiği na-
mazdan daha büyük bir hakikat olsaydı imandan son-
ra onu emrederdi.

İşte dinin emirlerine riayet konusunda örnek alınacak alim
 

Hasbi

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
5 Eyl 2005
Mesajlar
317
Aldığı Beğeniler
1
Taviz tavizi doğurur kanaatindeyim ki....

Taviz verilmesine karşıyım....

Çekilen acı büyüktür ama baskılara boyun eğmemek islamın simgesinin kudsiyetini şerefini çiğnetmememiz lazım samimiyetimizi göstermeliyiz..
 

YaMusaB

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,716
Aldığı Beğeniler
5
Benimde bu konu hakkında kafamda bazı soru işaretlerim var...
Yaklaşım açılarının farklılığı, farklı düşünceleri getiriyor...
Nasıl bakarsan öyle görüyosun, nasıl görüyosan da öyle düşünüyosun...
Neyse...

NOT:Başını açıp okuyan insanları görüp, böle olmaz, bunlar evinde durması lazım... Bunların okumasına gerek yok diyenleri, samimiyetsiz buluyorum...

NOT:Hasbi abi, taviz tavizi getirir sözünüze katılıyor, ama bu konu da bu sözün yeri ne kadar bunu soruyorum, şimdi üni kapısında başını açan, ilmini gördükten sonra da kapatan kardeşlerimiz daha ne taviz verecekler ki...
 

silaucan

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
9 Eyl 2005
Mesajlar
1,962
Aldığı Beğeniler
7
DEĞERLİ ZEYNO; BENCE ÇOK MÜHİM BİR KONUYA DEĞİNMİŞSİN,ÖNCELİKLE SAĞOL.....

Allahu Teala insanları İslamiyete uymaları,kulluk etmeleri ve İslamı yaymaları için yaratmıştır.

İslamiyeti yayabilme noktasında insanları ikna edebilmek için,örnek bir yaşantı ve İslam ile ilgili eğitim almak ve bunu insanlara öğretmek ,göstermek gerekmektedir.

Ben içi boş ama başı kapalı insanlar görmek istemiyorum,içi tam donanımlı,insanları eğiten,bilgilendiren bayanlar görmek istiyorum.

Bu bağlamda sorduğun soruya cevaben şöyle diyorum; içi boş ama dışı görünen kapalı bayanlar olacağına,her türlü Bilgiyi barındırabilen,İslamı hem kendi bilen ve uygulayan ve hemde insanlığa öğretebilme noktasında bulunan eğitimli bir bayanı tercih ederim...
 

ÇAĞRI

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Eki 2005
Mesajlar
21
Aldığı Beğeniler
0
biz bir islam devletinde yaşıyoz ama bunlar baş örtülü bacılarmızı kabul etmiyor neden ya saç kaplaı dıye cahimi olunuyo çok yanlış bir düşünce onlarda okumak istiyor baş açık olunca daha iyimi bir öğrenim war turkiye amiraknın sanki emri altında ya bize neden baskı yapıyorlar bu konu çok tartışlacaK TESETÜR BAŞININ TACI TESETÜRDÜR SENIN TENİŞN SAKIN AÇMA O ÖRTÜNÜ SAVAŞ O ÖTÜ SENIN BAYRAĞIN WEDE ONU GURLA TAŞI.ALLAH YARDIMCINIZ OLSUN UNUTMAYIN CENNET AYAKLARINIZIN ALTINDA CANIM ANNAM SENI ÇOK SEWIYOM;(
 
Üst Alt