Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Bayram

LA İLAHE İLALLAH
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
7,283
Aldığı Beğeniler
51
Konum
Ankara
Takım
Galatasaray
Şu hadis bu konuda hepimizi uyarmaktadır: Muaz b. Enes (r.a) anlatıyor:
Bir adam Hz. Peygambere (s.a.v) gelerek: Hangi cihad daha faziletlidir; hangi mücahit daha çok sevap alır? diye sordu, Efendimiz (a.s):
-En faziletli cihad, içinde Allahın en fazla zikredildiği cihattır. En fazla sevap alacak mücahit de, Yüce Allahı en çok zikreden mücahittir, buyurdu.
Adam:
-Sevabı en fazla olan oruçlu kimdir? diye sordu, Efendimiz (a.s):
-Yüce Allahı en çok zikreden oruçlu en fazla sevap alır, buyurdu.
Adam,
Namaz, zekat, hacc ve sadakayı sordu, Efendimiz (s.a.v), her defasında:
-Bu ibadetleri yaparken Yüce Allahı en çok zikreden kimse, en fazla sevabı alır, buyurdu. Orada bulunan Hz Ebu Bekir (r.a), Hz. Ömere:
-Ya Eba Hafs, zikredenler bütün sevabı alıp götürdüler, dedi. Rasulullah Efendimiz (a.s), ona yöneldi:
-Evet öyledir, buyurdu.(Ahmed, Müsned, III, 438; İbnu Mubarek, Zühd No:1429; Tabarani, el-Kebir, XX, 186.)
Herkes, kıldığı namazın, çektiği zikrin, yaptığı tövbenin ve ziyaretlerin kalbine fayda verip vermediğini halka karşı muamelesi ile ölçmelidir.
Hz. Ömer (r.a) der ki: Siz bir insanı namaz ve orucuna bakarak değerlendirmeyin. Onun doğru sözlülüğüne, kendisine bir şey emanet edilince onu nasıl muhafaza ettiğine, eline dünyalık mal ve makam geçince nasıl davrandığına bakınız.(Beyhaki, Zühdül-Kebir, No: 867.)
Ariflerden Kettanî (k.s): Tasavvuf, güzel ahlaktan ibarettir. diyor ve ekliyor: Kimin ahlakı senden güzelse o, tasavvuf yolunda senden ileridedir.
Büyük veli Fudayl b. Iyaz (k.s), güzel ahlaklı olmayı şöyle anlıyor: Bir kul, bütün insanlara iyi muamele etse, fakat kümesindeki tavuğa kötü davransa, o kimse iyilerden sayılmaz.(Kuşeyri, Risale, 317. (Beyrut, 1998 )
 

Bayram

LA İLAHE İLALLAH
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
7,283
Aldığı Beğeniler
51
Konum
Ankara
Takım
Galatasaray
Cümlemizden inşallah.
 

eslem

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
1,072
Aldığı Beğeniler
2
kısa ve öz yazıları çok seviyorum..
Allah razı olsun :)
 

Maximillian

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Eyl 2005
Mesajlar
231
Aldığı Beğeniler
3
Orjinal Yazarı hayrullah
[Hz. Ömere:
-Ya Eba Hafs, zikredenler bütün sevabı alıp götürdüler, dedi. Rasulullah Efendimiz (a.s), ona yöneldi:
-Evet öyledir, buyurdu.(Ahmed, Müsned, III, 438; İbnu Mubarek, Zühd No:1429; Tabarani, el-Kebir, XX, 186.)


BÜTÜN ÜMMETİN İMANI BİR KEFEYE HZ. EBU BEKİRİN İMANI BİR KEFEYE KONULSA HZ.EBU BEKİRİN İMANI DAHA AGIR BASAR.FAKAT O DA NE DİYOR:


Hz. Ömere:
-Ya Eba Hafs, zikredenler bütün sevabı alıp götürdüler, dedi. Rasulullah Efendimiz (a.s), ona yöneldi:
-Evet öyledir, buyurdu.(Ahmed, Müsned, III, 438; İbnu Mubarek, Zühd No:1429; Tabarani, el-Kebir, XX, 186.)
ALLAH KENDİSİNİ HER DAİM ZİKREDEN KULLARDAN EYLESİN
 

Hekimoglu

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Ağu 2005
Mesajlar
1,861
Aldığı Beğeniler
191
Konum
Amerika
İbadet Zikir ve Tesbihleri Açısından Sahabelere Yetişilemez

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, sahabeler devrinde Asr-ı Saâdet döneminde, büyük bir islami inkılap olmuş, Kurânın nurları ve güçlü tesiri ile, Risalet güneşinin baharı ile meydana gelen bu inkılap da şerler, kötülükler, hurafeler, bir yana; hak, hakikat, adalet, fazilet bir yana geçmişti. Böylece hayır ve şer bütün özellikleri ile karşı karşıya geldi.
O etkileyici hislere heyecan veren atmosferde, (Sahabelerin hayatları okunduğunda, savaşlara bakıldığında, onların zihnî kabiliyetleri ile birlikte hislerinin islamla ne kadar çoşkun olduğu, onları islam için ne kadar güçlü harekete getirdiği görülecektir. Aynı husus ibadetlerde de söz konusudur.) zihinler, kalpler, hisler yalnız bir şeye yönelmişti: Allahın bizden istediği nedir? Bize ne emrediyor? nasıl olursak onun rızasını kazanabiliriz? (Bu konu daha önceki konularla da ilgisi olan ona bağlı bir konudur).
Böyle bir zamanda insanlar bir zikir sözü söylediklerinde, bir tesbih ve tehlilde, Kuran ayetlerini okurken kelimenin bütün manalarını tabakalarını hissederler, onlar ondan büyük bir lezzet alırlardı. Çünkü burada iki faktör vardı:
a) O zikirler, tesbihler, ayetler onlara baharda ilk çıkan turfanda meyveler, taze yiyecekler hükmündeydi. Daha önce irade ve ibtiğa konusunda söz ettiğimiz gibi, onlar aç adamın ekmeğe, susuzun suya ihtiyacından daha fazla ibadete ihtiyaçlarını hissetmişlerdi. Bu sebepten ibadetlerini, zikirlerini büyük bir şevk ve istekle, ihtiyaç duyarak yapıyorlar. Onlarla gelişiyorlar yaptıklarından büyük bir zevk alıyorlardı. Fetih sûresinin son ayeti ve Allahın rızasını, vechini irade etmeleri ile ilgili ayetlerde bu hususa işaret edilir. Zamanla bu ibtiğa, irade, muhabbet, rağbet zayıflamıştır.
b) O insanlar, O büyük inkılabın tesiri ile bütün hisleri duyguları uyanmış, manevi latifeleri ayakta ve islamın kendilerine sunduğu bu meyvelere ihtiyaç duyup ilk tadan, onların tadını olmaya müsait, islama iyice muhtac olduğunun farkında olan insanlardı. Hatta onların vehim, hayal sır gibi duyguları da uyanıktı.
Böyle bir atmosferde, bu iklimde kemalâta giden, gelişen sahabeler, bir zikir kelimesini, bir ayeti okudukları zaman, hisleri uyanık ve tam ihtiyaç hissettiklerinden o tesbihleri, zikirleri bütün manaları ile söyler, bütün latifeleri ile ondan zevk ve feyz alır, faydalanırlardı. Manevi bünyeleri, o zikir ve tesbihten bütünüyle hisselerini alır, emerdi. Nasıl ki kışta meyve ve sebze yememiş, meyveye, sebzeye büyük bir ihtiyaç hissetmiş bir insan, (Ashabın kıymeti, bir de islama olan ihtiyacın şiddetinden dolayıdır. O zaman herkese islamı duyurmak, ulaştırmak zordu. Toplum islamdan çok uzak olduğu için, islam garip başlamıştı. Bk. el-Câmili Ahkâmil Kuran IV, 172 insanlar, islama olan açlığın ıstırabını çekerken, islam ve ibadetler, onlara ulaşınca, açlık, ihtiyaç, onlara, onun önemini kavrattı. İbadetlerden büyük bir lezzet ve zevk aldılar. Uhrevileştiler. İslamın bütününe temessük ettiler. Ölümleri pahasına bu ilahi sofradan vazgeçmediler. Zamanla ülfet başladı. Toplumda, miras yedi psikoloji hakim olmağa başladı.) baharda, turfanda taze bir meyveyi yediği zaman - eğer koku alma, dokunma, görme duyguları güzel çalışıyor, dilinde tad alma özelliği de mükemmel bulunuyorsa- o meyveden büyük bir zevk alacaktır. Yine günlerce aç kalmış bir kimse de ekmeğe olan şiddetli ihtiyacından dolayı zengin ve hakiki açlığı hissetmeyen bir kimsenin baklavadan aldığı lezzetten çok daha fazla lezzet olacaktır. Ekmeğin gerçek lezzetini, hakiki tadını böyle birisi daha güzel zevkeder, hisseder ve anlar.

Hem, bağırsakları tembelleşen, bazı gıdaları veya gıdaların çoğunu özümseyemeyen, vücuda mal etmeyen bir durumda, o insan ne kadar besleyici, vitaminli yemekler yerse yesin, bunlardan sağladığı fayda az olacak, iyi beslenemeyecektir. Fakat, bağırsakları iyi çalışan, yediği gıdaları, onların besleyiciliğini vitaminlerini, kendine mal eden bir insan az bir yemekle bile ilk adamdan daha iyi beslenecek, daha güçlü ve sağlıklı olacak, mikroplara daha dirençli halde bulunacaktır.

Bu iki misalin ışığında sahabelere ve bizlere bakabiliriz. O büyük inkılaptan dolayı hisleri elektriklenen, latifeleri iyice uyanan, islama ihtiyacını tam hisseden, zikir tesbih kelimelerini turfanda, bütün manasıyla söyleyen ve manevi feyizlerinden en yüksek derecede faydalanan kimseler sahabelerdir. Bu sebepten onların söylediği bir zikir kelimesinden elde ettikleri kemalat, feyiz, mertebe ve fayda ile bizimki bir değildir. Onların zikir fikir tefekkür içinde ayetleri ve zikirlerini bütün manası ile söyleyerek kıldıkları bir namazla, bizim namazımız mukayese edilemez.

Çünkü o büyük islam inkılabından o büyük uyandırıcı ve teyakkuza sevkedici infilaktan sonra, zaman geçtikce insanların latifeleri o hususta uyanıklığını, dikkatini, teyakkuzunu kaybetmiş, hisler hakikatlere karşı gaflete dalmış, ayetler, zikirler, tesbih kelimeleri zaman ilerledikçe ülfetle, alışkanlıkla ilk zamanki taravet ve lezzetini yitirmişlerdir. O kelimeler yine o manevi vitaminleri, feyzi, besleyiciliği taşısalar bile insanlar sürekli içinde bulundukları nimete alışmışlar, ülfet etmişler, sathîlikle, onlar nazarında o zikir ve tesbihler ilk taravetini, turfandalığın lezzetini kaybetmiştir.

Güçlü bir tefekkür ameliyatı ile o kelimelerin ayetlerin yoğun tadlarına ulaşabilir. O ülfet perdesi yırtılabilir. İşte bu sebepten sahabelerin kırk dakikada kazandığı fazilete ve makama sahabe olmayan biri kırk günde, hatta kırk senede ancak yetişebilecektir.

Doç. Dr. Murat SARICIK
SorularlaIslamiyet

Paylasiminiz icin Allah razi olsun... allahuakbar
 

Başak

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
1,488
Aldığı Beğeniler
5
Çok Faideli yazılar, Allah cc razı olsun...
 
Üst Alt