Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

busenem19

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
21 Ağu 2006
Mesajlar
220
Aldığı Beğeniler
0
Hz. Fatıma (r. anhâ), Efendimizin (sas) soyunu devam ettiren gül neslinin anasıdır.


O, neslinden gelecek olanların cehennem azabından fersah fersah uzak olduğu Fatımadır. O, beyaz, parlak ve aydınlık yüzlü Zehradır.

O, kendisini Allaha adamış, namuslu ve iffetli Betûldür.

O, Hz. FâtımatuzZehra elBetûldür.


Allah Resulünün en küçük kızı olan Hz. Fatıma validemizin hayatının bin bir çile, ızdırap ve gözyaşıyla dolu olduğunu görüyoruz. Babasıyla arasında evlatbaba ilişkisinin üstünde ayrı bir sevgi bağı vardır.

Her ânı ayrı bir hakaret, horlanma, işkence ile geçen İslam daveti esnasında babasını hiç yalnız bırakmamış ve Onu adım adım takip etmiştir.



Bir gün Efendimiz (sas) Kâbeye gitmiş ve orada bulunanlara İslâmı anlatıyordu. Orada bulunan müşrik grubu, bu nurlu sesi boğmak için toplanmış ve Allah Resulüne her türlü hakareti yaparak Onu tartaklıyorlardı.


Babasının bu hazin görüntüsünü bir kenardan gözyaşları içinde izleyen Hz. Fatıma, oradaki talihsizler güruhunun dağılmasından sonra kanlar içindeki babasını alıp eve götürüyor ve yaralarını sarıyordu.


Yine bir gün Efendimiz (sas) Kâbeye gidiyor ve namaza duruyordu. Secdeye vardıklarında, müşrikler bir deve işkembesini üzerlerine atıyorlardı. Müşrikler bu tabloyu kahkahalar atarak seyrederken, çilekeş kızı Hz. Fâtıma, babasının üzerine bulaşan pislikleri kendi elleriyle temizliyor ve babasını teskin ediyordu.
(Buhari, Vudu, 69; Müslim, Cihad, 107110)



Evet, Hz. Fatıma ile Efendimiz (sas) arasında çok güçlü bir sevgi bağı vardı. Babasının terbiyesi altında yetişen Hz. Fatıma, Ona çok benziyordu. Haya ve edebi, konuşma tarzı, oturup kalkması ve yaşantısıyla babasını andırıyordu.



Nebiler Serveri (sas) de kendi pâk neslini devam ettirecek olan kızını çok seviyor, kızı yanına geldiğinde onu ayakta karşılıyor, elini tutup

Hoş geldin kızım diyor ve ona iltifatlar edip yanına veya kendi yerine oturtuyordu. (Müslim, FezailusSahabe, 98; Ebu Davud, Edeb, 143, 144)


Hz. Fatıma evlilik çağına geldiğinde sahabinin ileri gelenlerinin onunla evlenmek için yarıştığını görüyoruz. Çünkü onunla evlenmek, Allah Resulüne akrabalık bağlarıyla bağlanmak demekti. Bu da çok büyük bir şerefti ve sahabei kiramın ileri gelenleri bu şerefe ulaşmak istiyordu.

Bu yüce şeref Hz. Aliye nasip olacaktı. Nebiler Serverinin damadı olan Hz. Ali (ra), fakir bir genç olduğu için Hz. Fatımaya mehir verecek parası bulunmuyordu. Elinde bulundurduğu bir kısım eşyasını satarak eşine 450 dirhem civarında mehir verebilmişti. Peygamber kızı Hz. Fatımanın çeyizinde ise bir kadife örtü, içine hurma lifi doldurulmuş deri bir yastık, iki el değirmeni ve deriden yapılmış iki su kabı bulunuyordu.



Bu kutlu evlilikten Hz. Hasan ve Hüseyin dünyaya gelmişti.

Hz. Ali baba, Efendimiz (sas) ise dede olmuştu.

Allah Resulü, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyini dede şefkatinin üzerinde ayrı bir muhabbetle seviyordu.


Efendimizin, Fatıma benim bir parçamdır, onu sevindiren beni sevindirmiş, onu üzen de beni üzmüş olur.
(Buhari, Fezailu AshabinNebi, 12, 29) iltifatına mazhar olan Hz. Fatıma validemizin, babasını savaş meydanlarında da yalnız bırakmadığını görüyoruz.


O, Uhud Savaşında mücadele eden sahabelere yiyecek ve su taşımış ve aynı zamanda yaralananların yaralarını sarmıştır. Savaşın kızıştığı bir anda gözleriyle babasını arayan Hz. Fatıma, babasının ağzından kan boşaldığını görünce hemen yanına koşmuştu.


Babasının dişi kırılmıştı. O, elleriyle babasının kana bulanan yüzünü temizlemeye çalışmış, kanın dinmediğini görünce de bir hasır parçasını yakıp küllerini Efendimizin (sas) yüzüne bastırarak akan kanı durdurmuştu. (Müslim, Cihad, 101)


Babasına çok düşkün olan Hz. Fatıma, Efendimizin vefat anlarında yanına gelir ve babası kızının kulağına bir şeyler fısıldar. Bunun üzerine ağlamaya başlayan Hz. Fâtıma, Allah Resulünün kulağına eğilip tekrar bir şeyler söylemesiyle ağlamayı bırakır ve bu defa tebessüm etmeye başlar. Daha sonra bu olayın nedenini anlatan Hz. Fâtıma, Hz. Peygamberin, yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak vefât edeceğini söylediğini ve kendini tutamayarak ağladığını; ancak daha sonra ehli beytinden kendisine ilk kavuşacak kişinin kendisi olduğunu müjdelediğinde gülümsediğini söyler.
(Buhari, Fezailu AshabinNebi, 12; Müslim, FezailusSahabe, 9799)



Bu müjdeyi alan Hz. Fatıma anamız, Allah Resulü vefat ettikten sonra onun acısına fazla dayanamamış ve yaklaşık beş buçuk ay sonra vefat ederek yine babasına kavuşmuştur. Onun analık yaptığı nurlu nesil ise, bulundukları her asrı aydınlatmış ve aydınlatmaya da devam etmektedir. Ne mutlu o nesle ve o nesle tâbî olan kutlulara...
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
Evet, Hz. Fatıma ile Efendimiz (sas) arasında çok güçlü bir sevgi bağı vardı. Babasının terbiyesi altında yetişen Hz. Fatıma, Ona çok benziyordu. Haya ve edebi, konuşma tarzı, oturup kalkması ve yaşantısıyla babasını andırıyordu.

Efendimizin, Fatıma benim bir parçamdır, onu sevindiren beni sevindirmiş, onu üzen de beni üzmüş olur.
(Buhari, Fezailu AshabinNebi, 12, 29) iltifatına mazhar olan Hz. Fatıma validemizin, babasını savaş meydanlarında da yalnız bırakmadığını görüyoruz.

ALLAH razı olsun bu güzel bilgiler için.

MEVLAM tüm bacı ve ablalarımı hz.fatıma r.a nın ahlakı ile ahlaklandırsın...
 

Bir_Katre

RAHMETLE ANIYORUZ DEĞERLİ KARDEŞİM
 
Üyelik Tarihi
4 Ağu 2006
Mesajlar
5,632
Aldığı Beğeniler
50
Konum
Ağrı
Takım
Galatasaray
Allah razı olsun güzel bir paylaşımdı ellerien sağlık....
 

iklimya

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
9 Ağu 2006
Mesajlar
107
Aldığı Beğeniler
0
ALLAH razı olsun bu güzel paylaşım için
 

FurkanCan

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
30 Mar 2006
Mesajlar
1,775
Aldığı Beğeniler
6
İmam Hasan Askeri (a.s)dan şöyle nakledilmiştir:

Bir gün bir kadın, Hz. Fatıma'nın (a.s) huzuruna varıp şöyle dedi: Güçsüz bir annem vardır, namazında zor bir meseleyle karşılaştı ve o meseleyi sana sormam için beni huzurunuza gönderdi. Hz. Fatıma (a.s) o meselenin cevabını verdi. O kadın, ikinci kez başka bir mesele sordu. Hz. Fatıma yine cevabını verdi. Daha sonra üçüncü bir mesele sordu, böylece sorduğu soruların sayısı onu buldu. Hz. Fatıma de hepsine cevap verdi. Sonra o kadın sorunun çok olmasından dolayı utanıp "Sizi daha çok yormayayım" dedi.
Hz. Fatıma: Karşılaştığın her soruyu utanmadan gel sor, ben senin sorularından yorulmam. Eğer bir kimse bir yükü dama çıkarmak için ecir olur ve karşılığında yüz bin dinar alırsa, acaba o iş ona ağır gelir mi ?
Kadın: Hayır, ağır gelmez ve o işten yorulmaz dedi.

Hz. Fatıma sonra şöyle buyurdular:

Her meselenin cevabına karşılık bana verilen sevap, arası incilerle dolu olan yer ile göklerken daha fazladır. Öyleyse meselelere cevap vermekten hiç yorulur muyum
 

abaci_70

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
27 Nis 2006
Mesajlar
153
Aldığı Beğeniler
0
Peygamber (s.a.a)in durumu çok ağırlaşmıştı, başını Hz. Alinin dizine koydu ve bayıldı. Fatıma (a.s) babasının nâzenin yüzüne bakıyor, göz yaşı döküyor ve şöyle diyordu: Âh, babamın bereketi ile rahmet yağmuru (vahiy) iniyordu. Öksüzlerin ve dul kadınların sığınağı idi.

Resulullah (s.a.a), Fatımanın ağlama sesini işitince gözlerini açıp yavaş bir sesle:

Aziz kızım! Şu ayeti oku: Muhammed ancak bir resuldür. Ondan önce nice resuller gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz ? Ölümün çaresi yoktur,bütün peygamberler öldüğü gibi ben de öleceğim. Fakat niçin millet, benim hedefimi sürdürmüyor ve geri dönmek istiyor ? buyurdu.

Bu sözler, Hz. Fatımayı daha da ağlattı. Resul-i Ekrem (s.a.a) aziz kızının perişan halini ve ağlar gözlerini görünce, ona teselli vermek istedi. Bundan dolayı Fatımaya: Yakına gel diye işaret etti. Başını babasına yaklaştırınca Peygamber (s.a.a) onun kulağına bir şeyler söyledi. Fatımanın tebessüm ettiğini gördüler ve şaşırdılar. Sebebini sorduklarında; Babam hayatta olduğu müddetçe sırrını kimseye söylemem dedi.

Fatıma (a.s) babasının ölümünden sonra; Babam kulağıma: Fatıma'cığım, senin de ölümün yakındır; bana kavuşacak olan ilk kişi sensin buyurdu. dediğinde Hz. Fatımanın tebessümünün sebebi anlaşılmış oldu. (4)

Burada vesile arayanların münacatıyla sözümüze son veriyoruz:

Allahım! Sana kavuşmam için Senin rahmet ve şefkatinden başka bir vesilem, alemlere rahmet olarak gönderilen ve ümmeti üzüntüden kurtaran Peygamber'inin şefaatinden başka bir aracım yoktur.

Allahım! Senin bağışına kavuşmam ve rızana erişmemde, bunları benim için vesile kıl. Benim umutlarım Senin kerem dergahına yönelmiş ve cömertliğinin kapısına arzularım serilmiştir. Öyleyse, Sana olan ümidimi kesme ve çabamı hayırla sonuçlandır. Beni cennetinde yerleştirdiğin, keramet evinde yer verdiğin, kıyamet gününde Sana (rahmetine) bakmakla gözlerini aydınlattığın ve kendi indinde doğruluk menzillerinde menzil verdiğin kimselerden eyle.

Ey kapısından daha keremli bir kapı bulunmayan; merhametinden daha üstün bir merhamet olmayan; ey yalnız kalanın arkadaşlık kurabileceği en hayırlı munis ve ey kovulanın sığınabileceği en şefkatli sığınak! Senin geniş affına ellerimi açmış ve kerem eteğine sarılmışım; eli boş olarak beni geri çevirme, hayal kırıklığı ve hüsrana uğratma; ey duayı işiten Allah; ey merhametlilerin en merhametlisi
Peygamber (s.a.a)in durumu çok ağırlaşmıştı, başını Hz. Alinin dizine koydu ve bayıldı. Fatıma (a.s) babasının nâzenin yüzüne bakıyor, göz yaşı döküyor ve şöyle diyordu: Âh, babamın bereketi ile rahmet yağmuru (vahiy) iniyordu. Öksüzlerin ve dul kadınların sığınağı idi.Peygamber (s.a.a)in durumu çok ağırlaşmıştı, başını Hz. Alinin dizine koydu ve bayıldı. Fatıma (a.s) babasının nâzenin yüzüne bakıyor, göz yaşı döküyor ve şöyle diyordu: Âh, babamın bereketi ile rahmet yağmuru (vahiy) iniyordu. Öksüzlerin ve dul kadınların sığınağı idi.
 

züleyha

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
9 Nis 2007
Mesajlar
10
Aldığı Beğeniler
0
ORiJiNAL YAZARI : FurkanCan
İmam Hasan Askeri (a.s)dan şöyle nakledilmiştir:

Bir gün bir kadın, Hz. Fatıma'nın (a.s) huzuruna varıp şöyle dedi: Güçsüz bir annem vardır, namazında zor bir meseleyle karşılaştı ve o meseleyi sana sormam için beni huzurunuza gönderdi. Hz. Fatıma (a.s) o meselenin cevabını verdi. O kadın, ikinci kez başka bir mesele sordu. Hz. Fatıma yine cevabını verdi. Daha sonra üçüncü bir mesele sordu, böylece sorduğu soruların sayısı onu buldu. Hz. Fatıma de hepsine cevap verdi. Sonra o kadın sorunun çok olmasından dolayı utanıp "Sizi daha çok yormayayım" dedi.
Hz. Fatıma: Karşılaştığın her soruyu utanmadan gel sor, ben senin sorularından yorulmam. Eğer bir kimse bir yükü dama çıkarmak için ecir olur ve karşılığında yüz bin dinar alırsa, acaba o iş ona ağır gelir mi ?
Kadın: Hayır, ağır gelmez ve o işten yorulmaz dedi.

Hz. Fatıma sonra şöyle buyurdular:

Her meselenin cevabına karşılık bana verilen sevap, arası incilerle dolu olan yer ile göklerken daha fazladır. Öyleyse meselelere cevap vermekten hiç yorulur muyum


Sayın furkancan bu yukardaki imam hasan askeri isimli kişiye (a.s) yi binçli eklemediniz sanırım. Ben böyle bir peygamber bilmiyorum da.

Fatımaya sorulan soruların neden hiç birisi ortada yok. Madem sorulara cevap vererek ümmetin kadınlarına bir şeyler öğretmekse maksat, ne sorulduğunu neden gizlemişler merak ettim. On soruyu da bırakın namazla ilgili soru neymiş o da belli değil.

Düzmece olduğu o kadar aşık ki, neresinden tutsanız, iplikleri çürümüş olan yamalıklı minder gibi dökülüyor.

Fatımanın her soruya verdiği cevap karşılığı aldığı sevabı nereden biliyor, bu da merak konusu olduğu kadar fatımaya yapılan hakaret olarak değerlendirmekteyim. Çünkü o annemiz bu tür saçmalamaları kabul etmez.
 
Üst Alt