Hz. Fatıma (r. anhâ), Efendimizin (sas) soyunu devam ettiren gül neslinin anasıdır.
O, neslinden gelecek olanların cehennem azabından fersah fersah uzak olduğu Fatımadır. O, beyaz, parlak ve aydınlık yüzlü Zehradır.
O, kendisini Allaha adamış, namuslu ve iffetli Betûldür.
O, Hz. FâtımatuzZehra elBetûldür.
Allah Resulünün en küçük kızı olan Hz. Fatıma validemizin hayatının bin bir çile, ızdırap ve gözyaşıyla dolu olduğunu görüyoruz. Babasıyla arasında evlatbaba ilişkisinin üstünde ayrı bir sevgi bağı vardır.
Her ânı ayrı bir hakaret, horlanma, işkence ile geçen İslam daveti esnasında babasını hiç yalnız bırakmamış ve Onu adım adım takip etmiştir.
Bir gün Efendimiz (sas) Kâbeye gitmiş ve orada bulunanlara İslâmı anlatıyordu. Orada bulunan müşrik grubu, bu nurlu sesi boğmak için toplanmış ve Allah Resulüne her türlü hakareti yaparak Onu tartaklıyorlardı.
Babasının bu hazin görüntüsünü bir kenardan gözyaşları içinde izleyen Hz. Fatıma, oradaki talihsizler güruhunun dağılmasından sonra kanlar içindeki babasını alıp eve götürüyor ve yaralarını sarıyordu.
Yine bir gün Efendimiz (sas) Kâbeye gidiyor ve namaza duruyordu. Secdeye vardıklarında, müşrikler bir deve işkembesini üzerlerine atıyorlardı. Müşrikler bu tabloyu kahkahalar atarak seyrederken, çilekeş kızı Hz. Fâtıma, babasının üzerine bulaşan pislikleri kendi elleriyle temizliyor ve babasını teskin ediyordu.
(Buhari, Vudu, 69; Müslim, Cihad, 107110)
Evet, Hz. Fatıma ile Efendimiz (sas) arasında çok güçlü bir sevgi bağı vardı. Babasının terbiyesi altında yetişen Hz. Fatıma, Ona çok benziyordu. Haya ve edebi, konuşma tarzı, oturup kalkması ve yaşantısıyla babasını andırıyordu.
Nebiler Serveri (sas) de kendi pâk neslini devam ettirecek olan kızını çok seviyor, kızı yanına geldiğinde onu ayakta karşılıyor, elini tutup
Hoş geldin kızım diyor ve ona iltifatlar edip yanına veya kendi yerine oturtuyordu. (Müslim, FezailusSahabe, 98; Ebu Davud, Edeb, 143, 144)
Hz. Fatıma evlilik çağına geldiğinde sahabinin ileri gelenlerinin onunla evlenmek için yarıştığını görüyoruz. Çünkü onunla evlenmek, Allah Resulüne akrabalık bağlarıyla bağlanmak demekti. Bu da çok büyük bir şerefti ve sahabei kiramın ileri gelenleri bu şerefe ulaşmak istiyordu.
Bu yüce şeref Hz. Aliye nasip olacaktı. Nebiler Serverinin damadı olan Hz. Ali (ra), fakir bir genç olduğu için Hz. Fatımaya mehir verecek parası bulunmuyordu. Elinde bulundurduğu bir kısım eşyasını satarak eşine 450 dirhem civarında mehir verebilmişti. Peygamber kızı Hz. Fatımanın çeyizinde ise bir kadife örtü, içine hurma lifi doldurulmuş deri bir yastık, iki el değirmeni ve deriden yapılmış iki su kabı bulunuyordu.
Bu kutlu evlilikten Hz. Hasan ve Hüseyin dünyaya gelmişti.
Hz. Ali baba, Efendimiz (sas) ise dede olmuştu.
Allah Resulü, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyini dede şefkatinin üzerinde ayrı bir muhabbetle seviyordu.
Efendimizin, Fatıma benim bir parçamdır, onu sevindiren beni sevindirmiş, onu üzen de beni üzmüş olur.
(Buhari, Fezailu AshabinNebi, 12, 29) iltifatına mazhar olan Hz. Fatıma validemizin, babasını savaş meydanlarında da yalnız bırakmadığını görüyoruz.
O, Uhud Savaşında mücadele eden sahabelere yiyecek ve su taşımış ve aynı zamanda yaralananların yaralarını sarmıştır. Savaşın kızıştığı bir anda gözleriyle babasını arayan Hz. Fatıma, babasının ağzından kan boşaldığını görünce hemen yanına koşmuştu.
Babasının dişi kırılmıştı. O, elleriyle babasının kana bulanan yüzünü temizlemeye çalışmış, kanın dinmediğini görünce de bir hasır parçasını yakıp küllerini Efendimizin (sas) yüzüne bastırarak akan kanı durdurmuştu. (Müslim, Cihad, 101)
Babasına çok düşkün olan Hz. Fatıma, Efendimizin vefat anlarında yanına gelir ve babası kızının kulağına bir şeyler fısıldar. Bunun üzerine ağlamaya başlayan Hz. Fâtıma, Allah Resulünün kulağına eğilip tekrar bir şeyler söylemesiyle ağlamayı bırakır ve bu defa tebessüm etmeye başlar. Daha sonra bu olayın nedenini anlatan Hz. Fâtıma, Hz. Peygamberin, yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak vefât edeceğini söylediğini ve kendini tutamayarak ağladığını; ancak daha sonra ehli beytinden kendisine ilk kavuşacak kişinin kendisi olduğunu müjdelediğinde gülümsediğini söyler.
(Buhari, Fezailu AshabinNebi, 12; Müslim, FezailusSahabe, 9799)
Bu müjdeyi alan Hz. Fatıma anamız, Allah Resulü vefat ettikten sonra onun acısına fazla dayanamamış ve yaklaşık beş buçuk ay sonra vefat ederek yine babasına kavuşmuştur. Onun analık yaptığı nurlu nesil ise, bulundukları her asrı aydınlatmış ve aydınlatmaya da devam etmektedir. Ne mutlu o nesle ve o nesle tâbî olan kutlulara...
O, neslinden gelecek olanların cehennem azabından fersah fersah uzak olduğu Fatımadır. O, beyaz, parlak ve aydınlık yüzlü Zehradır.
O, kendisini Allaha adamış, namuslu ve iffetli Betûldür.
O, Hz. FâtımatuzZehra elBetûldür.
Allah Resulünün en küçük kızı olan Hz. Fatıma validemizin hayatının bin bir çile, ızdırap ve gözyaşıyla dolu olduğunu görüyoruz. Babasıyla arasında evlatbaba ilişkisinin üstünde ayrı bir sevgi bağı vardır.
Her ânı ayrı bir hakaret, horlanma, işkence ile geçen İslam daveti esnasında babasını hiç yalnız bırakmamış ve Onu adım adım takip etmiştir.
Bir gün Efendimiz (sas) Kâbeye gitmiş ve orada bulunanlara İslâmı anlatıyordu. Orada bulunan müşrik grubu, bu nurlu sesi boğmak için toplanmış ve Allah Resulüne her türlü hakareti yaparak Onu tartaklıyorlardı.
Babasının bu hazin görüntüsünü bir kenardan gözyaşları içinde izleyen Hz. Fatıma, oradaki talihsizler güruhunun dağılmasından sonra kanlar içindeki babasını alıp eve götürüyor ve yaralarını sarıyordu.
Yine bir gün Efendimiz (sas) Kâbeye gidiyor ve namaza duruyordu. Secdeye vardıklarında, müşrikler bir deve işkembesini üzerlerine atıyorlardı. Müşrikler bu tabloyu kahkahalar atarak seyrederken, çilekeş kızı Hz. Fâtıma, babasının üzerine bulaşan pislikleri kendi elleriyle temizliyor ve babasını teskin ediyordu.
(Buhari, Vudu, 69; Müslim, Cihad, 107110)
Evet, Hz. Fatıma ile Efendimiz (sas) arasında çok güçlü bir sevgi bağı vardı. Babasının terbiyesi altında yetişen Hz. Fatıma, Ona çok benziyordu. Haya ve edebi, konuşma tarzı, oturup kalkması ve yaşantısıyla babasını andırıyordu.
Nebiler Serveri (sas) de kendi pâk neslini devam ettirecek olan kızını çok seviyor, kızı yanına geldiğinde onu ayakta karşılıyor, elini tutup
Hoş geldin kızım diyor ve ona iltifatlar edip yanına veya kendi yerine oturtuyordu. (Müslim, FezailusSahabe, 98; Ebu Davud, Edeb, 143, 144)
Hz. Fatıma evlilik çağına geldiğinde sahabinin ileri gelenlerinin onunla evlenmek için yarıştığını görüyoruz. Çünkü onunla evlenmek, Allah Resulüne akrabalık bağlarıyla bağlanmak demekti. Bu da çok büyük bir şerefti ve sahabei kiramın ileri gelenleri bu şerefe ulaşmak istiyordu.
Bu yüce şeref Hz. Aliye nasip olacaktı. Nebiler Serverinin damadı olan Hz. Ali (ra), fakir bir genç olduğu için Hz. Fatımaya mehir verecek parası bulunmuyordu. Elinde bulundurduğu bir kısım eşyasını satarak eşine 450 dirhem civarında mehir verebilmişti. Peygamber kızı Hz. Fatımanın çeyizinde ise bir kadife örtü, içine hurma lifi doldurulmuş deri bir yastık, iki el değirmeni ve deriden yapılmış iki su kabı bulunuyordu.
Bu kutlu evlilikten Hz. Hasan ve Hüseyin dünyaya gelmişti.
Hz. Ali baba, Efendimiz (sas) ise dede olmuştu.
Allah Resulü, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyini dede şefkatinin üzerinde ayrı bir muhabbetle seviyordu.
Efendimizin, Fatıma benim bir parçamdır, onu sevindiren beni sevindirmiş, onu üzen de beni üzmüş olur.
(Buhari, Fezailu AshabinNebi, 12, 29) iltifatına mazhar olan Hz. Fatıma validemizin, babasını savaş meydanlarında da yalnız bırakmadığını görüyoruz.
O, Uhud Savaşında mücadele eden sahabelere yiyecek ve su taşımış ve aynı zamanda yaralananların yaralarını sarmıştır. Savaşın kızıştığı bir anda gözleriyle babasını arayan Hz. Fatıma, babasının ağzından kan boşaldığını görünce hemen yanına koşmuştu.
Babasının dişi kırılmıştı. O, elleriyle babasının kana bulanan yüzünü temizlemeye çalışmış, kanın dinmediğini görünce de bir hasır parçasını yakıp küllerini Efendimizin (sas) yüzüne bastırarak akan kanı durdurmuştu. (Müslim, Cihad, 101)
Babasına çok düşkün olan Hz. Fatıma, Efendimizin vefat anlarında yanına gelir ve babası kızının kulağına bir şeyler fısıldar. Bunun üzerine ağlamaya başlayan Hz. Fâtıma, Allah Resulünün kulağına eğilip tekrar bir şeyler söylemesiyle ağlamayı bırakır ve bu defa tebessüm etmeye başlar. Daha sonra bu olayın nedenini anlatan Hz. Fâtıma, Hz. Peygamberin, yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak vefât edeceğini söylediğini ve kendini tutamayarak ağladığını; ancak daha sonra ehli beytinden kendisine ilk kavuşacak kişinin kendisi olduğunu müjdelediğinde gülümsediğini söyler.
(Buhari, Fezailu AshabinNebi, 12; Müslim, FezailusSahabe, 9799)
Bu müjdeyi alan Hz. Fatıma anamız, Allah Resulü vefat ettikten sonra onun acısına fazla dayanamamış ve yaklaşık beş buçuk ay sonra vefat ederek yine babasına kavuşmuştur. Onun analık yaptığı nurlu nesil ise, bulundukları her asrı aydınlatmış ve aydınlatmaya da devam etmektedir. Ne mutlu o nesle ve o nesle tâbî olan kutlulara...